Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 87
STEPHEN KING
(Yağmur mu yağıyordu?)
çılgın çocuk Rahmanhan (böğürdü). Karşıdaki de çılgın malak Emrecan Çakır (saçlarına fön çekti, kas yaptı). Hemen köşedeki Ali Demirel, "İsmim bir marka," dedi. Öte yandaki Metin Milli görünümünde CounterStrike oynayan Bleda, "..." dedi. Beri yandaki çantasının ağırlığını sırtına bilimsel olarak yaymaya çalışan Evren Sıradağlar (Allah Allah ya, dedi). Hemen uzakta iğrenç güneş gözlüğüyle hiç de hoş olmayan tavırlar sergileyen ise, Özgür Akpınar (babalar be, dedi). Etrafta dolanıp herkese salak salak laf atıp, insanları kıl eden rahip tadındaki insan, Alper Daçe yürüdü. İğrenç. Ama onun yanında o güneş gibi yüzüyle ve “ee peki o kızın adı taşimasu mu ekiki” diyerek sıcak gülümseyişiyle duran Yaman Denizer (funk dinledi). İşte bu. Ha, bir de şaşkın gözleriyle Mrai var ama Fantasya'ya bir kere daha hoş geldiniz. Sizi bilmem ama ben bu ay gerek finallerim, gerek GameShow'un bir ara kaybolması, gerek de bir süreliğine başka türlere yönelişim nedeniyle fantezi edebiyatını biraz da olsa boşladım. O yüzden bu seferlik biraz eskilere yönelecek, şimdiye kadar haklarında birçok şey söylenmiş fakat benim değinmediğim eserlere bakacağız. Fakat önce haberler:
han gocuk Rah manhan (bogdurdu), Kanydak de glign
Avalon'un Sisleri serisinin üçüncü kitabı Geyik Kral çıktı. Daha okuyamadım, gelecek aya yazabilirim sanırım. Yalnız, kapağı beğenmedim ben. Çok cart.
Ayrıca, benim bir önceki sayı yazdığım Eddings'in Tamuli serisinin Türkçe ilk kitabı çıktı. Hemen alınız.
Arka Bahçe Yayıncılık Haziran ayında çizgi romanlara devam demişti ama, patladı sanırım. Hepimize geçmiş olsun.
Yine bir çizgi romansal haber: Conan'ın haklarını Alfa Yayıncılık'tan satın alan Aksoy Yayıncılık, Türkiye'de hiç yayınlanmamış Conan maceralarını piyasaya sundu. Ne güzel.
Yüzüklerin Efendisi'nin birinci filmi geldi, Star'a geldi. Evren'de ilk defa, diye duyurdular. Star gazetesi de “Alemin ***** koduk” şeklinde manşet attı. Yalan söyledim evet.
Haber faslı da bu kadar. Buyrun bu ayın asıl kısmına:
Margaret Weis & Tracy Hickman - EjderhaMızrağı Destanı İlk kitabı sanırım geçen sene Şubat ayı civarı çıkmıştı bu serinin. O zaman aile kitapçımızda (?) şöyle bir dolaşırken gözüme çarpan EjderhaMızrağı'nın birinci kitabı açıkçası pek ilgimi çekmemişti. Yüzüklerin Efendisi'nden sonra, bu türde olup da bana daha fazla zevk verecek bir kitap düşünemiyordum vesaire vesaire. Zaten okumaya başladığımda da bu kuşkularımı doğrular nitelikte faktörler görmedim de değil. Yalnız, ilerledikçe Dragonlance'in aslında ne kadar sağlam temellere oturtulmuş bir dünya olduğunu gördüm.
