ZEBANİ ZONE

boşluk kaplar. Dakikalarla sayılabilecek; ürkütücü, sebep-sonuç ilişkisi bilinmeyen ve yalnızlık hislerinin en güçlüsünü yansıtan bir boşluk. Hiçbir şeyle ilgilenmek ve hiç kimseyle konuşmak istemezsiniz. Hayatın anlamını arayan, hiçbir zaman cevabını bulamayan ve çelişkiler zincirinde bunalan bir insansınızdır o anda. Kendinize sonlu bir evren kurup kendi sınırlı mantığınızda çıkış yolu ararsınız. Bunun için tek soruda yoğunlaşırsınız: Neden? Kendi öz eleştirinizi yapar ve hiç düşünmediğiniz kadar çok düşünürsünüz. Bilinç altına attığınız önemli olmayan ayrıntılar birden bire çok önemli meseleler haline gelir. Kendinizle en dürüst olduğunuz, insan olarak iğrenç duygularınızın bir an için en derinlere gömüldüğü kutsal bir andır bulunduğunuz durum. Gözlerinizin içinde hiçbir zaman göremeyeceğiniz bir ışıltı, bir anlam belirir, bunu hissedersiniz. Hayatınız boyunca yaptığınız ve bundan sonra yapacağınız tüm fiiller bu ışıltı içinde yargılanır. Kendi kurduğunuz mahkemenin hem avukatı, hem jürisi, hem de sanığısınızdır artık. Kararı verecek Hakim ise yoktur. Kararı "neden?" soruları belirler. "Neden ben böyle?", "Neden hiç istemediğim halde başkalarının kalbini kırıyorum?", "Neden ben?", neden? neden? neden?..., İşte kilometrelerce uzayıp gidecek olan bu soruların cevabı, sizin hiçbir zaman göremeyeceğiniz o kutsal ışıltıda saklıdır. Onu bulup çıkarmak ise olduğundan çok ama çok daha zor olacaktır. Normal yaşantınıza döndüğünüzde ise artık yine o bildik rezil yaratık olan insansınızdır; kendini kazanan ve kaybedenlerin bulunduğu bir dünyada karnı aç bir aslan gibi hisseden, karnı tokken bile daha fazlasını arzulayan, saçma sapan "ütopya" reçeteleri bulan, kalınkafalı, uydurma bir gerçeklik peşinde kendinin ve başkalarının hayatını cehenneme çevirmek için elinden geleni yapan zavallı bir evrim hatası. Bir insandan zaten ne beklenebilir ki? Bir boşluk mu? Bir ışıltı mı? Yoksa... size de olur mu? Herkese tekrar merhaba. Yeni hastalığınız zebani zone bu ay da yine

Size de olur mu? Bir anda içinizi bir

G4 | Braveheart muhteşem bir film, hemen görün...

birbirinden ilginç olaylara ışık tutuyor. Hayat sahnesinde, oyuna beş dakika ara verip, "benim rolüm ne ki?", "bu nedir?" sorularını soranların kutsal bir yeri durumuna geliyor burası git gide. Her zaman ilginç, her zaman neşeli, yeri geldiğinde sert ama ne olursa olsun faydalı (mı?) bir "Teba" zebani zone. Ben zebani ise her zamanki gibi yine esrarengiz (ne yapalım yani), mutsuzluk içinde mutlu (nasıl oluyor bu?), biraz kızgın (ateş düştüğü yeri yakar!), iyi niyetli (aman da aman!), bazen cesur, bazen korkak (olabilir) ve ısrarlı bir keçi olarak yaşayıp gidiyorum hayatın acımasız sınırlarında. Bu sınırlar dahilinde, bir gün çakıl taşları arasında bir "inci" bulabileceğimi düşünüyorum. Düşünmeye fırsat bulursam işte yukarıdaki gibi saçmalıyorum (mu acaba?). İnsanların ne

-olursa olsun düşünmelerini istiyorum.

