Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 95
Kemer yaylarında bir öğle vakti. Uçsuz bucaksız çimlerin üzerinde yaklaşmakta olan kışın spastik etkileri görünüyor. Depremlerle kendisini unutturmuş olan bu mel'un mevsim, üzerine duran toplara sert vurmakla olmuyor bu ağır ağır meye yor. İnsanların ilikleri ve kemiklerinin donma hissi. Bak sevgilin tribününde kimlerle noktasına geldiği anda benim iyor. Ronaldoo! Çelik gövdem bile erozyona boyun eğiyor. Uçsuz bucaksız yaylanın ortasında ufka bakıyorum. Ve arkasında bulutların üşüştüğü, şimşeklerin çaktığı o adam ayağındaki topu istop edip bana doğru Mustafa Denizli edasıyla bakıyor. O insan ki takımını Avrupa Şampiyonasına emin adımlarla taşımış, çıkardığı derginin ilk sayılarını üstün bir performansla gerçekleştirmiş... Gözlerimin içine baktığında regülatörlerim vücut elektriğimi düzenlemekte kısmi zorluklar çekiyor. Topu bana atacak. Bunu biliyorum. Paralelinden çapraz koşularla ona yaklaşıyorum. Ne istediğimi anlıyor. El kol hareketi yapma. İndir elini! İndir ayağını kaldırıyor, ben topu göğsümle elini gelmiim oraya!
Hakeme gözlük, eline sözlük, tarak filan derken ne hale getirdik. Yazık o da insan.
İstop etme planları yaparken, kolunu kaldırarak, elindeki CD'yi kafama fırlatıyor. Ve puff! Kayboluyor. Aşağılandığımı hissediyorum. CD'nin kapağında Fifa 2000 yazıyor. Bulutların arasından bir top zıplaya zıplaya yıldırımların düştüğü, ta bir hissediyorum. Oh hem çayır çimende koş oyna, sonra gelsin paralar. Sergen ayağını denk al yoksa seni Alman sağ bek Ertunç'a veririm.
Hemen arkasından bir kola açılışı sesi, onun diet kolası, onun biliyorum... Zebani yazı yazmamı istiyor... Hem de hemen! Bu ay Fifa 2000 isimli oyunla sizlerleyim. Futbol toplumların afyonudur derler ve Fifa 2000 oynayanlar bilirler. Öyledir. Bazen bir maçta alacağınız sonuç, okuldan, işten ve hatta sevgilinizden bile daha önemlidir. GAMESHOW
*Fotokopiden kuşe kağıda, halı sahadan Wembley'e uzanan bir efsane" Her şey İngiliz Milli takımının bizimle hazırlık maçı istemesiyle başladı. Kurt Teknik Adam Zebani takımı oluşturdu. Onun sistemi dir. Ve sahada toplandığında her nasılsa hep eder... Bu şekilde sahaya dizildik. Zebani'nin sistemine hemen uyum ve kalede güven veren eldivenlerini eline geçiren Meg duruyordu. Bana ellerini kaldırarak kalecilerin o laubali hareketini yaptı. "İleri gidin degaj yapıcam". Hepimiz biliriz ki Meg her şeyi iyi yapar. Degajı da... Bir degaj parmaklarınızı lan maç ras
Yeni milenyuma girdik hala kara donlu hakemler düdük çalıyor. Düdük ne kadar ilkel ya. Gitar çal, org çal.
