Plazma sayı 1, sayfa 73

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 73

Uzay 1999'u bir çoğunuz hatırlayacaktır. Hani küçüklüğümüzün, hatta benim ceninliğimin dizisi. Hani şu ünlü Maya'nın olduğu ve annemin anlattığı kadarıyla ağabeyimin gecelerce kabus görmesini sağlayan nostaljik bilim kurgu. 1999 yılında gerçekten uzaya çıkabildik mi? Esasen 1961'de çıktık. Peki Uzay 1999'daki teknolojiye erişebildik mi? 2005 itibarıyla "hayır".

İnsanoğlunun hedeflerini birçok konuda sınırları zorlayıcı, zaman zaman imkansız olmuştur. Bu yüksek hedeflerin iki türlü geri dönüşü olur. Birinci senaryoda hedefin yüksek seçilmesi yüzünden hiçbir zaman sonuca gidilemez ve projeler amacından sapar ya da tamamiyle başarısızlıkla sonuçlanır. Tabii ki her zaman sonuç negatif değildir. Zaman zaman imkansız gibi görünen hedeflere ulaşmak için gerekli kilit noktalardan biri çözüldüğü gibi projeler amaçlarını aşan sonuçlara ulaşmışlardır. George Lucas'ın filmlerinde ve oyunlarında daha gerçekçi modeller kullanılması için ayırdığı araştırma-geliştirme bütçesinin biraz fazla olması, üç boyutlu bir tarayıcı yapmaya çalışırken beyin tomografisini (MR) bulmasına ve sağlık sektörüne büyük bir katkı yapmasına neden olmuştur. Bu da projelerin amaçlarını aşmasına en güzel örneklerden biridir.

URL: http://www.urmc.rochester.edu/smd/about/newsletterArchive/newsletter06022005.cfm

Uzay, Lucas'ın, benim ve bizim gibi yüz binlerce kişinin çözmek ya da en azından anlamak istediği gizemli bir konudur. Ancak gama ışın patlamaları gibi birçok konu henüz sağlam temellere dayandırılarak açıklanamamakta, günümüzde bile birbiriyle tutarsız bazı teorilerle açıklanmaya çalışılmaktadır.

Uzay teknolojileri konusunda Türkiye'nin şu anda içinde bulunduğu durum malum. Basında yıllardır "Türkiye Uydu İhraç Edecek" gibisinden haberlerle karşılaşıyoruz. Uyduyu yaptık da ihraç ediyoruz. Ancak uydu yapmak, insanlı bir uzay gemisiyle uzaya çıkmaya göre çok daha mantıklı bir hedef. Bence Türkiye yakın bir zaman diliminde kendi uydusunu yapıp fırlatacak ve ihraç edecektir. Peki bu hedef mantıklı ama yeterli mi? Uydu yapımı bittikten sonra daha gelişmiş uydular mı hedeflenecek yoksa doğrudan bir mekik inşasına mı geçilecek? Türkiye uzaya mekik yollamayı başarırsa maaşlarını düşük bulan işçiler ayaklanır mı? Bu konuda onlarca saçma sapan soru ortaya atılabilir. Ancak tek bir gerçek unutulmamalıdır. Dünya'da uzay teknolojilerinde istenilen noktaya gelinememiştir. Türkiye ise Dünya'nın çok gerisindedir. Türkiye'nin Dünya'yı yakalamak için yapacağı her hareket uzun vadede faydalı olsa da anlık olarak fuzuli görülecektir.

Dünya'da uzay teknolojisi oldukça gelişmiştir diye düşünenler olabilir. Ancak uzay istasyonlarındaki bilgisayarların soğutulması için kullanılan fanların çıkardığı gürültü ve bu gürültünün astronotlar ve kozmonotların en büyük kabusu olması bile çok basit gibi görünse de günümüz için çözümsüz bir problemdir. PC'lerde her geçen gün gelişen fan teknolojilerinin buna bir çözüm olacağını ümit edelim.

Dünya'da uzay teknolojisi istenilen yerde değil, peki Türkiye ne yapsın? İntihar mı etsin? Belki de etmeli. Edirne'den Hakkari'ye patır patır camlardan atlamalı, bileklerimizi kesmeliyiz. Var mı bizde o yürek? Yok. Biz ancak düşmanı denize dökmeyi biliriz zaten. O zaman bu işin çözümü nedir? İpin ucu kaçsa da peşinden koşmalı ve Dünya'nın çok hızlı ilerlememesi için dua etmeliyiz. Ne bu karamsarlık ya? Öyle işte...

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.