WARHAMMER DARK OMEN

DARK OL

Bir, iki gün geçti aradan. Bir iki gün önce ben normal ve insan olmanın gururunu omuzlarımın üzerinde taşır, taşır ve taşırdım. Taşımam bir yana, şu anda ise uykusuzluktan gözlerinin beyazı beyaz olmayan, kırmızı mizaca giriş yapmış, yorgunluktan beş gören, eli mouse'un sol tuşuna basmaktan kas yapmış bir insan olmamın sebebi sekiz harf, iki kelime. Hayır diyorum ben sekiz harfe pabuç bırakacak adam mıydım? Adam değilsin ki diyorlar, ayrı bir sinir konusu. Neyse, bir kere birin bir etmesi, iki kere ikinin nasıl dört etmesi, altı yüz atmış sekiz buçuk çarpı sekiz yüz elli birin beş yüz atmış sekiz bin sekiz yüz doksan üç buçuk etmesi gibi kesin olan başka bir gerçek ise Sid Meier's Gettysburg'ün güzel bir oyun olmadığıdır. Hiç kasmayın, ne derseniz deyin, benim bilgisayarımda çalışmayan (ya niye ya?) hiçbir oyunun güzel olmayacağı gibi bir gerçeğin varlığını göz ardı edemezsiniz (ederseniz elimi burnunuzdan sokar midenizi elime alırım- agresif yazar mimarisi, 09/Nisan/1998). Neysem ney. Myth benim başıma Panzer General 2'den beri gelmemiş birisi olarak gelmese daha memnun olurdum. Ama başıma kötü şeyler benim fikrimi sorarak gelmiyorlar. Dark Omen (Kara Yemin-tercüman yazar mimarisi, 65/Fırın/2045) bir çeşit real-time strateji. Hayır kaçmayın diyeceğim, panik olacak bir insan değilim. Olsam bir yere kadar. Olamam, kaçamam sakinlikten. Neysem ney, oyun klişeleşmiş asker üretimi sistemine karşılık olarak size böyle bir şans tanımıyor. Siz adını bilmediğim bir dünyada (adı var mı onu bile bilmeyen bir insanım - Aciz Yazar Mimarisi, 31/Şubat/0001) masum olmayan bir şekilde para için savaşan bir kumandansınız. Zafer, iyilik, Glorious Adventures falan size yazmıyor. "Money is nothing without earning" lafı daha dünyaya pek yayılmamış. Siz de büyüyen undead tehlikesini boşverip para için iş yapıyorsunuz kuzeybatıda. Şimdi undead nedir olayına gireceğim lütfen. Undead şey demek, ya şöyle, şimdi, yani aslında, ya nasıl desem, tam olarak, şeeyyy, yaşayan ölü demek. Klişeleşmiş bir konu demiştim ya, işte konu bu. Tanışın, bu da klişe. Ya neden ya,

