THE EXPERT
Retro bilgisayarBIRTHRIGHT: THE GORGON'S ALLIANCE - (Sierra (1 CD)) Ahh keşke! Keşke Birthright fantastik bir oyun değil de, daha çok bir Defender Of The Crown 2 falan olsaydı. Çünkü Gorgon's Alliance oynarken aklıma hep bu ölümsüz klasik geldi. Tevellüdü yetmeyenler pek bilmez, 1985-86 yılı oyun endüstrisinde dönüm noktasıdır. Cinemaware'in piyasa standartlarını bir hayli tepeye taşıdığı zamanlardır. İlk olarak SDI ile başlar efsane. Yeni kıtanın süper gücü, arzın jandarmalığı görevini eski bir ikinci sınıf aktörün (Ronald Reagan) iktidarıyla sürdürmektedir. Soğuk savaş dünyada hızını kesmiş fakat atmosfer dışında yeni bir boyut kazanmıştır. Amerika'nın Yıldız Savaşları Projesi (SDI) o günlerin en çok konuşulan mevzularındandı unutmam. Bir şey daha anımsarım... Cinemaware'in SDI'la aramıza katılışını... Gerçi bilgisayar oyunu olarak çok ilgi görmemişti ama bence oyun kavramı adına büyük ilerlemeydi. Aynı günlerde Cinemaware, ismini ebediyete kazıyacak harikayı yarattı. Defender Of The Crown'u... Saxon'lar ile Norman'lar arasındaki geçen, Britanya'nın hakimiyeti mücadelesini anlatan ve tarihsel gerçeklere dayanan sulandırılmış bir stratejiydi Defender. Dönemine göre mükemmel ötesi grafikleri, olağanüstü ve akıcılığıyla ne türden hoşlanırsa hoşlansın herkesi ekran başına çekmişti. Ama Cinemaware o günler için çok fazlaydı bana kalırsa... Bu adamların şimdi tekrar bir araya gelmesini çok arzularım. SDI'ı, Defender Of The Crown'ı, The Three Stooges'ı, The King Of Chicago'yu, Sinbad And The Throne Of The Falcon'u, Rocket Ranger'ı, Lords Of The Rising Sun'ı, It Came From The Desert'ı ve en önemlisi Wings'i bugünün teknolojilerini kullanarak yeniden yapmalarını ne kadar isterdim bilemezsiniz. 1992 yılında Cinemaware perdesini indirdiğinde bir parlak devrin bittiğini de biliyordum. Oysa şu anki mevcut şartlar bu sanatçıların en verimli olabilecekleri şartlardır. Sınırlı imkanlarla harikalar yaratanlar şimdi neler başarırlardı kimbilir. Ben öyle her şeyi takdir etmem ama Cinemaware bunu sapına kadar hak ediyor... Bu arada uzattığımın farkındayım. Ancak piyasada bir sürü dandik firma arz-ı endam eylerken bunların arasında insana soluk aldıracak bir Cinemaware olmaması beni cidden üzüyor... Allah'tan Birthright var. Crown'ın yerini tutamaz elbette ama o da farklı özelliklere vakıf. Örneğin benim için ilginç sayılmaz ancak oyunun geçtiği dünya bütünüyle fantastik. Bununla beraber kaliteli savaş
THE EXPERT
Ertunç BURAK eburak@kamernet.com sahneleri var. Macera kısmı bayağı kapsamlı bir FPS şeklinde dizayn edilmiş. Stratejik yanıysa bu tip sulu stratejilerin çoğunda görüldüğü gibi değil. Yani oldukça sağlam, adamı bayağı terletiyor. Bu açıdan bakıldığında Birthright ultra güzel bir oyun gibi gözüküyor. Pek çok türü son derece başarılı karıştırmış. Tek sevmediğim ve neredeyse benim için oyunun her şeyini alıp götüren iğrenç konusuna değinmek istemiyorum hiç. Neticede böyle FRP saçmalıklarına tapanlar olduğu tuhaf da olsa bir gerçek... Yine de kesin denenmesi gereken az görülen kalitede bir eser Birth... (Çok önemli not: Allah'tan başka bir şey istesem olacakmış