Olayları mantıklı bir tartıda değerlendirmelerini istiyorum. Gerçekleri istiyorum. Anlayış istiyorum. İfade istiyorum. Turbo'yu ve Omay'ı dövmek istiyorum. Amiga'ların PC'lerden ucuz olmasını istiyorum. Halkın bir Burak Kut veya Tarkan konserine gittiğinde "ulan bunlar playback yapıp bizi kandırıyorlar be. Bir daha gitmeyeceğim bu sahtekarların konserlerine" demelerini istiyorum. Kağıtlara zam gelmemesini istiyorum. Pagestream 3.1'i istiyorum. Bir matbaam olmasını istiyorum. Mektup istiyorum. Gorefest'in yeni albümünün çıkmasını istiyorum, Serena Grandi ve Eva Grimaldi'yi bir kez olsun öpmek istiyorum. İstiyorum, istiyorum, istiyorum....ve galiba git gide saçmalıyorum...Ne yani çok şey mi istiyorum? Bu ayki ilk mektup taaa Bandırma'dan geliyor huzurlarınıza. Yazarı ise MUSTAFA KAYMAKÇI. Selamlar Mustafa bey. Bandırma deyince benim aklıma ilk gelen şey hep ünlü Bandırma vapuru olur. Oturup kırk yıl düşünsem Bandırma'da MegAMIGA okunacağı aklıma gelmezdi (dağıtım şebekemizin düzensizliği yüzünden). Demek ki oralarda bile bizi destekleyenler var. Şimdi Mustafa bey, her şeyden önce dergi için sıraladığınız övgülere binlerce teşekkür ediyorum. Sanatla ilgilenen insanların Amiga'yı sevmesi gayet doğal; verdiğiniz örnekler gibi. Bu güzel aleti, ne yapmak istediğini bilenler zaten çok verimli bir şekilde kullanıyorlar. Sizin de bu makine ile ilgili bayağı bir geçmişiniz var gibi (bir sürü dergi eskitmişsiniz). Tabii bunun sonucu Amiga'yı sevmeniz kadar doğal bir şey yok. Çünkü ne için kullanacağınızı biliyorsunuz. Sizin tek sıkıntınız Bandırma'da yaşamanızdan doğan kaynak sorunu. Yani oralarda piyasa nasıl bilmiyorum ama Amiga'yla ilgili yetersiz kaynaklar sizin çok fena canınızı sıkıyor (bu kaynak sorunu aslında genel bir sorun. Başka platformlarda tartışmak gerekir). Bu durum maalesef İstanbul harici yerlerde hep böyle. Şu anda ne yapılır bilmiyorum. Tek çare beklemek. Bir gün İstanbul'a gelip dergiyle tanışmanız oldukça güzel bir durum. Yeni bir okuyucu kazanmanın mutluluğunu tadabiliriz. Tabii sırada daha birçokları var ama ah şu dağılım sorunu, o kadar bel büküyor ki anlatsam ağlarsınız. Umarım bu sorunu da en yakın zamanda çözeceğiz (umarım!). Şimdi mektupta sorduğunuz ve sorun olarak gördüğünüz şeyleri çözmeye uğraşalım: 1- A500 ve 1 MB hafıza da Imagine ile uğraşmak teorik olarak bir pire sürüsünü kuş kafesinde tutmak kadar zor bir iş. Yani sizde ya peygamber sabrı var, ya çok zor şeylerle uğraşmayı seviyorsunuz, ya da eziyet çekmek hoşunuza gidiyor. Ayrıca Imagine 2.0 ile bu işleri zor zoruna yapmanız, 3.0 veya 3.1 ile hiç ama hiç ama hiç yapamamak anlamına gelmektedir. Bu çok olumsuz tavrım için üzgünüm ama yapacak bir şey yok şu anda sizin için. Tek çare bahsettiğiniz fiyattaki A1200'ü alıp gönül rahatlığıyla çalışmak. 2- D.paint 5'i verimli kullanmak için ilk önce doğru düzgün bir Install edilmesi gerekiyor. Ancak siz disketten çalışıyorsanız işiniz iki kat daha zor. Yani buradan çıkarılacak ders: bu tür programlar için harddisk şart ve şurt!. Ama diskette dikkatli bakarsanız Floppy isimli bir file görürsünüz. Bunu kullanarak diskette çalışan sorunsuz bir DPaint elde edebilirsiniz. Yalnız programın eksik disketleri varsa denemeyin bile. 3- Eğer müzikle amatör olarak ilgileniyorsanız (ki zannediyorum öyle) piyasada çok ucuz 2-3 milyona Sound Sampler'lar var (tabii İstanbul'da var. Bandırma'da var mı? yoksa bir vapurla yollayalım). Ancak merak ettiğim şey modül toplamak için Sound Sampler'ı ne yapacağınız. Yani herhangi bir kaynaktan ses alıp modül yapacaksanız tamam; ama sadece aldığınız sesleri AudioMaster'da dinleyecekseniz şu anda işgüzarlık boyutlarını fazlasıyla zorlamış bulunuyorsunuz. Kırmızı alarm dikkat. 4- Mini Office ve türevlerini şimdilik açıklamayı düşünmüyoruz. Ama hiçbir zaman açıklamayacağız anlamına da gelmiyor bu. Dolayısıyla arz-talep kanunu işler gibi gözüküyor şu anda. Aynı sorun Deluxe Music 2.0 için de geçerli, teşekkür ederim!. 5- Valla bu soru için en yanlış adamı seçmiş bulunuyorsun. Hayatında Midi'yle ilgilenmemiş biri olarak bu soruya cevap vermem imkansız hatta ondan da öte bir şey (bu kadar da imkansız olamaz, ama öyle!). Bu durumda bizim müzikçilerin sana yardımcı olacağını umuyorum (ben sadece çok iyi müzik dinler, eleştirir ve biraz da modül yaparım. Canawar gibi bestelerim vardır ha). 8- Street Fighter'ın son versiyonu A500/A500+ ve A600'ler için çıktı (tabii İstanbul'da). Bunu temin ederseniz oğlunuz sizi çok sevecektir sanırım (oynadıktan sonra saldırma olasılığı da var). 9- İstediğiniz şeyler adresinize postalandı. Yakında elinizde olur. Ama tekrarlıyorum, Imagine 3.0 veya 3.1'i, 1MB hafıza da çalıştırmayı, hatta o disketleri drive'a yaklaştırmayı dahi düşünmeyin; hayal kırıklığına uğramayı istemiyorsanız. 10- İstanbul'a gelip bizimle görüşmeniz oldukça zor çünkü toplu olarak yaşamıyoruz biz. Genelde sürüler halinde veya tek tek dolaşıyoruz. Sanırım anladınız. Henüz 'yerleşik dergi yaratma' sistemine geçemedik. Sistem Operatörü(!) ALİ ÇALIK denen iblis bu sorun için şu anda incelemede. Bakalım ne yapacak hıyarto. Bunun için bizi görmeniz oldukça zor, üzgünüz...evet sanıyorum epey muhabbet ettik. Ben sizi şimdilik uğurluyorum ve bol bol mektup yazmanızı diliyorum. Bir gün Bandırma'da görüşmek üzere hoşça kalın.