WARHAM

oynadım, eh fena değil dedim. Sid Gettysburg (iki defadır farklı yazdım, kesin birisi tutar, öbürünü de yanlışlıkla yazmış taklidi yaparım, kurtarırız-soğukkanlı ve yalancı yazar mimarisi, 09/Nisan/1998) biraz gördüğüm bir oyun. Yani bir süredir Harvester klişesi olmadan bir şeyler yapabileceğini iddia etmekten çekinmeyen oyunların önde gelenlerini oynadım. Edindiğim sonuç bu oyunlarda bir şeylerin eksik olduğu ve bunun kötü olduğu demeden önce bir şey dememeye karar verdiğim için sustum, konuşmayan bir insanım. Neyse, şöyle söyleyeyim, kötü büyücüler (Necromancer da denir) ölüleri ayağa kaldırıp onları köle yapabiliyorlar. İşte manyağın biri de bu şeylerden kendine bir ordu kuruyor. Kurmakla kalmıyor, bu orduyla ona buna bulaşıyor. İmparator güney sınırlarındaki bir sorun için sizi başkente (Altdorf galiba) çağırıyor. Siz de görevi kabul edip güneye gidiyorsunuz. Sonra orada undead'lerle karşılaşıyorsunuz. Derken bir kaç usta manevra ile siz kendinizi bu büyüyen idi. Örneğin Myth'de oynanabilirlik, huzur yok, Gettysburg'de ruh yok, o yok, bu yok durumu (bilgili araştırmacı yazar mimarisi, 09,5/Nisan/1998). Ama işte ben tam bu real-time türü tutmaz, tutsa da bana gelmez, gelse de iflah olmaz derkene Dark Omen geldi. Bana bunu yazacaksın dediklerinde (MEG dedi. Yani on on beş kişi karar vermiyor. Demokrasi dedik), ilk olarak (bıkkın yazar mimarisi, 388/Ocak/1998) dedim. Sonra bir de eve dönüp oyunu Install ettikten sonra ilk baştaki demoyu görünce (yok kalite iyi ama konu bayık) dedim şimdi yandık. Meğer gerçekten yanmışım... Masum masum ve sıkıla sıkıla başladığım oyunda daha sonra (iki-üç savaş sonra) birden bire kendimi oyundaki komutan gibi hissetmeye başladım. Bir kaç usta darbeyle konu da beni sarınca, oyunun çözünürlüğünü yükseltmeyi keşfedip grafikleri iyileştirince (hastaydılar-kötü espri yapan yazar mimarisi, Taa Milattan Bu Yana/Hep/Her zaman), sonra fena bir şekilde yenilince bu oyunsuz yapamayacağımı anladım. Aslında bu olay, undead tehlikesini durdurmakta görevli buluyorsunuz. Yaaaa, işte böyle. Konu size klişe gibi görünebilir. Ama ciddi bir şekilde oyun güzel. Savaş ekranı çözünürlüğünü arttırırsanız gayet hoş grafiklerle karşınıza çıkıyor. Savaştan önce emrinizdeki birliklerden hangilerini savaşa koyacağınıza karar veriyorsunuz. İlk savaş için dört birliğiniz var. Bunlar zaten ordunuzun çekirdeği. İlki sizin yönettiğiniz birlik olan süvariler. Gayet hızlı olan, iyi savaşan ve ellerinde büyülü kılıçlar olduğu için birlik. Kesinlikle kazanmanın birinci anahtarı atlıları iyi ve hızlı kullanmak. Şöyle ki bir birliğe yandan ya da arkadan hızlı bir şekilde "charge" yapmak onları aniden kılıçtan geçirmenizle sonuçlanır ki bu iyidir. İkinci birlik de okçular. Bunlar da önemli. Ancak unutmamanız gereken bir şey var ki okçular yakından dövüşte çok başarısızlar. Hatta özürlüler. Ayrıca sizin birliklerinizden biri ile bir düşman birliği savaşta iken okçular olaya girerse, sizin adamlarınızı da aynı başarı ile aşağıya alabiliyorlar. Bunu unutmayın derim başka bir şey demem. Bir piyade birliğiniz var ki ben onları hiç iyi kullanamadım ya da onlar çok başarısızlar. Şöyle söyleyeyim, düşmanla savaşa girer girmez kaçmaya başlıyorlar. Neyse belki siz onlarla harikalar yaratırsınız.

