Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 61
Adventure şimdi söyliyim bari) ufak tefek |yerine göre büyük, çok büyük, daha büyük| ayrıntılar eklemişler; yani sonuca farklı yollardan, farklı bilmeceleri çözerek ulaşıyorsunuz (filmin de oyunla aynı olduğunu düşünenler için söylüyorum). Kahramanın Harrison Ford olmadığı |herifin fiyatı 20 milyon $) oyun; bilmeceleri, sesleri, film-like ingilizce ukalalık yapayım dedim) atmosferi, heyecanı ve müthiş 3D grafikleriyle |merak etmeyin 3D hızlandırıcı istemiyor) kesinlikle alınmaya değer. Bu arada filmi görmemiş olanlara Blade Runner'ı lama Director's Cut versiyonunu| şiddet ve vahşetle seyretmelerini tavsiye ediyorum. Ayın Filmi: Bu ay sadece tek filme gittim: Dream with the Fishes. Alternatif sinemanın en güzel örneklerinden olan film, hayatın gün batımına varan insanların ruhunda oluşan şiddetli dalgalanmaları, çelişkileri ve değişimleri mizahi bir üslupla anlatan keyifli bir seyirlik (klasik sinema eleştirmeni lafı). Hep aynı, monoton bir çerçevede ilerleyen gıcık Hollywood filmlerinden geçilmeyen bir dönemde hem düşündüren, hem güldüren ve biraz da hüzünlendiren bir filme gitmek isteyenlere. Hadi doğru gişelere... Ayın Albümü: Savatage'dan güzel bir albüm var bu ay kulaklarımızda (kulaklarımda): Wake Of Magellan. Melodik bir yapıya oturtulmuş Hard Rock ritimlerinin hemen belli olduğu albüm beni hayal kırıklığına uğratmadı. Hem çoşkulu, hem de acıklı ve karamsar bir müzik ziyafeti sizleri bekliyor. Ne diyim, ben olsam alırdım Ine?). Ayın kitabı: Bu ay Hugo ve Nebula gibi büyük Bilim Kurgu ödüllerini silip süpüren Jack Vance'in "En Son Kale" isimli romanı huzurlarınızda. Metis yayınlarından çıkan kitap, dünyanın çok ilerki bir döneminde insanların makinalara doğrusu yarı organik ve duygulu Mek'lere) olan kölece davranışları sonucu, makinaların sözde saygın ve kibirli insanlara olan isyanını anlatıyor. Başka bir deyişle İnsanlarla makineler arasındaki varoluş mücadelesini anlatıyor. Şu son yıllarda Teknolojinin yararlı- zararlı yanlarının tartışılıp sorgulanmasını göz önüne alırsak, roman güncelliğiyle de ilgi çekici bir hale geliyor. Hemen alınmalı. Ayrıca Hirsiz-Dedektifimiz Bernie Rhodenbarr maceraları tam hız devam ediyor |ve tam hız okuyorum, okutuyorum, okutucam, okunmalı). Raflarda tozlanmasına izin vermeyin. Ayın Patlağı: Geçen ay kimse patlamadı diye sevinirken bu ay yine 1 kişi aniden patlayıverdi: Kanka'm Muder. Derginin en sevimli, en iyi ve sorunsuz tek yazarı olarak gördüğümüz (gördüğüm) Muder de malesef GameShow'un birikmiş lanetinden payını aldı ve patladı. Tabii ki Patlakların içeriklerini açıklayamadığım için bunun da Tarihin patlak sayfaları arasında yerini alacak olmasından başka yapacak hiçbir şeyim yok. Ayın Yılı: Şimdi bu ne demek diye soracaksınız ama ben sorunuzu bir yana bırakarak 1998 yılının hepinize başarı, sağlık, GameShow ve bit tabii ki Overdose getirmesini temenni ederim (amin). Ayın Kampanyası: Yaw