Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 93
Operanın Hayalet'i, AoK'un Wonder'ı, alemin kralı, still the one Can Kantarcı uzun bir duraklama döneminden sonra tekrar karşınızda!
M bre cen Hayalet, Ao un Winded de in hah sin
Böyle bir girişten sonra, hemen bu yazdığım yeni yerin muhteviyatına geçmek isterim. Şimdilik uzun süreli olmasını düşündüğümüz bu köşede olayımız fantezi edebiyatının kitaplarını incelemek olacak. Neden fantezi, neden edebiyat, neden inceleme, gibi aşmış soruları olanlar ile lobide bekleyen Rahmanhan arkadaşımız ilgilenecek. Şaka maka, şu sıralar patlama halinde olan fantezi edebiyatı dünyasını burada bir şekilde dize getirmek istiyoruz. O nasıl olacak, diyeceksiniz. Haklısınız da. Şöyle ki, bunların hangileri iyidir, konuları, içerikleri nelerdir, yazarların üslupları ne şekildedir, eksik kalan yerleri var mı, gibi soruların bulunacağı, akabinde de cevaplanacağı yer burasıdır efendim. Sözü uzatmadan, buyrun:
Bir Kral Arthur efsanesi anlatımı ama... Konunun meraklıları sanırım hemen anlamışlardır ilk serimizin hangisi olduğunu: Marion Zimmer Bradley'nin Avalon'un Sisleri serisi... Şimdiye kadar milyonlarca defa görmüşüzdür çizgi filmlerde veya eski filmlerde Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri denen topluluğu, Arthur'un baş yardımcılarından Büyücü Merlin'i, silah arkadaşı Lancelot'u, üvey kardeşi Morgaine'i... Hatta bu konu hakkında yazılan, “light” olarak tabir edebileceğim hikayeleri okuyanlar da yok değildir aranızda. İşte Bradley'nin yazdığı bu seri, şimdiye kadar gördükleriniz ve okuduklarınızdan “biraz” da olsa farklı. Öncelikli sebep, diğer bu türde olan romanlara göre çok daha ağır bir dilde yazılmış. Yani bir Dragonlance romanından sonra Avalon'a geçerseniz, kendinizi büyük bir yorgunluk içinde bulabilirsiniz satırlar arasında takılıp kalırken. Fakat kesinlikle bunu roman için olumsuz bir nokta olarak algılamayın. Tam tersine, bana ilaç gibi geldi diyebilirim. Yazarın anlatımı çok kuvvetli. Özellikle duyguları belirtme konusunda... Ne yazık ki tasvire genelde pek yer verilmemiş. Ağırlık iç hesaplaşmalar ve diyaloglar üzerine kurulu... Diğer önemli farklılık ise, direkt olarak yazara bağlı bir sebepten geliyor: Cinsiyet. Avalon'un Sisleri serisi sadece ve sadece hanımefendilerin bakış açısından anlatılıyor. Yani bu dünyaya sadece onların gözünden bakıyoruz. Hiç bir zaman Arthur'un düşüncelerini kendisinden öğrenmiyoruz. Bir başka “dişi” sayesinde dolaylı olarak kavratılıyoruz. Bu hem olumlu, hem de olumsuz bir nokta sayılabilir. Olumsuz kısmı zaten bariz. En azından, sırf kadınların bakış açısından verildiği için, savaş sahnelerinin hiç denecek kadar az olduğunu örnek verebiliriz. Olumlu kısım ise bence, bu tarzın değişik bir tat vermesi. Kendi adıma konuşmam gerekirse, daha önce hiç bu şekilde yazılan bir kitap okumamıştım. Bu eserin bir başka dikkat çeken tarafı ise, din konusunda çok ilginç düşüncelere yer vermesi. Şamanizmin varyasyonlarından, Tek Tanrıcılığın inanılmaz tutuculuğuna kadar pek çok
KNIGHT
Can Kantarcı
Olaylar, yerler, kişiler je ele alınmış. Toparlamak gerekirse, Avalon'un Sisleri kesinlikle okunması gereken bir seri. Herkesin değişik bir tat bulacağına eminim. Unutmadan söyleyeyim, İthaki Yayınları'ndan ve çeviri kalitesi çok iyi.
Hollywood vari bir fantezi desek nasıl olur? Böyle kararsız bir başlık attım ya, ne diyeyim. Bu ayki ikinci eserimiz de, David Eddings'in Elenium serisi. Bütün dünyada oldukça popüler bir yazar olan Eddings'i, dürüst olmak gerekirse ben ilk defa bu sene duydum. Bu da, 6.45 Yayınları sayesinde oldu. Sağolsunlar. Her ne kadar kitaplarına kapak seçme özürlü olsalar da, bir çok eseri Türkçe'ye kazandırdılar. Bu Türkçe olayına birazdan değineceğim zaten. Ne diyorduk? Hmm evet Elenium serisi. Adından da anlaşılacağı üzere, bu üçleme Elenium dünyasında geçmekte. Üç halk (Eleneler, Styricler ve Zemochlar) arasındaki çılgın çekişmeler anlatılmakta seride. Hemen bir yorum yapacağım: Elenium serisinde bir fantezi romanında aradığınız her şeyi bulabileceğinize dair sizi temin ederim. Canavarlar, büyüler, şövalyeler fazlasıyla var burada da. Yazarın üslubu akıcı ve üstteki seriye göre daha “light” (hafif demek iyi olmuyor bence). Sırası gelmişken söyleyeyim, bu ay bu iki kitabı ele almamın nedeni, temelde çok benzeşmeleri. Tasvirler bunda da çok az ve olan yerlerde de pek gerçekçi değil açıkçası. Diyaloglar yine ön planda. Fakat Elenium'da farklı olarak, espriler çok yoğun ve çok başarılı. Ben kendimi defalarca katılarak gülerken buldum (espri yapmayın). Siyaset aynı A.S.'deki gibi burada da çok ağır basmakta. A.S.'deki Pict halkı, Elenium'daki Styric'e karşılık gelmekte. A.S.'de olan Kilise-Şamanizm çatışması biraz modifiye edilmiş olarak Elenium'da da var. Anlaşılan, Eddings Britanya adasından çok etkilenmiş bu üçlemeyi yazarken, Orta Çağ Avrupası her yerde sezilmekte... Yine bir toparlama yapacak olursak: Elenium serisi daha çok “eğlenceli” sayılabilecek bir eser, Okunmalı.
