Gameshow sayı 41, sayfa 65

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 65

WHATEVER YO

Yazım da yavaş yavaş bitiyor şu anda. Beklenen son bu imiş demek. Ve o soru geliyor işte: "Şimdi ne yapmalıyım". İnanın bilmiyorum. Biraz bilgisayar oynayayım bari. Uzun zamandır hasretini çektiğim gibi. Keyif için. Yakın zamanda İnternet'e gireceğim sanırım. Odama telefon hattı çekmek için gerekli yatırımları yaptım. Şimdi beklemedeyim. Ayrıca çok yakışıklıyım. DM'im Barış çok iyi. Onunla bu sene de oynarız herhalde. Anladığım kadarı ile 5'e kadar saymayı öğrenmiş. Bana "M&M 5'i açıklamışsın" dedi. Tabii ben gülmekten kalp krizi geçiriyordum. Dün gece Mehmet bizde idi. O da benim DM'im. O sırada gece 1'de birisi bana telefon etti. İşletmeye kalktılar. İşleten beni bayağı tanıyordu. Şaşırdım tabii. Garip bir durum. Tatilden yeni döndüm. Dipten kum çıkardım bol bol. Niye yaptım onu anlamadım fakat. Yazıyı İstanbul'da yazıyorum. İstanbul insanı garip bir şekilde kendine bağlıyor. Bir arkadaşım bize geldi yine. Giderken bana "Güle Güle" dedi. "Hoşçakal" dedim ben de ona gülümsememi saklayarak. "Hoşçakal" ile "Güle Güle" arasındaki farkı bilmeyen ne kadar çok kişi var. Bir arkadaşım da bana yabancı diller konusunda özenti olduğumu söyledi. Aslında özentilikten değil de.... falan dedim. Yok bence bu yorumun doğruluk payı var. Yabancı bir dil insana o dilin gizemlerinin kapılarını açıyor. Anadilim olan Türkçe hakkında bildiğim o kadar çok şey var ki. Bir bilmediğim o kadar daha vardır herhalde. Ama bu kadar bilginin içinde bir gizem olması çok zor. Üzüldüm bu duruma. Artık onunla konuşurken aklıma gelmeyen kelimeleri yabancı bir dilde söylemiyorum. Haklı olduğu ama bunu bir tek o bildiği için. Sinemaya gitmeyeli çok zaman oluyor. Son üç yılda üç kere mi ne gittim. Canım istedi bugünlerde. Ama artık Alaska Frigo marketlerde satıldığı için sinemanın eski tadı kalmadı. Film sırasında mısır yiyenler de çok. Bütün film boyunca, iki yüz kişinin ağzından gelen odun kırma misali sesleri dinlemek zorunlu. Bir de lazer gibi hoş bir buluşu sinema perdesinin üstünde kırmızı bir nokta gezdirmek amacı ile kötüye kullananlar var. Bu ne kadar çirkin bir davranış. Sabahları eskiden sokakta dolaşan bir sürü köpek olurdu. Şimdi sayıları çok azaldı. Galiba zehirletiliyorlarmış. Doğru mu bilmem ama üzüldüm. İki üç insan (ben dahil) sabahları rahat yürüsün diye bu hayvanların canlarını alan insanlar yoktur umarım. Bir arkadaşım ile birlikte Karlı Kayın Ormanı'nı dinlemiştik. O şarkıyı o günden beri çok severim. Bir anda değişiyor insan işte böyle. Bir baykuşu çok yakından gördüm sonunda. Hayvanat Bahçesi'nde de görmüştüm ama oradaki beni etkilememişti o zaman. Bu dışarıda, özgür bir baykuştu. Gecenin karanlığında parlayan çok güzel gözleri vardı. Tek bir çizgi halinde inen gözler. Bir süre daha baksam bakışlarımı bir daha hiç alamayacağım diye düşündüm. Ve öyle de oldu. Karşılıklı bakıştık. Beni görüyordu herhalde, çünkü direkt olarak bana bakıyordu. On beş dakika mı sürdü, daha çok mu bilmiyorum. Sonra gitti... Hiçbir amacı olmadan yazı yazdım. Neden bilmiyorum.

Sonsuzluk kendisine ait olanı geri alır. Zaman geçer. Her varlık nihai sona ulaşır. Zaman kendisine ait olanı geri alır. Bu konuda ne diyebiliriz ki? Ben var oldum. Ben yokum. Yine de Ben var oldum. GameShow var oldu. GameShow yok. Yine de GameShow var oldu.

"Kaldı mı bana ait bir şey bilmiyorum, Beşiktaş'ta" Hoşçakalın. "Ve yine perde kapanıyor"

Burçak "Ben" Caner

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.