UEFA EURO 2000
Retro bilgisayar"Tabiki bos durmuyoooor!!!"
il mi? Futbolu sevip de, “GOL!” kalıbına
İs aşacak bir insanoğlu tanımam. Yaklaşmak başlı başına bir tepki olduğuna göre şaşırdınız. Bunu da kabul etmek gerekir.
Durun anlamadım deyip bırakmayın sakın. Anlamak başlı başına bir sağduyu serüveni. Vereceğim bir örnekle tabak gibi ortaya çıkacak konu (tabak gibi dedim ya! ehuehe). '94'te Metallica konserinde tüm korumaları aşıp Lars'ın kulağına eğilip GOL diye bağırmıştım. O bile bir an irkilmiş, neredeyim ben Tanrım, nedir bu, kim oldu, yenildik mi diye düşünmüştü. Sonradan bagetlerden birini kulağıma soktu, kel kafamda My Friend Of Misery'nin (yenildik mi diye düşündüğünü o an anladım, hüzünlü parça yaptı) en davullu
Ve and içtim stadyumun yumuşak tüyleri üstünde bir gün bir futbol oyunu yazarsam, “GOL!” diye gireceğim yazıya ki hem de, ne tüyü bu? (dedim kendi kendime, şaşırdım).
Her gün hepimiz yaşama yetişme telaşı içinde oradan oraya sürükleniyoruz (Ciddi misin? Walla). Bu arada ruhumuz da kimi zaman arkada kalıyor. Şimdi sizinle bir grup terapisi yapacağız. Gerekli malzemeler: UEFA EURO 2000, çalıştıracak kapasitede kompiter, lider müdür, sus müdür. Bunlarla eğlencesi daha düşünemiyorum diyeceğim ama, nedir? Eğlence miyiz hocam, hiç mi mesaj vermez bütün
Şöyle ki; GOL! (ah hah hah, hiç güleceğim yoktu, komik misin MÜDÜR, ellerini çek kafamdan)
Asıl olaya girmeden önce, bir kuble (0,5 oz) FIFA 2000 yazımı makaslayan Zebani'nin başına neler geldiğinden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle nerede kalmıştık bir hatırlayalım. En son Ocak 2000'de, FIFA 2000, NHL 2000 ve NBA 2000'i aynı ay içinde açıklayıp menüler arasında kaybolmuştum (2000). Ondan sonra da baktım Zebani FIFA 2000 yazısında kısa da olsa bir paragrafı makaslamış, Zebani'nin bir kulağının yarım olduğuna dikkat ettiniz mi? (ısırırım abi) Şimdi gelelim UEFA 2000'e... Bu da Electronic Arts'tan bir futbol oyunu. Tempo düşer gibi oldu değil mi? Hemen oyuncu değiştirelim. Formasyonu 5-4-1'den 4-2-4'e getirelim, uzun paslarla sonuca gidelim derim. FIFA '98'den sonra Dünya Kupası nedeniyle yine Electronic Arts'tan, “temalı” World Cup '98 çıkmıştı ve FIFA'nın tahtını sallaması zor olmasına karşın birçok yenilik ve detaylarla desteklenmiş olmasıyla aynı zevki vermiş yine uzun saatler monitör başına kilitlemişti bizleri (ay ne kadar resmi yazdım, bunu saklayayım; save as 'Yaferin.doc')... FIFA 2000'den sonra şimdi de EURO 2000 nedeniyle farklı ve gelişmiş bir “FIFA tadında" oyunla (sevmedim bu cümleyi, çek, vicdan: azap, Zebani / kulak) EA Sports'un alışık olduğumuz mükemmel demolarından biriyle açılan, yine EA'in alışık olduğumuz basit arabirimli UEFA EURO 2000'inde ilk dikkatimi çeken, grafiklerinin “süper” ötesi gelişmiş olduğu oldu. Oyunu ilk önce Riva TNT 2 destekli bir makinede test ettim “Yuh!” gibi avam bir tepkiden sonra, dur ben bunu çok beğendim oynayayım dedim ve günlerce oynadım, başarıdan başarıya sürdüm atımı. At yoruldu ben yorulmadım. Oynanış tarzı ve tuşlar FIFA 2000'le aynı: Penaltı atışları kamera açıları açısından (ne kadar bozuk yapı, MÜDÜR sen öl bak şimdi aklıma geldi bu da, “açıları açısından” ne demektir ya?) değişmiş. Kar, yağmur gibi efektler daha “yumuşak” ve daha gerçeğe yakın. Oyuncuların yüzlerinde inanılmaz bir gelişme var. Sadece yüzlerinde de değil. Formalar tam oturmuş. Ayrıca “çamur” detayı eklenmiş. Yani futbolcular sahada düşüp kalktıkça formaları, dizleri bacakları çamur oluyor. Gerçi yeni efekt yaptık diye abartmış biraz programcılar ama olsun, güzel olmuş, gerçeklik katmış. Bu arada seyirciler de “süper”. Neden “süper” dedim, çünkü hem üç boyutlu hem de hareketli. Tek faulleri, hala ve hala profilden (korner
Futbol terimleri...