demek. Yazımı bitirdikten sonra laf olsun diye www.cinemaware.com yazdım ve gözlerimden yaşlar boşalmasına engel olamadım. Adamlar dönüyorlar be. Hem de Defender Of The Crown 2 ile!!!! Yalnız biraz şüpheliyim çünkü kadro aynı kadro değil. Geçen zaman dahilinde değişen pek çok şey olmuş olabilir. Ama o baba zihniyetlerini koruyorlar gibi... Gelişmeleri takip edeceğim emin olun) FULL THROTTLE - (Lucas Arts (1 CD)) Varacağınız bir yapım daha... Komik olan, bu harikulade adventure'ı benim uzun zaman motorsiklet yarışı sanmam (... ohhaa yani, yanlış anlamayın, Amiga'm varken ki oyun bende yokken ki, Türkçe'yi katlederken ki zamanlardan bahsederken ki, pek zeki sayılmam ama o kadar da değilken ki ! ). Ben böyle zannederkene millet oyunu oynuyor ve bitiriyordu. Ancak kara günler geride kaldı, Full Throttle'ı aldığım an hayatıma nurlar yağdı (n'oluyor bana be?). Bittiği gün yaşamımın da Throttle kadar kısa süreceği hissine kapılmıştım. Ama fark eder mi ki? Full Throttle kadar dolu dolu ve kaliteli olduktan sonra varsın çabucak bitsin (çüşşş çok yumuşadık be, şairane vecizeler yumurtlamaya başladık, sonu hayırlı değil bunun... romantik şiir hücrelerinin etkisi olsa gerek). Bütün bu lagalugayı bir köşeye defedersek görürüz ki önümüzde harbi bir macera var... Amerikan eyaletlerinden birinde motorsiklet üreten bir moruk mevcuttur. Bunun bir de ortağı vardır efenim. Şimdi bu ortak söylemesi ayıp biraz dallamadır, yaşlı amcamızın yerinde gözü vardır. Biz, yani bilmemne cats (neydi ya harbiden, bir bakmam lazım) denilen motorlu grubun lideri olan biz, bu amcayla ve ortağıyla tesadüfen tanışırız. Ama mal kafalı ortak yapacağını yapar. Kendimizi kafamızda koca bir şişkinlikle birlikte çöp kutusunda buluveririz. Oradan çıktığımızda oldukça kızgınızdır. Ama asabiyetin çözümüne faydası olmadığını biliriz. Sükunet içerisinde kararımızı verip kısa, derece keyifli olan kötü adam takibine başlarız. VGA grafikler ve gerçek sanatçıların mükemmel seslendirmeleri eşliğinde... Eh be Lucas bu kadar olur, helal sana! THE JOURNEYMAN PROJECT II: LEGACY OF TIME - (Red Orb (4 CD)): Zamanda yolculuk... İnsanoğlunun daima cezbedici olan hiç bitmeyen rüyası... Yirminci asıra kadar hayal gücü zengin fantastik roman yazarlarının kurgularından ibaret kalan zaman yolculuğu, bilim ve teknolojideki atılımlar neticesinde üretilen teoriler çerçevesinde müspet ilim çevrelerinde de konuşulur oldu. Şimdi burada teknik detaylara girebilecek kadar yerim yok, zaten yazılarımda fazlasıyla şahsi fikirler ortaya koyduğumdan dolayı bir hayli tepki alıyorum. Ancak bu konuda söyleyeceğim birkaç bir şey var; Zamanda ileri ya da geri gitmek teorisel açıdan tartışmaya değer olmasına rağmen gerçekleşme ihtimalini düşünmek bile abestir kanaatimce. Zaman, kainat söz konusu olduğunda izafi bir boyut ifade edebilir belki... Ama dünya yüzeyinde yaşayan ve uygarlıklar yaratan varlıklar için kalıtımsal olabilecek birikimleri tespitleyen, çoğunlukla da coğrafi olan bir süreğen tüketim değeridir. Kişiler adına ise “ömür” ile sınırlı bir kavramdır. Bu aşamada zaman, “maddenin” aşınım süresini belirleyen müstakil bir Tanrı (Chronos) bile