Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 53
Td. biliyorsunuz, anti-sportif benim, en ilgi duyduğum spor (ne kadar spor olduğu tartışılır) Formulat ve ben son birkaç yılı bu oyunun çıkmasını bekleyerek geçirdim (yani abartmıyayım, tek yaptığım iş oyunu beklemek değildi). 3-4 sene rötarla geldi gelmesine de Almanya'da biraz pahalı olduğundan alamamıştım. Memlekete varınca (yemek yedikten sonra) hemen oynamayı talep ettim. Emin de benim Formula1 manyaklığımı bildiğinden zaten bir kopya hazır etmiş. Başladık oynamaya (bir yandan da Algida yiyoruz, eriyip klavyeye akıyor (ben hala valizdeyim bu arada- İlk şok 93-94 sezonu olması. Koskoca bir firma (Microprose), takımların ve pilotların bu kadar önemli bir sporun oyunu nasıl iki sene öncesine göre çıkarır anlamadım (hala anlayabilmiş değilim, galiba FIA'yla olan anlaşma hakkında birşeylermiş) ama doğrusu beklediğim zamana değdi. İlk göze batan değişiklik texture'lar falan ama hem IndyCar'da olduklarından hem de zaten çoğumuz hi-res full-texture oynayamayacağımızdan (minumum Pentium 100 lazım) (ben 486'ıyım-Intel) (sanki bilmiyorum-MAC) buna kafayı yormaya değmez. Acemiler için bütün sürücü yardımları hala duruyor ve birincisinde genelde pasif olan diğer pilotlar birazcık olsun akıllanmışlar (ilk defa biri bana blok attığında şok oldum) ama herşeyden önemlisi kazalara yeni bir boyut eklenmiş. Hem birinci oyunda hem de IndyCar serisinde bütün kazalar iki boyutluydu yani 300 kilometreyle birine daldığınızda ya spin atardınız ya da paralanıp kalırdınız. Artık havaya da fırlayabiliyorsunuz! N'olcak demeyin, bu hem yarışa, hem de kazalara yeni bir boyut getiriyor. Şiganlara (öztürkçesi var mı bilmiyorum) arabanız sallanıyor, biriyle lastik teması yaptığınızda arabanız yerden kalkıyor. Özellikle çakıl tuzaklarında arabanızın sallanması muhteşem bir efekt. Daha takla atmayı beceremedim ama (denemelerim sürüyor) IndyCar Racing 1 çıkıp da, işin içine texture'lar karıştığından beri, yarış oyunlarındaki en büyük ilerme bu. Acı itiraf ama bu oyun iğrenç olsaydı herhalde ben yine saatlerce oynuyor olacaktım ama çok şükür beklediğimden iyi çıktı, yine saatlerce oynuyorum (sanki bilmiyorum-İntel) (senin dilin çok uzadı, bu sefer duble çakacam, hemen mektupları getir-MAC). WENN DU MICH WIRKLICH Sevgili MAC, Bu sana yazdığım ilk mektup. Ben senin 64 lerde de okurdum. Ama hiç mektup yazmadım. Ama o zamanlar (zart, zırt, doing!!!) Hiç böyle mektup yazılır mı ya? Gerçi yukarıdakiler doğru ama Güzin Ablaya mektup yazarmışcasına da olmaz ki. Burada sana kısa özgeçmişimi yazmayacağıma göre şimdi SORULAR !!! 1) Abi ya bu derginin fiyatı niye böyle astronomik bir hale geldi ? 2) Prisoner Of Ice'in açıklamısını yayınlarmısınız ? Veya yollarmısınız ? (Bu arada CD nin içinde belirli yerlerin save gameleri var ama benim gibi bunları her takıldığınızda kullanırsanız hikayeden hiçbir şey anlamazsınız.) 3) da Edwards Base'de yaratık komutanı yemeden önce taşın yerini söylüyor ama adamın odasındaki map de hiçbirşey yapamıyorum. HEEEELLLLLPPPPPP 4) Abi sence Ripper nasıl ? Yani oturup 3 saat demo izleyip, ondan sonrada yarım saat oyun mu oynuyorsun ? (ben böylelerine kıl oluyorum. Yani o kadar para ver oyun niyetine sana demo versinler) 5) Galiba Lost beğenmemişsin. Ama oyunu — İl şu günlerimizi verdiğimiz Dune'un yapımcılarıyla b aynı. Oyunun demosunu oynadım hiç fena değil, hele oyunun içindeki müzikler müthiş, 6) The Riddle Of Master Lu hakkında ne diyorsun ? Prisoner Of benziyor mu? (Yani oynanabilirlik | bakımından) 7) Civ 2'nin Cd'deki demoları güzel mi, almaya değer mi yoksa Cd-rip versiyonunu mu alayim ? Pİ 8) Gabriel Night'ın 3. gününde herşeyi yapıyorum ama gün bitmiyor. Y-A-R-D-I-M lütfen. | 9) Bana ne olursun birkaç Adventure oyunu tavsiye et. Az Cd li az demolu mümkünse render'lanmamış olsun. 