Gameshow sayı 47, sayfa 68

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 68

BIRTHRIGHT: THE GORGON'S ALLIANCE - (Sierra (1 CD)) Ahh keşke! Keşke Birthright fantastik bir oyun değil de, daha çok bir Defender Of The Crown 2 falan olsaydı. Çünkü Gorgon's Alliance oynarken aklıma hep bu ölümsüz klasik geldi. Tevellüdü yetmeyenler pek bilmez, 1985-86 yılı oyun endüstrisinde dönüm noktasıdır. Cinemaware'in piyasa standartlarını bir hayli tepeye taşıdığı zamanlardır. İlk olarak SDI ile başlar efsane. Yeni kıtanın süper gücü, arzın jandarmalığı görevini eski bir ikinci sınıf aktörün (Ronald Reagan) iktidarıyla sürdürmektedir. Soğuk savaş dünyada hızını kesmiş fakat atmosfer dışında yeni bir boyut kazanmıştır. Amerika'nın Yıldız Savaşları Projesi (SDI) o günlerin en çok konuşulan mevzularındandı unutmam. Bir şey daha anımsarım... Cinemaware'in SDI'la aramıza katılışını... Gerçi bilgisayar oyunu olarak çok ilgi görmemişti ama bence oyun kavramı adına büyük ilerlemeydi. Aynı günlerde Cinemaware, ismini ebediyete kazıyacak harikayı yarattı. Defender Of The Crown'u... Saxon'lar ile Norman'lar arasındaki geçen, Britanya'nın hakimiyeti mücadelesini anlatan ve tarihsel gerçeklere dayanan sulandırılmış bir stratejiydi Defender. Dönemine göre mükemmel ötesi grafikleri, olağanüstü ve akıcılığıyla ne türden hoşlanırsa hoşlansın herkesi ekran başına çekmişti. Ama Cinemaware o günler için çok fazlaydı bana kalırsa... Bu adamların şimdi tekrar bir araya gelmesini çok arzularım. SDI'ı, Defender Of The Crown'ı, The Three Stooges'ı, The King Of Chicago'yu, Sinbad And The Throne Of The Falcon'u, Rocket Ranger'ı, Lords Of The Rising Sun'ı, It Came From The Desert'ı ve en önemlisi Wings'i bugünün teknolojilerini kullanarak yeniden yapmalarını ne kadar isterdim bilemezsiniz. 1992 yılında Cinemaware perdesini indirdiğinde bir parlak devrin bittiğini de biliyordum. Oysa şu anki mevcut şartlar bu sanatçıların en verimli olabilecekleri şartlardır. Sınırlı imkanlarla harikalar yaratanlar şimdi neler başarırlardı kimbilir. Ben öyle her şeyi takdir etmem ama Cinemaware bunu sapına kadar hak ediyor... Bu arada uzattığımın farkındayım. Ancak piyasada bir sürü dandik firma arz-ı endam eylerken bunların arasında insana soluk aldıracak bir Cinemaware olmaması beni cidden üzüyor... Allah'tan Birthright var. Crown'ın yerini tutamaz elbette ama o da farklı özelliklere vakıf. Örneğin benim için ilginç sayılmaz ancak oyunun geçtiği dünya bütünüyle fantastik. Bununla beraber kaliteli savaş

