Gameshow sayı 44, sayfa 34

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 34

sıra sizde!

olduğum oyunda “yalnızlık hissi” diye bir şey var ya, işte bu demo ile o korkuların tamamından kurtulmuş oldum. Nasıl anlatsam? O demo oradaydı, ve görsel olarak bir şov olmasa bile “güzel"di. Oyuncunun yararı için yapılmıştı, firmanın “Ya, bakın beyler biz bir demo yaptık öyle böyle değil, gerçi bir işe yaramadı; ama yapabileceğimizi göstermek için koyduk buraya.” demesi için değil. Ve ben, bir süredir 11.Dünya Savaşı ile ilgili hiçbir şey okumamış, yapmamış ve düşünmemiş olduğum halde bir anda savaşın “havasına” kaptırdım kendimi Zaten bir oyunun demolarının görevi o oyuna “hava” vermek değil midir? Sonra ana menüye geldik ve ben bir kere daha şoke oldum. Oyunun müzikleri tıpkı ll. oyunda olduğu gibi çok güzeller. Nasıl olup da bu kadar güzel seçimler yapabiliyorlar anlamıyorum. Zaten SSI'ı da büyük bir firma yapan bu olsa gerek. Bu menüde her oyunda karşınıza çıkabilecek seçenekler var. Bunları tek tek açıklamaya da gerek yok zaten. Ama aralarında tartışılabilecek iki seçenek var, Bunlardan biri Single Scenario Oynamak, diğeri ise Campaign'lerden birine başlamak. Aslında ben böyle durumlarda doğal olarak “Kim scenario oynamak ister ki her halde o seçenekte bir programlama hatası olsa kimse fark etmezdi." diye düşünürdüm. Ancak okuyucularımdan bazılarından aldığım mektup-mail'lere verdiğim yanıtlar ve onlara da gelen cevaplardan anladığım kadarı ile-bu oyunu single scenario olarak oynayan birileri de var. Bunun sebebini sorduğumda “Campaign'de aynı tarafı sürekli olarak oynamak sıkıcı, oysa bu şekilde tek tek mücadele edip campaign başarısı yerine yetenek sergileyebiliyoruz. Üstelik böylece her bölümü ayarlanmış olan zorlukta oynayabiliyoruz, oysa Campaign'de bir önceki görevdeki başarı önemli olduğundan her bölüm zevkli olamıyor.” diyorlar. Ben ise bunun tam tersi düşünüyorum ve asla single scenario oynamıyorum. Çünkü bence Campaign hissi, ben oradaydım hissi oyundan birazcık daha fazla zevk almaktan daha önemli bir tatmin. İki farklı görüş, siz istediğinizi seçebilirsiniz tabi. Başlayalım Campaign'lere. Şimdi oradan bazı sivriler bu Campaign isimlerinin oyunun içinde de yazdığını söyleyebilirler; ama şu anda bir strategy guide değil tanıtım yazısı yazıyorum, o yüzden oyunu almamış insanların da ne bulacaklarını bilmelerini isterim. Tabi kendi yorumlarımı da katarak almış olanlara da yardımcı olacağım. -Patton Campaign, Benim hiç sevmediğim bir oyunlar serisi. Ama bunla aldanmayın ben hiçbir zaman bu oyunda Amerikalıları oynamayı sevmedim, silahları falan hoşuma gitmedi hiç her nedense. Uzun bir campagin. Kuzey Amerika ve Avrupa'da geçiyor. Eğer Amerikalıları oynamak hoşunuza gidecekse neden olmasın; fakat benim oynamam için çok para vermeniz lazım. Çok kolay, ekleyeyim. -Rommel Campaign. Avrupa, Kuzey Afrika ve Amerika'da geçiyor. Orta zorlukta bir campaign. Ve benim oyunda tartışmasız en çok sevdiğim bölümler serisi bu. Zaten savaş hissini en iyi veren de bu olsa gerek, ya da benim anladığım anlamda savaş hissini. Alman kuvvetlerinin başında “Blitzkrieg”i yaşamak isteyenler için. Benim böyle bir takıntım yok oyuna oyun gözüyle bakıyorum; ama en hoşuma giden silahlar da Almanlarda. İkinci oyunu oynamadıysanız buradan başlamayın, aksi taktirde oyununuz budur. -Montgommery Campaign. Kuzey Afrika ve Avrupa'da geçen bu oyunda İngilizlerin ünlü generalini oynuyorsunuz. Benim oyundan en çok zevk aldığım ikinci Campaign de budur.

