Gameshow sayı 19, sayfa 52

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 52

uvardaki çizikler giderek artıyor. Öyle bir hale De: ki artık duvar yok, sadece çizikler var. Çizikler ve onların arasında akıp giden hayat. Taa başında asla bitmez gibi görünen hayat. Bazen uyandırıldığında 'böyle olunacağına keşke denilen hayat. 'Ölsem de kurtulsam' denilen hayat. Çizikler azken konuşmak ne kolay. Duvar boşken, umutlar da vücut da gençken konuşmak... Olmaz olsun, bitsin, batsın demek... Sonra zaman geçtikçe, çizgiler çoğalıp gölgeleri üstümüze düştükçe, biten her gün bir rahatlama, bir sonraki korku getirdikçe, ölüm sabırlı bekleyişine başlayınca... İşte o zaman... Bütün hayat boyunca düşünülmeyen, akla gelse de uzaklaştırılmaya çalışılan, yokmuş gibi davranılan herşey işte o zaman insanın başına üşüşür bir anda. Pişmanlıklar, ucuz sevinçler, çoktan unutulmuş acılar, gelenler, dönmemek üzere bilinmeyene gidenler, derin konuşmalar, ya da sıradan gündelik şeyler. Herşey bir olur, zavallı ölümü bekleyenin üstüne çullanırlar. Bebekler şirinlikleri için' sevilmemeye, daha yaşayacak çok zamanları olduğu için kıskanılmaya başlanır. Her durgun an, göçüp gitmenin bilinmezliğinin şüphesiyle dolar, cevapsız sorular kafada döner durur. Ne olacak, nasıl olacak ve hepsinden önemlisi ne kadar yakında olacak. Ne zaman değil, ne kadar yakında olacak. En iyimser tahminler bile gizli bir korkunun izleriyle bitmez endişelere dönüşür. İnsan oturur, ve bekler. Korkar ve bekler. Bekler çünkü kaçışı yoktur, korkar çünkü elindekileri kaybetmenin korkusu basit ruhunu aşacak kadar derindir. Dokunduğu en basit cisimler bile ona yakında kaybedeceklerini hatırlatır, bir anda o cisme sarılıp asla bırakmama isteğiyle yanıp tutuşur. Duvardaki çizikler birleşir, arasından kurtulunamaz bir parmaklık oluştururlar, zavallıyı hapsederler. Her davranış, her hareket, her görüntü sıradanlıktan çıkar, derin bir mana almaya başlar. Bir gülümseme, bir selam, uçan bir kuş, geçen bir gemi, esen rüzgar, hatta bir nefes bile kimliğini değiştirir, bir burukluk, bir şüpheyle vazgeçilmez, paha biçilmez hale gelir. Bazen de bir anda herşeyi boşvermek gelir içten. Kabullenme, umursamama iyi birer fikir gibi görünür ama fazla uzun sürmez bu, çünkü vücut zayıftır, irade ise acınacak kadar aciz. Umursanmayacak, göze alınmayacak | şey insanın kendi hayatı olduğu zaman mantık, hiçbir bilinç olacakları gözardı ,, etmeyi başaramaz ki. Yıllar önce kurtulsam diye düşünülen hayat bir anda en kıymetli şey Haline gelir. Hayatın renkleri parlaklaşmaya, ölümün karanlığı giderek daha fazla korkutmaya başlar. Önce bütün güçle sarılır bitmesin diye. Sonra acı dayanılmaz olduğunda eller kavramaya çalışır. Son anlar akıp giderken tırnaklar saplanmaya çalışılır bitmesin diye. Ama yolun sonunda herkes yenilir, çünkü hayat kadar ölüm de Inteeeel'le ben bu ay memlekete tatile gittik, götürmeyecektim salağı ama çok yalvardı (yalvarmadım-Intel) (yalvardın-MAC) dayanamadım. Geldik memlekete, yeri öptük sonra gümrükteki adam bizi öpmeye kalktı. Intel sakladığım valizi elimden aldı (çok rahatsız bir valizdi-İntel) (kes, nankör-MAC). Kontrol yapacaktı, Ben 'yok abi birşey içinde' dedim (yalan, ben vardım-Intel) (olmaz olaydın-MAC), inanmadı. Eliyle şöyle bir tarttı (sanki kaçak mallar ağır olmak zorundaymış gibi), hafif gelince geçmeme izin verdi. Allah'tan Intel Inside'ı fazla beslemiyorum (açılım-Intel) yoksa gümrük vergisi şeklinde size okul, yol, hastane olarak geri dönecekti (keşke-Intei) (Bir daha parantez açıp yazıma karışırsan çakacam sana-MAC). Neyse sonra Kamer'e vardık, tabi ben yeni yeri görmemiştim (siz de görmemiş olabilirsiniz ama güzel). Serkan'a iki rekat şükür dayağı attık (ben, Intel değil o hala valizdeydi), Levent'in gıcık sesini hatırladık (hatırlamak zorunda kaldık), Emin'in yeni 17 inch monitörüne imrendik (tamam, kıskandık), sonra başladık yemeye. Kaldığım 15 gün içinde Emin ve ben elele vererek dağı, taşı, Beşiktaş'ı ve Taksim'in yarısını yedik. Dürüm halinde Internet, ekmek arası Formula 1 Grand Prix 2 yedik. Muhabbet ederken yedik, gülerken yedik, Kral TV seyrettik yedik, Serkan'la dalga geçerken yedik, Engin'i taciz ederken yedik. Yedik de yedik. Sonra Emin komaya girdi, benim de bağırsaklarım düğümlendi, ama biz hala yemeye devam ettik (bana vermediler-intel) (ben sana çakacam demedim mi?-MAC) (Ahhh-intel) (Ooohh olsun-MAC). Size bu kısa sürede dergi için yaptığımız yararlı şeyleri anlatacaktım ama aklımda tek kalan neler (ve ne kadar çok) yediğimiz bir de derginin Pentium'unda Formula 1 oynamanın ne kadar güzel olduğu. Artık

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.