Gameshow sayı 49, sayfa 60

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 60

Risk bu soruyu cevaplamamaktır.” diye cevaplamış biri. Bu cevaba maruz kalan öğretmen ne yapmış bilmiyorum ama ben olsam istifa ederdim. Bu cevabı veren çocukla başa çıkılmaz azizim... Böyle bir öğrenciye ders vermek başlı başına bir risktir zaten. Zaten hangi konuda ders verilebilir ki böyle bir çocuğa?.. Kendi başına olayı bitirmiş... Şimdi ne yapıyordur ki o çocuk? Büyüyüp adam olmuş ve “gerçek” hayatta “gerçek” riskleri mi göze alıyordur acaba? Öyle bir kağıt parçasına “Risk bu soruyu cevaplamamaktır.” diye yazmakla bitmiyor bu işler... Gerçek hayattaki riskler o üstüne yazdığı kağıt parçası gibi buruşturup atar adamı... Yine de umarım olayı en az buruşukla atmayı başarır... Aslında herkes her gün kendi çapında birçok riski göze alıyor. Kimi gece geç saatlere kadar bilgisayar oyunu oynayıp sabah okula ya da işe geç kalma, kimi “Üf yavrum hepsi senin mi?” diyerek tokat yeme, kimi de AOK'de Meg'in karşısındaki takımda olup onun yanında çıkma riskini göze alıyor. Bazıları ise Zebani'nin editörü olduğu bir dergide yazılarını geç vererek, sabahın köründe “Yazılar nerdeeeel!! Yazı istiyorum!! Yazı verin baaaanaaa!” diyen korkunç bir ses tonuyla uyandırılma riskini göze alıyor. Ya da bu riski bir tek ben göze alıyorum bilemiyorum... Öyle ya da böyle bir şekilde riskler var ve biz de bunlarla yaşamak zorundayız. (Değil mi Zebani? Aslında olaya bir de senin açından bakarsak, benim yazarı olduğum bir dergide senin editör olman daha büyük bir risk.) İçinde bu kadar risk kelimesi geçen bir paragraftan sonra size “Risk 2” diye bir oyunu tanıtmam eminim hiçbirinizi şaşırtmayacaktır. Yani bu kadar risk kelimesini arka arkaya kullanarak sizi şaşırtmama riskini göze almış oldum. Böyle bir riski göze almak bana ne kazandırdı ya da kaybettirdi bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ama bu paragrafı gereğinden fazla uzatıp yazının kalanının okunmaması riskini göze alamayacağımdan eminim. Risk 2, herkesin o meşhur “Dünyanın efendisi olma” dürtüsüne hitap eden bir oyun. Yıllarca zevkle oynadığımız ve masa oyunları arasında özel bir yeri olan Risk bilgisayar ortamında yine karşımızda, (Siz yorulmayın. Bu klasik cümle için ben kendime bir ceza verdim bile.) Ama yine de çok fazla şey beklemeyin derim, Genelde masa oyunlarının bilgisayar oyunu olarak karşımıza çıkması çok farklılık yaratmıyor. Sadece olaya biraz daha renk katılmış oluyor. Burada da olayı daha ilgi çekici hale getiren farklılıklar var. Mesela üç farklı şekilde oynayabiliyorsunuz. Classic, orijinal oyununun kurallarıyla oynanıyor. Elinizdeki askeri güçleri istediğiniz bölgelere pay ediyorsunuz. Paylaştırma işlemi bittiğinde herkes sırayla teker teker saldırıya geçiyor. Saldırılarda yine bildiğimiz "Zarla saldırı metodu” kullanılıyor. Sen aslan gibi delikanlıları al askere, aylarca eğit, en iyi silahları al sonra da iki tane zarla savaş kazan. Ne anladım ben bundan? Yazık değil mi o askerlere? Kendilerini kötü hissetmezler mi iki tane zarla bir tutulduklarında? Üstelik zarlar da bir acayip. Attığınızda silah sesi duyuyorsunuz. Zarla silah arası bir şey. James Bond filmlerindeki gibi. Yames'cim şimdi bu bir dolma kalem ama şuradaki düğmeye basınca adamı alnının ortasından vurabiliyorsun. Bunlar da Risk zarları.. İyi attığında karşındakini yerle bir ediyorsun” Böyle bir durum

R Fisk

bu sonyu cevaplamamakten e ye cevaplams-

Nesime TAŞAN anlayacağınız. Aslında bu çok da üstüne gidilecek bir durum değil ama yine de ilk kez attığınız zarların silah sesi çıkarması pek de beklediğiniz bir şey değil. İkincisi ise Same-Time dediğimiz bir şekil. Burada elinizdeki kuvvetleri bölgelere pay ediyorsunuz. Sıra savaşmaya geldiğinde iş biraz değişiyor. Çünkü herkes aynı anda birden fazla yere saldırabiliyor. Aynı anda birden çok saldırı da yiyebiliyorsunuz. Classic'e göre daha acımasız ve vahşi. Kan, dehşet, acı hepsi burada. Üstelik buradaki zarlar daha da garip. Hem silah sesi çıkarıyorlar hem de 12 tane yüzleri var. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi siyahtan beyaza doğru 5 sınıfları var. Renk koyulaştıkça saldırı gücünüz daha çok artıyor demek. Tanrı hepimizi siyah, 12 yüzlü ve atınca silah sesi çıkaran zarlardan korusun!! Tournament ise Classic ve Same-Time oyunlarından oluşan bir seri. Belirli misyonları yerine getirdikçe bir üst seviyeye geçiyorsunuz. Oyuna üç değişik şekilde başlayabiliyorsunuz. İlkinde bütün bölgeler rastgele paylaştırılmış oluyor. İkincisinde herkes sırayla bir bölge seçiyor. Üçüncünde ise herkes belirli sayıda bölgeye sahip olarak oyuna başlıyor ve elindeki puana göre belirli bölgeleri pazarlık yaparak ele geçiriyor. Oynadığınız haritayı, sahip olunan bölgelere, tehdit altında olan sınırlara ya da askeri

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.