Bilmem bilemem. Ama ben okçuları kritik yerlere koyup (tepelere falan, ya da ağaçların yanına), piyadeleri de onları direkt bir saldırıdan korumak için kullandım. Saldırıyı ilk olarak piyadelerle karşılayıp daha sonra okçuları geri çektim. Sonra piyadeleri aradan çıkarıp okçuların önünü açtım. Okçular oklarını atmaya yeniden başlayınca düşman birliği onlara doğru koşunca ben de piyadelerle düşman birliğine yandan saldırdım. İki ateş arasında kalan düşman öldü. Bu taktik müthiş bir taktik mi bilemem ama ben az düşman atlısı kesmedim böyle. Ama iyice başarılı olabilmek için piyadelere armor almak lazım. Bir de topçularınız var ki deneyim kazanıncaya kadar pek başarılı atışlar yapamıyorlar. Ancak vurdular mı oturtuyorlar. Ayrıca menzil kısaldıkça vurdular mı yatırabiliyorlar. Özellikle "charge" modundaki düşmanların yarısından çoğu yakın mesafeden bir topçu atışıyla yok olabiliyor. Ama topçuları bir yerleştirdiniz mi bir daha kıpırdamıyorlar. Ona göre. Açıkçası ben piyade-okçu ile yaptığım kombonun aynısını uygun durumlarda topçu-piyade ikilisiyle çok daha büyük bir başarı ile yaptım,

MER

MEN

öyle söyleyeyim. Bir de bir iki savaş sonra size katılacak olan bir büyücü var ki o da çok önemli. Öncelikle "dispel magic" büyüsü ile sizi düşman büyücülerin büyülerinden korur. Fireball üç taneye kadar atılabildiği için maksimum zarar verdiği zaman ölümcül olur. Bir de üçüncü bir büyü var ki bu sık sık değişir, ama o büyüler genelde daha kuvvetli olur. Hangi büyünün ne yaptığına savaş aralarındaki ekranda sağ tuşla büyücünün büyü kitabına basarak anlayabilirsiniz. Çok büyü var, hem de bunların hepsi sık sık kullanılmıyor, o yüzden açıklamıyorum. Ayrıca üçüncü büyüyü sizin isteğinizlen değiştirememeniz ya da benim bunu becerememiş olmam gibi bir durum var. Bu çok kötü. Yani sizin bir savaşı kazanmak için bir büyüye ihtiyacınız varken bilgisayar size abuk sabuk bir büyü verebiliyor. Şimdi verdiğim bir karar sonucunda oyunun ilk başından başlayarak bir bölümünü açıklayarak kontrolleri falan anlatmaya karar verdim. Zaten oyun oynanabilirlik açısından çok kolay. Şunu DM'im Barış bile oynayabildi. Gerçi başarılı olma açısından bakıldığında onun açısının tanjantı sonsuz oluyor ama (ya müthişti ya, ama matematik gerektiriyor. Neyse, bilmiyorum, ben beğendim. Beğenmeyen beğenmesin) olsun. O da bir canlı. Neysem ney, oyunun "New Campaign" seçeneğini seçince karşınıza kısa bir demo çıkıyor. Goblinlerin saldırısından altınları korumanız lazım. Savaş meydanı çıktığı zaman sizin atlıların yerleştirilmiş olduğunu görüyorsunuz. Şimdi sol alttaki kutucuktaki ufak armalara basıp onları tutun. Sonra savaş meydanındaki bayraklarla sınırlandırılmış alanın içine sokup orada bırakın. Böylece birliklerinizi savaş alanına yerleştirebilirsiniz. Ben ilk savaşta bütün herkesi indirdiğimi hatırlıyorum. Ayrıca topçuyu daha sonra oynatamadığımız için sağ tarafa bir yere koydum. Kritik olan sağ taraftaki tepenin üzerinde düşman okçuları olması. Orayı almak için topçuların desteği lazım. Topçularla okçuları vuraraktan, okçularla destek vererekten olaya başlayalım. Bir ünitenin armasına bastığınızda o üniteyi seçersiniz. Her üniteyi yöneten ayrı bir komutan var. Herhangi bir şekilde bir şey lazım olduğu zaman sol altta resimleri çıkar ve "imdat", "yardım", "düşmanı kestik", "aaaa" falan derler. Neyse diyelim okçuları seçtik. Haritada bir yere basınca oraya doğru yürürler. Ayrıca ünitenin üstündeyken mouse'a basınca sağa, sola dönerler. Sağ alttaki altı ikondan ok şeklinde olanı ok atmak için. Ona basıp da düşman armasına basınca okçularınız ateşe başlar. Ok ikonunun üzerinde bir yuvarlak olması menzil dışı, göz olması atış için gereken yayın bir engel tarafından kapatıldığını belirtir. Topçularda (Topçu mu? Ne?) ise bu ok seçeneği her zaman açıktır. Yani direkt topçuyu seçip saldıracağınız düşman birliğini seçin. Ancak hedef değiştirmek için bu ok ikonunu seçebilirsiniz. Neyse, sonra atlılarla sağ tarafa gidip oradaki piyadeleri kesin fakat yakın savaşa girmeden önce güneş ikonunu seçip elinizdeki kılıcın özelliği olan ateş topu büyüsü ile saldırın. Saldırmak için kendi birliğinizi seçin, sonra düşman birliğinin armasını tıklayın. Herhangi bir bir tuşla basarsanız o birliği görürsünüz. O piyadeleri doğradıktan sonra okçularla o tepeye çıkın. Yanlış hatırlamıyorsam bir okçu bir de piyade birliği daha gelecek. Okçularla piyadelere saldırın. Atlıların ateş topu büyüsü ile saldıraraktan "charge" edin (borazan ikonu) sonra kalan okçuları atlılarla rahatça doğrayın. Aslında çok kolay bir savaş. Ama oyuna ısınmadan önce zor gelir mi bilemem.