10) Abi ya, hani sayfaların arasına müzik sözleri | yazacaktın? (Hani 1 ev, 1 yazlık, 2 de araba | verecektiniz) 11) Metallica 'Load' ve adamların yeni tipleri hakkında ne düşünüyorsun? j 12) İçinde 100 tane ziplenmiş oyun bulunan CD'lere | ne diyorsun.? Mesela içinde Fade to Black olan | CD'den oyunu açıyorsun, harddiskin 90'ı gidiyor | mu? 13) Abim için az CD'li, bol uçuşlu, eli yüzü düzgün | bir simulasyon tavsiye eder misin? | Emir 'M.A.D.' Uçkan MAC: Geçenlerde ben kendi özgeçmişimi yazdım | (Emitiin unutma ha sakın!), baktım kimi kayda değer | | bölümleri 64'ler ve sonraları Game-Show'dan ibaret. Acaba diyorum, ben 15-16 yaşındayken hayatımın dergilerde geçeceğini bilseydim de ona göre davransaydım (bari fizik çalışmazdım) daha mı iyi olurdu? Olur muydu? Ben kime mektup yazıp | soracam? Güzin Abla'ya mı? | 1) Emin telefonda 150 bin olacaz dediğinde bana da p çok gelmişti (ben neredeyse 1 senedir Almanya'dayım) ama Türkiye'ye gelip enflasyonun son sonuçlarını görünce rakamın benim sandığım kadar anormal olmadığını gördüm. Herşey ateş pahası olmuş azizim (ama Almanya'ya göre yine de ucuz, benim burda okuduğum dergi 10 Mark). Bir de şu faktör var, son zam öyle kaç para yapsak diye düşünülüp yapılmış bir zam değil. Ya bu kadar yapılacaktı ya da harbi harbi (biliyorum bıktınız) batacaktık. Yaptık, batmadık. Eğer gerçekten (bu ay bir okuyucunun bana yazdığı gibi) 4 kutu kola parası (eski MAC para birimi) sana çok çok fazla geliyorsa senin aboneliğini ben ödemeye hazırım (30 Mark ediyo). 2) Pahalı diye dergiyi her ay takip edemiyoruz galiba, ya da eski sayılar sayfasına pek ilgi göstermiyoruz. Prisoner of Ice'ı 8.sayıda açıklamışız (hayat akıp gidiyor, ben yazmıştım, okunmalı). Bak işte abone olursan alacağın 5 eski sayıdan biri 8.sayı olabilir. 3) Haritadaki deliğe iğneyi sokman lazım (doktorun odasındaki iğne). O zaman gizli İşe bölüm açılacak. Tabi izin belgesi, film ve denizaltıyı patlatma işlerini
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 52
uvardaki çizikler giderek artıyor. Öyle bir hale De: ki artık duvar yok, sadece çizikler var. Çizikler ve onların arasında akıp giden hayat. Taa başında asla bitmez gibi görünen hayat. Bazen uyandırıldığında 'böyle olunacağına keşke denilen hayat. 'Ölsem de kurtulsam' denilen hayat. Çizikler azken konuşmak ne kolay. Duvar boşken, umutlar da vücut da gençken konuşmak... Olmaz olsun, bitsin, batsın demek... Sonra zaman geçtikçe, çizgiler çoğalıp gölgeleri üstümüze düştükçe, biten her gün bir rahatlama, bir sonraki korku getirdikçe, ölüm sabırlı bekleyişine başlayınca... İşte o zaman... Bütün hayat boyunca düşünülmeyen, akla gelse de uzaklaştırılmaya çalışılan, yokmuş gibi davranılan herşey işte o zaman insanın başına üşüşür bir anda. Pişmanlıklar, ucuz sevinçler, çoktan unutulmuş acılar, gelenler, dönmemek üzere bilinmeyene gidenler, derin konuşmalar, ya da sıradan gündelik şeyler. Herşey bir olur, zavallı ölümü bekleyenin üstüne çullanırlar. Bebekler şirinlikleri için' sevilmemeye, daha yaşayacak çok zamanları olduğu için kıskanılmaya