beyler/bayanlar. Şu disket kampanyasına bir el atın. Ben de ne güzel övünüyordum Overdose'cuların kampanyalara olan desteğinin ne kadar muhteşem olduğu konusunda. Çok rica etçem. Hadi... Ayın Sorusu: Sorular devam ediyor lama cevaplar yok, çok ayıp). Bu ayın sorusu şöyle: Size tekrar doğma şansı verseler şu andaki siz olmak ister miydiniz? Evetse neden? Hayırsa neden? Eveeet, artık başlayalım. Buyrun: Selam Mr. Zebani, Mektubuma diğerleri gibi "Nasılsın" veya "Bu sana bilmem kaçıncı mektubum" diye bir başlangıç yapmak istemiyorum. Bunlar çok klasik laflar. Aaa ! Mektubuma başlamışım. Ne diyeyim. Allah bu mektubun sonunu hayır etsin. 1- Windows 95, Fifa 97, Nfs2, Larry 7 hangi programlama diliyle yazılmıştır? Java'yla yazılan bir oyun biliyor musun? 2- İnternet'te Civ2 ek senaryoları alabileceğim doğru mu? Doğruysa nereden? 3- Outlaws 8 Ram'da çıkıyor mu? Demosu çıkıyordu ama? 4- Hacker olabilmem için neler gerekli? 5- Bir uyarı : Bazı kurnaz okurların artık oyun tavsiyesi için bazı yeni sistemler bulmuşlar. (Fifa 97 'mi Kick off 'mu? Larry 7'mi Discworld 2'mi?) umarım farkındasın. 6- Yabancı bir dergiden aldığım CD'de Direct X'in 5 sürümü var. Fakat benim Windows'un tipini beğenmedi. Yükleyemiyorum. (This Language of Direct X is not supported by this version of Windows) gibilerinden mesajlar veriyor (Benim Windows Türkçe). 7- Ekim sayısının kapağındaki "10" ne? (Pc oyunlarında Türkiye'nin 10 numarası, eheheh. -. .) Şimdilik bu kadar, Mektupların devamının geleceğine emin olabilirsin (Sıkıysa olma). Cem "Buraya yazacak bir şey bulamadım" KARAGÖZ Zebani: Abi sen "öyle veya böyle" başlamıycam dedin ama aynen "öyle veya böyle" başladın (ben nasıl başladım şimdi; kötü başlangıç, tüh). farkındasın değil mi? Bundan sonra senden daha post-modernist girişler bekliyorum (hiç tavsiye etmem amal!!). Evet bu mektup biraz garip olacak gibi. Allah bu mektubun sonunu hayır eder mi bilmiyorum ama ben hemen hayır-evet seansına geçeyim bari: 1- Bu saydıklarının hepsi Amiga Basic'le yapılıp, sonra PC'ye convert ediliyor desem yalan olacak, zaten yalan |Amiga'yı özledim ben!). Aslında benim bildiğim "C" veya "Assembler" ile yapılıyor. Ama Assembler çok gıcık bir dil olduğundan şimdilerde kullanılıyor mu belli değil. Java'yla
GULU yazılan oyunlar ise bizim küçükken oynayıpta yenilince karşıdakini dövdüğümüz üç-taş, beş-taş, iskambil ne be?) tipi oyunlar|sadece internet için o da). Bir de Java motorsiklet konusu var ki hemen susmak istiyorum. 2- Hayır kesinlikle talihsiz ve kuyruklu bir yalanın kurbanı olmuşsun İnasıl oluyorsa!). Civ2 için "Fantastic World" isimli yeni bir bölüm piyasaya sürüldü, ancak onu alabiliyorsun. Bunu da nereden alacağını biliyorsun heralde Jay dayanamıycam söylüyorum: Kamer bilgisayar, ehihi!). 8- Nayır. Naoutlaws 8 Nram'de çıkmıyor, Nminimum 16 Nram'de çıkar (bu ay çokça Cüneyt Arkın movie seyrettim de!!). 