bir sanal dönüştürmüş. Top olmasa bile o gol yapabilirdi. Bu sırada
T'cikli Cadı Loz rakiplerin yedek kulübesini yedeklerin başlarına yakıyor. Defansta ise Amal yıkarken bir bizim yedeklerimizi kamçılıyordu. Panzerlerine taş çıkartan Kertunç Can Kantarcı ise bizim yedek kulübesini vel tığı inşaatla duruyordu. Gözlerinden anlaşıldığı ve o gün İngilizlere bir futbol, adam TRT hat Dila yeni milenyuma 2000 ile giriyoruz. Fifa 2000 izlemeye çalışıyordum. Hüseyin oyunu ile TRT'nin pazar programlarına imreniyorum. Pazar rakibine konsantre olmuştu bile. Mert 99 şu sıralar TRT'de hala yayınlanıyor sanırım. Ben pazar rü rakip kaleciyi gözleriyle unufak seki lan | Ceza sahasına giren futbolcular Zebani ve yapıyordu. Belki de yazdığı bir şiiri Cadı Loz tarafından cezalandırılacaklar. okumuştu ona, Rakip kalecinin cesedi bulmak için kendilerini kasmamaları. Pazar 2000 çıkmadı benden uyarması. Sonra bana gelip üzerinde dumanlar tütüyordu. Burchag ama Fifa 2000 şimdiden bilgisayarlarımızda milenyuma ise genç yaşta bir uçak kazasında girdi. Fifa 2000, futbolun sakatlığını, deplasmanını ve ağlamayın. ailesini kaybetmişti. Düştüğü ormanda acılarını çekmeden aynı zamanda milyarlarca liralık transfer onu toplar bulup yetiştirmişti. (Topsun taksitlerini almadan futbol oynamanın en iyi, en eğlenceli intihara mailliyim şu sıralar. Yollayın mall Burchag). Ve Muder. Bunca yıl yazdığı yolu. niş futbol yazıları onu, Hakan Şükür, siz de "Ali topu at", "Ali topu tut" fişleri ile başlayan öğrenim www.sanaloglan.com Roberto Carlos karışımı bir yaratığa ve futbol hayatınızı, "Ali kavisli ortalar yap", “Ali nizami şarj www.sanaloglan.com et' fişleriyle sürdürün. Bol bol Fifa 2000 oynayın. Kalın
9 2 oVerdOsE
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 94
Ne kendimi tanıyorum, ne çevremdeki varlıklardan haberim var, ne de niçin burada olduğumu ve ne yapmam gerektiğini biliyorum. Benim mi araştırmam ve bulmam gerekiyor, niye burada olduğumu? Herkes bana niye burada olduğum hakkında farklı şeyler söylüyor. Nasıl anlayacağım hangisinin doğru söylediğini? Yoksa her şey benim keyfime mi bağlı? Ya da ben bir boşlukta kendi kendimle mi konuşuyorum; kendime mi sorular soruyorum? Nereden bileceğim? Her türlü şüphemi aşıp kalbime girecek bir amaç bulamıyorsam yaşamımı adayacağım; bu, yaşamımın bir amacının olmadığı anlamına mı geliyor, yoksa her anlamın yaşamımın amacı olabileceğini mi gösteriyor? Peki eğer ben belirleyeceksem yaşamımın amacını, neye göre belirleyeceğim? Ne isteyeceğim; ne isteyebilirim? Hiçbir şey bilmiyorum ki istenebilecekler hakkında. Boşluğun ortasında duruyorum ve bir ses, belki de kendi sesim bana soruyor: "Ne istiyorsun?" Arkasından cevap geliyor: "Nereden bileyim?" Tekrar soruyor ses: "Ne istemem gerekiyor?" Bir cevap daha: "Bilmem ki!" Böyle devam edip gidiyor. Kimse bana seçeneklerimi göstermiyor; cevabı bilince zil çalmıyor, bilemeyince "bilemedin sesi" gelmiyor. O zaman ne oluyor? Niye var olduğumu, niye burada olduğumu, ne yapmam gerektiğini; neyin değerli neyin değersiz, neyin anlamlı neyin anlamsız olduğunu söyleyen söyleyene. Her rastladığım bana, bunların cevabını veriyor kendine göre. Peki ben niye bunlara cevap veremiyorum? Ben niye sürekli soru sorup duruyorum cevaplarını bulamadan? Bin yol ağzında duran ve yolların sonunu göremeyip nereye gideceğimi bilemezken, çevremdekilerin "Buradan ey insanlar!" diyerek değişik yollarda ilerlemelerini görüp şaşıran biriyim ben. Onlar yolların sonunda, benim göremediğim neyi görüyorlar? Neye doğru azimle gitmek için uğraşıyorlar? Ben niye bir şey göremiyorum? Herkes bir şey gördüğünden emin; emin olmayanlar ise gitmeyi durmaya tercih ediyorlar. Ben şaşkın şaşkın etrafıma bakıyorum ve "Buradan ey insanlar!" yerine "Nereden ey insanlar?" diyorum. Böyle deyince birçok insan toplanıyor çevreme; ve hepsi, bana bir yolu işaret edip, neden o yoldan gitmem gerektiği konusunda kanıtlar gösteriyorlar. İçlerinden birine soruyorum: "Neden bu yoldan gitmeliyim?" "Çünkü," diyor bana, "ben bu yolun doğru yol olduğuna inanıyorum." Güzel, demek benim göremediğim bir şey görmüş o yolun sonunda. Ama başka biri de aynı şeyi söyleyerek beni başka bir yola davet ediyor. Ben şaşkın şaşkın onlara bakarken yan taraftan biri söze atılıyor: "Sen onlara bakma, doğru olan yol bu, çünkü bilge böyle söyledi." Bahsettiğinin kim olduğunu bilmiyorum ama "Diğer insanlardan ne farkı var acaba?" diye düşünüyorum. Tam kararımı vermek üzereyken başka biri koşup yetişiyor ve "Dur, dur, oradan değil bu yoldan gitmen lazım," diyerek beni çekiştiriyor. "Niye?" dememe kalmadan "Çünkü," diyor soluk soluğa, "baksana insanların çoğu bu yoldan gidiyor ve çoğunluk doğru seçimi yapar." "Çoğunluk da tek tek seçim yapan insanlardan oluşmuyor mu?" diye soracakken ona, arkamdaki ses, "Aklıbaşında olan herkes bu yolu seçer," diye bağırıyor kulağıma. İrkiliyorum! Tam dönüp ona her zamanki sorumu ("Niye?") soracakken, onun yanındaki kendinden emin bir şekilde "Bu yol Tanrı'nın yoludur," diyor. Ve bunu söyler söylemez de, "Hayır, o yol değil, asıl bu yol Tanrı'nın yoludur," diyen birçok kişi onun üstüne atlıyor. Peki ben hangi yoldan gideceğim? Yolların sonlarını göremediğim için kararsızlık içindeyim. Önce, bunlardan biri doğru olmalı diyorum, kendi kendime.