sayılırdı antik çağlarda... Ama bir gün, insanın ona “hükmedeceğine" inanmak safdillik olur çünkü elimizde somut olarak mevcut olan hiçbir şey yoktur. İnsan, ancak madde üzerinde egemenlik kurabilir. O da bir yere kadar, hepsi o... Fakat Red Orb bu tip hayalleri olanları dijital anlamda tatmin etmek istemiş anlaşılan. Journeyman, birincisini ve ikincisini maalesef kaçırdığım bir serinin son oyunu. Yani son derken şimdilik öyle, dördüncü Journeyman Project'in yolda olduğu söyleniyor. Kahramanımız zamanında zamanda (kelime oyuncuğu) bir hayli dolanmış bir kardeşimizdir. Fakat bu defa her bir şeyler farklıdır. Tarihteki büyük uygarlıkların canına okumuş fezalı düşman geri gelir ve işleri karıştırır. Biz, Maya (İnka mıydı? Aztek'te olabilir, hatırlamıyorum, hepsi aynı halt zati ama Aztek'leri cehenneme postalayan Cortez'di bildiğim kadarıyla, onun da uzaylı olduğunu sanmıyorum), Tibet ve Atlantis medeniyetlerini ziyaret edip bizim için hazırlanmış bir dolu bulmacayı, mükemmel grafikler eşliğinde çözüp ilerliyoruz. Ara filmler gördüklerim arasında en kalitelisi, “acting” süper. Mekanlar egzotik, sesler atmosferik, senaryo filozofik, oynanabilirlik egzantrik (olmadı), kısa olması biraz dandik, sanırım şimdilik bittik. BYZANTINE: THE BETRAYAL - (Stormfront Studios (6 CD)): Bak bak bak... Gavurcuklar lütfedip İstanbul ile ilgili oyun yapmışlar. Ama kuyruk acıları dinmemiş olsa bulaştırdığınızda senaryo ciddiyetini ve gerçekçiliğini iriyor. Byzantine'de, iki tıklamada bir size o nesne, yer vs, hakkında bitmek bilmez bilgiler pompalıyor. Bence bunun yerine oyunun hiç oturmamış konusu üzerinde uğraşsalardı daha iyi olurdu. Her İstanbullunun yakinen tanıdığı mekanlarda, Türk televizyonlarından aşina olduğumuz oyuncular eşliğinde sürüp giden, anlamsız bir neo-teknolojik serüven Byzantine. Gabriel Knight 2'yi taklit etmişler biraz ama onun tırnağı olamaz... Hay Byzantium kadar kafana taş düşsün emi Allah'ın ukala dizikoyverisi seni... Sittieaa!!! M1 TANK PLATOON II - (Micro Prose (1 CD)): Geçenlerde Armored Fist 2 için teknik detay yok, her şey çok basit, oyun simulasyon değil demiştim değil mi? Dilimi eşek arısı soksun benim... Al bakalım, bu da abartının kralı diye tabir edeceğimiz kadar karmaşık, zor ve uzun vadede oldukça da sıkıcı. Bunun ilkide böyleydi, bilirim. Amiga'da bana kök söktürmüştü. İkincisi birincisinden bayağı bir zaman sonra tekrar Micro Prose tarafından piyasaya düşürüldüğünde önce sevindim, sonra üzüldüm. Üzüldüm çünkü Micro Prose'un ilk tecrübesinden hiç ders almadığını gördüm. Yine ellerinin ayarı kaçmış... M1 Tank Platoon 1, en azından Türkiye'de, fazlaca iş yapmamıştı. Sebebi basittir. Henüz Birleşik Devletler Silahlı Kuvvetleri dışında hiçbir ülkenin servisinde olmayan bir tankın simulasyonunu oynamak herkese cazip gelmez. Ayrıca sürüyle elektronik aksama rağmen gerçekleşme ihtimalini düşünmek bile abestir kanaatimce
Birthright Byzantine Full Throttle | Tevellüdü yetmeyenler pek bilmez tanıtım amaçlı, abuk konulu, sıkıcı son derece keyifli olan kötü!
visa dimasi praz da3
Zaman kainat söz konusu olduğunda izafi bir boyut elde edebilir belki..
