Gameshow sayı 50, sayfa 99
Sayfanın metni

Sayfa 99

Mehmet (Soyadını da yazsaydın keşke. Türkiye'deki erkeklerin isimlerinin yarısının Ahmet, kalanının da Mehmet olduğunu düşünürsek aradan sıyrılman hayli zor olacak.)

BİLGİSAYAR Bahar yeni gelmişti. Bunu odasının dışındaki kuşların sesinden fark ediyordu. Bundan 2 sene öncesine kadar en sevdiği mevsim olan bahardan şimdi nefret ediyordu. 2 sene önce geçirdiği kazada karısı ve yürüme yeteneğini kaybetmişti... Bu olaydan sonra yalnızlığa -yaşlı ve kör kedisini saymazsak- ve tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştu. İlk başlarda çelik değnekleriyle zor da olsa kısa yürüyüşler yaparken artık evden çıkmaz olmuştu. Bu yalnızlık günden güne onu bir mum gibi eritiyordu. Kendi güneşinin çoktan battığına ve bir daha doğmayacağına inanıyordu. Yatağından kalkıp silahını kafasına dayadığı gecelerin sayısını unutmuştu, ama hiçbir zaman tetiği çekme cesaretini gösterememişti, 2 yıldır çalışamadığı için artık parası da kendisi gibi tükenmişti. Evindeki eşyaları satmaya başlamıştı. Bu gidişle evdeki eşyaların birkaç ay içinde tükeneceğinin kendisi de farkındaydı... Teker teker her şeyi satıyordu. Sadece karısının bilgisayarına dokunmuyordu. Yazılarını daha hızlı yazabilmesi için doğum gününde hediye etmişti karısına. Oysa kendisi bilgisayardan hiç anlamazdı ama yine de onu satamıyordu.

Bir gece yine uykusundan uyandı. Ter içindeydi. Evet bu gece yapacaktı. Hafifçe yatağından doğruldu. Başucundaki tahta komodinin üstündeki lambasına uzandı. Fakat lamba yanmadı. Anlaşılan elektrikler kesilmişti. Ama bu küçük aksaklık onun büyük planını bozamazdı. Yatağından inerek silahının bulunduğu çekmeceye doğru sürünmeye başladı. Tam bu sırada oda mikrofonik düdük sesleriyle yankılandı. Kedi irkilerek uyandı ve uyumakta olduğu masanın üzerindeki vazoyu yere devirerek odadan uzaklaştı. Adam sesin geldiği yöne baktı. Ses bilgisayardan geliyordu. 2 senedir bir tuşuna bile basılmayan alet, kendi kendine açılmıştı. Ekran kapkaraydı, sadece sol üst köşede yanıp sönen bir çizgi vardı. Bir an silahı unuttu ve bilgisayara doğru yöneldi. Sandalyeye tırmanarak ekranın karşısına oturdu. Masanın üstünden kalın camlı gözlüğünü alıp taktı ve dikkatlice ekrana baktı. Ama hiçbir şey olmamıştı. Ekran aynı şekilde duruyordu. Neyi beklediğini bilmiyordu. Canı sıkılmaya başlamıştı. Ekranın karanlığından rahatsız olmuştu ve kedisinin ismini ekrana tuşladı. Artık yanıp sönen çizginin önünde kedisinin adı yazıyordu.

Birden büyük planı aklına geldi. Ölmek istiyordu ama bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini bilmiyordu. Buna bir cevap almasının zamanı gelmişti. Doğruldu. Ekrandan kedisinin adını sildi. Eğilip yerdeki tabağı aldı ve evcil hayvanlar için özel yapılan vitaminli pilavdan bolca koydu. “Bu, kediye en az bir hafta yeter” diye düşündü. Tekrar eğilip tabağı yere koydu ve kedisine seslendi... Kediden hiç ses çıkmadı. Adam buna çok şaşırmıştı. 16 seneden beri ilk defa yemek için kendisine seslenildiği zaman gelmemişti şişman kedi... Nasıl olsa acıkınca yer diye düşündü. Bilgisayarı kapatmak için hamle yapmıştı ki gördüğü şeyden dolayı öylece dondu. Ekranda kendi ismi yazıyordu. Düşündü... Hayır kendisi yazmamıştı, buna emindi... İrkildi. Mantıklı düşünmeye çalıştı. Acaba karısının ölmeden önce hazırladığı bir program mıydı? O öldükten sonra hiç açılmamıştı bilgisayar. Şimdi buna kafa yoramayacak kadar önemli bir işi olduğunun farkına vardı. Çok istiyordu... Ama acaba başarabilecek miydi? Az sonra bunu öğrenecekti. Son olarak isminin yazdığı ekrana baktı ve “delete” tuşuna bastı... Birden sanki silgi ile silinmiş bir yazı gibi yok oldu...

Bu kadar kolay olacağını kendi bile düşünmemişti...

Gökçe Gezener

Bu ay da itinayla hikayelerini yazan arkadaşlara teşekkür ediyorum. Teşekkür ettiğim arkadaşların şımarmaya eğilimli olabilecekleri ihtimalini göz önüne alarak daha ileriye gitmiyorum. Bir cadı nerede duracağını iyi bilmeli.

Eminim yukarıdaki arkadaşların dışında da bir cadıya hikaye yazma cesaretini gösterecek cengaver arkadaşlar vardır. Onlara sesleniyorum: “Yazın!!” ve sonra da ekliyorum. “Aşağıdaki kelimeleri dikkate alarak tabii”

“Çerçeve, bilye, bebek, mendil, kalem, telefon, yoğurt, anahtar, bardak, kulak, güneş, böcek, para, saat, kitap.” nesra@netone.com.tr

Sanal Oğlan Rauf bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi reklamcılık piyasasında adı anılan bir şahıstır. Yani reklamcıdır. Bu pis cadalozun galaksiler arası yolculuğa çıktı demesine bakmayın siz. Rauf son yapılan Kristal Elma'yı kazandığı gibi, daha önce yaptığı sosyal kampanya ile Türkiye birincisi olarak Cannes'da yapılacak olan dünya reklam yarışmasında bizi temsil etmek üzere Fransa'ya gitmiştir. Bu durumda yazısını yazmamış, hatta ben tam kafasına bir CD fırlatacakken kaçmayı başarmıştır. Kendisine başarılar diliyoruz... Şimdi herif Cannes plajlarında. Neyse :))

oVerdOsE U5

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.