Şimdi sırada tanıdık bir isim var: EFE TOPÇUOĞLU. Efe koçum naber ya? biz de meraktan tırnaklarımızı yedik bu adam niye yazmıyor diye. Ama görüyorum ki yazında hala bir değişiklik yok. Çizgili kağıt kullanman bile bir işe yaramamış. Senin bu mektuplarını güzel yazan bir arkadaşıma gösterdim, adamın yazısı bozulduğu gibi okumayı da unuttu ve bu olaydan takriben iki hafta sonra da öldü. Aynı yazıyı bir eczacıya gösterdim, adam önce trans haline geçip boş boş bakmaya başladı ve sonra da "okunamayan reçetelere verilecek rastgele ilaçlar reyonu"ndan bir ilaç alarak anında öldü. Ne biçim elin var senin yahu! Senin hiç gözlerin bozulmuyor mu bu çok kötü yazıdan? Neyse ki ben hala yaşıyorum. Şimdi Bakırköy'de oturman meselesi yüzünden senden özür diliyorum. Tamamen senin yazılarının oluşturduğu geçici bir körlüğe rastlamamdan dolayı böyle bir yanlış yapmış bulunuyorum. Artık nerede oturduğunu gayet iyi biliyorum ve seni öldürmem daha kolay olacak. Kapağın renkli olmasında bu dergiyi alan, satan, okuyan, çıkaran da dahil herkesin payı var. Bu yüzden senin de böyle bir tavsiyede bulunman diğerleri gibi bir etki yarattı tabii ki. Ama böyle bir olayı sırf sen istediğin için yapmadık bunu böyle bil (aferin). Bizim dergide Pentagram, Guns'n'Roses ve Metallica dinleyen pek yok (Omay Metallica dinlemeye çalışır, Mr.Oz ne dinlediğini yorumlayamaz bile onun için her şeyi dinler, Turbo zaten malum yavşak; Suicyco Suicidal'dan başkasını dinlemez saplantısı var, Tarkan Bulgaristan halk folkloru sezgilerini dinler; diğerleri ise sadece bir şeyler dinler). Ben de Metallica'yı "...and Justice for All" gibi bir albüm yapana kadar dinlemeyeceğim. Pentagram iyi gruptur fakat Türkiye'de prodüksiyon sorunlarının aşılması gerekir. Bu yüzden istedikleri etkiyi yapamazlar. Guns'n'Roses ise benim dinlemediğim bir tür müziğin temsilcisidir. Ne desem boş ve anlamsız. Bu arada mektuba çizdiğin "Zebani" karikatürünün benimle bir alakası olmayıp seni ilk gördüğüm yerde parçalamam için çok geçerli bir sebep oluşturmaktadır. Yani sözün özü: "Yandın oğlum sen, bittin sen". Evet Efe, seni çok fena lanetliyorum ve devamlı mektup yaz diyorum. Dikkatli ol ve beni görmemeye çalış. Yoksa...