OF LIGHT & DARKNESS M1 TANK PLA. 2 Tabiiki bütün bunlar palavra. Görevler iyi dizayn edilmiş
gerek hala dilleri İstanbul diye dönmüyor. Yoo hayır! Zannettiğinizin aksine bu konuda gol atmayacağım.. Constantinapolis'i önce söke söke aldık, sonra almaya çalışanları da döve döve gönderdik. Onlara söylenecek tek laf şu; ben lâf sokaklarında Türkçe ezgiler yankılanır;
ikamet ediyoruz. Bütün eşine ve insanda nefret uyandırıyor. İstanbul'u seviyoruz. Bunun farkına da deprem hikayesi esnasında - İstanbul'u ne olursa olsun tam olarak terk edemeyeceğimi anladım. Türkler yapısına rağmen bu megapol'e vardım.
hem Bizans'ın payitahtını bırakıp gittikleri gün dünyanın sonunu bekleyin derim ben. Ona da daha bir hayli zaman var be ecnebi dostlar...
Ve onların içimizdeki yalaka, özenti uzantıları...
Stormfront Studios kimdir nedir demeyin. Bir önemi yok zaten. Oyunumuz, şu kablolu TV'si yahut uydu anteni olanların yakından tanıdığı Discovery Channel tarafından finanse edilmiş. Hatırlarım taa 1996 sonlarında falan haberi çıkmıştı.
Byzantine'in. Heyecanla bekledik nasıl olacak, daha da önemlisi “ne” olacak diye. Oyun SSİZ ekranlara düştüğünde ise şu karara vardım; Öyle sansasyon yaratılmamalı kafalarda. Çünkü bu güne değin hariç hangi oyunu beklediysem fos çıkmıştır. En son Gabriel Knight 3 bu kanıyı güçlendirdi bende. O anda olmayan bir Half Life, yaşamıma bomba gibi düşmüştü. Byzantine: The Betrayal ise GK 3'ten bile daha kötü. Ne diyebilirim ki? Discovery kendi ruhuna uygun, tanıtım amaçlı, abuk konulu, sıkıcı, basit “maceramsı” bir şeyler yapmak istemiş. Bu, Cryo'nun son zamanlarda Egypt, Forbidden City gibi kötü adventure'larında “kültürel oyun” mantığında bir şey. İnanılmaz derecede saçma geliyor bana. İstanbul ile ilgili malumat edinmek isteyen için binlerce kaynak var, bunlar sayesinde milyonlarca bilgiye ulaşmak mümkün. Oyunlara böyle şeyler,
MURPHY - OVERSEER
Agatha Christie stili cinayet masalları değil.
Geniş bir “aygırın” tüm mürettebatının kontrol ünitesi izdi pek çok insana aptalca ve bayıcı gelmiştir. Mekanik İkinci Dünya Savaşı tankları, tarihsel görevlerinde tank simulasyonu görmedim, siz Panzer Elite'e kaliteli mi diyorsunuz? Hah!) her zaman iş yapar. Neticede onların yönetimi daha insana dayalıdır ve çatışmanın sıcaklığını yaşama ihtimaliniz daha bir fazladır. Benim gibi teknoloji düşmanı romantikler adına M1A1 - A2 Abrams türü yüksek teknikli savaş araçlarıyla donatılmasını isterim elbette. —
KOSELER 617
Ama bilgisayar ekranım bunlara kapalıdır. Bu derece komplike simulasyonlarla uğraşacak ne zamanım, ne sabrım, ne de ilgim var. Sanırım M1 Tank Platoon 2, yalnızca Levent Göçer gibi adamların harcı olabilecek yapıtlardan. Bu arada Levent'i tanıyor musunuz? Sıkıcı gelmesin size, adam öyle işkembeden sallamıyor o bilgileri. Dergide bir "expert" daha varsa o muhtemelen Göçer'den başkası değildir. Her zaman mavra olacak değil ya, biraz da kafanızı çalıştırıp fırsat varken bir şeyler öğrenin heriften
THE EXPERT
"Az laf, çok oyun. Bundan sonra böyle"
