Gameshow sayı 65, sayfa 54

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 54

1993 yılında Steven Spielberg'in çektiği Jurassic Park pek çok bakımdan sinema teknolojisinin geldiği son noktayı temsil etmekteydi. Büyük çoğunluğu bilgisayar ortamında yaratılmış dinozor modellemeleri hayranlık uyandırıcıydı. Bazı yakın çekimlerde ise dev maketler kullanılmıştı ki, onların da bilgisayar ortamında yaratılanlardan bir farkı yoktu. Michael Crichton'un aynı adlı romanından uyarlanan, yine Michael Crichton tarafından senaryolaştırılan film, insanlık ve doğanın gücüne göndermeler yapan sağlam bir kurguya sahipti. 4 sene sonra çevrilen ikinci film umulanın çok altındaydı ve başarısız oldu. Ün kazanıp, bunun sonucunda devamı çekilen her filmde olduğu gibi, pek fazla yenilik içermiyordu. Jurassic Park III'ün vizyona gireceği haberini almamla beraber merak etmeye başladım. Özellikle Tea Leoni'nin oynuyor olması daha bir ilgimi çekmişti (e güzel kadın :) ve Dr. Alan Grant rolündeki Sam Neill de geri dönüyordu. Bir süre sonra fragmanları yayınlanmaya başladığında dinozorların inanılmaz derecede gerçekçi yapılmış olması dikkatimi çekti. Ve sanki film fazlaca action içeriyordu. İlk fikirler kafamda oluşmaya başladığında artık nasıl bir film izleyeceğim ve neler beklemem gerektiğim de şekillenmişti. Ve izlemeye gittim... Yanılmamışım. Film her saniyesinde hareket içeriyor. Dinozorlar her zamankinden daha vahşi ve akıllılar. Tam anlamıyla bir gerilim filmi formatı hakim. Bir koşuşturmaca içinde bir dinozordan kaçıp diğerine yakalanıyorlar... Aslında bu duruma da hak vermiyor değilim. Yani, zaten yaratıcılık adına Jurassic Park I her şeyi yapmış, gerekli mesajları vermişti, bundan sonra çekilen filmlerin gişe filmi olmasını beklemekten daha doğal bir şey olamaz. Ama insan yine de bundan 8 sene önce sinemanın geldiği son noktayı temsil ediyor dediğimiz bir filmin devamının ortalamanın üzerinde zevkler sunmasını bekliyor. 92 dakikalık (ilk film 127 dakikaydı) Jurassic Park III boyunca, dinozorların gerçekçi efektleri, ani action sahnelerinde insanların zıplamasını ve Tea Leoni'yi izledim. Bir başyapıt olmadığını bilerek gittiğim filmde “fazlasını beklemediğim” için hayal kırıklığına uğramadım. Ama yanılmış olmayı dilerdim. Altuğ Canıtez

CUR T. sinema OVERTURE

"Kültürsüzlük başınıza vurduğunda" bir okuyucu

Clement K. İthaki Yayınları / İthaki gerçekten süper işler yapmaya başladı. Son yayınladığı bilimkurgu serisi her türden örnekler içeriyor (ve kapakları süper sonunda). Hal Clement'in Ağır Görev'i de çoğu Altın Çağ romanı gibi bir 'saltık bilimkurgu' romanı. Saltık bilimkurgu denilen şey öne sürülen her şeyin bilimsel temele oturtulduğu bir bilimkurgu türü. Hal Clement de, her ne kadar adı ülkemizde duyulmamış olsa da, bu işin en büyük ustalarından. Kitaba gelirsek, Ağır Görev, kütlesi ve çapı Jüpiter'in birkaç katı olan Mesklin gezegenini konu alıyor. Doğal olarak bu derece büyük bir gezegende yerçekimi inanılmaz boyutlara ulaşıyor (bakınız nasıl da destekliyorum teorilerimi bilimsel gerçeklerle). Gezegenin ekvatordaki yerçekimi 3g iken kutuplarda 660g'ye kadar çıkıyor. Mesklin'e araştırma amaçlı gelen Dünyalı araştırma ekibi, gezegene inemedikleri için türlü bilimsel aletle dolu bir sonda gönderiyorlar yüzeye. Ve fakat gönderilen gemi geri gelmiyor, hatta hareket bile etmiyor. Bunun üzerine gezegende yaşayan, benzeri Mesklin'lilerle irtibata geçiyorlar, ve gemiye ulaşmak için bir macera başlıyor... Ağır Görev, 'saltık bilimkurgu' ekolünü çok iyi temsil ediyor. Mesklinli Kaptan Barlennan ve ikinci kaptan Dondragmer, karşılarına çıkan sorunları Dünyalı 'Göksel'lerin yardımıyla çözmeye çalışırken, insan elinde olmadan bu problemler nasıl çözülür diye kafa patlatıyor. Ve sonuçta hem bilimsel detayları öğreniyorsunuz, hem de kitaba bağlanıyorsunuz. Bu arada Clement bu Dünyayı da kafasından sallamamış, 61 Cygni'de o zamanlar yeni bulunan bir gezegen üzerine kurmuş bütün romanı. Her ne kadar yaptığı hesaplar sonradan yanlış çıksa da, aynı Halka Dünya'da olduğu gibi insanların Mesklin üzerinde hesaplar yapması ve yazara bu konuda mektuplar göndermeleri, kitabın nasıl bir etki yaratmış olduğunu ortaya koyuyor zaten (1953 yılında çok detaylı bir hesap yapamamış yazar, kitapta ekvator bölümü hayli şişkin bir gezegen anlatılıyor. Oysa kitabın okurlarının bilgisayarla yaptığı hesaplara göre gezegenin daha küresel olması gerekirmiş filan). Yazar gezegeni yaratırken de oldukça düşünmüş gibi görünüyor, Mesklin'deki metan atmosferinden yer şekillerine kadar çok ilginç detaylarla karşılaşıyor insan. Görüldüğü üzere kitap baştan sona bilim içeriyor, yine de bunun yanında politikadan psikolojiye kadar geniş bir yelpaze yaratmış yazar. Her ne kadar kitapta akıcılık çok iyi olmasa da, oldukça rahat okunabilecek güzel bir roman çıkmış ortaya. Eğer Asimov, Clarke gibi yazarları seviyorsanız, olaya onlardan biraz daha farklı yaklaşan bu ustanın kitabını da deneyin derim. Ozan Özkuşaksız

Mission

of Gravity kitap

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.