Sırada yeni FRP yazarı Suicyco arkadaşımıza gelen, ancak olay boyutları itibarıyla Zebani Zone'u da ilgilendiren ve her halinden küçük bir beyinsiz-salak-öküz olup, eski tanrısına tapmayı saplantı haline getiren ve bu yüzden başkalarına sataşmayı kendine görev edinmiş 'akut paranoyak' bir mektup sahibi ile beraberiz. Bu mektup sahibinin ismi, daha doğrusu bu salağın ismi Roger Wilco (takma isim -dikkat). Roger koçum bu satırları okuyorsan ne kadar aşağılık ve salak bir tip olduğunu anlayacaksın fakat bunu bile anlayacak beyninin olmadığını düşünüyorum. Neyse şimdi senin gibi siktiri boktan birisi için bu satırları anlamsızca uzatmayıp üstümüze

düşen cevabı verelim ve seni anında siktir edelim. Birincisi, sen belli ki tanrına kurban vermeyi seven köle zihniyetli bir adamsın (veya her ne boksan). Kurban olarak da bu dergide FRP köşesi yazmaktan başka hiçbir suçu olmayan Suicyco'yu ve beni seçmişsin. Nedeni de tanrının (buradaki tanrının kim olduğunu anlayın artık) yarattığı olguyu yok etmeye çalışıyormuşuz. Nedir bu olgu? nasıl yok edilir? Burada yazılanları insanlar okuyor ve seviyor. Sen sevmiyorsan bunu daha eleştiri düzeyinde yapman gerekiyordu; hakaret ederek değil. Madem konuştuğun ve anladığın dil bu, o zaman biz de öyle davranacağız. Mektubunda, "kendinizi yağlayan hayali mektuplarla sayfayı dolduruyorsunuz" demişsin. Peki sen bu gönderdiğin mektuba ait satırları okuyorsan şimdi, bu sözlerin kıçına kaçmayacak mı? Senin bu mektubunu nasıl yayınlıyoruz o zaman? Tabii doğru ya hayal kuruyoruz ve kendi kendimize mektup yaratıyoruz, üstelik Roger Wilco takma isminde (mantığa bak!...çok yazık). Bu arada “gerçek adınızı yazacak cesaretten bile yoksun"

olduğumuzu söyleyen sen, neden kendi ismini yazmaya cesaret edemeyip de "Roger Wilco" takma ismiyle yazmışsın bay cesur? Böyle bir durumda bizim ismimizi yazmamamızın sebepleri varken (bu sebebi sen anlayamazsın çünkü harbiden salaksın), sen neden gerçek ismini yazmamışsın? işte Roger salağı; baştan aşağı çelişki, hakaret, aptallık, fesatlık gibi daha bir sürü şey kokan bu mektubun, ne yazık ki amacına ulaşamadı. Böyle kendi kendine cihad ilan eden ve çelişkiler içinde ne yaptığını, daha doğrusu ne okuduğunu bilmeyen birisinin bir daha bu dergiyi okumaması, inan ki ben de dahil diğer tüm yazarların en ufak bir umurunda (burada başka bir şey yazılırdı ama sen anlamışındır) bile değil. Çünkü bize doğruları ve yanlışları söyleyen mantıklı ve hoşgörülü bir okuyucu kitlesi lazım; senin gibi kendiyle savaş halinde olup tanrısına bir şeyler kurban etmek isteyen köleler topluluğu değil. Evet benim de söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi siktir ol git karşımdan.