THE EXPERT

Ertunç BURAK eburak@kamernet.com sahneleri var. Macera kısmı bayağı kapsamlı bir FPS şeklinde dizayn edilmiş. Stratejik yanıysa bu tip sulu stratejilerin çoğunda görüldüğü gibi değil. Yani oldukça sağlam, adamı bayağı terletiyor. Bu açıdan bakıldığında Birthright ultra güzel bir oyun gibi gözüküyor. Pek çok türü son derece başarılı karıştırmış. Tek sevmediğim ve neredeyse benim için oyunun her şeyini alıp götüren iğrenç konusuna değinmek istemiyorum hiç. Neticede böyle FRP saçmalıklarına tapanlar olduğu tuhaf da olsa bir gerçek... Yine de kesin denenmesi gereken az görülen kalitede bir eser Birth... (Çok önemli not: Allah'tan başka bir şey istesem olacakmış demek. Yazımı bitirdikten sonra laf olsun diye www.cinemaware.com yazdım ve gözlerimden yaşlar boşalmasına engel olamadım. Adamlar dönüyorlar be. Hem de Defender Of The Crown 2 ile!!!! Yalnız biraz şüpheliyim çünkü kadro aynı kadro değil. Geçen zaman dahilinde değişen pek çok şey olmuş olabilir. Ama o baba zihniyetlerini koruyorlar gibi... Gelişmeleri takip edeceğim emin olun) FULL THROTTLE - (Lucas Arts (1 CD)) Varacağınız bir yapım daha... Komik olan, bu harikulade adventure'ı benim uzun zaman motorsiklet yarışı sanmam (... ohhaa yani, yanlış anlamayın, Amiga'm varken ki oyun bende yokken ki, Türkçe'yi katlederken ki zamanlardan bahsederken ki, pek zeki sayılmam ama o kadar da değilken ki ! ). Ben böyle zannederkene millet oyunu oynuyor ve bitiriyordu. Ancak kara günler geride kaldı, Full Throttle'ı aldığım an hayatıma nurlar yağdı (n'oluyor bana be?). Bittiği gün yaşamımın da Throttle kadar kısa süreceği hissine kapılmıştım. Ama fark eder mi ki? Full Throttle kadar dolu dolu ve kaliteli olduktan sonra varsın çabucak bitsin (çüşşş çok yumuşadık be, şairane vecizeler yumurtlamaya başladık, sonu hayırlı değil bunun... romantik şiir hücrelerinin etkisi olsa gerek). Bütün bu lagalugayı bir köşeye defedersek görürüz ki önümüzde harbi bir macera var... Amerikan eyaletlerinden birinde motorsiklet üreten bir moruk mevcuttur. Bunun bir de ortağı vardır efenim. Şimdi bu ortak söylemesi ayıp biraz dallamadır, yaşlı amcamızın yerinde gözü vardır. Biz, yani bilmemne cats (neydi ya harbiden, bir bakmam lazım) denilen motorlu grubun lideri olan biz, bu amcayla ve ortağıyla tesadüfen tanışırız. Ama mal kafalı ortak yapacağını yapar. Kendimizi kafamızda koca bir şişkinlikle birlikte çöp kutusunda buluveririz. Oradan çıktığımızda oldukça kızgınızdır. Ama asabiyetin çözümüne faydası olmadığını biliriz. Sükunet içerisinde kararımızı verip kısa, derece keyifli olan kötü adam takibine başlarız. VGA grafikler ve gerçek sanatçıların mükemmel seslendirmeleri eşliğinde... Eh be Lucas bu kadar olur, helal sana! THE JOURNEYMAN PROJECT II: LEGACY OF TIME - (Red Orb (4 CD)): Zamanda yolculuk... İnsanoğlunun daima cezbedici olan hiç bitmeyen rüyası... Yirminci asıra kadar hayal gücü zengin fantastik roman yazarlarının kurgularından ibaret kalan zaman yolculuğu, bilim ve teknolojideki atılımlar neticesinde üretilen teoriler çerçevesinde müspet ilim çevrelerinde de konuşulur oldu. Şimdi burada teknik detaylara girebilecek kadar yerim yok, zaten yazılarımda fazlasıyla şahsi fikirler ortaya koyduğumdan dolayı bir hayli tepki alıyorum. Ancak bu konuda söyleyeceğim birkaç bir şey var; Zamanda ileri ya da geri gitmek teorisel açıdan tartışmaya değer olmasına rağmen gerçekleşme ihtimalini düşünmek bile abestir kanaatimce. Zaman, kainat söz konusu