Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 55
basında. Bir yaptığını bir daha yapmama, tekrar etmeme telaşında. Bunun yanlış bir yanı yok tabii. Fakat Anathema gibi bazı kişilerin gönlünde yüreğinde taht kurmuş grupların, hele ki “Eternity”, “Alternative 4” ve “Judgement” gibi olağanüstü albümlere imza atan ekibinden artık ne beklenir sorusu beni 2 sene boyunca birçok kez kurcaladı kafamı. Özellikle tarihinin en iyi albümü sonrası ne yapacaklarını çok merak ettim. Yeni albüm çıktığında nasıl bir hevesle dinlediğimi anlatamam. Fakat bu yeni albümün hiçbir şekilde daha öncekilerin yanına bile yaklaşamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Size Anathema'nın kendini değiştirme çabası içindeyken bazı şarkılarının alternatif rock gruplarına benzediğini söylesem? Neredeyse bir Radiohead dinlermişim gibi olduğumu söylesem? Gereksiz gitar efektleri, arka planda cır cır sampler, gitar tonları bunun bariz bir kanıtı ve büyük bir hayal kırıklığı. Yine de bazı parçaların hakkını vermek lazım. “Inside Outside” enfes bir parça. Ama bütün hepsi değil. Anathema önceden böyle değildi. Onları da yavaş yavaş kaybediyoruz. /
- çabasında. Bir yaptığını bir daha yapmama, tekrar etmeme telaşında.
SLAYER'ı dinliyorken bu yeteneğe zor katlandım. Üstelik dinlememe rağmen, böyle büyük bir gruba bir hükme varmadan önce 1 hafta dayanamadım. Tom Araya bağırmaktan başka bir şey yapmıyor ama bu stillerine o kadar uyardı ki. Şimdi ise gitaristler elden gelebilecek en nefis işleri çıkarırlardı. Şimdi kirlenmiş bir ses karışıp gitmiş. Bir tek davulcu yine elinden geleni yapıyor ama o da tek başına kurtaramaz tabii. Slayer sevenler beni dinlemesin. Die Hard Slayer fanı Diabolus in Musica'yı sevdiyse bile bu yeni albümün ona benzediğini ve nitelik olarak dağlar kadar fark olduğunu göreceklerdir. "Bloodline" albümün tek güzel parçası.
Kreator gibi büyük bir gruptan beklenen de budur işte. Aslında yaptıkları her albümü sevmişimdir. 80'lerde azgın thrash'çiler olan ancak 90'larda durulan grup yine de müzikal kalitelerinden ödün vermemiştir. Değiştilerse bile bunu kimliklerini kaybetmeden başarabilmişlerdir (sevmedim zamanında). Kreator'ın bence tarihindeki en iyi albümü “Renewal”dır. Petrozza'nın vokal stilini değiştirişi ve müziklerindeki köklü değişim en başta beni de şaşırtmıştı. Üstelik “Coma of Souls” gibi artık 80 dönemi thrash'in son temsilcisi olan süper bir albümden sonra. O albüm Kreator'ın artık o stil ile yapacağı son albümdü ve daha fazla o şekilde devam edemezlerdi. Etmediler zaten ve bambaşka bir yüzle ortaya çıktılar. Renewal gibi mükemmel bir albüm fanlar tarafından hiç beğenilmedi. Onlar yırtıcı Kreator'ı istiyorlardı. Sonra grup fanları dinledi ve “Cause for Conflict” albümünü yaptı. Eski Kreator gibiydi ama eskisi değildi. Grup bocalama dönemleri geçirdi ve bugüne kadar hala ayakta kalabildi. “Outcast” albümleri çok deneysel olmasına rağmen yine tutmadı. Endorama ortada bir albümdü. Ancak bu albüm köklerine dönüşü simgeliyor. “Extreme Aggression” adlı acayip albümleri ile Cause for Conflict arasında bir yerde. Hızlı, sert ve Kreator tarzı melodiler son derece güzel bir şekilde oturtulmuş. Çok sevdim albümü. Kreator bu işi biliyor. Büyük grup olmak da budur bence. Mutlaka dinleyin.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 54
1993 yılında Steven Spielberg'in çektiği Jurassic Park pek çok bakımdan sinema teknolojisinin geldiği son noktayı temsil etmekteydi. Büyük çoğunluğu bilgisayar ortamında yaratılmış dinozor modellemeleri hayranlık uyandırıcıydı. Bazı yakın çekimlerde ise dev maketler kullanılmıştı ki, onların da bilgisayar ortamında yaratılanlardan bir farkı yoktu. Michael Crichton'un aynı adlı romanından uyarlanan, yine Michael Crichton tarafından senaryolaştırılan film, insanlık ve doğanın gücüne göndermeler yapan sağlam bir kurguya sahipti. 