Şimdi sırada, Osmangazi BURSA'dan yazan CAPTANN HIT isimli, Türkçe dersi vermeye kalkıp Türkçeyi katlettiğinin farkında olmayan bir arkadaş var. Sayın Kaptan, (Türkçe'de böyle derler) ben de kaliteli bir okuyucuya alıştığım için senin bu mektubunu okuduğuma bin pişmanım. Daha ilk satırdan midem bulandı ve kustum. Sakın benden övgü iltifat filan bekleme. Dergideki dizgi yanlışlarından bahsederken bile yanlış yapan birisine ne söylememi bekliyorsun? Sen önce parantez açtıktan sonra kapamasını veya zırt pırt her yere ünlem konulamayacağını öğren. Bizim hatalarımız bilmeden yapılan hatalar değil, aceleyle; sizlere zamanında dergi yetiştirebilmek için yapılmış masum hatalar. Ayrıca artık küfürlü konuşmuyoruz, sadece argo var ve onu da bir tek ben kullanıyorum. Rahatsız oluyorsan bu 3-4 sayfayı anında geçeceksin. Computer Music sayfasında açıklanan program PROTRACKER. Sen galiba 4. sayıdan (yani 3) itibaren takip etmeye başladın bu dergiyi. Sen de diğer dergileri alıp o sayfaya bakarak hangi programın açıklandığını bilseydin daha yararlı olurdu sanki. Bir de cümleye "Ayrıca belki bildiğiniz gibi"! saçma bir şekilde başlanmaz. Bu cümleyle başlayan satırlarında Amiga'nın ilk defa 1986 yılının son aylarında çıktığını iddia etmişsin. Şimdi sen "x" konusunda bir şey bilmiyorsan, başkasının da bilmediğini iddia edemezsin. İlk Amiga bundan tam 10 sene önce Haziran ayında Chicago'daki "Consumer Electronics Show"da sergilendi. Üstelik o sergilenen makine bugün senin RAM bulmaya çalıştığın A1000'di. Bu bilgileri al sakla ve doğru yerlerde doğru insanlara karşı kullanmaya bak, kafadan sallama. Gelelim sorularına: 1- Amiga 1000 için 1,5 MB bulman çok zor gibi. Bilgisayar firmalarından bir tane yapmalarını isteyebilirsin ama bu çok lüzumsuz bir hareket olur. Sen artık yeni bir makine (A1200) al ve A1000'i duvarına süs yapmaya hazırlan. 2- A1200 ve A4000 fiyatları için bekleyiniz lütfen. 3- Tamamen renkli olmamız için bu dergiyi daha çok kişinin alması, daha çok kişinin okuması, Amiga'ların eskisi gibi yaygınlaşması, daha çok reklam alınması ve okuma alışkanlığı olmayan bir ülkede insanlara okuma sevgisinin, merakının kazandırılması gibi meşru sebepler lazım. Ekran görüntülerini renkli vermekle dergiyi tamamen renkli yapmak arasında çok önemli bir fark yok. Bu kadar. Evet Kaptan, sen de sakın yukarıdaki yazdıklarımı ciddiye alma. Sadece senin mektubunun üslubu paralelinde cevaplamaya çalıştım. Sen de çok iyisin sağ ol. Darılmak yok. Yazar olmak için senin maalesef İstanbul'da olman gerekiyor, üzgünüm. Ayrıca yazın yukarıdaki Efe Topçuoğlu'nun yazısından bin kat daha güzel. Bu yüzden çivi veya hiyeroglif ithamlarını hak etmiyor. Kendine iyi bak, mektup yaz, saygılar, sevgiler...

