Risk 2

Risk bu soruyu cevaplamamaktır.” diye cevaplamış biri. Bu cevaba maruz kalan öğretmen ne yapmış bilmiyorum ama ben olsam istifa ederdim. Bu cevabı veren çocukla başa çıkılmaz azizim... Böyle bir öğrenciye ders vermek başlı başına bir risktir zaten. Zaten hangi konuda ders verilebilir ki böyle bir çocuğa?.. Kendi başına olayı bitirmiş... Şimdi ne yapıyordur ki o çocuk? Büyüyüp adam olmuş ve “gerçek” hayatta “gerçek” riskleri mi göze alıyordur acaba? Öyle bir kağıt parçasına “Risk bu soruyu cevaplamamaktır.” diye yazmakla bitmiyor bu işler... Gerçek hayattaki riskler o üstüne yazdığı kağıt parçası gibi buruşturup atar adamı... Yine de umarım olayı en az buruşukla atmayı başarır... Aslında herkes her gün kendi çapında birçok riski göze alıyor. Kimi gece geç saatlere kadar bilgisayar oyunu oynayıp sabah okula ya da işe geç kalma, kimi “Üf yavrum hepsi senin mi?” diyerek tokat yeme, kimi de AOK'de Meg'in karşısındaki takımda olup onun yanında çıkma riskini göze alıyor. Bazıları ise Zebani'nin editörü olduğu bir dergide yazılarını geç vererek, sabahın köründe “Yazılar nerdeeeel!! Yazı istiyorum!! Yazı verin baaaanaaa!” diyen korkunç bir ses tonuyla uyandırılma riskini göze alıyor. Ya da bu riski bir tek ben göze alıyorum bilemiyorum... Öyle ya da böyle bir şekilde riskler var ve biz de bunlarla yaşamak zorundayız. (Değil mi Zebani? Aslında olaya bir de senin açından bakarsak, benim yazarı olduğum bir dergide senin editör olman daha büyük bir risk.) İçinde bu kadar risk kelimesi geçen bir paragraftan sonra size “Risk 2” diye bir oyunu tanıtmam eminim hiçbirinizi şaşırtmayacaktır. Yani bu kadar risk kelimesini arka arkaya kullanarak sizi şaşırtmama riskini göze almış oldum. Böyle bir riski göze almak bana ne kazandırdı ya da kaybettirdi bunu hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ama bu paragrafı gereğinden fazla uzatıp yazının kalanının okunmaması riskini göze alamayacağımdan eminim. Risk 2, herkesin o meşhur “Dünyanın efendisi olma” dürtüsüne hitap eden bir oyun. Yıllarca zevkle oynadığımız ve masa oyunları arasında özel bir yeri olan Risk bilgisayar ortamında yine karşımızda, (Siz yorulmayın. Bu klasik cümle için ben kendime bir ceza verdim bile.) Ama yine de çok fazla şey beklemeyin derim, Genelde masa oyunlarının bilgisayar oyunu olarak karşımıza çıkması çok farklılık yaratmıyor. Sadece olaya biraz daha renk katılmış oluyor. Burada da olayı daha ilgi çekici hale getiren farklılıklar var. Mesela üç farklı şekilde oynayabiliyorsunuz. Classic, orijinal oyununun kurallarıyla oynanıyor. Elinizdeki askeri güçleri istediğiniz bölgelere pay ediyorsunuz. Paylaştırma işlemi bittiğinde herkes sırayla teker teker saldırıya geçiyor. Saldırılarda yine bildiğimiz "Zarla saldırı metodu” kullanılıyor. Sen aslan gibi delikanlıları al askere, aylarca eğit, en iyi silahları al sonra da iki tane zarla savaş kazan. Ne anladım ben bundan? Yazık değil mi o askerlere? Kendilerini kötü hissetmezler mi iki tane zarla bir tutulduklarında? Üstelik zarlar da bir acayip. Attığınızda silah sesi duyuyorsunuz. Zarla silah arası bir şey. James Bond filmlerindeki gibi. Yames'cim şimdi bu bir dolma kalem ama şuradaki düğmeye basınca adamı alnının ortasından vurabiliyorsun. Bunlar da Risk zarları.. İyi attığında karşındakini yerle bir ediyorsun” Böyle bir durum

R Fisk

bu sonyu cevaplamamakten e ye cevaplams-

Nesime TAŞAN anlayacağınız. Aslında bu çok da üstüne gidilecek bir durum değil ama yine de ilk kez attığınız zarların silah sesi çıkarması pek de beklediğiniz bir şey değil. İkincisi ise Same-Time dediğimiz bir şekil. Burada elinizdeki kuvvetleri bölgelere pay ediyorsunuz. Sıra savaşmaya geldiğinde iş biraz değişiyor. Çünkü herkes aynı anda birden fazla yere saldırabiliyor. Aynı anda birden çok saldırı da yiyebiliyorsunuz. Classic'e göre daha acımasız ve vahşi. Kan, dehşet, acı hepsi burada. Üstelik buradaki zarlar daha da garip. Hem silah sesi çıkarıyorlar hem de 12 tane yüzleri var. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi siyahtan beyaza doğru 5 sınıfları var. Renk koyulaştıkça saldırı gücünüz daha çok artıyor demek. Tanrı hepimizi siyah, 12 yüzlü ve atınca silah sesi çıkaran zarlardan korusun!! Tournament ise Classic ve Same-Time oyunlarından oluşan bir seri. Belirli misyonları yerine getirdikçe bir üst seviyeye geçiyorsunuz. Oyuna üç değişik şekilde başlayabiliyorsunuz. İlkinde bütün bölgeler rastgele paylaştırılmış oluyor. İkincisinde herkes sırayla bir bölge seçiyor. Üçüncünde ise herkes belirli sayıda bölgeye sahip olarak oyuna başlıyor ve elindeki puana göre belirli bölgeleri pazarlık yaparak ele geçiriyor. Oynadığınız haritayı, sahip olunan bölgelere, tehdit altında olan sınırlara ya da askeri