Son olarak, “İki kitap arasında bir karşılaştırma yap yazar, ha?” diyenler olacağından: Avalon'un Sisleri serisi Kral Arthur efsanesiyle ilgililer için biçilmiş bir kaftan. Fakat sürprizlere hazır olun, çoğu şey bildiğiniz gibi çıkmayacak. Elenium üçlemesi ise her fantezi severin rahatlıkla okuyabileceği, eğlencelik bir eser. İkisini de deneyin, derim. Saygılar okuyucular, gelecek aya yine var bir inanılmazlığımız
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 92
Sıradan bir günün sabahı, oturma odasından alışık olmadığım bazı konuşma sesleri geliyor. Hemen kalkıp bakıyorum, Ankara'da oturan halam ve oğlu Serhat. Selamlaşma faslından sonra halam asıl konuya geliyor. Serhat İzmir'de üniversiteyi kazanmış. Ancak ekonomik durumlarının yetersizliği nedeniyle kuzenime İzmir'de kalacak yer bulamamışlar. Bizden yardım istiyorlar. Ben ve ailem Serhat'ı çok sevdiğimizden problemi çözmek için uğraşıyoruz. Karar alındı. Serhat bizde kalacak. Bu durumda ben de elimden gelen yardımı yapıyor; odamı Serhat'a veriyorum. Kendime yatacak bir yer bulmalıyım. Düşünüyorum en uygun yer eski elbise dolabının bulunduğu, arka taraftaki küçük oda. Fakat bir sorunum var. Oda da yatmak için herhangi bir eşya yok. Ben de eski dolabın yanında yerde yatmaya karar veriyorum. Kahretsin bacağıma saplanan
DOLAP - Yavuz KAFADAR
da ne??? Hayır kaçamıyorum beni yakaladılar imdattttttttt. Püh uyandım, neyse rüyaymış. Ama hala bacağımda bir gariplik var. Hah ha dolabın kapağı açılmış bacağıma değiyor. Bir türlü rahat uyuyamıyorum. Dolabın kapağı beni sinir ediyor. Bu kapak niye kapanmıyorrrr? Niye olacak kapağın kilidi bozulmuş da ondan. Naapalım idare edeceğiz artık. Bir hafta oldu hala bir bulamadım. Dolabın kapağını tamir etme girişimim başarısızlıkla sonuçlandı. Bütün haftayı yorgun, adeta bir ruh gibi geçirdim. Üç hafta oldu hala bir çözüm bulamadım. Sorunumu babama ve arkadaşlarıma anlattım, bana güldüler. Ne yapacağıma karar veremiyorum. Dolap konusu bende paranoya aşamasına gelmeye başladı. Bir psikoloğa gitmeyi düşündüm. Ama sonra vazgeçtim, ya o da bana babam ve arkadaşlarım gibi gülerse. Hem ben galiba biraz abarttım. Olmuyor, olmuyor, olmuyor, bir türlü ve dolabın kapağından nefret ediyorum. Onu her gördüğümde üstüne kusmak istiyorum. Artık kuzenim Serhat'ı da sevmiyorum ondan, ailesinden, üniversitelerden, ekonomik durumlardan her şeyden nefret ediyorum. Altı ay tam altı ay oldu bugün. Altı aydır cehennemde yaşıyorum. Dolaba ATOM bombası atıp, kuzenim Serhat'ın da gırtlağını sıkmak istiyorum.
—AA yukarı bakın biri intihar edecek herhalde!! —Tolgaaa dur evladım yapmaaaa.. —Beni rahat bırakın atlayacağım ölüm benim için tek kurtuluş yolu. Bu cehennem dibi hayattan bıktımmm!!!! — Tolga abi dur yapma seni çok seviyoruz.. Şu konuşana bak, beni bu hallere düşüren adi ve aşağılık kuzenim Serhat. Serhatttt!!! Dolapla beraber cehenneme gitttt!!!! AHHHHHHHHHHHHHHH
Bu ay sadece yukarıdaki hikaye geldi. Sanırım hikaye yazmak istemiyorsunuz. Bu durumda köşeyi kaldırmak zorunda kalacağım. Hadi beyler bayanlar. Bu köşeyi hikayesiz bırakmayın. Yavuz, hani adresin? Adresini yolla ki oyununu gönderelim