sakalı ile birleştirmeyi çok iyi bir dolayı ordunun başına geçmişti. İki santim kadar yukarıda Morgan'ın daha orduda bir çavuşun eşeği'ykenki savaşını ız. Sakallı karizmaya tepme yeteneğini birleştiren Morgan isini çekip onun çadırında geceyi geçirirken bir döndü ve komutan oldu.

Morgan daha sonra dört ayaklılarla olan samimiyetinden dolayı bir tan inerek

dünyaya bir, felsefeye iki cevabı ile kötü espri tarihine de geçti ve (de ben şu anda o tarihte bir çığır açtım.

Morgan'ın hayatının

Savaştan sonra yardımcınız size rapor veriyor. Kaybederseniz bile devam etme şansınız var (eğer kendiniz ölmezseniz) ama tavsiye etmiyorum. Neyse işte, demoda siz sakallı ve yakışıklı adamsınız. Yardımcınız size imparatorun bir habercisinin size ulaştığını ve imparatorun sizi Altdorf'a beklediğini (galiba başkent) söylediğini haber veriyor. Siz de gidiyorsunuz. Ara ekranda hangi askerinizin kaç asker öldürdüğü ve kaç experience aldığı yazıyor. Experience önemli. Her level atlayışta askerleriniz daha iyi savaşmaya başlıyor. Ayrıca buradan savaşta kaybettiğiniz askerlerin yerine yenilerini alacak ve isterseniz yeni zırhlar alacaksınız. Bunlar için para gerekiyor ve siz her savaşta bir miktar para elde ediyorsunuz. Ayrıca büyülü eşyaları da satabilirsiniz ama tavsiye etmiyorum. Ayrıca askerleriniz hakkında bilgi de alabilirsiniz. Neyse artık devam edelim. İmparatorun kalesine geldiğinizde imparator sizi huzuruna çağırıyor. Güneydeki şehirlerdeki bir sorundan bahsediyor ve sizden yardım istiyor. Aynı anda olay mahalinde olan bir birlik de size katılıyor. Gidiyorsunuz güneye. Şehirdeki savaş başlıyor. Atlılarınızı (iki tane oldular(şimdilik)) binaların arkasına saklayın. Sonra okçularınızla açıktan rakibe saldırın. Düşman salak salak size doğru geldiği zaman binanın arkasından çıkıp onlara saldırın ve opsiyonel olarak "ce-e" diyin. Neyse, düşman kalabalık, bol kesim olacak. Aynı anda iki atlı birliğiyle saldırmak iyi oluyor (şişte tavuk olayı), ayrıca atlılarınızdan büyülü kılıcı olanlar ile büyü de yapın. Topçu pek tavsiye etmiyorum. Sonra şehre giriyorsunuz. Size katılan bir ateş bazlı büyüleri yapabilen bir adam var ya, işte o ne gıcık konuşuyor değil mi? Ayrıca bir de büyücü düşmanı (salak) bir herif var. O adamla kapışıyorsunuz (söz düellosu), çok emin ben o herife ne,