BOOK ONE OF THE TAMULI
Can Kantarcı
NEW YORK TIMES BESTSELLER
Bu noktaya gelince, kendime göre bir açıklamada bulunmak istiyorum. Fantezi eserleri üç türe ayrılmaktalar: İlki, Yüzüklerin Efendisi'nin hemen hemen tek örneği olduğu Destan-Fantezi. İkincisi, Ursula K. Le Guin'in yazdığı Yerdeniz serisinin başını çektiği Felsefi-Fantezi. Üçüncüsü ise Weis&Hickman ve Eddings gibi yazarların eserlerinin oluşturduğu Popüler-Fantezi. İlkinde tipik destan özellikleri görülmekte. Romantizm had safhada. Karakterler ya tamamen iyi, mükemmel, ya da tamamen kötüler (Saruman ve Boromir ayrı, ilk tarafından etkilenen Istar ve Numenor olayı). Mesela Yüzük Kardeşliği yolculuk ederken bir tane bile zıt fikir yok. En azından olması gerektiği kadar yok. Hep ufak tefek şeyler. İkinci alt türde genel bir fantezi kurulumu var ama burada olaylar, diğer iki alt türe göre çok daha arka planda. Her şey çok daha simgesel. Üçüncü de ise kolay-okuma dediğimiz faktör ön planda. Olaylar temel unsur, simgesellik yok denecek kadar az. Fakat bu türün güzelliği, her şey olması gerektiği gibi. Başka bir deyişle, işler güllük gülistanlık gitmiyor. Buna verebileceğim en iyi örnek Dragonlance'de Raistlin'in tavırlarıdır. Benim şimdiye kadar okuduğum kitaplardan genel çıkarımlarım bu şekilde. Ve eklemek isterim ki, bu yazdıklarım normatif niteliğe sahip değillerdir. Sadece olanı söylüyorum, olması gerekeni değil.
EjderhaMızrağı diye başlayıp, buralara kadar gelmeyi başardığım için kendimi ayrıca kutluyorum. Gerçekten de, Dragonlance serisi çabucak okunabilen bir seri. Fakat fantezi türü okumaya başlamak için doğru bir seçim değil. Bu türden maksimum zevk alabilmek için kesinlikle Yüzüklerin Efendisi ilk önce okunmalı. Her ne olursa olsun türün şimdiye kadar yazılmış en iyi kitabı bu. Eğer bunun üzerine okursanız bir Dragonlance'i ya da bir DarkElf Trilogy'yi çok daha hoş olur, tatlı olur, 1-0 olur, bizim olur (espri yapmaya çalıştım).
EjderhaMızrağı'na genel bakıldığında göze çarpan tek büyük eksikliği, karakterizasyonun göründüğü kadar güçlü olmaması. Gerçekten de tek sağlam, her şeyiyle tamam tek karakter Raistlin Majere. Birazcık da onun kardeşi olduğundan dolayı Caramon Majere. Geri kalan kahramanlar çok yüzeyseller. Serinin benim çok hoşuma giden başka bir güzelliği de, aksiyon dolu olması. Yani bir bakıma "A John Woo Film”. Abartısız söylüyorum, serinin birinci kitabını bitirdiğimde, Yüzüklerin Efendisi'nin tamamını bitirdiğimdeki aksiyon tatminini almıştım. Dragonlance Chronicles'a bu yönden mükemmel denilebilir. Eklemek istediğim başka bir şey de, İngilizce kitap okuyan insanlara: Bir yerden Dragonlance Legends üçlemesini kesinlikle edinin. Kanımca Chronicles'dan (yani EjderhaMızrağı Destanı) daha güzel. İnanılmaz tavsiye olunur.
Eh, sona geldik. Aslında her son yeni bir başlangıç. HAHAHA. Gelecek sayıya, bomba bir yazı geliyor: "Neden “Fantasya"?".
overDoSe 03
(Bir ceket vereyim.)
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 86
aylık kültür sanat aktiviteleri.