Uzun bir süre de doğduğum yolda
"Bana doğru gelen hiçbir şey yoktur ki yanlış gibi de gelmesin."
Montaigne, Denemeler
Murad OMAY
Ama sonra, inanılmaz bir rahatsızlık kaplıyor içimi şu düşünce aklıma gelince: Eğer birçok yol varsa, ama bunlardan biri doğruysa insanların çoğu yanlış yere gidiyor. İçimdeki bu rahatsızlık bir anda, yanlış yoldan giden insanlara karşı bir acımaya dönüşüyor ve yine bir anda tek bir yolun doğru olduğunu ve yanlış yoldan giden birçok insan olduğunu kabullenemiyorum. O zaman kendi kendime, bütün yollardan gidilebilir, diyorum; hiçbiri yanlış değil, hepsi doğru. Birini diğerine tercih etmek için bir neden yok o zaman. Seviniyorum ve bağırmaya başlıyorum: "İnsanlar, bırakın birbirinizi yemeyi, canınızın istediği bir yoldan gidin, çünkü hepsi doğru." Etrafıma doluşuyorlar ve sormaya başlıyorlar: "Niye?", "Nereden biliyorsun?" Evet, nereden biliyorum? Aslında bilmiyorum, sadece öyle olmasını istiyorum. Gönülden, tüm varlığımla istiyorum. Böyle olmalı, başka türlü olamaz. İnsanların çoğu yanlış yoldan giderek ömrünü boşa harcamış olamaz. Güzel, mâdem her yol doğru, bir tanesinden gideyim öyleyse, diye düşünüyorum. Böyle düşünüyorum ama, yine de hangisinden gideceğimi bilemeden bekliyorum, yolların birleştiği noktada. O zaman kendi söylediğime kendimin bile inanmadığını anlıyorum. Hâlâ bir yolu diğerine tercih edeceğim bir şey arıyorum demek ki. Yolların ucunda diğerlerinde olmayan bir ışık görmek için bekleyip duruyorum ve o zaman anlıyorum ki, ben yanılmaktan korkuyorum. "Farketmez," diyorum ama, 'ya yanlış yoldan gider, yaşamımı bir hiç uğruna harcarsam' korkusu kalbimin her yerini sarmış durumda demek. Ah, bende mi bir gariplik var? İnsanların çoğu o şekilde öğrendiği ve diğer olasılıkları bilmediği için, ya da bilse bile ilgilenmediği için kendi yollarında yürüyorlar. Bazıları ise isteyerek ve bilerek, yolun sonunda gördüğüne inandıkları şey uğruna; şevkle, istekle seçtikleri yoldan ilerliyor. Ben ise kavşağın ortasında bekliyorum. Hatırlıyorum, ben de diğer insanlar gibi bir yol üzerinde doğmuştum. Uzun bir süre de doğduğum yolda ilerlemiştim. Ama sonradan, kendi yolumda her şeyden habersiz ağır ağır ilerlerken, diğer yolların da olduğunu öğrenmiştim; ve o zaman, doğduğum yolda yürümek yerine, tüm yolları tanımak isteği kaplamıştı içimi. O yollar hakkında bilgi almaya başlamıştım. Ve sonunda bu beni, tüm yolların kesiştiği bu noktaya getirmişti. Uzun zaman önce. Şimdi ise, ne yapacağımı bilmiyorum. Belki hiç bir insanın yolunu bozmadan, aklımın ve kalbimin onayladığı bir yol oluşturacağım kendime yürümek için, belki ben de kapılacağım "En doğru yol budur, gelin," feryatlarına; belki de ölüm gelecek, ben hâlâ bakarken yollara...
Hatırlıyorum,
ben de diğer insanlar gibi bir yol overDose 911