A'dan Z'ye Adam markajı: Rakibin tehlikeli ve işi bilen adamlarını yakın takibe alarak bir şeyler kapmaya çalışma yöntemidir. Defans oyuncuları, yetenekli forvetleri izleyerek kendilerini geliştirmeye çalışırlar. Başarılı olanına rastlanmamıştır. Çapraz koşu: Henüz yirmili yaşlarda milyarlarca paraya kavuşan, sosyete vampirlerinin posaları kalana kadar sömürdüğü, iyi oynayınca kral olan, kötü oynadığında küfür yiyen, taşlanan hatta dayak atılan, kendilerine futbolcu nick'ini bulmuş bir grubun sahada ne yapacağını bilmeden sağa sola koşuşturmasıdır. Diagonal pas: Kendini bilmez bir spikerin futbol dünyamıza kazandırdığı bir terimdir. 238,78 kullanım/maç değerine ulaşmasına rağmen ne anlama geldiğini ve niye dendiğini, diyen dahil hiç kimse bilmemektedir. İ..e Hakem: Unisex bir küfürdür. Yani konu adamının unisex olduğunu bildirir. Muhtemelen hakem gördüğünü çalmıştır. Ve muhtemelen yanlış görmüştür. Yaygın bir inanışa göre, bu tür, hep yanlış görür. Ofsayta düşmek: Kadınların her şeye burunlarını sokmasından bıkan erkeklerin, öyle bir kural koyalım ki hiçbir kadın anlamasın felsefesinden yola çıkarak uydurdukları bir şeydir. İşin garibi başarılı olmuştur. Kadın milleti asla ofsayta nasıl düşülür anlamamıştır. Bende anlatarak yardımcı olmak niyetinde değilim.
atışlarında örneğin) arada oluşan hatalı görüntüler. “Haydaa kartonmuş bunlar” imajı uyandırıyorlar, yazarın da Türkçesini bozuyorlar, cümle kuramıyor. Yazık. O kadar da uğraşmışlar... Ses efektleri iyi, her takıma göre ayrı tezahüratlarını zaten biliyorduk ama bunda biraz daha “canlı” geldiler kulağıma. Atmosfere katkısı yadsınamaz. Bir diğer olay da, stadyumların gerçeğe yakınlığı. FIFA'da daha geniş veritabanı oluşturmak gerektiğinden olsa gerek bu gerçekliği bulamamıştım ben.