4- Bak şimdi bak bak olaya bak (arada hiç noktalama işareti yok, bu iyiye işaret|!) değil). Önce ne için Hacker olmak istiyorsun buna cevap ver. Ama ben senin cevabını beklemeden (1 ay uzun bir süre) sana gerekenleri vereyim: 1 adet en |O'lusundan bir beyin, Anti-sosyal olmaya eğilimli sorunlu bir kişilik, uzman Psikolog'dan onaylı Paranoya belgesi, açma-kapama düğmesinden Network'lere kadar uzanan bilgisayar kültürü, 1 adet karanlık ve örümcek dolu oda (tamam bunu abarttım), bilgisayar, modem, sonra bir baş cesaret |büyük anlamında), yakalanma riskine karşılık karete veya jet kune do bilgisi ve son olarak 1 adet FBI, pardon komiser Ayhan seni yakalayıpta 20 sene hapise tıktığında "pişmanın" diyerek salya sümük ağlamak. Hala Hacker olmak istiyor musun? 5- Sorma, farkındayım. Savaş boyalarımı sürdüm (ipucu Engin Abla'nın makyaj takımı). Fifa 98 iyi oyun, Larry 7 ise:..Jne oluyor bana!!). 6- Windows gerçekten de senin Direct X'in tipini beğenmemiş. Bunun yerine başkasını bulman gerekiyor. Her oyunun içinde bir tane var. Onları deneyebilirsin. Hiçbir şey olmassa formatla diyecem utanıyorum... 7- Bu işin sırrını biliyorum ama Meg'in bu konuda Patronluk yapacağı tuttu ve bu müthiş sırrı Halka açıklayıp bilgilenmesini önlemek amacıyla beni tehdit etti. Tek ümidim kamoyu sağduyusu (ah!!). Hay 1000 kunduz, en iyi cümleleriniz bile tehdit kokuyor. Tamam abi, eminim, sen kesin mektup gönderecen (pardon disket. Alçaklar sizi niye disket gönder miyorsunuz. Acımıyor musunuz bana? Bak parmaklarım klavye romatizması oldu. Bu arada romatizma diyince "yarın yağmur yağacak" esprisini yapmazsam rahat edemiycim)|. Hoşcakal ve mektup yaz. Ra Sevgili Zebani Bilmem bu sana kaçıncı mektubum (8), ama artık saymaktan bıktım. Bari ben direk sorulara geçeyim: 1- Windows problemleri aldı başını gidiyor. Nedir şu msgrsv32 dosyası? Need for Speed 2 ve NBA 97 oyunlarında hata veriyor. Lütfiye (pardon bir çare. 2- İlk Türk Real-Time hakkında neler biliyorsun? 3- Bilgisayarı sık sık |o kadar da sık değil aslında) format atmak HD'ye zarar verir mi? 4- Senden oyun önermeni istiyorum. Sadece senin tavsiye bölümünde birkaç tür daha eklemen olacak. Örneğin: Sport başlığı altında bütün spor türlerini değerlendir. Sadece futbol ve basketi ele almak iyi değil. Okey? 5- Bir kaç oyun hakkında bilgi istiyorum. Bunlar Beast and Bumpkins, Fallen Heaven. 6- Benim garip ama doğru olduğu kanısında olduğum bir düşüncem var. Mektupların hepsini okuyup değerlendiriyoruz olsaydı benim mektuplarımdan birini yayınlardınız. Lütfen sözünüzde durunuz (bunu yayınlayın da öpüşüp barışalım. .... muck. ...) Sorular bu kadar. Tekrar gözükmek üzere chüs (okunuşu çüşş pardon, pardon çüs) . . TO BE OR NOT TO BE THAT'S ALL PROBLEM IS ONLY ZEBANI. "GEMİCİ. . : Alper bak günahımı alıyorsun. Gel bir gece Kamere (gece olması önemli!) bul beni bak bakalım 8 tane mektup yollamışmısın. Çok ayıp ve esefle kınanması gereken bir davranış seninki. Şimdi senin bu kızgınlığına "tatminkar reçeteler" sunalım kızma, beni sevi): 1- O dosya da kesin uğursuz bir