Sıradaki mektup K. Çekmece'den yazan ŞANSER ÖZER isimli arkadaşa ait. Şanser merhaba, İlk önce verdiğin reklam taktiklerine çok teşekkür ediyorum. Yazdıklarında tamamen haklısın. Bu değerli taktikler umarım diğer "REKLAM VERMEYİ DÜŞÜNEN AMA REKLAM FİYATLARINI AŞIRI PAHALI BULAN" kişilerin üzerinde etkili olur. Bakalım: deneyeceğiz, bekleyeceğiz ve göreceğiz...Bu arada yeni bir bilgisayar almak konusunda bazı şüpheli düşüncelerin var galiba. Yeni bir bilgisayar almak istiyorsan veya yeni bir model, önce oturup ne yapacağını kendine sorman gerekiyor. Bu çok önemli bir durum. İkincisi, Teknoloji geliştikçe bilgisayar modelleri de devamlı gelişecektir. Bu kaçınılmazdır. Bende ilk C-64'ü aldığımda "bu süper bir makine dünyada daha iyisi yok, hayatta satmam

Şu sıralar iğrenç kan kokuları alıyorum. Başkasını da almam" diyordum. Sonuçta A500'ü bir gördüm ve anında 180 derece değiştim (tabii hemen olmadı bu, biraz düşündüm ama sonuçta muhafazakar davranmak her zaman yararlı olmuyor, özellikle teknoloji açısından durum böyle. Bugün "daktilomu çok seviyorum onu hiçbir şeyle değişmem" diyen bir senarist bile en son bilgisayar teknolojisini kullanıyor). Sonuç olarak bir makineyi aldığında her zaman bir adım sonrasını düşünmen gerekiyor. Çünkü Teknoloji hiç bağlılık, duygusallık, iyi makine gibi şeyler dinlemeden gelişiyor. Bu gelişen teknolojiye ayak uydurmaktan başka çaremiz yok. Şimdi biz A4000'i Home Computer olarak tavsiye edemeyeceğimize göre şu anki en iyi "Home Computer" olan A1200'ü tavsiye ediyoruz. Bundan sonra yapacak olan tüm programlar bu bilgisayarda tasarlanacağı için böyle davranıyoruz. Şunu kesin kez anlamak gerekiyor: Artık A500'lerin devri kapanıyor. Bu bir anda gözle görünen bir şekilde olmuyor ama 1 sene sonra durumu tahmin etmeye çalışın. Evet bütün bunlardan sonra sayın Şanser, artık bir A1200 almak için biraz düşünmen ve biraz da paran olması gerekiyor. Fakat onun da bir sene sonra eskimeyeceğine garanti kimse veremez. Teknolojiyi yenemeyiz, durduramayız. Ayak uydurmaktan başka çaremiz yok. Bu arada Escom eski A500'leri alıp, yeni A1200 vermeyecek, Bu kurt taktiğini ancak böyle reklamcılıkla uğraşanlar düşünebilirdi zaten, bravo. Player Manager 2 beni birçok yönden hayal kırıklığına uğrattı. Geçtiğimiz sayıda Omay tarafından bir açıklama var bakabilirsin. Player Manager 2'nin A1200 versiyonu da hazırlanıyor haberin olsun. Gönderdiğin yazı çok çok güzel bir yazı. O yazıyı şimdi PC'deki 2-3 grafiğe kanıp ondan sonra "ben niye Amiga'da ki gibi bunu böyle yapamıyorum" diyen zat'lar için uyarlamak gerekiyor. Böyle bir yazı yazarsan dergide yayınlarım. Evet Şanser mektubun için teşekkür ediyorum ve daha çok mektup bekliyorum. Hoşça kal.

Şimdi sırada en kötü kabusum olan Endoplazmik Retikulum var. Naber Endo? Neler yapıyorsun? Nerelerdesin? Bizi soracak olursan işte burada uğraşıp duruyoruz. İnsanların dertlerine, sevinçlerine, öfkelerine tercümanlık yapmaya, çözüm bulmaya çalışıyoruz. Şimdi, derginin kapağındaki "dünyanın en satmayan" yazısında herhangi bir numara yok. Yani o büyük, küçük harfleri iş olsun diye yazdım. Galiba çok boş vaktin var ki oturup bu yazıda bir anlam aramışsın. Neyse, boşuna uğraşmışsın ne diyeyim. Bu tip şeylerle uğraşacağına oturup oyun oyna, çöz bize yolla, Bu daha iyi olur dimi? Derginin maddi külfiyeti demin de dediğim gibi alınmasına, satılmasına, okunmasına ve reklam verilmesine bağlı. Bu dünyadaki tüm dergiler için geçerli yegane kuraldır. Biz şu 6 sayıdır bunu çok sıkıntılı da olsa gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bakalım nereye kadar gidecek? Assembler diye üzülmene gerek yok artık. Al sana Assembler, hem de baba bir Assembler. Bundan bana $DFF0S9A'lık yapma tamam mı? Evet kısa ve içerik olarak boş bir mektup yolladığın için seni zap'lıyor, bundan sonra daha çok ve daha uzun mektuplar bekliyorum. Şimdi git artık hücre arkadaşlarının yanına (Lan Turbo gülme

Frontier II geliyor, en çok ben seviniyorum...

işerim üstüne)...