Savaş taraftarı mısınız yoksa çiçek çocuk mu? 1- Savaş kaçınılmaz oluyor ve sizi beş yıllığına askere çağırıyorlar a) Milletim için sonsuza kadar savaşırım b) Hayatta gitmem, gitsem de kaçarım c) Savaşmayın, sevişin

2- Savaşın teknoloji ve ekonomiye faydası olduğunu düşünüyor musunuz? a) Elbette! Savaşın tek mantıklı yönü bu b) Ne bileyim! Ben kaçarım demiştim c) Bu soruyu Zebani'ye soracağım

3- Sizce kadınlar savaşlarda görev almalı mı? a) Evet. İsrail modeli örnek alınmalı b) He he he! Evet evet! c) Zaten onlarla sürekli savaş halindeyiz

4- “Savaşta 1000 atlılar gibi şendik” ne demek sizce?

a) Sanırım savaş coşkusunu anlatıyor b) Tek bildiğim şen, Şener Şen c) Benim de Demet Şener

5- “Aşkta ve savaşta her şey mübahtır” sözü ne demek peki? Hişşt hile yok! a) Ama sen iyice saçmaladın b) a şıkkına katılıyorum c) Hiçbir şıkka katılmıyorum, yani hiçbiri

SONUÇ: Eğer “A” şıkları çoğunluktaysa siz doğarken savaş çığlıkları atarak doğmuşsunuz. “B” şıkları çoğunluktaysa bu şıkların saçmalığının farkındasınız demektir. “C” şıkları çoğunluktaysa ki öyle olmalı, o zaman sizin hiç şansınız yok, Özellikle Demet Şener konusunda. Ona asılanın gözlerini oyarım, yaşam ışığını söndürürüm. Yaparım bunu (ne biçim test bu)

Zaten herhalde savaşın en “romantik” bölümleri bunlarmış. Amerika işin içine girince biraz değişmiş işler. Belki de biz sonunu bildiğimiz için böyle geliyordur. Yine biraz kolay bir campaign; ama benim İngiliz silahlarını kullanmayı öğrenmem zaman almıştı. Belki Almanları sevmiyorsanız buradan başlamak da iyi olabilir. -Guderian Campaign. Afrika ve Amerika'da geçen bu campaign'de Almanları yönetiyorsunuz. Hiç oynamadım bilemiyorum; ama zorluk derecesi yüksek olduğuna göre zevkli olsa gerek. -Patch Campaign. Yine Amerikalıların Fransa'dan Almanya'ya girerken yaptıkları savaşları yönetiyorsunuz. Nispeten kısa ve kolay bir campaign, Bunu oynadım, biraz tavsiye de ederim. -Kesselring Campaign. Almanların Avrupa'da verdikleri savaşlar. Çok kısa ve çok zor. İlk oynadığım campaign de bu oldu belki de ondan çok beğendim. Oyunu iyi oynamak gibi bir iddiası olmayanlar sona saklasın çünkü bazı anlarda saçmalık derecesinde zorlaşıyor. Sinir sahibi olmayın. -Leclerc Campaign. Dergide bu adamın ismini doğru telaffuz edebilen tek kişi olduğum için herhalde, bu campaign'i de daha oynamadım (ne?). Fransızları oynayıp da ne yapacağım zaten... diye düşünmeyin. Nasıl zor bir campaign belli değil; ondan oynamadım daha. -O'Connor Campaign.

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.