büyü var (biraz da kocakarılık yapalım). Bence Bill Gates hıyarının kullanıcılara olan bir jesti ya da daha bilimsel olursak o dosya bir "Core" dosyası ihtimal katmayı unuttuk). Bu "Core" dosyası makinanın çakılması esnasında son yapılan hangi işlemler varsa onları belirtmek amacıyla sistem dosyalarının içine topluca bir isim altında saklar (işletim sisteminin özelliğine bağlı olarak). İşte "msgrsv32" isimli dosya bu tip bir "Core" dosyası olabilir. Bizde de bol bol hata veriyor ama silmeye de tırsıyoruz, araştırmalarımızı derinleştirdik. 2- O aslında gavur oyunu ama Türkçeye çevrilmiş hali. "yes sir, yes my lord" gibi boyun eğme cümlelerini bir de bizden dinleyin. Bu ay açıkladık bile. 8- Bu işi sık sık yaptığın için mi soruyorsun Ine kadar sık olmadığını söylesende, benim gibi iflah olmaz şüphecileri kandıramassın), yoksa öğrenme amacıyla merak ettiğin için mi? hı? Neyse yüreğini temiz tut Iyiğidim!) bir şey olmaz ama Engin Abla'da çok kızdı, Öyle şey diyorsunuz ama bence öyle yapmıyorsunuz. Eğer öyle olmuş — — — vey eg 9 9 © ©
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 60
kat yeltendiğim bu hareket bana erilen yetkinin çok çok üzerindeydi. Ayrıca genleriyle tamamen oynanmış ve temiz birer insana dönüştürülmüş bu kişileri bilgisayar dahisi olduklarını dair nasıl ikna edeceğimi de bilmiyordum. Thing'i altetmenin yolunun tamamen bu kişileri kontrol altında tutmak olduğuna inanıyordum. Şimdi yeni yeni fikirler üretme zamanı gelmişti. Ekip arkadaşlarımda benim bu çılgın hareketime destek vereceklerini açıkladıktan sonra yasal ve yasal olmayan bazı fikirler üreterek harekete geçmeye hazırdık. Planımızı 2 bölümden oluşuyordu: birincisi bu manyakların (sözde tekstil işçilerinin) artık fabrikada çalışmak zorunda olmadıklarını ve Devlet adına çalışarak daha fazla ücret alacaklarına inandırdık. Böylece bu kişiler üzerinde kontrol sağlamış olacak ve deneylerimizi herhangi bir engelle karşılaşmadan uygulayabilecektik. İkincisi ise yeniden kazandırılmış bu kişileri saklamak olacaktı ki en zoru da buydu. Tekstil işçileri parasını aslında kendi cebimizden ödeyecek ve onlardan bu işle ilgili kimseye tek bir söz etmemelerini sağlayacaktık. Bundan sonraki çalışmalarımız ip üstünde yürümeye çalışan bir cambaza benzetilebilir. Hem bu manyaklarla uğraşıp hem de onları saklama zorunluluğu yeterince zordu zaten. Ayrıca manyakların üzerinde yapılan işlemlerde esaslıydı doğrusu çünkü gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorlar, hiçbir şey bilmiyorlardı. Kendi yarattıkları manyağı gördüklerinde bile hiçbirşey hissetmemişlerdi. Bu olanlar onların basit hayatı için bir lüksdü ve bu lüks onlar için tehlike olmaya başlıyordu. Çalışmaların hiçbir sonuç vermemesi bizi bir kere daha yeni fikirler üretmeye zorluyordu. Thing ise yıkıcı eylemlerine bir yenisini ekleyerek herkesi kızdırmaya ve şaşırtmaya devam ediyordu. Herşey yataktan kalkar kalkmaz başlıyor zaten. Gerçeklere ilk adımımı attığımda; gözlerimi