Legacy of Kain: Soul Reaver
Retro bilgisayarReaver zar yatağında bilinçsiz, huzursuzca dönüp durmaktadır; anlamsız kelimeler dudaklarında terennüm edilmektedir... CD-ROM sürücüme Compact Disc'imi taktım ve
bu yeni oyunu oynamaya başladım. 'Allah belanı versin dostum, hal' diye bir çığlık attım ve monitörüme dizimi geçirdim. İşte, Soul Reaver bu kadar güzel bir oyun. Sorusu olan? Sonra underlinglerimin saat başı önüme getirdikleri raporlarıma baktım ve bir de ne göreyim? Aman Allahım! Yazdığım yazıyı daha save edemeden on bin kişi okumuş! İnanamıyorum! İşte, bizim farkımız da bu sanırım. Hedehodomaster, lütfen gelip şu yazıyı upload eder mi: binlerce okuyucumuz bizleri bekliyor... bekliyor... bekliyor...
Woah (Amerikan uykudan uyanma efekti)!. O ne karabasandı be??!! Gerçekten böyle şeylerin yazıldığını ve bu yazılanların okunduğunu düşünemiyorum. Belki de böyle şeylerin düşünülebileceğini düşünenler olabileceğini varsayarak en iyisi susmak, diyorum.
Zebani efendinin elinden Legacy of Kain: Soul Reaver'ı aldığımda burnumun manevra kabiliyetinin ne kadar fazla olduğunu keşfetmiştim. Fakat endişelerimin yersiz olduğunu (dolayısıyla burnumun yaptığı hareketin gereksizliğini) oyunu oynadıkça anladım. “Nedir bu durmadan geyik
Tomb Raider clone'ları” diye sayıp sövmeyi düşünürken bir anda kendimi "ohaaa, yeehaa, obaaa,
Can obua (sanatsal yazar eheh)” edaları ve de nidaları arasında buluverdim.
Abi (varsa “abla” deyip kız okurla tanışma tribi falan... ıyk ehe...), oyun çok GÜZEL! Harbiden, kelimenin tam anlamıyla, güzel. Ben, bir oyunda, bu kadar güzel ve ürküten bir macera kaliteli olup da bir o kadar da hızlı ve akıcı olan grafik görmedim şimdiye kadar. Bütün bu olumlu tepkileri göz önüne alarak açıklamamızın derinliklerine inelim.
Son zamanlarda çok moda olan anti-kahraman olayı Soul Reaver'da da hemen göze çarpıyor. Biz Raziel adında bir vampirimsiyiz. “Bu nasıl oluyor a yazar?” derseniz, cevabım şöyle olacaktır:
Dünyada, her zaman, vampir filmlerinin sonunda olan (istisna var, tamam atlamayın) mutlu olaylar olmamış, vampirler AT'ye alınmamış Türk edasıyla bastıra bastıra gelip, her tarafı ele geçirmişlerdir. Kain adında bir vampir, vampir misali, başa geçmiştir (carno ;)). Alemin kralıdır yani... öyle düşünün. Raziel efendi de bunun en yakın altı adamından biridir. Gel zaman, git zaman Raziel bu hükümdarlık triplerine dayanamamış ve bunalıma girmiştir. Vampirlerin durmadan kazandıkları evrimsel üstünlükler de ona ilginç gelmemeye başlamıştır. Kain'den sonra bu üstünlüklerde en üstün (ehu) hale gelmesine rağmen (kanatları bile vardır abinin) tık yoktur Raziel'da, Hede hodo hede hodo. Kain onu cezalandırmaya karar vermiş ve vampirler için inanılmaz boyutlarda bir işkence demek olan Kayıp Ruhların Şelalesi'nden aşağı fırlatmıştır. Raziel dayanılmaz acılar çekmiştir, bu dibe doğru düşüş boyunca. Fakat bir ses duyar. Bu Elder'ların sesidir. Onun yaşamını sona erdirmemişlerdir bu yüce tanrılar. Ancak bir şartla: Dünyadan bu vampir ucubiklerini temizlemesi gerekmektedir. Böylece Raziel Kain'den intikamını alabilmek için de fırsat bulacaktır. Böylece ne biçim bir insan (?!) olduğumuz hakkında genel bir fikriniz oldu sanırım.
Oyun, Tomb Raider tarzında oynanıyor yine. Fakat yönlendirmede birkaç farklılık var ki, birkaç denemeden sonra hemen alışırsınız. Başladığımız yer bir Spectral World. Yani hayaletimsi bir ülkemsi. Belirli portal'lar aracılığıyla Material World'e geçiş yapıyoruz. Yani maddemsi ülkemsi. Spectral için ayrı, Material için ayrı gücümüz var. Şöyle ki, maddemsiye geçiş yapabilmek için hayaletimsi gücümüzün tam olması lazım. Fakat tersi geçerli değil. Niye, diye sormak anlamsız olur herhalde. Spectral'da maddesel şeylere herhangi bir şekilde etki edemiyoruz (kapıları açmak, bir maddeyi almak gibi). Material'da bunlara etki edebiliyorken, bir vampir için “ölüm” demek olan suya girdiğimizde tekrar hayaletimsiye dönüyoruz. Fakat ölmüyoruz. Oyunda “ölüm” diye bir kavram yok, Çünkü artık insan da değiliz, vampir de... Hayaletimsi veya maddemsi gücümüz bittiğinde tekrar spectral'a dönüyoruz.