Arthur Gordon Pym'in öyküsü - Edgar A. Poe
Nihayet Edgar Allan Poe'nun tek romanı olan “Arthur Gordon Pym'in Öyküsü” Türkiye'de de basıldı (inanılmaz ama gerçek, her şeyin yeni farkına varılıyor). Usta yazarın şimdiye kadar yazdığı kitapların içinde en çok zihinleri meşgul eden roman, yarım kalması ile ünlü. Birçok yazar Edgar A. Poe öldükten sonra romanı tamamlamaya çalışmıştır. Arthur Gordon adlı kahramanın kendi ağzından aktardığı ve korku ve dehşet dolu bir deniz yolculuğunu anlattığı kitap, okuyanı hemen etkisi altına alabilecek bir atmosfere sahip. Özellikle deniz yolculuğu sırasında Arthur Gordon'un başına gelenleri okurken tüyleriniz diken diken olacak. Ve tabii sonlara yaklaştıkça sizi anılmaz.
bir sürpriz de bekliyor... Bu kadar ünlü ve tartışma yaratan kitabı alıp okursanız Poe mezarında daha rahat uyuyacaktır...
sinema
Revolution hah! Bu Lemmings zamanında az çektirmedi bana. Rüyalarımda, düşüncelerimde hep bu küçük belalar vardı. Başkaları onları görmese bile ben hep yanımda görüyordum ve onlarla yaşıyordum. Ölmemeleri için, olmadık hareketler deniyor ve onlar kurtulurken ben ölüp ölüp diriliyordum. Bu yeni Lemmings'i de çok beğendim. Eski tadı yakalamışlar bence. Tabii ilk Amiga'da efsane olan Lemmings kadar olmasa da bunun da kendine has zevk veren tarafları var. Yoksa acı mı demeliydim. Oynayın...
Scorsese filmlerine karşı hep saygım vardır. Duru bir atmosfer, derinlemesine işlenmiş karakterler, filmin her karesine sinen nefis bir sinema anlayışı Scorsese'ı diğerlerinden hemen ayırır. Taxi Driver, Raging Bull, Casino gibi nefis filmlere de imza atan Scorsese bu sefer Nicolas Cage gibi bir aktörü de yanına alarak yine nefis bir filme imza atmış. New York'un en belalı bölgesinde ambulans sağlık görevlisi olarak çalışan Frank Pierce'in yaşamının kabusa doğru gidişini ve kendisini kurtarabilmesi için başka insanları kurtarmaya çalışmasını izlerken, elinizde olmadan etkileneceksiniz. Nefis çekimler, konu ve oyunculuklar. Scorsese yaparsa iyisini yapar.
müzik
In Flames - Clayman
İsveç'in medar-ı iftiharı olan In Flames beklenen albümünü nihayet çıkardı. Göteborg stili Death Metal'in en iyi uygulayıcısı olan In Flames (ki türü başlatan At the Gates adlı babalar babası gruptur. Ne yazık ki dağıldılar), bildiğiniz gibi Jester Race ile patlama yaptı. Bu efsane albümden sonra katlanarak artan grup “Whoracle” ile tempoyu biraz düşürmüş olsa da geçen sene çıkardıkları bomba albüm “Colony” ile ünlerini pekiştirdiler. Peki Clayman nasıl? Valla In Flames'in sıkı bir takipçisi olarak söylemem gerekirse bu albümü kendilerine hiç yakıştıramadım. Hayır kalitesiz olduğundan değil. Sanki biraz aceleye gelmiş gibi. Parçalar çok kısa ve 2 nakarat bir solo ile işi bitirmeye çalışmışlar. Halbuki In Flames'de müzikal olarak ayrıntı ve zenginlik hakimdir. Fakat bunda nedendir bilinmez tempo iyice düşmüş, önceki albümlerin coşkusu da gitmiş. Yine de “Square Nothing”, “Clayman” ve “Suburban Me” gibi nefis parçalar bulabilirsiniz. Ama tamamında değil...
Lenin
O 2 oVerDoSe