Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 26
ep. ünl
PED F.
Bu kadar salak olduğuma inanamıyorum. “Mars'ta yeni bir dünya kurulmasına yardımcı olun.” Bu saçmalığa nasıl inandım. Tüm büyük şirketler gibi Ultor da yalanlar üzerine yürütülüyormuş. İnsanların nasıl oluyor da bu şirketlerde çalışmak için gönüllü olduğunu bilmiyorum ama benim buraya gelmem tamamen bir rastlantı sonucu İdi. Her zaman diğer insanlardan üstün olduğumu düşünmüştüm. Hayatıma da öyle başladığıma inanıyorum. Anne ve babam, Dr. Parker ve Dr. Parker, hayatımı tamamıyla planlamışlardı. Özel okullar, özel dersler, piyano ve eskrim dersleri, yüksek fiyatlar ödenerek tutulan diksiyon hocaları, akademi. Beni bir sürü dönüşü ve sapağı fakat tek bir çıkışı olan O küçük labirentlerinde istedikleri yöne koşturuyorlardı. Onların düşündüğünden farklı olarak benim istediğimin “peynir” olmadığını bilemezlerdi tabiki, Buna artık dayanamıyordum. Artık kendi istediğimle, onların bana öğrettiği, istemem gerekeni ayırt edememeye başlamıştım. Harvard'dan okula kabul mektubu geldiğinde bunu hiç önemsememişlerdi sadece labirentte doğru dönülmüş bir kavşak olarak algılamışlardı. Artık onların programına uymayan birşeyler yapmam gerekiyordu. Onlara bir kobay değil bir insan olduğumu kanıtlamalıydım. Kabul mektubunu yırttım ve aracıma atlayıp gezinmeye başladım. Sanki beynim otomatikleşmişti. Ben daha nerde olduğumu anlayamadan Mars'taki maden arama çalışmaları için gönüllü olmuştum. Beni alıp bir uzay gemisindeki çalışmayan bir uyku kapsülüne bindirdiklerinde bile hala çeşitli şüphelerim vardı. Gemi ağzına kadar madenci doluydu ve çoğunun suratında korku vardı. Gemi diş uzaya çıktığında ve yer çekimi tamamen yok olduğunda ben de kendimi boşluğa bıraktım ve odanın kapısına doğru gitmeye başladım. Tek amacım gemiyi gezmekti fakat daha kapıyı açar açmaz kapı aralığından zar zor geçebilecek kadar iri cüsseli biri bana eğer hemen yerime dönmezsem Mars'a hiç gidemeyeceğimden bahsetti ve kapıyı suratıma kapadı ve kilitledi. İniş sırasında bir kaç kayıp verdik. Aracın iniş takımlarından sağdaki kırıldı ve aracın alt katındaki uyku kapsüllerinde kalan bir kaç zavallının parçalanmasına neden oldu. Cesetler ve hala can çekişenler acilen toplandı ve yakıldı. İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu bir yer daha görmemiştim. Tam anlamıyla dilim tutulmuştu. Hemen gemiden çıkartıldık ve hangar gibi bir yere getirildik. Bize soyunmamız söylendi. Tam bu sırada yerdeki küçük delikleri farkettim. Ve tam “Bunlar da ne işe yarıyor acaba?” diye düşünürken tavandan aşağıya üzerimize bir kimyasal sıkılmaya başlandı ve nefes almamamız söylendi. 