açtığım anda. İğrenç bir beyazlık tüm varlığıma tecavüz ettiği anda. Kontrolümde olsa o huzur dolu karanlığı kendi lehimde kullanmak isterdim. İstediğim kadar hem de. Beş yıl, on yıl, yüz yıl. Kimsenin yüzünü görmeden, kimsenin derdini çekmeden, bana verilen lanetli rolü oynamak zorunda kalmadan. Böyle bir evrime maruz kalmayan tek yaratık ben olmak isterdim. Kendi besinimi, kendi gereksinimlerimi dışarıdan değil, kendi kendime sağlamak isterdim. Kendi kendine yeter olmanın tanımı o zaman bu olurdu bana göre. Ama hayır. Ne yazık ki hayır. Biraz sonra hayat denen bu beş küsur milyar yıllık oyunu kendi adıma katlanılır kılmak amacıyla bence hiçde önemli olmayan bir serüven dizisine atılıcam. Ama ne serüven; her bölümü aynı ve sıkıcı. Dışardaki gerçeklerle içimdeki gerçeklerin bu kadar çeliştiğinin farkındaydım ama bu çelişkinin bu günlerde olduğu gibi beni bu kadar rahatsız edeceğini hiç tahmin etmezdim doğrusu. Hem nedir ki gerçek? Dışardan gelen bilgilerin beynim tarafından yorumlanıp bir etiket yapıştırılarak kayıtlara geçmesi mi? O gerçeklerin tek ispatı bu mu? Şu karşımda karlı bir görüntümü sunan aynanın gerçek yapısı hakkında ne biliyorum? Beynim ona "cansız" etiketini yapıştırırken hangi kriterlere göre davranıyor ki? Aynanın atomlarının bu kadar kararlı bir şekilde bir arada durması onlarda da bir bilinç olduğunun göstergesi olamaz mı? Benim atomlarımla onların ki arasındaki fark kararlılık mı? Hayır, işte yine başladım. Öyle ya yüzümü yıkayıp işime gitmeli; ruhumu, enerjimi, zamanımı ve bilgimi belli bir para karşılığında satıp, insanlara çok gerekli olan Grafik ve Animasyon dalında hizmet vermeliyim. Peki öyle olsun. İşte Mecidiyeköye gideceğini tahmin ettiğim bir Taksi yaklaşıyor bile. Yansıtma özelliği fazlaca olan camın gözlerime güneş ışığını doldurmasına aldırmayarak "taksi, hey taksi. Belli bir koordinata gitmek amacıyla size olan ihtiyacım paramla doğru orantılıdır, bence durmalısınız" anafikirli bir el işaretiyle durduruyorum. "Mecidiyeköy, Sıracevizlerden gidelim" gibi gayet ruhsuz ve umursamaz bir tavır takınmamı engelleyemeden yola çıkmaya başlıyoruz. Taksinin hareketiyle insanlar geri gitmeye başlıyorlar; tıpkı hayatta olduğu gibi. "Yolda ki trafik sıkışıklığının benim ruhuma vurduğu darbeler olsa olsa gerçektir" diye düşünüyorum. Taksici Politikadan bahsediyor ve bel altı terminolojisi kullanarak önüne fırlayan arabalara ve milletimizin müzmin hastalığı olan salaklık üzerine mühim açıklamalarda bulunuyor. Arabanın durması esnasında camın hemen önünde gereksiz yere ağlayarak bilinçsizce ilgi çekmek isteyen ve annesine hiçte haketmediği eziyeti hak gören köpek suratlı kız çocuğuna bir tokat çakmak istiyorum. Çok mühim işlerinin iki saniye de olsa gecikmesine dayanamayan sabırsız insanların, arabanın önüne şovalyece bir tavırla atlayıp, sonunda ezildiklerini ve bu esnada hiç de kılımın kıpırdamayacağını düşünmeden edemiyorum. Arabalarında bencillik yarışmasına