OF LIGHT AND DARKNESS: THE PROPHECY - (Interplay (3 CD)): Oyundan hiçbir bok anlamadım. Light And Darkness uzun zaman reklamı yapılan abidik gubudik oyunlardan. Hatırlarım grafiklerini çizen artist reklamın köşesine bir yere aynen şöyle yazmıştı; “bundan daha iyi grafik-animasyon yapacak adamın alnını karışlarım, ciğerini deşerim, böğrünü parçalarım, burnunu yerim". Tırsmıştım elbet, yapacağım varsa da vazgeçmiştim. Yalnız oradaki görüntüler gerçekten inanılmazdı. Ama neye göre? Ben o grafikleri 3D sanmıştım ve bu derece iyi 3D grafik oluşturabilen bir abimizin böyle böbürlenmesini de haklı bulmuştum. Tam önümü ilikleyip hazır ol vaziyetinde saygı duruşuna geçecektim ki oyun kucağıma düşüverdi ansızın. Hayallerim yıkıldı, umutlarım çöktü, kahroldum, göçtüm, bittim... Tabiiki bütün bunlar palavra. Of Light And Darkness aslında ilk gördüğüm anda da hiç ilgimi çekmemişti. Üç boyutlu olacağını zannetmem doğru. Ama üzerinde gereksiz ve daha çok programcıların ego tatmininden ibaret olan oyunlardan biri olduğunu onu ilk gördüğüm saniye anlamıştım. Darkness'ı hangi türe sokacağımı bile bilmiyorum... Adventure desen değil, puzzle desen elle tutulur bir puzzle'a da rastlamadım. Eee ne peki? Bilmiyorum! Başta da dediğim gibi çözemedim. Belki ileride hoş bulmacalar, enteresan bir konu açılımı filan mevcuttur ancak benim böyle tuhaf, uçuk mevzulara gıcık kaptığımı bilirsiniz. Anladığım ya da anlamadığım konu şu; kötü birileri veya biri dünyadaki bazı felaketler neticesinde yaşama egemen olmak arzusundadır. Siz de, kimsiniz nesiniz bilmiyorum, sanırım bu şeytanı durdurmaya uğraşıyorsunuz (kısmen salladım). Render görüntüler yaratıcısının abarttığı kadar mükemmel değil bence. Ancak sesler muhteşem. Motion capture tekniğiyle yapılan ve konuşmaları senkronize olan karakterler var. Oyun bu anlamda, yani görsel ve işitsel açıdan oldukça başarılı sayılabilir. Fakat bu bir oyunsa eğer... Light'dan bana geriye kalan tek şey, kötü adamı seslendiren şahsın, ismini şimdi hatırlayamadığım, Hollywood'un ünlü karakter oyuncularından biri olması(soy ismi Woods'du galiba... hah hatırladım James Woods). Bunu da salla zaten... QUAKE II - (id Software (1 CD)): Ne diyeceğimi bilemiyorum... Ödlek bir tavuk olsam alacağım tepkiyi düşünerek susmayı tercih ederdim. Ama hayır! Quake 2, genel olarak da içinde Quake lafı geçen her oyun iğrenç, tiksinti verici, mide bulandırıcı, üzerine kusulması gereken, gereksiz, saçma, kötü vs vs'dir. Hele Quake 2 bunların arasında en rezil olanı. Hadi yakınlarda çıkan üçüncüsünü grafiklerinden ötürü ve sadece multiplayer olmasından dolayı affettim. Quake 1'de FPS olayına bir takım yenilikler getirdiği için hoş görülebilir. Ancak Quake 2, yapımcısı John Carmack'ın da adeta günah çıkartırcasına belirttiği üzere birincisinin gelişmişinden başka bir halt değil. Single'da oyun sıfır. Grafikler zavallı, hikaye yok, ses efektleri ve diğer olması gereken 3D hoşluklar döküntü. Tek iyi olan CD audio müzikleri. Onlar da bir yerden sonra kafa ütülemeye başlıyor. Gerçi çok da fazla yüklenmek istemiyorum bu oyuncağıza, Neticede grafikler eski nesil 3D kartlar için (benimki gibi) dizayn edilmiş. Oyun ise multiplayer için... Aslında kızdığım bunlar değil yani, Quake oynamasam pek bir şey kaybetmem. Bozulduğum olay Quake gibi oyunların hiç yaratıcı olmaması. Herifin biri çıkıp kendince bir format oluşturuyor. Sonra bunun üzerinden, birbirinden farksız bayağılıklar yapılıp duruluyor. Hiç kimsede çıkıp bu çemberi kıramıyor... ta ki Delta Force'a