Şimdi sırada önceleri iyi bir Amigacı olan ancak PC'nin sahte ışıltısına kapılıp bir PC alarak (P)roblem (C)omputer olduğunu gören bin pişman Raven (bizim Raven değil o hep sırıtır) isimli bir vatandaş var. Raven merhaba. Mektubunda ki duygu akan cümleleri okudukça içim parçalandı. Gözlerim yaş doldu. "Doğacak şafağa inanmayanlar, gecenin karanlığına mahkumdurlar” lafını PC almadan önce mi düşündün sonra mı? Neyse asıl önemli olan gerçekleri görmen. Sende yapmak istediklerini o bilgisayarda yapamayacağın için Amiga'nın değerini anlamış bulunuyorsun. Bir bilgisayarda oyun başka şeylerin de yapılacağını anlamış bulunuyorsun. Bilgisayarının gerçek Multitask olarak çalıştığını görmek, bilgisayarında sorunsuz müzik yapmak istediğini anlamış bulunuyorsun. Bir Directory Opus, Adpro gibi programlar kullanmak istediğini anlamış bulunuyorsun. Her şeyden önce Raven, sen bir Amiga sahibi olmak istediğini, "Gerçeklerin kanıta ihtiyacı yoktur" diyerek anlamış bulunuyorsun...Dergiyi gerçekten çok beğendiğini belirtmişsin. Sağ ol var ol. Daha çok eksiklerimiz var. Bunları karşılıklı fikir alışverişi yaparak çözeceğiz zaten, Bu duygularının aynısını dinlediğin müzik türünde de uygulamanı istiyorum. Buna göre artık vazgeç şu tekno ve rap sevdasından. Bak gelmeyeyim oraya. Gorefest dinle, Carcass dinle, Kreator dinle. En azından bir-iki kez dinleyip ondan sonra "çok boktan müzik" de. Diğerleri gibi kulaktan dolma bilgilerle “teneke gürültüsü" deme. Bu hareket 20. yüzyılda yapılan en cahilce hareketlerden biridir. Üstelik bunu okul okumuş adam/kadın da yapıyor. Bu arada yukarıdaki "vazgeç şu tekno ve rap sevdasından" sözlerimi ciddiye alma sakın. Ben insanların dinlediği müziğe karışmam. Kim ne isterse onu dinler, Beni ilgilendirmez. Bu tip yargılamalar özel hayata karışmak gibidir. Kimseye benimle aynı müzik türünü dinlemediği içinde tavır takınmam (böyle çok ruh hastası var emin ol). Neyse Raven bu güzel mektubun için sana teşekkür ediyorum ve dergiyi devamlı almanı temenni ediyorum. Mektup yazmayı unutma ve kendine iyi bak. Bu arada kendine bir A1200 temin etmeyi de unutma, Bye 4 next time.