1 - 1,5 dakika nefesimi tuttum. Bu kadar dayanamayıp nefes alma gafletinde bulunanlar ağızlarından kan ve tükürük boşalarak yere düştüler. Daha sonra üzerimize basınçlı su sıkıldı ve o kimyasaldan kurtulduk. Dezenfekte edildikten sonra bize üniformalarımız verildi. Benimki bana uymadı. Kimseninki uymadı. İçimizden biri başka bir beden almak için gitti ve ki? -Bleda geri dönmedi. Aramızda değiş tokuş yaparak en iyi bedeni bulmaya çalıştık. Yatakhaneler ise tam bir kabustu. Karanlık bir odada dar karyolalar vardı. Yerler çöp, duvarlar grafiti kaynıyordu. Her tarafta uymamız gereken kuralları anlatan posterler asılıydı. Tam bu kadar kişinin burada kalamayacağını düşünürken her yatakta iki kişinin uyuyacağını öğrendik. 8 saatlik devirler halinde çalışacaktık ve biri çalışırken diğeri uyuyacaktı. Çok kötü bir sistem gibi geliyor ama insan zamanla alışıyor. Uyuşturucular heryerde. Burada bir ay geçirdikten sonra biraz da olsa “uçmak” herkesin istediği şey oluyor. Fakat “uçmak” bana göre değil, ben her zaman kendimi kontrol etmeyi istemişimdir. Benimle birlikte buraya gelenlerin neredeyse hepsinin beyinleri şu anda yarı ölü durumda. Ultor'un da bu işte parmağı olmadığını söylemek gülünç olur. Zombi işçiler daha az şikayet ettiğine göre Ultor'un içeriye uyuşturucu soktuğunu düşünmeye başlıyorum. Burada çalışmanın tek güzel yanı sizi o kokuşmuş yatakhanelerden uzak tutuyor olması. Oksijen giysilerinin içi cehennem gibi oluyor ve biz bunun içinde 8 saat geçiriyoruz. İşin bir diğer güzel kısmı ise her giysiyi 3 kişinin paylaşıyor olması. Yani biri giysiyi aldı mı içi sıcak, terli ve yapış yapış oluyor. Hatta geri verirken daha bile kötüleşiyor. Neden bilmiyorum ama Ultor elinde yeterince robot olmasına ve bu işleri robotlara çok daha ucuza yaptırabileceğine rağmen hala insan işçi kullanmaya devam ediyor. Hem robotları kullanıyor olsaydı şu lanet olasıca hastalıklar da iş verimini hiç bir şekilde etkileyemezdi. Ultor'un Mars virüsü dediği bir hastalık baş göstermeye başladı. Hiç bir belirtisi yok. İnsanlar bir dakika önce normalken bir dakika sonra çığlıklar atarak ve spazmlar geçirerek yere düşüyorlar. Her yerde Ültor'un doktorları geziniyor. Hepsinde hava geçirmeyen elbiselerden var. Havada bir virus olması ihtimali beni korkutuyor. Artık insanlardan uzak durmaya başladım. Son zamanlarda yemekhane ve yatakhane duvarlarında işçileri greve çağıran yazılar görmeye başladım. Korumalar bunları görür görmez söküyorlar fakat çoktan yeterince kişi okumuş oluyor bile. Bazı kağıtlarda korumalara karşı gizlice silahlanmamız gerektiği bile yazıyordu. Kağıtlar “Eos” diye imzalanmıştı. Bazıları bunun devrimci bir grup olduğunu söylüyor. Bazıları da bir kadın olduğunu. Etraf iyice kızışmaya başladı. İşçiler artık korumalara laf atıyorlar ve korumalar da yanlarında silah taşımaya başladılar. Her geçen gün daha da çirkinleşiyor. Benim tek istediğim ise Harvard'a gitmek.
