Gameshow sayı 51, sayfa 60

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 60

gittiğimizde ördeğin orada takıldığını | Ördeği alıp yakından inceleyelim. Yerine patlayan yere bir yara bandı yapıştırılmış. Kim yapıştırdı bunu? Neyse, sökelim gitsin. Artık ördek fıslamaya ve yavaş yavaş sönmeye başlıyor. Sönsün, bir mahsuru yok. Ha bu arada gelmişken Cafe Fringe'e girip Charlie ile dün olanlarla ilgili konuşalım. Şimdi metroya gitmeliyiz. Metroya inince, soldaki raylarda bir kıvılcımlanma göreceksiniz. Yakından Look ile bir bakın. Evet, orada bir anahtar sıkışmış ve onu almamız gerekiyor. Inventory'e girip önce çamaşır ipi ile mengeneyi birleştirelim. Ardından da sönmüş ördeği şişirelim ve bu şişmiş ördeği sapına ip bağladığımız mengeneye geçirelim. Bu mengeneyi ördek sönene kadar açık tutacaktır. Artık bu yeni oltamız ile aşağıdaki 4 anahtarı alabiliriz. Vay canına, biz bir dahiyiz galiba. Bu bulmacayı bulanı kutluyoruz ve ilk gelen metroya binip büyük şehir Metro Circle'a doğru yol alıyoruz. Şehre girdiğimizde önce grafiklerin güzelliği karşısında ister istemez akan salyalarımızı siliyoruz ve uçan arabalara şaşkın ifadelerle bakarak sağdaki yoldan ana caddeye çıkıp, oradan da sağa devam edip Mercury sinemasının önüne geliyoruz. Sinemaya girişler kapalı, içeri girmenin başka bir yolunu denemeliyiz. Önce şu yerleri silen mongol ile konuşalım ve önündeki çöp kovasını itelim. Kovanın altındaki gaz veya çöp suyu ya da her neyse ortaya çıkacak. Sağda direğe yaslanmış duran dedektif ile konuşalım. Dedektif olduğu çok belli ediyor öyle değil mi? Dedektife daha önce Cafe'den aldığımız şekerlerden ikram edelim. Dedektif şeker paketini yere atacak ve bu yerleri temizleyen mongolu biraz sinirlendirecek. Hmm. Şekerlerden birazını şu yerdeki çöp suyuna sürelim ve bu şekerleri dedektife verelim, biraz daha şekeri kim istemez. Yalnız bu şekerin tadı biraz farklı, kusturtucu... (aslında onu kusturmak için eline Overdose'u verebilirdik, daha etkili olurdu hehe) Dedektifin yerleri pislettiğini gören mongol onu elindeki süpürgeyle caddeye kadar kovalayacak. Bu arada caddede peşindeki süpürgeli mongoldan kaçan dedektif şapkasını düşürecek. Sola yürüyüp caddeye çıkalım ve yolun ortasındaki şapkayı alıp tekrar Mercury sinemasının önüne dönelim. Biraz önce dedektifin durduğu yerde bir elektrik kutusu var. Kutuya yakından bakalım ve metrodan aldığımız anahtarı deliğe sokup kutuyu açalım. Bu şu sinemanın ışıklarının kontrol edildiği kutu olmalı. Gördüğünüz gibi kablolardan biri bozulmuş. Gördünüz değil mi? Güzel. Şimdi daha önce sevimli ördeğin üzerinden söktüğümüz yara bandı ile eldiveni birleştirelim ve bu eldiveni bozuk kablo üzerinde kullanıp iyice bozalım. Sinemanın dış ışıkları söndü ve mongol tamir etmek için yandaki kapıyı açıp depoya gitti. Ancak kapıyı açık unuttu. Onun ardından biz de gidelim ve depoya girelim. Biraz ilerleyince yangın çıkışı kapısının önüne geliyoruz. Kapı sadece içeriden açılıyor, bu demektir ki onu birilerinin açmasını bekleyeceğiz. Bu yıllar sürebilir. Şimdi oraya bir çadır kuralım heh heh. Şu duvardaki gölge silah tutan bir adama ne kadar benziyor. Aslında sadece şu soldaki çöp torbasının gölgesi. Bu gölgeyi biraz daha adama benzetebiliriz. Önce şu dedektif şapkasını çöp yığınının üzerine koyalım. Ardından da oyuncak maymunu kurup paketlerin arkasına bırakalım. Minik maymun sonunda bir işe yarayacak sanırım. Şimdi şu kapının yanındaki çöp kovasını açıp içine kibrit atalım. Bu yangın alarmını çaldıracak ve mongol kardeş kapıyı açıp depoya girecek. O duvardaki gölgeden korkup maymun dansı yapa dursun, biz yangın çıkışından sinemaya girelim. İşte Cortez orada oturmuş film seyrediyor. Sinemada ikisinin dışında kimse yok. Yanına oturup Cortez ile konuşalım. April'a bu gece uyuduğunda hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylüyor ve daha detaylı anlatmak için onu depoya götürüyor. Birazdan görecekleriniz çok ilginç. Cortez bir boyut kapısı açacak ve bu hologram değil. Şimdi, dengenin geleceği April'ın ellerinde. Hayatınızın en uzun yolculuğuna çıkmaya hazır olun. Konuşma seçeneği çıktığında “OK, do it" diyelim ve yavaş adımlarla boyut kapısına doğru ilerleyelim. Ha bu arada, paketlerin arkasına bıraktığımız küçük maymunu almayı da unutmayalım. Boyut kapısından geçince, demonun ardından kendimizi bir tapınakta buluyoruz. Sağa doğru ilerleyelim ve oradaki rahip ile konuşalım. Daha doğrusu konuşmaya çalışalım. Rahip İngilizce değil de başka bir dilde, Alitongue dilinde konuşuyor. Aranızda Alitongue bilen var mı? April da bilmiyor. Rahibin her dediğine kafa sallayıp “Listen" dediğimizde söylediklerini yavaş yavaş anlamaya başlayacağız ve en sonunda her dediğini anlayacağız. Pederin dediğine göre April artık kulaklarına ve diline hükmetmeyi öğrendi. Vay vay, keşke dil öğrenmek bu kadar kolay olsaydı. April artık Alitongue dilini konuşabiliyor ve anlayabiliyor. Konuşmanın sonunda peder tapınağın kapılarını açıp bizi dışarı çıkartacak. Arcadia'ya hoş geldiniz, yani sihir dünyasına. Burası Marcuria şehri. Marcuria? Neyse. Rahip Vestrum Tobias biraz şehri gezmemizi söylüyor ve bir sorumuz olursa tapınağa geri dönebileceğimizi söyleyip gidiyor. Arcadia'da ilk gezimize başlıyoruz. Önce şu Pazar meydanındaki tüccarlarla konuşalım. (tüccar?) Şu soldaki üçkağıtçı ile konuştuğumuzda eğer oyunu kazanırsak değişik ödüller kazanabileceğimizi öğreniyoruz. Ödüllerden birisi de şu konuşan kuş. Yalnız şimdilik oyun oynayacak paramız yok. Elimizde olan tek şey altın yüzüğümüz ve ne ilginçtir Arcadia'da altının bir değeri yok. Gördüğüm o kadar şeyden sonra doğrusu bunu duyduğuma hiç şaşırmadım heh heh. Neyse. Biraz da sağdaki “HARİTAAA" diye bağıran adamla konuşalım. Sanırım bu adam Türk heh heh. Stili bizim tüccarlara oldukça benziyor çünkü. Şimdi pazardan çıkıp yukarı doğru devam edelim ve çıkan harita ekranından City Gate'e gidelim. Buradan da sağa yürüyüp limana gidelim. Vay, şu gemilerin büyüklüğüne bakın. Soldan gidelim ve orada sandığın üzerinde oturan yaşlı denizci ile konuşalım. Anlattığına göre pazardaki üçkağıtçının ödül olarak verdiği konuşan kuş bu zavallı denizcinin kuşuymuş ve ismi de... Kuş muş heh. Oldukça yaratıcı bir isim. Düşünsenize birisinin sizi “Hey İnsan!“ diye çağırdığını. Her neyse. Denizci amca ile konuşup eski denizcilik hikayelerini dinleyelim ve konuşma bitince karşısındaki büyük geminin önündeki adamla konuşalım. Artık etrafı yeterince biliyoruz, tapınağa dönebiliriz. Tapınağa girdiğimizde Rahip ile konuşalım ve bize Arcadia'nın hikayesini anlatmasını isteyelim. Uzun bir konuşmadan sonra olaylar biraz daha açıklık kazanıyor. Tabii buna açıklık denirse. Konuşma bitince sağa gidip tekrar pederle konuşalım ve Brian Westhouse'un yerini bilip bilmediğini soralım. Pazardaki harita satıcısının bilebileceğini söylüyor. Tapınaktan çıkıp pazara inelim ve Harita satıcısı ile konuşalım. Adam Brian Westhouse'un yerini söylememekte inat ediyor. İnatla sormaya devam edin, gerekirse yalvarın heh heh. Bu arada konuşma sırasında sipariş verilen haritaları dağıtan çocuğun kovuluşuna şahit oluyoruz. Harita satıcısına yeni dağıtıcı olarak bizi işe almasını isteyelim ve işe girelim. Şimdi amacımız Delivery List'de ismi yazan kişilere sipariş ettikleri haritaları götürmek ve haritayı aldıklarına dair imzalarını almak. Listenin ikinci sırasında kim var tahmin edin. Brian Westhouse. Ancak ilk önce Kaptan Nebeve'ye haritasını teslim etmeliyiz. Pazardan çıkalım ve limana gidip sağdaki büyük geminin önüne gelelim. Buradaki adam ile konuşalım ve onun Kaptan Nebeve olduğunu öğrenelim. Ona haritasını