başlanır. Her durgun an, göçüp gitmenin bilinmezliğinin şüphesiyle dolar, cevapsız sorular kafada döner durur. Ne olacak, nasıl olacak ve hepsinden önemlisi ne kadar yakında olacak. Ne zaman değil, ne kadar yakında olacak. En iyimser tahminler bile gizli bir korkunun izleriyle bitmez endişelere dönüşür. İnsan oturur, ve bekler. Korkar ve bekler. Bekler çünkü kaçışı yoktur, korkar çünkü elindekileri kaybetmenin korkusu basit ruhunu aşacak kadar derindir. Dokunduğu en basit cisimler bile ona yakında kaybedeceklerini hatırlatır, bir anda o cisme sarılıp asla bırakmama isteğiyle yanıp tutuşur. Duvardaki çizikler birleşir, arasından kurtulunamaz bir parmaklık oluştururlar, zavallıyı hapsederler. Her davranış, her hareket, her görüntü sıradanlıktan çıkar, derin bir mana almaya başlar. Bir gülümseme, bir selam, uçan bir kuş, geçen bir gemi, esen rüzgar, hatta bir nefes bile kimliğini değiştirir, bir burukluk, bir şüpheyle vazgeçilmez, paha biçilmez hale gelir. Bazen de bir anda herşeyi boşvermek gelir içten. Kabullenme, umursamama iyi birer fikir gibi görünür ama fazla uzun sürmez bu, çünkü vücut zayıftır, irade ise acınacak kadar aciz. Umursanmayacak, göze alınmayacak | şey insanın kendi hayatı olduğu zaman mantık, hiçbir bilinç olacakları gözardı ,, etmeyi başaramaz ki. Yıllar önce kurtulsam diye düşünülen hayat bir anda en kıymetli şey Haline gelir. Hayatın renkleri parlaklaşmaya, ölümün karanlığı giderek daha fazla korkutmaya başlar. Önce bütün güçle sarılır bitmesin diye. Sonra acı dayanılmaz olduğunda eller kavramaya çalışır. Son anlar akıp giderken tırnaklar saplanmaya çalışılır bitmesin diye. Ama yolun sonunda herkes yenilir, çünkü hayat kadar ölüm de Inteeeel'le ben bu ay memlekete tatile gittik, götürmeyecektim salağı ama çok yalvardı (yalvarmadım-Intel) (yalvardın-MAC) dayanamadım. Geldik memlekete, yeri öptük sonra gümrükteki adam bizi öpmeye kalktı. Intel sakladığım valizi elimden aldı (çok rahatsız bir valizdi-İntel) (kes, nankör-MAC). Kontrol yapacaktı, Ben 'yok abi birşey içinde' dedim (yalan, ben vardım-Intel) (olmaz olaydın-MAC), inanmadı. Eliyle şöyle bir tarttı (sanki kaçak mallar ağır olmak zorundaymış gibi), hafif gelince geçmeme izin verdi. Allah'tan Intel Inside'ı fazla beslemiyorum (açılım-Intel) yoksa gümrük vergisi şeklinde size okul, yol, hastane olarak geri dönecekti (keşke-Intei) (Bir daha parantez açıp yazıma karışırsan çakacam sana-MAC). Neyse sonra Kamer'e vardık, tabi ben yeni yeri görmemiştim (siz de görmemiş olabilirsiniz ama güzel). Serkan'a iki rekat şükür dayağı attık (ben, Intel değil o hala valizdeydi), Levent'in gıcık sesini hatırladık (hatırlamak zorunda kaldık), Emin'in yeni 17 inch monitörüne imrendik (tamam, kıskandık), sonra başladık yemeye. Kaldığım 15 gün içinde Emin ve ben elele vererek dağı, taşı, Beşiktaş'ı ve Taksim'in yarısını yedik. Dürüm halinde Internet, ekmek arası Formula 1 Grand Prix 2 yedik. Muhabbet ederken yedik, gülerken yedik, Kral TV seyrettik yedik, Serkan'la dalga geçerken yedik, Engin'i taciz ederken yedik. Yedik de yedik. Sonra Emin komaya girdi, benim de bağırsaklarım düğümlendi, ama biz hala yemeye devam ettik (bana vermediler-intel) (ben sana çakacam demedim mi?-MAC) (Ahhh-intel) (Ooohh olsun-MAC). Size bu kısa sürede dergi için yaptığımız yararlı şeyleri anlatacaktım ama aklımda tek kalan neler (ve ne kadar çok) yediğimiz bir de derginin Pentium'unda Formula 1 oynamanın ne kadar güzel olduğu. Artık