kadar... Susun! Aksini böğürmeyin boşuna; Delta Force, Quake 2'den bin kat iyi bir oyun. Gökyüzünde uçan adamlar, arkadaşını "rail" leyen garip tipler, estetik görünmekten uzak monoton arenalar, kim kime dum duma ortam yok Delta'da. Sistemli çalışma gerektiren, takım ruhunu ortaya çıkaran atmosfer, gerçek silahlar, kazanmak için taktik zekanızı ortaya koymanız gereken anlar var Delta'da. Yani Quake 2'de olmayan ve olamayacak “ciddiyet” var Delta'da. Ciddiyet derken ciddiyim! Delta Force savaşın ta kendisi, Quake ise insanları hoplatıp zıplatan, mide kaldıran, göz bozan, klavye ve mouse kullanma kaabiliyetine dayanan zavallılık abidesi. Yine de zevk ve renk ebedi kuralından dem vuralım da kıllanmasın gariban Quakeciler... TEX MURPHY: OVERSEER - (Access (5 CD)): Dedektiflik hikayeleri her daim cazip gelir bana. Ama öyle Agatha Christie stili cinayet masalları değil. Sıradan bir olaydan yola çıkıp, ardından dallanıp budaklanarak dünyanın kaderini etkileyecek raddeye varabilen komplike maceralardan bahsediyorum. Mesela Black Dahlia buna kusursuz bir örnekti, Ya da Martin Mystere'nin çizgi romanları... Adım adım gelişen, doğaüstü olayların ve gizemli kişiliklerin de işin içine girdiği hikayelerdir bunlar. Ayrıca bildik zamanlarda ve mekanlarda geçmesi de elzemdir bana göre. Yani Discworld Noir felaketi gibi olmamalıdır... Veya Tex Murphy: Overseer gibi. Aslında Tex Murphy olayına tamamen karşı değilim. Hatta ilk Murphy macerası olan Mean Streets'i deliler gibi oynayıp bitirmiştim 90'lı yılların başlarında. Sonra Access Amiga platformunu bırakınca ben de Tex'in peşini bıraktım. PC'deki çok CD'li Tex Murphy oyunlarını ise uzun zaman müstakil oyunlar sanıp durdum ben (Pandora Directive, Under A Killing Moon, Martian Memorandum). Sonra bunların Mean Streets'le başlayan serinin devamı olduğunu fark edip peşlerine düştüm. Killing Moon dışında hiçbirini bulamadım şimdilik... Overseer, Tex'in beşinci oyunu. Yalnız bu defa farklı. Bu bir geri dönüş serüveni. Sizin anlayacağınız, aslında oyun Mean Streets senaryosu üzerinden ilerliyor. Tex'in hanım arkadaşına MS'deki hikayeyi flashback'ler şeklinde aktarmasıyla gelişiyor oyun... Gideon
Enterprise dünyanın hakimiyetini ele geçirecek planlar peşindedir. Gideon için çalışan bir bilim adamının şüpheli ölümü üzerine kızının Tex Murphy'i özel dedektif olarak tutması macerayı başlatıyor. Ancak oldukça uzun süren macera, kart desteği olmayan 3D görüntülerin kötülüğü ve yavaşlığı yüzünden ortalara geldiğinizde inanılmaz derecede bayıyor. Nesneleri görebilmek, görsek alabilmek, alsak kullanabilmek maharet istiyor. Ayrıca Black Dahlia'ya kusursuz demiştim ya, bu pek doğru değil. Dahlia'nın Overseer ile paylaştığı bir kusuru var. Puzzle'lar!... Fakat puzzle'ları aynı Dahlia'daki gibi şifreyle geçmek mümkün. O yüzden başta belirttiğim gibi Overseer'in esas kıl kaptığım tarafına gelmek istiyorum. O da oyunun gelecekte geçmesi. 