Diğer ufak tefek ayrıntılara gelince; her kırmızı karta itiraz eden oyuncular gitmiş. Yaptığı ters hareket sonucunda kırmızı kart gören oyuncu; olayı sükunetle karşılayabiliyor. Sahayı terk ederken centilmence başını öne eğiyor. Hatta ağlıyor diyeceğim, abartmayayım ama belki de ağlıyordur, arkadan göremedim. Sahayı terk ederken demişken, oyuncu değişikliklerinde de farklı atraksiyonlar eklenmiş olaya. El sıkma (hoş geldin İsmet'cim, biz de arkadaşlarla çift kale maç yapıyorduk), kalçaya elleme (hadi tutar seni babında gaz veriş diyelim başka bir şey demeyelim buna), karna vurma (bacakların yorulursa karnınla koş, ye onları!), omuzdan ısırma (bunu tam anlayamadım) gibi... Bunların dışında, “ofsayt mantıklı”, ne demek istediğimi FIFA oynayanlar daha iyi anlayacaklardır kanımca (sır yaptım size)... Uzaktan şutlar yine girmiyor. Son vuruşlar, top alışlar ve paslar biraz daha estetik...
Bilmeyen Kalmayacak!!
FIFA ve FIFA tabanlı diğer oyunlardan farklı olarak, oyuncuların yorulmaları daha hızlı. Depar atarken özellikle, öyle FIFA'da Ben Johnson gibin (doping yapmıştı hatırlayınız, bir kez daha hatırlayıp utandıralım onu hep beraber) koşan adam gitmiş, yerine gelmiş bir yavaş insan. Müdür, koşsana koş yorulma dedikçe kesiliyor adam. Hem maç boyunca, hem de “W” ile turbo depar yaparken.
Spikerlerin anlatım tarzı çok da değişmemiş ama daha bir canlanmış ya da atmosfere daha bir sanki. Yalnız Chris yine aynı, usta anlatıcımız John, “neat-pass, 000, a strike into the top corner of the net, fantastic goal”
diyor örneğin hiç hız kesmeden, Chris'den uzun bir yorum: “Superb Goal", Danke Schön Chris diyor devam ediyoruz tabii. Şımartmadan. Gelelim oyun modlarına. Friendly, hepimizin bildiği ve hiçbir spor oyununda eksik olmayan, teke tek, takımını seç, “gel bir yeneyim” tadında “hafif mod”... Euro 2000, asıl olayımız. Takımı ya da takımlarımızı (grup'sak bir şekilde evde) seçip asıl turnuvaya başlıyoruz. Tüm ayrıntılar düşünülmüş ve gerçekte yaşanan her şey EA Sports'un, “if it's in the game, it's in the game" (“eğer oyunda varsa, oyunda vardır” gibi bir çeviri yapmak istemiyorum ama çevirdim bile bunu yazarken) sloganına uygun şekilde yansıtılmış. Challenge, biraz zorlama olmuş ki, soracaksınız neden diye, çünkü neden; dört ya da sekiz takım arasından takım ya da takımlarınızı seçiyorsunuz ve yarı ya da çeyrek finalden olaya giriyorsunuz. Hiçbir çekiciliği yok desem, yeridir. Zorlama olmuş. Hatta... Neyse, çok üstelemeyeyim. Olmamış işte, ehe... Gerçi oyunun sonuç itibarıyla “temalı” bir FIFA tabanlı EA oyunu olduğunu bilirsek, çok da fazla oyun modu beklemememiz gerekir. EURO 2000 diye oyun yapıp Dünya Kupası ya da ikinci lig yük grubu maçları opsiyonu koyulamaz ki, di mi? Yine yedim kendimi. Ölmeyeyim emi. Oyunu yapan ekip düşünmüş taşınmış, ne gibi atraksiyonlarla albenisini artırabiliriz, uzun süre oynanmasını sağlarız bu oyunun diye. Diğer futbol oyunlarından (FIFA?) ne farkı olmalıdır diye. Birkaç güzellikler eklemişler oyuna (Biri bana kontrolümü tamamen kaybetmeden Türkçe öğretebilir mi?). Bunlardan biri, Golden Goal yani Altın Gol. Efendim nedir bu altın gol'ün olayı? İki takım