Gameshow sayı 43, sayfa 72

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 72

Sene 1986 veya o civarlar. Fırçaya benzeyen kısa sert saçları ve o zamanlar iyice belirgin olan çilleri ile tekmil kırmızı görünen Omay ile birlikte yeni keşfettiğimiz türünü konuşuyorduk. Gerçekten fok | bu oyun. Bir araç kullanıyordunuz ve o aracın meşhur C64'lerin beylik içindeymiş gibi karşısındaydınız.

ufuk çizgisine doğru kai cc A £ hızla akıyor ve gittikçe küçülerek kayboluyorlardı. Veya bir yarış arabasının kokpiti içinde bir sağa, bir sola eğimli çizgiler, yaylar çizen yarış pistinde; iki renk kullanılarak çizilmiş aynı görünümlü, rakip arabaları ö 8 sollayarak bitiş çizgisine ulaşmaya çalışıyorduk. Başka bir gün, bir geminin topu veya torpil kovanıyla resmi geçit yaparmışçasına geçen düşman gemilerini vurup deliler gibi seviniyorduk... Yeni bir oyun türü keşfetmiştik: Simülasyon.

Chuck Yeager ilk ses hızını aşan pilottur.

Bu sayıda ve devam eden birkaç sayıda, konu edindiğimiz oyunların kısa gelişimini, tarihini ve beni en çok etkileyenler ve onlarla olan anılarımdan bahsetmek istiyorum.

Gerçekte bilgisayar üzerindeki hemen her oyun gerçekte var olan bir şeyleri yapay bir ortamda yapıyormuş hissini tattırmaya yönelik. Dolayısıyla her oyun da benzetme oyunu (simülasyon) çerçevesine katılıyor. Ancak bunlar diğer oyun türlerinin bağımsızlıklarını kazanmasına yardımcı oluyor. “Ne gibi farklılıklar?” diyenleriniz dövüş oyunlarındaki kişiselleştirmeyi, platform oyunlarındaki iki boyutluluğu, strateji oyunlarındaki sıra (turn) olayını düşünmeli. Baştan bağımsızlığını ilan etmiş iki oyun türü de sadece macera (adventure) ve zeka oyunları. Gerisi... Hımm! Bir düşünmek lazım.

Infiltrator'ı ilk oynadığımızda yaşadığımız heyecanı Çılgın profesör, dünyayı yok etmek üzere bir haltlar karıştırır. Biz de bu olayı durdurmak için canavar helikopterimize atlar ve “Ta! Ta! Ta! Gümmm!”... Uçuş idareleri çok basit. Hızlan, yavaşla, alçal, yüksel, silah değiştir ve ateş! O ne güzel bir şeydi öyle. Biz gittikçe karşıdaki ağaçlar, vesaire cisim bize doğru yaklaşıyordu. Düşman jetleri hızla yanımızdan süzülüyor, karşıdan gelenler ise ekranın sağ veya sol tarafından çıkarak gittiğimiz veya gitmeye çalıştığımız kokpit, altimetre, flap bunlara alışmıştık, bu saçları değirmende ağartmadık!!

simülasyon öyle bildiğini istikametin ufukla birleştiği yere kadar yere müsavi, öylece gidip, sonra hızla büyümeye başlıyorlardı. Bu oyunu, tek başına, on sekiz yaşında bir genç yapmıştı.

2. Dünya Savaşı'nda Erwin Rommel adlı bir Alman, savaşın belirli bir evresinde uzun süre gündemden düşmez. 3. Reich'ın kahramanı olmuştur. Aslında, yaklaşık bir tümen büyüklüğünde olan; ama kayıtlara Afrika Kolordusu (Afrika Korps) olarak geçen birliğiyle Kuzey Afrika'da uzun bir süre müttefiklerin başına bela olur. Canını sıktığı kişilerin başında Avrupa giyim sanayiine adıyla anılan bir tür ceket katkısında bulunan İngiliz komutan Montgomery, onun gaydalı, kısa, pantolonlu inatçı 8. Ordusu (onların mevcudu da bir ordu etmezdi ya), birkaç tane de AN: birliği geliyordu. O kadar ilginç savaşlı kadar cüretkar hamleler ve hileler denedi ki sonunda Rommel “Çöl Tilkisi” adını kazandı. İşte adını buradan alan bir oyun vardı. “Desert Fox”. Bu oyunu doyamazdım. Saldıran Stuka'ları makineli ile ateş altına almak, düştüğü mayın tarlasından ağır ağır çıkarmak, hatırlayabildiğim ilk kanlı benzetme oyunu.

Bulabildiğimiz en, Gt kabul etmeyen kötü harita ekranıydı yanlış hatırlamıyorsam.

ATF'yi hatırlıyorum da... Vay be! O neydi öyle? (PC'deki ATF'den bahsetmiyorum ha! Hala C64'teyiz) Hedefler uzakta nokta gibi belirir. Biz hedefe kilitleniriz. Bir minik kutucuk hedefi çevreler. Aynı filmlerdeki gibi... Ne güzel! Füzeyi salladık... Aa! Füze hedefe doğru gidiyor. Hem de biz başka yöne dönmeye başladığımız halde. Demek ki füze güdümlü. Kaç tane füzemiz kaldı acaba? Üstelik bize atılan füzeleri de vurarak etkisiz hale getirmiyoruz. Bunun yerine fosfor bombası (flare), demir talaşı (chaff) gibi şeyler atıyoruz. Daha gerçekçi yani. Daha güzel yani. Daha kolay vurulsak bile daha güzel yani.

C64'ün son günlerinde Cascade firması hoş bir oyun yapmıştı. Şimdi çok uğraştım, adını hatırlayamadım. Bir F18 ile kapışıyordu oyunda. Hem de birbirine denk olarak. İnişler, kalkışlar, ikmaller bu günkü tecrübemle bir facia... Gerçekçilik on üzerinden iki; ama görüntü açısından bakılırsa piyasada daha iyisine zor rastlanırdı. On üzerinden sekiz. Peki ya eğlendiriciliği? O zamanlar televizyon sabahları iki saatlik hanımlara yönelik kuşak ve akşamleyin açılmak, gece 24'te kapanmak üzere toplam sekiz saat kadar yayın yapardı. Ben televizyona bağlı C128'imin başında yayını başlayana dek bunu oynardım (okulda sabahçıydık).

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.