Bir de, oyuna ismini veren soul reaving olayına değinmek gerek. Spectral veya Material dünyalarda öldürdüğümüz insan veya yaratıkların ruh güçlerini emerek güç topluyoruz. Bunu yapmak için, soul reaving için belirlediğiniz tuşu basılı tutmak yeterli. Alıştıkça otomatik olarak yapar hale geliyorsunuz zaten. Çok ilginç bir fikir bence. Oyun bu özellik olmasa, sanırım, güzelliğinden bayağı bir şey kaybedermiş. Öldürme deyince, bu oyunda öldürme farklı bir kavram. Sonuçta bir vampiri doğal yollardan öldüremezsiniz. Bu yüzden karşınıza çıkan düşmanlarla uğraşırken onları ya bir kazığa oturtacak, ya bir meşaleyle yakacak ya da bir mızraktan geçireceksiniz (tercihen gümüş, ehe). Soul getirdiği başka bir hoşluk da (ne salak sıfatlar kullanıyorum değil mi?) dövüş kısmı. Hem çok basit, hem de çok zevkli karşınızdakinin ağzını burnunu dağıtmak. Mesela bir zombie'yi öldüreceksiniz diyelim: Ona bir süre Allah yarattı (hiho) demeden geçirmeniz gerekiyor. Kıvama geldiğini anlamak için elemanın üzerindeki kan miktarına bakmalısınız. Baktınız zombie'miz hafif duraladı, F tuşuna basıp (bende grabbing için bu, default) adamı kucaklıyoruz ve en yakın kazığa doğru fırlatıyoruz. Arghh! Uzun zamandan beri böyle vahşice bir zevk almamıştım bir oyunda adam öldürürken. Kesin bir kere denemeniz lazım. Bu kazığa oturtma olayları karşınıza çıkacak insanlar için geçerli değil. Garip adamlar hemen ölüveriyorlar.
Oyunda bölüm geçme, diye bir olay yok. Bütün oyunu tek bir bölüm olarak düşünün. Belirli noktalarda -checkpoint, diyeceğim; dayak yiyeceğim- yine bir çeşit portal'lar var ve oyunu save ettiğimiz yerlere buralardan geliyoruz. Yani load ederken en son hangi portal'a gelmişseniz oraya gidebiliyorsunuz. Benim ilk başta kafamı karıştıran bir noktaydı; o yüzden açıklayan bir insan olmak istedim. Hafif karışık yapmışlar burayı, pek sevmedim, Soul Reaver'da gördüğüm tek eksi diyebilirim.
Etkileşim, denilen faktörü de oyunda fazlasıyla kullanmışlar. Etrafta gördüğünüz meşaleleri, taşları, sopaları veya ne bileyim mızrakları (kargı da olabilir) silah olarak kullanabilirsiniz. Bazı yerlerde yükseklik yüzünden takıldığınız olacak. Yine burada da etkileşim devreye giriyor ve üstün gücümüzü kullanarak o yerin altına çektiğimiz büyük bir obje (örnek: kolimsi) sayesinde hoplaya zıplaya aşıyoruz engelleri. Tabi her yerde bu zıplama ayakları da yemeyebiliyor. Şimdi de size tek gereken bir çift kanat (Amerikan reklamları gibi oldu be!). Bu hasar görmüş kanatlar uçmamıza imkan vermese de “süzülmemize" çok iyi bir şekilde olanak tanımakta. “Nasıl oluyor bu?” dediğinizde, zıplama tuşuna basmanızı, bastıktan hemen sonra da tekrar basıp, basılı tutmanızı salık vereceğim.
Grafikler için bir sürü laf ettim; ama seslere değinmeyi unuttum. Size uzun uzadıya şöyleydi böyleydi diye anlatmayacağım; ama grafik için ne dediysem sesler için
Şahane bir atmosfer. Bu oyunu alacaksanız eğer hiç tereddüt etmeden Alesta Bilgisayar'dan, hem de aynı olumlu sözler geçerli. Bu dediklerimin doğruluğunu, oyunun baş demosunda aşağıya atıldığınız şelaleye tekrar geldiğinizde anlayacaksınız ;). Ben bir ara su sesinin gerçekçiliğinden havasız kalır gibi oldum resmen ya... Siz ne kadar etkilenirsiniz bilmem yine de...
Ön yargılarımın aksine, Legacy of Kain: Soul Reaver çok kaliteli ve çok iyi bir oyun. Bütün oyun ögeleri eşit derecede dağıtılmış ve birbiriyle uyumlu kullanılmış. İnsanı hiçbir zaman sıkmıyor. Konfigürasyon olarak iyi bir bilgisayarınızdan, bu oyunu kesinlikle arşivinizde bulundurun. Çok klasik olacak belki ama cidden “pişman olmayacaksınız".
Son olarak kısa bir reklamsı yapmak gelir içimden. İnternet bağlantınız var ise, bir kere bakın. Başka bir söze gerek yok. Görüşmek üzere...
"Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü...
SİSTEM: P133 (or faster) 32 Mb Ram/ Win 95-98/ 3D Accelerator.