karşı karşıya gelirler, bildiğimiz altın gol kuralına yönelik mücadele başlar; yani ilk golü atan maçı kazanır. Ancak oyunda, altın gol'ün kaçıncı gol olacağını belirlemek mümkündür ve süre yoktur. O gol sayısına ulaşıncaya kadar oyun devam eder. O golden önceki goller de gümüş, bronz, teneke, lastik, jimnastik gol (spor olsun diye atılmış gol) sayılır dersem lütfen beni alıkoyun. Bir defa Macaristan'la maça başladım, Fransa olarak, iki saat 70 dakika (süreye dikkat, hiç bitmeyeceğini o son 10 dakikada anladım) sürdü oyun ve hala 1-0'dı durum. Çaktırmadan çorabımı çıkardım; ayak serçe parmağımla reset attım, dumur oldu Macarlar... Klasik mod (Classics) bir kez şampiyon olduktan sonra “aktif” hale geçiyor ve 1960 yılıyla başlıyor. Klasik takımlarla her şampiyon oluşunuzda yeni bir geliyor. Örneğin, normal kupada (Euro 2000) şampiyon oldunuz, 1960'tan USSR (Eski Rusya), Fransa, Yugoslavya ve Çekoslovakya geliyor. İstediğiniz takımla başlıyorsunuz. Şampiyon olursanız, 1964'ün yarı final oynamış takımları geliyor; İspanya, Macaristan, USSR ve Danimarka. Bunda da başarılı olursanız '68'in takımları, böyle devam ediyor. Dikkatimi çeken bir nokta, klasik modda “altın gol” var, adama sorarlar 1964'te altın golü kim bulmuş diye? Dikkat EA, unutma böyle ayrıntıları, (nasıl spor yazarı gibin oluyor di mi, “bükerim kulağınızı güzel oynayın, ısırırım yanaklarınızı düzgün pas verin” ehehe) MÜDÜR gibi ayrıntı adamı hemen bulur bir de utanmadan sorar... (Bu arada düdük çalarken hakem düdüğü ağzına... World Cup 98'dekinden farklı olarak, Euro 2000'in klasik modunda sarı ve siyah beyaza yakın renkler yok. Klasik mavi blue-jean'le hafif taşlanmış kot gibi düşünün (çok kasmamak gerek duyguyu vermek için)... Bunların dışında bir de “Skill Drill” var ki, işte bunun için bile bu oyunu alabilirsiniz diyebilirim. Yalnız usta bir oyuncuysanız, o kadar tatmin etmeyecektir sizi. Çünkü adından da anlaşılacağı gibi, bir tür “training” yani antrenman modu bu. Bu modda, öğrenmek ya da çalışmak istediğiniz hareketleri, hem teoride (yazıyla ve ne zaman ne yapmanız gerektiğini gösteren yardımcı şekiller, şuna basın, şimdi vurun, aaaah gene olmadı gibi) ve hem de pratikte görebiliyorsunuz. Bu hareketlerden bazıları, vole vuruşuyla gol atmak (A ile orta yap, D'ye iki kez tap - pas çek -), kafa şutu çekmek (A ile orta yap D'ye basılı
JOZ PBMIR ABON DO JAN
tut) ve kafayla pas vermek (A'ya bas, S'yi basılı tut). Diğer hareketlere gelince, başta da söylediğim gibi, tüm hareketler FIFA'yla aynı. Top sizdeyken “A” havadan pas, defansta topu uzaklaştırma, ileride de orta yapmak. Top sizde değilken, rakibin ayağına kayma. S, top sizdeyken pas, top sizde değilken kontrol ettiğiniz adamı değiştirme. D, şut, ya da defanstan top çıkarma. Top sizde değilken top çalmak için kullanabileceğiniz “gövde tabanlı top çalma”. Gövde tabanlı top çalma nedir MÜDÜR, literatüre yeni terim mi sokuyorsun çaktırmadan diyecek olursanız. Evet. Efendim gövde tabanlı top çalma, hani A'ya basınca rakibin ayağına kayarak top çalıyoruz ya, işte D'ye basarak da rakibi gövdemizle itip ekarte ediyoruz. Onun için bu olayın ismi gövde tabanlı top çalma. İtirazı