olduğunda izafi bir boyut ifade edebilir belki... Ama dünya yüzeyinde yaşayan ve uygarlıklar yaratan varlıklar için kalıtımsal olabilecek birikimleri tespitleyen, çoğunlukla da coğrafi olan bir süreğen tüketim değeridir. Kişiler adına ise “ömür” ile sınırlı bir kavramdır. Bu aşamada zaman, “maddenin” aşınım süresini belirleyen müstakil bir Tanrı (Chronos) bile sayılırdı antik çağlarda... Ama bir gün, insanın ona “hükmedeceğine" inanmak safdillik olur çünkü elimizde somut olarak mevcut olan hiçbir şey yoktur. İnsan, ancak madde üzerinde egemenlik kurabilir. O da bir yere kadar, hepsi o... Fakat Red Orb bu tip hayalleri olanları dijital anlamda tatmin etmek istemiş anlaşılan. Journeyman, birincisini ve ikincisini maalesef kaçırdığım bir serinin son oyunu. Yani son derken şimdilik öyle, dördüncü Journeyman Project'in yolda olduğu söyleniyor. Kahramanımız zamanında zamanda (kelime oyuncuğu) bir hayli dolanmış bir kardeşimizdir. Fakat bu defa her bir şeyler farklıdır. Tarihteki büyük uygarlıkların canına okumuş fezalı düşman geri gelir ve işleri karıştırır. Biz, Maya (İnka mıydı? Aztek'te olabilir, hatırlamıyorum, hepsi aynı halt zati ama Aztek'leri cehenneme postalayan Cortez'di bildiğim kadarıyla, onun da uzaylı olduğunu sanmıyorum), Tibet ve Atlantis medeniyetlerini ziyaret edip bizim için hazırlanmış bir dolu bulmacayı, mükemmel grafikler eşliğinde çözüp ilerliyoruz. Ara filmler gördüklerim arasında en kalitelisi, “acting” süper. Mekanlar egzotik, sesler atmosferik, senaryo filozofik, oynanabilirlik egzantrik (olmadı), kısa olması biraz dandik, sanırım şimdilik bittik. BYZANTINE: THE BETRAYAL - (Stormfront Studios (6 CD)): Bak bak bak... Gavurcuklar lütfedip İstanbul ile ilgili oyun yapmışlar. Ama kuyruk acıları dinmemiş olsa bulaştırdığınızda senaryo ciddiyetini ve gerçekçiliğini iriyor. Byzantine'de, iki tıklamada bir size o nesne, yer vs, hakkında bitmek bilmez bilgiler pompalıyor. Bence bunun yerine oyunun hiç oturmamış konusu üzerinde uğraşsalardı daha iyi olurdu. Her İstanbullunun yakinen tanıdığı mekanlarda, Türk televizyonlarından aşina olduğumuz oyuncular eşliğinde sürüp giden, anlamsız bir neo-teknolojik serüven Byzantine. Gabriel Knight 2'yi taklit etmişler biraz ama onun tırnağı olamaz... Hay Byzantium kadar kafana taş düşsün emi Allah'ın ukala dizikoyverisi seni... Sittieaa!!! M1 TANK PLATOON II - (Micro Prose (1 CD)): Geçenlerde Armored Fist 2 için teknik detay yok, her şey çok basit, oyun simulasyon değil demiştim değil mi? Dilimi eşek arısı soksun benim... Al bakalım, bu da abartının kralı diye tabir edeceğimiz kadar karmaşık, zor ve uzun vadede oldukça da sıkıcı. Bunun ilkide böyleydi, bilirim. Amiga'da bana kök söktürmüştü. İkincisi birincisinden bayağı bir zaman sonra tekrar Micro Prose tarafından piyasaya düşürüldüğünde önce sevindim, sonra üzüldüm. Üzüldüm çünkü Micro Prose'un ilk tecrübesinden hiç ders almadığını gördüm. Yine ellerinin ayarı kaçmış... M1 Tank Platoon 1, en azından Türkiye'de, fazlaca iş yapmamıştı. Sebebi basittir. Henüz Birleşik Devletler Silahlı Kuvvetleri dışında hiçbir ülkenin servisinde olmayan bir tankın simulasyonunu oynamak herkese cazip gelmez. Ayrıca sürüyle elektronik aksama rağmen gerçekleşme ihtimalini düşünmek bile abestir kanaatimce

Birthright Byzantine Full Throttle | Tevellüdü yetmeyenler pek bilmez tanıtım amaçlı, abuk konulu, sıkıcı son derece keyifli olan kötü!

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.