1- Hemen uyanıklık yapıp askerleri Avustralya ve Güney Amerika'nın dibine yığıp kıta bonusu almaya çalışmayın (Rauf, MEG, Polat kısacası herkes) 2- Bunun için kavga çıkarıp oyunun huzurunu kaçırmayın (Polat, Çilem ve eşi MEG - Destek olacak ya!) 3- Bunun oyunun ve oyuncuların sonu olduğunu anlayıp Avustralya ve Güney Amerika'yı bir çizgi çekip birbirine bağlamayın (bu sefer de kimse oraları almıyor) 4- Oyunda tecrübeli generaller gibi müthiş taktikler öneren, her stratejiyi bilen ve oyunun geleceğini kestirdiği halde daha 5. dakikada yenilen birisinin tavsiyelerine güvenmeyin (Rauf) 5- Zarları uyuz olduğunuz rakibinizin askerlerine doğru atın ve hatta mümkünse dağıtın. Pis pis sırıtmayı ihmal etmeyin (Polat) 6- Sürekli yemek yemekten yenilmeyin, kolayı halıya dökmeyin (MEG) 7- Ortada apti apti dolaşan birisini gördüğünüz anda ona diet kola, patates kızartması, cips ve abur cubur gibi şeyleri servis yaptırmayın yoksa üstünüze döküyor (Nesime) 8- Oyunda bir kadının erkeğe (ya da tersi) mantıken saldırması gerekiyor ve saldırmıyorsa anında bir aşk ilişkisinden şüphelenin (Nesime, Rauf veya MEG, Çilem... Ay bunlar evliydi zaten!) 9- Umudunuz kalmadığında düşmandan merhamet dilemeyin (Ertunç) 10- Herkesle anlaşma yapıp sonra kazık yemeyin (Nesime) 11- Herkesle anlaşma yapıp sonra kazıklamayın (MEG) 12- Oyunda sürekli yenildiğiniz halde, oyun bittikten sonra yüzsüzce hepinizi yendim, sürekli yendim demeyin (MEG) 13- Diet Kola krizine girip termostaki çayı tepenize dikmeyin (Polat)

zıplayıp sevinç çığlıkları attığında daha da eğleniyorsunuz. Ama bu zafer sarhoşluğuyla haddiniz olmayan saldırılara girişip boşu boşuna asker kaybetmenin de bir anlamı yok. Arkada çalan bir müziğin olmaması nedeniyle bazen anlamsız sessizlikler yaşayabiliyorsunuz. Sanki savaş olmuş bitmiş ve siz de Red Kit'teki süvarileri gibi olaya son anda yetişmişsiniz. Çıt çıkmıyor meydanda. Ancak zarları atıp saldırıya geçerseniz o zaman top, tüfek, yaralanan askerlerin seslerini duyabiliyorsunuz. Sonra yine o sinir bozucu sessizlik. Bir dakika....Bir de arada çıkıp spiker edasıyla oyunla ilgili detay bilgileri veren sesi unuttum. Siz sessiz sessiz strateji kurarken birden nerden geldiği belli olmayan o ses sizi yerinizden zıplatabiliyor. Bazen bunu özellikle yaptığını düşünüyorum. Genel olarak eğlenceli bir oyun. Ama arka arkaya iki üç kez oynadıktan sonra da aynı şekilde düşünür bilemiyorum. Ben yine de orjinalini tercih ir ederdim. Masanın etrafına dizilip zarları rakibinin gözünün içine baka baka atmak sonra da fethettiğin ülkeye yine rakibinin verdiği misyonu yerine getirerek de oyunun galibi içine baka baka kurulmak daha eğlenceli. Ama gözünün olabiliyorsunuz. “Afrika ve Avrupa kıtasını ele geçir ya da içine baktığınız rakibinizin sizden çok güçlü olmaması da oldukça önemli. rakibin Şehabettin'i yok et” gibi..Ya da kendinize bir merkez — ©U Kadar sinir edildikten seçerek, oyun boyunca bunu koruyup yanında iki düşmanın da R a daha merkezini ele geçirdiğinizde oyunu ğe kazanabiliyorsunuz. Gördüğünüz gibi bir sürü seçenek var böyle br kazanmak için. Yeter ki siz kazanmak isteyin. Haydi y yi TRT aslanlarım göreyim sizi. Savaş meydanını “Allah Allah” sesleriyle inletin. Ehem..Nerde kalmıştık...Görsel konulara bu kadar... Çılgınlık Gizli Hedef ile da değinirsek; grafiklerin çok iyi olduğunu Sar ka Fi Başlamıştı, Risk ile iz söyleyemeyeceğim, Özellikle insanı gaza getiren ge oğlan aldı güzelim intro'sundan sonra. Ama saldırı emri verdikten sonra güçlerin yoğunluğuna göre ayarlayabiliyorsunuz. Seçiminize göre, oyunda 9660, 9680 ya da 96100 hava çok güzelmiş.....Beni oyunu bilgisayarımıza taşıdı. Yetinmedi aha haritaya zoom girip ve orada askerlerinizi bire bir savaşırken İşimi yaptı? am görmek gerçekten eğlenceli. Hele askerleriniz (ya da Lay laylöm. gözel. 0 Oy zarlarınız!) tek atışta düşmanı yere serdiğinde hoplayıp