giren milletimizin bu yolla kimseye olmayan saygısını çığlık atan korna sesleriyle kanıtlamasını görüyor ve bu kornaların, arabaları havaya uçurduğunu düşünmeden edemiyorum. Atomların raslantısal olarak mükemmel bir uyumda bulunmasının hemen sağımdaki kadında şımarıklığa, narsistliğe, küstahlığa, kaprisli olmaya ve megolomanlığa yol açarak aslında tamamını plastik birer cinsellik, ilgi çekme veya odak noktası olma isteği olarak kullanmasını anlamıyor ve yanına gidip "çok afedersiniz bayan saçınızı yolabilir miyim?" demek istiyorum. Gerçek bir kapitalist simgesi olan takım elbiseli, eli çantalı, sözde saygın olan şu zavallı bay ego'ya "pardon, amuda kalkar mısınız?" demek istiyorum. Bu arada hiç ilgilenmediğim halde ve ilgilenmediğimi gayet açık seçik surat ifademe yansıttığım halde, hala, arabanın motoru gibi hiç durmayan motor-çene Taksiciyi içimden gelerek yol boyunca tekmelemek istiyorum. Suratında iki kilo boyayla kendini komik ve eskimiş bir süs bebeğine çevirmekte profesyonel olan 60'lık bayan deformasyona "bence sizin makyaja değil, bir kaportacıya ihtiyacınız var" demek istiyorum. Sonunda Mecidiyeköy'e geliyorum. Taksicinin beni istediğim koordinata getirmesinin bedelini ödeyerek "iyi günler" maskesi altında lanet ediyor ve 1 metrekarelik alandan kendimi dışarı atıyorum. Ama serüven bitmiyor, daha yeni başlıyor. Kafamın yarısında yatağımdaki huzur dolu karanlığı düşlerken, diğer yarısında beni olmamam gereken koordinatlara sürükleyen insanları yok etmeye devam ediyorum. Kafamda ki hayat kavramının bir gün ete kemiğe bürünüp karşıma geçerek "sana bir iyi, bir de kötü haberim var" demesini bekliyor ve cevabımı veriyorum: "Kötüyü biliyorum, sadece iyiyi söyle ve defol". Merhaba Overdose bağımlıları. Nasılsınız bakalım bir aydır? Ooo pardon yanlış soru sordum galiba. Öyle ya mektuplara bakmam yeterli. Beni soracak olursanız |bir ihtimal!!| aynen yukardaki gibiyim. Hayatı kendi adıma katlanılır kılmak amacıyla çeşitli aktivitelerde bulunuyorum. Bu aktivitelerin en zevklisi ve egomu cilalayan yanı ise Overdose. Bu ay da Mektup bombası devam etti. Gelen mektupların çokluğu yüzünden Meg ile ben tüm mektupları değerlendirmek amacıyla çeşitli teoriler üretmek zorunda kalıyoruz. Anlayacağınız 8 sayfa da yetmemeye başladı. Bakalım, bu konuda bir süpriz gelecek gibi. Şimdi bu ay da açıklanması gereken bazı maddeler varmış gibi geldi bana: 1- Elimde olmayan teknik nedenlerden dolayı gönderdiğiniz E-Mail'ler dağlar kadar oldu ve hiçbirisine cevap veremiyorum. Çünkü E-Mail'im de bir arıza var. Hıyar Editörümüz bu sorunun üzerinde çalışmalara başladı ve en kısa sürede Overdose Web alemlerinde de sorularınıza en güzel (ve öhö!! en kestirme!! - şaka şaka) cevaplar vermeye devam edecek. Coming Soon... 2- Gelen mektuplarda ki sorularınız da Teknik soruların fazlalığı dikkatimden kaçmadı tabii ki. Aslında bu soruları benim açıklamam da hiçbir engel yok ama GameShow'da koskoca Engin Abla'nın alanına giren bir