Hemen onları da keselim diyerekten güneye gidiyorsunuz. Burada adamlarınız ilk defa undead'lerle savaşacak. Şöyle söyleyeyim, kolay bir savaş. Yine iki süvari birliğiniz var, bir de büyücü var (fireball güzel bir), ha unutmadan, büyü yapmak için büyücüyü seçip sonra güneş ikonunu seçip sonra yapacağınız büyüyü seçip sonra yapacağınız yeri seçmeniz lazım. Bu savaşta topçular yarıyor. Sonra Altdorf'a geri dönüyorsunuz. İmparator bu undead saldırılarının sıklaştığını söylüyor ve sizi kuzenine mi, yeğenine mi ne bir kıza yardım etmek için güneybatıya gönderiyor. Siz de şerefiniz üzerine canınız pahasına onu koruyacağınıza söz veriyorsunuz. Tam şehirden uzaklaşırken bir büyücü size saldırıyor. Savaş çok tehlikeli. Sol taraftaki tepenin ardında düşman okçuları mevzilenmiş. Ayrıca sağ taraftaki tepede de düşman büyücüsü var. Sağ alttaki ağaçların ardında düşman birlikleri saklı. Aman diyorum, ve soldaki okçuları atlılarla temizleyin, imparatordan aldığınız destek güçlerdeki okçular ve sizin okçularla ağaçların ardındaki adamları dışarı çıkarın, bu sırada piyadelerle onları oyalarken atlılar ile gelip diğer taraftaki okçuları kesin, büyücüye top atışı yapın. Okçu desteği önemli. Ben ilk oynadığımda burada çok kayıp verip yeniden başlamıştım. Neyse, savaş sonrası demosunda yardımcınız prensesin vagonuna elinde prensesin bir resmi ile girip onu ele geçirmeye çalışan bir adamın geldiğini ve onu son anda ünü haber veriyor. "Allah Allah" diyor ve şehre gidiyorsunuz. Burada bir mektup size ulaşıyor ve mektupta kötü büyücü ya kızı bize bırakıp terkedin ya da sizi de öldürelim diyor. Ayrıca yardımcınız gitmek istediğiniz kuleye zamanında varmanızın iyi olacağını söylüyor. Hem siz imparatora yeğenini şehre sapasağlam getirme sözü verdiniz. Size ne olayın yakınlaşma oldu, bildiririm. Eğer oyunu oynayan her hangi bir kişiye de bu olursa yazık olur ona (tehditkar tavır). Siz kuleye ulaştığınızda buranın undead'ler tarafından ele geçirildiğini görüyorsunuz.... Bu kadar yeter. Sanırım oyunun konusu, oynanırlığı, tarzı ve harikalığı hakkında bir fikriniz olmuştur. Daha ilerde de bir çok yerde böyle seçimler vermeniz gerekecek. Bence iyiliğin ve doğruluğun yolundan gidin. Şimdii,,, SAVAŞ SAVAŞ SONU NEREYE VARACAK BUNUN?? #Öncelikle oyun İngilizce, Fransızca ve Almanca olabiliyor, onu söyleyeyim dedim. #Oyun çok güzel. Hatta bence harika. #Oyun çok uzun. Ben kanımca çok ilerledim ama hala bitiremedim. #Atlılar hızlı ve önemli. kendi kararlarınızla değiştirebilmeniz çok güzel. Ya da mesela bir kaç görev sonra yardım ettiğiniz dwarf'un birliği tuzak kurulan yerdeki savaşta ölürse bizim adam eski dostun ölümüne çok üzüldüğünü söylüyor ve öyle geçiyor. Ama kurtulursa size büyülü bir kalkan veriyor. Yani