verelim ve bahşişimizi alalım. Yalnız Delivery List'i imzalamasını istediğimizde kaptan kıllık çıkartacak ve imzalamayacak. İmzalaması için ısrar edin. Gerekirse yalvarın diyeceğim ama dilim varmıyor heh heh. Adama imza attırmanın tek yolu ona müzik çalmak. Evet bende ne alaka demiştim. Kaptan belki müziği çok seviyor ama bu onun manyak olmadığını göstermez. Neyse, limandan ayrılalım ve şehir kapılarının önüne gidelim. Solda bir müzik aletleri satıcısı var. Önce onunla melodik bir konuşma yapalım ve kaptanın verdiği bahşiş ile (gıcık kaptan) ona bir flüt alalım. Tekrar kaptanın yanına dönelim ve flütü kaptana çalalım. Bu sayede o çok değerli imzayı yani X işaretini almayı başarıyoruz. Şimdi Pazar meydanına dönelim ve Stark'taki patronumuz gibi şişko olan Arcadia'daki patronumuza daha önce eski patrona TimeSheet'i verdiğimiz gibi Delivery List'i verelim ve ikinci işimizi alalım. İkinci harita Brian Westhouse'un evine gidecek, fakat adresi bilmiyoruz. Merak etmeyin, patron size mükemmel bir şekilde adresi tarif edecektir. Adamın adres tarif etme şekli onun bir Türk olduğu hakkındaki şüphelerimi arttırdı eh. İnanın rehavete yatacaksınız. Neyse, pazardan çıkalım ve haritada yeni beliren Westhouse'un evine gidelim. Brian'ın evinin oldukça güzel bir manzarası var. İşte orada oturuyor. Brian ile uzunca konuşalım ve ona haritasını verip Delivery List ile imzasını alalım. Brian'ın anlattığına göre Cortez ile ikisi eski arkadaşlarmış. Bayağı bir eski. 1940'lı yıllardan. Yani yaklaşık 300 yıl önce. Vay, Arcadia'da zaman oldukça ağır ilerliyor demek ki. Peki ya Cortez? Onun hakkında hala pek bir şey bilmiyoruz. Brian ile konuşmamız bitince tam evden ayrılacağımız sırada bize eskiden ona Cortez'in verdiği çalışmayan bir Cep Saati veriyor. Belki bu saatte bizi tekrar Stark'a götürmeye yarayacak boyut kapısını açmamızı sağlayacak bir şeyler gizlidir. Şu mantar panosundan aldığımız iğneyi saate sokarak çalıştırdığımızda bir boyut kapısı açılacak ve tekrar Stark'a döneceğiz. Eskiden Dünya dediğimiz sadece tek bir yer vardı. Şimdi ise Stark ve Arcadia var. Bu iki dünya eskiden bir bütündü. Fakat gözü doymaz insanoğlunun her zaman her şeye burnunu sokması ve hep en iyiyi yapma çabası ile sürekli gelişmesi, herkesin kendini bir tanrı gibi görecek duruma gelmesi dünyayı bir kaosa itti. Bu durumu engellemek için dünya ikiye ayrıldı. Bilimin tek olduğu, sihrin yerinin olmadığı Stark. Ve sihrin hüküm sürdüğü Arcadia. Bu iki dünyayı dengede tutması için 13 gardiyan vardı. 6'sı Stark için, 6'sı Arcadia için. Ve bir gardiyan da her ikisi için. Bir kadın. 100 senede bir başkasının yer alması gereken, dengeyi sağlayan kişi bu kadındı. O dengeyi sağlayacak kişi olmadan, her iki dünyadaki denge bozulacak ve sonunda yok olacaktı. Ayrıca Arcadia'da Vanguard adıyla bilinen bir grup vardı. Onlar dünyanın tekrar eskisi gibi bir bütün olmasını savunuyorlardı. Ancak bu olmamalıydı. Çünkü bu kaos demekti. Gördüğünüz gibi bu konu karşısında kafayı yemiş durumdayım arkadaşlar. Bakalım başımıza daha neler gelecek. Cortez ile konuşmamız bittikten sonra tekrar Venice'e geleceğiz. Şimdi tek yapmamız gereken Cafe'ye gitmek ve Emma ile konuşmak. Konuşma sonunda yine iki seçeneğiniz var: Zack teklifini ekebilir, veya sözünüzü tutup onunla yemeğe çıkabilirsiniz. Her halükarda Chapter 2 bitecek ve 2. CD ile oyun devam edecek. Evet arkadaşlar, tam çözüm oyunun ilk CD'si ile birlikte bu aylık bitiyor. Oyunun 4 CD olduğunu söylemiş miydim? Her neyse, The Longest Journey son yıllarda çıkan en iyi adventure oyunlarından birisi. Adventure sevenlerin kesinlikle alması ve inanılmaz güzel bir oyun. Şiddetle tavsiye ediyorum. April için bile he he he. Gelecek ay aynı yerden devam edeceğiz. Sevgiler,

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.