Şimdi sırada konuşma diliyle yazı dilini birbirine çok güzel ve rezil bir şekilde dolayan (nasıl oluyorsa?) Beşiktaşlı LEVENT TAŞDEMİR var. Levent koçum mektubundan anladığım kadarıyla tamamen “sorunlu” bir adamsın. Bir memnun oluyorsun ama hemen ardından ufacık bir şeye gıcık da oluyorsun. Senin anlayacağın "nötr" bir hayat yaşıyorsun, yazık sana. Şimdi dergideki © "çızık" -bilgisayarın tarama aletinin (scanner) "sıçık" olduğundan dolayı o biçimde çıktı. Yani kasıt yok. bizde şaşkınız. İdare etmeye çalışıyoruz. Bu arada Özgür abinle iyi geçin kızınca tükürür. Orada esas olarak ALİ ÇALIK hıyarıyla uğraşman gerekiyor, Bu arada Omay'ı azla sevmiyorsun galiba. Mektupla yazdıklarını Omay'a gösterdim ve çok kızdı. Seni de Kamer Bilgisayar'a geldiğin için tanıyormuş. Bu konunun üstüne dediğini Bence Omay'la iyi geçin. Aynı şeyler Turbo içinde geçerli. O, Japonya başbakanının Orama Koma...olduğunu veya İspanya başbakanının Edward Domaldagel olduğunu biliyor ama büyük bir ihtimalle seni ilk gördüğü yerde Orama koyup, İspanya'ya Domaldagel'in yanına gönderecek. Benden söylemesi, ol. Üstelik Çizgi Romanını da beğenmemişsin. Yandın bittin sen. Bu arada benim ismim için (yani zebani için) kendince kelime oyunu oynayıp şöyle bir sonuç çıkarmışsın: "AZİBNE" misin? Yani oturup bunu düşündüğün için sende “AZPUŞT" değilmişsin Levent. Gerçek adımı hala bilinen sebepler yüzünden açıklayamıyorum. Biraz daha sabret. Yazar olmak istiyorsan biraz daha beklemen gerekiyor. Evet şimdilik "HOŞTÇAKAL!" ve kendine iyi bak (ben de böyle şeyler bulmakta zorluk çekmem hatırlatırım)...

Evet dostlar bu aylıkta bu kadar. Zaten şu anda saat sabahın beşi. Hıyar Turbo'yla hır gür konuştuktan sonra bu mektupları yazmaya karar verdim. Gözümden uykular şapır şapır akıyor. Şimdi yatağıma yatacağım ve Carcass'ın "HeartWork" muhteşem melodilere ve yatağımın yumuşacık gövdesine bırakacağım kendimi. Bu ayda diğer aylarda olduğu gibi görevimi yapmanın mutluluğu ve huzuru içindeyim. Sorununuz ne olursa olsun. Her yere danıştıktan sonra bir de buraya danışmayı ihmal etmeyin. Kimbilir belki gerçek çözüm hiç tahmin etmediğiniz yerde keşfedilmeyi bekliyordur... ADRES: ZEBANİ ZONE P.K 177 BAKIRKÖY - İSTANBUL

* Ahmet Kurtaran merhaba. Oyunları danışabileceğin birisini arıyorsun ama bizim oyun açıklayanların hepsi bu konuda acayip bilgilidir. Mesela Turbo, Mr.Oz, Omay, yeni Adventure-FRP'ci Suicyco hepsi oyun konusunda uzmandır. Eye of the Beholder'ın üçüncü katındaki merdivenin nerede olduğunu ben bilmiyorum. Benim bildiğim bizim apartmanda var bir tane o da gürültü terörü yaratan komşu teröristlere gidiyor. Bunun için bizim FRP-Adventure yazarı Suicyco'yu rahatsız et, Civilization için al sana bir cheat: Shift'e basarak 1'den 9'a kadar olan numaraları dene bakalım ne olacak? Nezleye iyi gelecek bir ilaç bilmiyorum, merhemi olsa başına sürermiş". şimdilik bay bay... * Vay Barış naber? En sonunda bizim gibi Aşure derili, katil suratlı birisini daha bulduk, sevinçliyiz hepimiz. Yalnız gönderdiğin resim tahmin ettiğimiz tipi kat kat aşıyor abi. İlk gördüğümüz anda korkmaya başladık. Ancak yine de kendine has bir şirinliğin var (karikatür olduğundan herhalde). * Sevgili ORBAY BUSOYDAN, ismini "ORHAN" olarak yazdığım için özür diliyorum. Normal olmayan ortamlarda çalışmamdan dolayı geçici bir körlüğe yakalanmam nedeniyle çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz (genel istek üzerine uzatabiliriz). Yani anlıyorsun dimi? Bundan sonra sana asla ORHAN! demeyeceğim, söz!!... * Ray-Trace'in ilk bölümünü kaçıran SELAMİ YURDAĞUL, sana derginin ilk sayısındaki ray-trace'in fotokopisi yerine dergiyi yollasam nasıl olur. Fazla bir fiyat farkı olmaz bence. Kullanmak istediğin program makinanın konfigürasyonu ile doğru orantılı olacağı için buna sen karar ver. İyi bir makina demek her