İşte böyle sevgili okurlar. Red Faction denen bu oyun sizin de şimdiye kadar anlamış olacağınız kadarıyla Mars'ta geçiyor ve Parker adında bir maden işçisini canlandırıyoruz. Eos tarafından örgütlenmiş olan madenciler bir ayaklanma çıkardıkları sırada madende bulunan bir işçi. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunan bu işçinin diğerlerinden tek farkı oyunun ana karakteri olması ve aynı zamanda daha önce eline hiç silah almamış olmasına rağmen eğitimli koruma görevlilerinden daha iyi ateş edebilmesi (En azından özel operasyon birliği askerlerinden daha iyi ateş eden bir bilim adamı değil). Peki bu karakterin diğer FPS'lerdeki karakterlerden farkı var mı? Var. Çünkü bu karakter sadece
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 27
CTEN
bir işçi; ne özel eğitim almış bir paralı asker, ne kendini kadınları uzaylılardan korumaya adamış bir kas yığını, ne de karanlığın şeytani güçlerinin peşinde bir avcı. O bir maden işçisi. Tamam anladık karakteri farklı peki oyunun diğer FPS'lerden bir farkı var mı? Yok olur mu hiç? En başta süper senaryosu var. İnsan oynarken hafif bir Half-life havası seziyor. Ayrıca bir sürü silahı var. Yapımcılar gene bir yığın yeni programlama stili bulmuşlar ve ayrıca bu seferki oyunumuzda araçlar da var. Hem de süs olsun diye koyulmamı?lar. Hayır şahsen ben oyunu ilk oynadığımda kazma makinasını süs sanmıştım fakat sonra üzerine çıkmaya çalışırken içine girip kullanınca dumur yaşadım. Oyunumuzun şu andaki en büyük özelliği maksimize edilmiş etkileşim. Patlayıcılarla duvarları patlatabiliyor olmamız şimdiye kadar hiçbir FPSde olmayan bir özellik. Geo. Mod. adı verilen bir teknoloji sayesinde yaratılan bu özelliğimizi daha sonra çeşitli örneklerle açıklayacağım. Gelin ilk önce oyunun grafiklerine bir göz atalım. Red Faction'a bakmak bile heyecan verici diyebilirim. Renk paleti ve kaplamalar çok akıllıca kullanılmış. Etraf ne bir guake misali karanlık ve de bir Half-life misali pastel. Volition bu oyunu yaparken grafiklerde gerçekten iyi bir iş çıkarmış. Oyun içinde ilerlerken etrafta birbirinden farklı bir sürü poster veya tabela da görebiliyoruz. Bazılarının üzeri çizilmiş bazılarında da “Ultor sucks” gibi şeyler yazıyor. Aynı zamanda kırılan camlar da bayağı gerçekçi olmuş. Herhangi bir oyunda cama ateş ettiğinizi düşünün. Ya cama hiç birşey olmaz, ya camın üzerinde bir mermi kaplaması belirir, ya da cam kocaman 3-5 tane üçgen parçaya kırılır. Büyük ihtimalle de yere düştükten bir kaç saniye sonra yok olur. Red Faction'da ise işler böyle yürümüyor. Ateş ettiğiniz camda önce bir delik açılıyor daha sonra çatlaklar oluşuyor ve cam (oyundaki tüm camlar havalı Cam) en sonunda patlayıp binlerce parçaya ayrılıyor ve yere düşüyor. Ayrıca yerde de kalıyor. Ayrıca patlamalar ve dumanlar da çok iyi yapılmış hatta duman ve gazlar gerçekte olması gerektiği gibi hareket ediyorlar. Tabi ki herşey güllük gülistanlık değil. Oyunun grafikleri herhangi bir 93 motorlu oyunun (Alice, Wolfenstein) grafiklerinin yanından bile geçemiyor. Ayrıca bir kaç tane çok kötü, belki de gözden kaçmış ve düzeltilmesi unutulmuş bir kaç hata bile olabilir bunlar. Örnek vermek gerekirse suya atladığımızda sudan damlalar fışkıracağına ince uzun üçgenler çıkıyor. Ben bunu oyunun demosunda da farketmiştim fakat düzeltirler diye umursamamıştım. Orijinal oyunda da karşımıza böyle bir şey çıkması utanç verici bence. Ayrıca bardak, şişe gibi objelere ateş ettiğimizde kırılacaklarına yok oluyorlar. Sanırım en son Sin'den beri böyle bir şeyle karşılaşmadım ben. Bu da ya kırılma efektini yapmayı unutmalarından ya da kolaya kaçmış olmalarında kaynaklanıyor. Ayrıca bir başka küçük hata olarak da ateş edip “yok ettiğimiz” ampullerin yok olduktan sonra bile ışık saçmaya devam etmesini söylemek istiyorum. Fakat tüm bu negatif özellikleri oyunun grafik motorunun asıl güzelliği yanında anlık hayal kırıklıkları olmaktan öteye gidemiyor.