4 sene sonra çevrilen ikinci film umulanın çok altındaydı ve başarısız oldu. Ün kazanıp, bunun sonucunda devamı çekilen her filmde olduğu gibi, pek fazla yenilik içermiyordu. Jurassic Park III'ün vizyona gireceği haberini almamla beraber merak etmeye başladım. Özellikle Tea Leoni'nin oynuyor olması daha bir ilgimi çekmişti (e güzel kadın :) ve Dr. Alan Grant rolündeki Sam Neill de geri dönüyordu. Bir süre sonra fragmanları yayınlanmaya başladığında dinozorların inanılmaz derecede gerçekçi yapılmış olması dikkatimi çekti. Ve sanki film fazlaca action içeriyordu. İlk fikirler kafamda oluşmaya başladığında artık nasıl bir film izleyeceğim ve neler beklemem gerektiğim de şekillenmişti. Ve izlemeye gittim... Yanılmamışım. Film her saniyesinde hareket içeriyor. Dinozorlar her zamankinden daha vahşi ve akıllılar. Tam anlamıyla bir gerilim filmi formatı hakim. Bir koşuşturmaca içinde bir dinozordan kaçıp diğerine yakalanıyorlar... Aslında bu duruma da hak vermiyor değilim. Yani, zaten yaratıcılık adına Jurassic Park I her şeyi yapmış, gerekli mesajları vermişti, bundan sonra çekilen filmlerin gişe filmi olmasını beklemekten daha doğal bir şey olamaz. Ama insan yine de bundan 8 sene önce sinemanın geldiği son noktayı temsil ediyor dediğimiz bir filmin devamının ortalamanın üzerinde zevkler sunmasını bekliyor. 92 dakikalık (ilk film 127 dakikaydı) Jurassic Park III boyunca, dinozorların gerçekçi efektleri, ani action sahnelerinde insanların zıplamasını ve Tea Leoni'yi izledim. Bir başyapıt olmadığını bilerek gittiğim filmde “fazlasını beklemediğim” için hayal kırıklığına uğramadım. Ama yanılmış olmayı dilerdim. Altuğ Canıtez
CUR T. sinema OVERTURE
"Kültürsüzlük başınıza vurduğunda" bir okuyucu
Clement K. İthaki Yayınları / İthaki gerçekten süper işler yapmaya başladı. Son yayınladığı bilimkurgu serisi her türden örnekler içeriyor (ve kapakları süper sonunda). Hal Clement'in Ağır Görev'i de çoğu Altın Çağ romanı gibi bir 'saltık bilimkurgu' romanı. Saltık bilimkurgu denilen şey öne sürülen her şeyin bilimsel temele oturtulduğu bir bilimkurgu türü. Hal Clement de, her ne kadar adı ülkemizde duyulmamış olsa da, bu işin en büyük ustalarından. Kitaba gelirsek, Ağır Görev, kütlesi ve çapı Jüpiter'in birkaç katı olan Mesklin gezegenini konu alıyor. Doğal olarak bu derece büyük bir gezegende yerçekimi inanılmaz boyutlara ulaşıyor (bakınız nasıl da destekliyorum teorilerimi bilimsel gerçeklerle). Gezegenin ekvatordaki yerçekimi 3g iken kutuplarda 660g'ye kadar çıkıyor. Mesklin'e araştırma amaçlı gelen Dünyalı araştırma ekibi, gezegene inemedikleri için türlü bilimsel aletle dolu bir sonda gönderiyorlar yüzeye. Ve fakat gönderilen gemi geri gelmiyor, hatta hareket bile etmiyor. Bunun üzerine gezegende yaşayan, benzeri Mesklin'lilerle irtibata geçiyorlar, ve gemiye ulaşmak için bir macera başlıyor... Ağır Görev, 'saltık bilimkurgu' ekolünü çok iyi temsil ediyor. Mesklinli Kaptan Barlennan ve ikinci kaptan Dondragmer, karşılarına çıkan sorunları Dünyalı 'Göksel'lerin yardımıyla çözmeye çalışırken, insan elinde olmadan bu problemler nasıl çözülür diye kafa patlatıyor. Ve sonuçta hem bilimsel detayları öğreniyorsunuz, hem de kitaba bağlanıyorsunuz. Bu arada Clement bu Dünyayı da kafasından sallamamış, 61 Cygni'de o zamanlar yeni bulunan bir gezegen üzerine kurmuş bütün romanı. Her ne kadar yaptığı hesaplar sonradan yanlış çıksa da, aynı Halka Dünya'da olduğu gibi insanların Mesklin üzerinde hesaplar yapması ve yazara bu konuda mektuplar göndermeleri, kitabın nasıl bir etki yaratmış olduğunu ortaya koyuyor zaten (1953 yılında çok detaylı bir hesap yapamamış yazar, kitapta ekvator bölümü hayli şişkin bir gezegen anlatılıyor. Oysa kitabın okurlarının bilgisayarla yaptığı hesaplara göre gezegenin daha küresel olması gerekirmiş filan). Yazar gezegeni yaratırken de oldukça düşünmüş gibi görünüyor, Mesklin'deki metan atmosferinden yer şekillerine kadar çok ilginç detaylarla karşılaşıyor insan. Görüldüğü üzere kitap baştan sona bilim içeriyor, yine de bunun yanında politikadan psikolojiye kadar geniş bir yelpaze yaratmış yazar. Her ne kadar kitapta akıcılık çok iyi olmasa da, oldukça rahat okunabilecek güzel bir roman çıkmış ortaya. Eğer Asimov, Clarke gibi yazarları seviyorsanız, olaya onlardan biraz daha farklı yaklaşan bu ustanın kitabını da deneyin derim. Ozan Özkuşaksız
Mission
of Gravity kitap