P120, 16MB RAM, 4MB S3 Virge ile iyi kalitede ve yeterli hızda çalışıyor. Ama duyduğuma göre 3D kartı ile müthiş oluyormuş. Ne diyeyim? Yaşasın. #Zorluk olarak diyeceğim şu ki bence iyi ayarlanmış. Yani, Myth çok zordu, çok sıkıcıydı (işkence mi oyun mu sorusu), huzursuzdu, bu öyle değil. Ayrıca mouse'u hızlı hareket ettiren değil beyne girenler ve çıkanlar arasındaki zamanı kısa tutan kazanıyor. Age of Empires'da oynadığım herkesi evire çevire yendiğim biline (yalan, hatta kuyruklu yalan. Nedense beni MEG yenip durdu. Netekim adam altını götürüyor, ben n'aapıyim. Gavurun altını benim çenemi kırarmış (ya nasıl olarak senaryoyu değiştirme şansına sahipsiniz. Ya kalıp kızı koruyacak ya da kuleye döneceksiniz. Ben kalmayı seçtim. İşte o ana kadar sadece para için savaşmış bizim karakter "parayı boşver, yaşasın zafer" diyor (çok duygulu) ve kalıyorsunuz. Diğer seçeneğin sonunun ne olacağını bilmiyorum ama aslında beni zafer değil kızın güzel gözleri ilgilendiriyordu. Geçtik. Gece bir binanın çevresini savunacaksınız ve savaş "ÇOK ZOR". Her yerden akın akın geliyorlar. Verilecek taktik yok, okçularla uzaktan, piyadeler ve atlılarla yakından, büyücü ile uzaktan, topçu ile uçandan kaçandan saldırın. Sona doğru güneyden düşman büyücü geliyor. Onu hemen öldürün, yoksa mahvoldunuz demektir. Okçu kullanın dedim başka bir şey demedim. Sonra kızı şehrin Major'una emanet edip kuleye gidiyorsunuz. Bu noktada benle kız arasında duygusal bir yenildim yaaa)). EN ÖNEMLİ TAVSİYE, HAYATİ BİLGİ, HERKES OKUMALI Abi ne işiniz var burada. Oturmuşsunuz şu düşük puntolu yazıları okuyor, bana maruz kalıyorsunuz. Ne anlamı var abi bu bilgisayar oyunlarının, yok undead'lermiş, yok savaşmış, yok büyüymüş bu sıcakta. Bahar geldi, kuşlar ötüyor. Açın pencerenizi. İçeriye bahar dolsun kuşların sesleriyle beraber. Güneş girsin odanıza. Dışarda hayat var. Hoş kızlar var. Peşini bırakmayın kızların, bahar geldi. Sinemaya gidin, yemek yiyin dışarda, Beşiktaş'ta dolaşın, vapura binin, adaya gidin. Taksim'den Beşiktaş'a yürüyün, Beşiktaş'tan Taksim'e. Gezin, tozun, eğlenin. Gece motorla Beşiktaş'tan Üsküdar'a geçin, üst katta oturun. Bana maruz kalacağınıza yıldızların ışıklarına maruz kalın. Bahar geldi. Rüzgar dalgalandırsın saçınızı, sıkıntıdan, bunalmadan saçlarınızı kaşıyan eliniz değil. Güneş aydınlatsın gözlerinizi, bir monitörün cansız ışığı değil. Dışarda hoş kızlar var. Peşini bırakmayın kızların, bahar geldi. Hepinize mutlu günler, güzel bir bahar diliyorum. "Sonunda bahar geldi, Beşiktaş'ta" printemps arrive"Caner