sürü teknik soruyu da benim cevaplamam siz de takdir edersiniz ki abes kaçmaktadır. Ayrıca bazı anlamadığım teknik problemlerin çözümlerini sürekli Engin Abla'ya sormak da işin diğer dramatik yanını oluşturmaktadır. Sözün özü Lütfen teknik sorularınızı Engin Abla'ya yazar mısınız? ilginç bir cümle oldu sanki). Yani Engin Abla'nın işi budur ve nedense güzeller güzeli Engin Abla'mızın işini ben yapıyormuşum gibi hissediyorum. Hem bu konular hakkında kendisi size benim verdiğim cevaplardan daha geniş ve ayrıntılı açıklamalar yapacaktır. Fakat asılmayın sakın gözlerinizi oyarım. O benim. 3- Farkındaysanız son zamanlarda her yerinden tarih ve sanat fışkıran ine alakası varsa) güzel Türkiyemiz de artık herşeyiyle Türkçe yapılmış (seslendirmesinden, manual'ine kadar) orijinal oyunlar fışkırmaktadır gelmektedir). Dünya devi Electronic Arts ile Fransız Devi Cryo'nun tüm oyunları her şeyiyle Türkçe olarak Huzurlarınıza gelmekte ve bu durum çok sevindirici olmaktadır |ders anlatıyor muşum gibi oldu sanki). Aslında söylemek istediğim, yıllardır acısını çektiğimiz kopya oyunlardan, onların getirdiği sıkıntılardan, problemlerden kurtulmak için önümüzde oldukça güzel seçenekler sunmaktadır bu durum (Aral Ithalat ve Raks distrübütörlüğünde ve madem parantez arası Aral'dan çok şikayetçiyim ayol). Tabii ki 25-30 dolar vermek zor gelebilir; ama ortak bir sağduyuyla orijinal oyun alınmaya karar verildiğinde |ki ben karar aşamasındayım, çünkü bıktım kopya CD'lerin sorunlarından) bu avantajı lehimize kullanabiliriz bitti!!). Tabii ki unutmamanız gereken şey GameShow'un Orijinal oyunlarla ilgili bu tip girişimlerin Aral, duyduğuma göre ayıp etmişsin) her zaman arkasında olduğu ve en iyi orijinal oyunların da Kamer'de bulunduğu olmalıdır. 4- Burada da kısaca Overdose'u eleştirenleri... pardon yanlış söyledim, Overdose'a bekçi köpeği gibi havlayanlar hakkında birşeyler söylemek istiyorum. Bu sert tanımlamamdan alınanlar olacaksa onlar zaten kendilerini biliyorlar, lütfen diğerleri alınmasın. Bu söz konusu kişiler "Overdose berbat, çok kötü" gibi tamamen karalama amaçlı şeyler söylemekte fakat böyle bir sonuca vardıklarını belli edecek hiçbir kanıt söyleyememektedirler. Aptalca bir yargı sonucunda, istedikleri şeyi göremedikleri için havlayan bu tipler bahane olarakta "eleştiri" gibi anlamını kesinlikle bilmedikleri bir kelimeyi, kendi sığ düşüncelerini gizlemek amacıyla kullanmaktadırlar. Eleştri yapılırken Akılcı yollar izleyene; ve neye, ne için eleştri yaptıklarını açıklayacak düzeye gelene kadar bu tipler, tarafımca umursanmayacaktır. Sonuç olarak Overdose bu havlamaları haketmemektedir (oh be rahatladım ayol!!). Çok uzattık, bakalım bu ay neler yapmışız: Ayın Oyunu: Bu ayın oyunu aynı zamanda dünya görüşümün, duygularımın ve hislerimin oluşmasında çok önemli bir yeri olan (hiç alakası yok!!) Blade Runner filminin oyunu. Oyun filmin senaryosuna paralel bir şekilde ilerliyor. Fakat Adventure olduğu için |ha, oyun