olan varsa, çalmasın, golü yiyince bana bakmasın ama, çoktan uzaklardayımdır, boş'a bakar. Bunun dışında kompleks hareketler var, yukarıda birkaçını verdiğim bu hareketlerin tümünü, yine “Skill Drill” modu sayesinde uygulamalı öğrenebilirsiniz. Örnek ver yerse diyorsanız (işte şimdi bitti olay!), hemen yapıyorum. İsmet bir kez A'ya bas bi eha abicim, MÜDÜR Double Tap S yap, gördünüz mü, pasa vole yaptım. E ile topu saklayıp D'yi basılı tutarak sakladığım o topu hırs ve şiddetle ağlarla da buluşturabilirim netekim. C ile koşu yoluna pas gibi numaralarım da vardır ancak bütün bunlar basit diyorsanız, CTRL ve ALT tuşlarıyla yine sizi şaşırtıp 360 derece dönebilirim topla, hatta arkamdan aşırıp önüme düşürebilirim topu ve yine hatta defans bloğunuzu tek hareketimle, yine bu tuşları kullanarak ayağımda tuttuğum topla zıplayıp havada geçebilirim. Süper miyim neyim? Hayır. Ben bir deniz feneriyim. Ay hiç olmadı bu final, Keselim burayı Zebani'cim. Söz ısırmayacağım kulağını. Gönüllüyüm bu kez. Yanağına saat yapabilirim ama yine de (ATV'nin saatinden), belli olmaz sağım solum. ;0) Bunların dışında “oyunla ilgili söylenmedik ne kaldı saati"me bakıyorum, hımmm; şunu söyleyebilirim ki; EURO 2000, bol süslü, basit arabirimli, FIFA tabanlı, sizi en azından birkaç gün bilgisayar başına kilitleyecek, eski FIFA günlerini kısa ara da olsa canlandıracak, alınması kesinlikle gerekli olmayan ama spor oyunu ya da futbol seviyorsanız, kesinlikle görmeniz gereken oldukça kaliteli bir oyun. Grafik ve ses olarak geldiği nokta, FIFA'yı aşmış durumda ancak “temalı” olmasının getirdiği dezavantaj dolayısıyla, gelişmiş bir “data disk” ya da “expansion set” gibi bir yer edinecek gönüllerde, o başka. FIFA 2001 gelene dek, elinizde bulunsun derim. Oyunla ilgili söylenmesi gereken her şeyi söyledikten sonra, sizlere, Formula ortamında bir insansanız, Formula 1 2000'i öneririm. Süper bir tat anlayınız efendim. Yine Electronic Arts'tan... Bunun yanısıra tavsiye edeceğim diğer oyun Player Manager 2000 ancak ona henüz bakamadım. Yine de ANCO'nun yaptığı çalındı kulağıma, eğer gerçekten ANCO yapıyorsa ve gerçekten o eski tadı yakalayabilmişlerse, 2000 sene beklediğimize değecektir... * Son olarak, bir süre (bir iki ay) ülke dışında olacağım için yazılarıma ara veriyorum. Beni özleyin demiyorum, biliyorum özleyeceksiniz, itiraf edin, şimdiden özlediniz, biliyorum. Eğer çok özlerseniz ve “geri dön adam FIFA 2001 çıktı, gel bir yeneyim” derseniz, dur e-mail adresim. Yurtdışından da ulaşırım sanırım, yalnız bırakmayın beni oralarda... Eğer bir şekilde dönemezsem geri, selam olsun tüm GAMESHOW camiasına, okuyucu olarak geldim, okuyucu olarak gidiyorum. Okuyuculuğuma ya da varsa bir “yazar”lığım, ufak da olsa bir katkım, son vermiyorum, veremem de asla! Sadece, SHOW'uma elimde olmayan nedenlerden ara veriyorum. Hepinizi çok sevdim; hepinizi... hep sevdim. Herkes “güzel” olmak ister. Güzel günlerimdi. Güzel'di. İyi bakın kendinize... Üzülünecek bir durum derseniz, ama: Win 95/98 - 3D accelerator. sakın ama sakın üzülmeyin, hüzün hep vardı ama bizden uzak olandı, bırakalım öyle
Teşekkür eder, “güzel” günler dilerim...