2035 yılında Fifth Element veya Blade Runner'da olduğu gibi uçan arabalar falan var ve iğrençler. Ne gereği var ki bunun? Yaratın 1930'lu, 40'lı yılların atmosferini zevkle oynayayım her oyunu. Aslında bunu da oynadım ve... yazdım. Eski Gameshow'da çözümünü ben yapmıştım bilenler bilir. Bütün zamanların en kötü adventure çözümüydü. CD'lerdeki bozukluk yüzünden oyunu bitirememiştim fakat dergi programını da bozamazdım. Bu yüzden berbat İngilizceme güvenip, bir yerden sonra, direkt olarak çevirerek yazdım. Anlaşılmasın diye arada aptal mavralar yapınca da her şey yüzüme gözüme bulaştı. Sonra kendi çözümümle falan oyunu zar zor bitirdim. Kötü bir tecrüydi, geçti gitti neyse ki. Bundan dolayı mağdur olanlar kusura bakmasınlar... Oyunlar; Aşağıdaki liste son düzenlemedir. Geçen ay aradığım oyunlardan bazılarını buldum, dolayısıyla eski sayılardaki listelerin fazlaca anlamı kalmadı. Ama mevcut kurallar aynen geçerli; Aklıma gelmişken, aranızda bana mail atan falan varsa hiç kasmasın. İlgisiz biri olarak bir mail adresim olduğunu bile çok geç öğrendim. Artı olarak şifremi de bilmiyorum, bilen şahsı da tanımıyorum. Gülmeyin ciddiyim, daha gönderdiğiniz hiçbir elektronik postaya bakamadım, tabii göndermişseniz Ve arayıp CD çekimi yapar mısın diye sormayın bana. Ne CD kopyalarım ne de aşağıdaki oyunlardan herhangi birini record CD'lere çekilmiş olarak kabul ederim. Ya orijinal olacak ya da piyasadaki mevcut CD'ler gibi. Alternatifi yok bunun... Pandora Directive, Zork Nemesis, Chronicles Of Sword, Elk Moon Murder, Sacred Grounds, Martian Memorandum, The X Files Adventure, Monty Python Meaning Of Life, Riana Rouge, Wing Commander 3, Angel Devoid, Fox Hunt, Treasure Hunter, Soul Hunt, Gothos, Flash Traffic, Buried In Time, Homicide, Deadly Tide, Dagger Of Amon Ra, Police Quest 4, Blue Force, Prisoner Of Ice, Riddle Of Master Lu, Man Enough, Flash Traffic, Dust, Out Of This World, Alone In Dark 3, Orion Conspiracy, Dame Was Loaded, Spy Craft, Vampire Diaries, Indiana Jones Fate Of Atlantis, Gabriel Knight Sins Of Father, Dark Eye, Normality, Neverhood, Flight Of Amazon Queen, Space Quest 5, Queen The Eye, Amazon, Quest For Glory 4, Dark Forces, Versailles 1685, Callahan Crosstime Saloon, Maddog 2, The Soroli, Ecstatica, Voyeur, Quantum Gate, Panic In Park, Drowned Gods, Jonny Mnemonic, Simon Sorcerer 2, Feeble Files, The KGB Files, Secret Mission, Torin Passage, Inca, Thunderscape, Entomorph, Day Of Tentacle, Sam And Max, Blood Net, Hand Of Fate, Legend Of Kyrandia, Supreme Warrior, Reah, Shivers, Return To Zork, Settlers 2 Gold, Deadline, Discworld, Little Big Adventure Gold, Tie Fighter Gold, Red Big Adventure, Innocent Until Caught, Third Millenium, Crystal Skull, Rex Nebular, Daedalus Encounter, Critical Path, Loom, Paparazzi, Lost In Time, Return Of Phantom, SPOR, Dark Seed, Night Trap, Blown Away, Gin, Conquest Of Longbow, Connections, King Quest 7, Larry 6. Rocketeer, Time Quest, In The First Degree, Tom Clancy SSN, Heart Of China, Rise Of Dragon, Willy Beamish, Indiana Jones And Last Crusade, Rise Rule Ancient Empire, Batman Forever, Skull Cracker, Dracula Unleashed, Romance Of Three Kingdoms 4, Quarantine, Journeyman Project, Virtua Cop, Judge Dredd, Crusader No Regret, MTV Club Dead, Touche, Zorro, Beneath A Steel Sky, Three Skulls Of Toltecs, Ringworld, Close Combat Normandy, Sherlock Holmes Jack The Ripper Case, Sand Warrior, Conquest AD 1082, Return To Ringworld.
çalıp şarkı söyler,
Powerhouse Stat
"Ses çıkarır, müzik aleti...
İçindekiler
FRPEMAGIC
İnternet - benim memleket "Sıradan bir internet kitabı"
WWW kamarnet Com /Kitap