Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 10
Dune2'yi ne zaman görsem aklıma Kurban Bayramı ve sıcak İstanbul yazları gelir. Ne alaka demeyin, bu oyun geldiğinde mevsimlerden yazdı, havada kan kokusu vardı (Kurban Bayramı dedik ya), İstanbul bomboştu (herkes Bodrum'daydı) ve 64'ler hala sağdı. Bırakın PC'yi, o zaman Amiga'm bile yoktu ve sırf bu oyunu oynayabilmek için gecenin köründe Nişantaşı'ndan Beşiktaş'a (gelmesi kolay, zor olan o yokuştan geri dönmesi) dergiye gelirdim. Bomboş dergide, o yaz kampanya fiyatı olan 2 litrelik kolayla (kötü alışkanlık, başlamayın) beraber saatlerce Dune2 oynardım. Çıktığı zaman ve getirdiği yeni oyun sistemi sayesinde Dune2 klasikler arasında tartışılamayacak yerini aldı bile. O gün her tarafımdan terler akarak yokuşu tırmanıp eve dönmeye çalışırken sorsanız 'Dune2 bir numara abi, evim yansa bu yokuşu çıkmam ama bu oyun için çıkarım' derdim ama aradan çok zaman geçti, bazı şeylere daha objektif olarak bakmak lazım, o zaman anlayamamıştım, şimdi çok daha net olarak görebiliyorum, Dune2'de insanı bu kadar çok çeken şey bir sonraki level'da çıkacak yeni binaları ve yeni silahları görme isteği. Yoksa aslına bakarsanız bir level'ın öbüründen hemen hemen hiçbir farkı yok. Yakın zamanlarda oynadıysanız hala aklınızdadır, tek kafa kullanmanız gereken level ortalarda bir yerlerde başta çok spice toplayıp biriktirmeniz (depoyla), sonra da spice kuruduğunda biriktirdiklerinizle saldırıya geçmeniz gereken level. Ama hatıraların etkisiyle hala Dune2'yi körcesine savunanlar var (adlarını saymayacağım, kendilerini bilirler), bence bunun yerine çok daha politik bir yaklaşımla Dune'yi bu türün babası, mouse'lu savaş oyunlarının atası, bir zamanların 1 numarası, zamanını doldurmuş (kötü manada değil, yani moruk değil de görmüş geçirmiş manasında) ama her türlü saygıyı hak eden klasik ilan edelim. Adını tarihe altın harflerle (nasıl oluyor hiç anlamam!) yazalım, ama işimize de bakalım. Böylece belki bu manasız kavgamıza da bir son verebiliriz (Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne de adayım bu arada, aklınızda bulunsun)...
Gün doğmadan tepelerin üzerinden önce yüzlerce atlının, Gam savaşçıları takip eden kadınların ve çocukların ve her şeyden önemlisi her kabilenin özenle süslenmiş kutsal borularının sesleri çadırıma kadar geldi. Önümdeki zor günün ağırlığı omuzlarımda asamı alıp dışarı çıktım. Biraz sonra ilk günün ilk ışıklarıyla beraber birer birer tepeleri aşıp ovaya doğru akmaya başladılar. Kutsal kum kurdu işlemeli flamalarıyla Dune2 kabilesi herkesten önce yerini aldı, onları Orc kanıyla boyanmış kırmızı bayraklarıyla Warcraft'çılar izledi. Warcraft2'nin özenle seçilmiş 20 Elven Archer'ı soylu bir edayla mavi sancaklarını diktiler. En son yeri titreten bir gürültüyle Command&Conquer'ın mekanize savaşçıları ovaya daldılar ve artık iyice yükselen güneşin ışıkları dört bir yana yansıtan kartal armalı bayraklarıyla ovanın kalbini deldiler. Artık geriye dönüş yoktu. Önce her kabilenin ağzı laf yapanları ovanın ortasındaki beyaz dairede toplandılar. Herbiri kendi inancına göre neden onların en iyi olduğunu anlatmaya başladı. Her kabile kendi konuşmacısını deliler gibi destekliyor, başkaları konuşurken de silahlarını birbirine vurarak onların sesini boğmaya çalışıyordu. Güneş yolculuğunun üst noktasına ulaştığında konuşmacılar çoktan yorulmuş, kabilelerin üstüne bir huzursuzluk çökmeye başlamıştı. Alınlarından yere akan tere aldırış etmeden devam ettiler, ne zaman biri biraz üstünlük sağlasa diğer 3 kabile birden onu susturuyor, boğucu sorularla geri adım atmasını sağlıyordu. Güneş yorulup akşam dinlenmesi için tepelerin ardına gitmeye başladığında Warcraft2 kabilesinin konuşmacısı birden ayağa kalktı, Dune temsilcisinin oturduğu yere doğru yürüdü ve hiç beklenmeyen bir hareketle onun ayaklarının önüne tükürdü. 'Siz de multi unit select bile yok!' diye bağırdı. Bir anda ovaya bir sessizlik çöktü, yaprak bile kıpırdamıyordu. Bulunduğum yerden biraz sonra akacak kanın kokusunu alabiliyordum. Böyle bir saygısızlık asla görülmemişti ve asla da affedilemezdi. Bütün temsilciler bayraklarını alıp kabilelerine döndüler, sessizlik aniden dört bir yandan saldırıya uğradı. Komutanların emirleri, atların kişnemeleri, kadınların ağıtları ovayı kapladı. Artık konuşmanın manası kalmadığını anlamışçasına herkes bir ağızdan bağırıyor, belki de hayatlarını alıp götürecek savaşın heyecanıyla yerlerinde duramıyordu. Bu kadar yakından tanıdığım, sevdiğim dört kabilenin birbirlerini katletmelerine izin veremezdim, yaşlı bacaklarımın beni taşıyabildikleri hızla tepeden aşağı koştum ve asamı beyaz dairenin ortasına diktim. Dedim, 'bu sorunun cevabını kan akıtarak bulamazsınız, bırakın en iyinin kim olduğuna Seçmece karar versin'... y/
Murat 'Harvester' ADANÇ
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 11
Teknoloji her zaman hayır getirmiyor nitekim, aya gittik insanlar hala açlıktan ölüyor, bilgisayarlı arabalar yaptık Schumacher arabası hala yarışı tamamlayamıyor, Pentium çıktı ATF hala yavaş çalışıyor ve (konuya dönmeliyim) aradan bu kadar zaman geçti ama Warcraft 2 yine de bu türün en kötü oyunlarından biri. Her şeyden önce şunu kabul edelim, genelde bu oyunlardaki rakipler pek akıllı olmazlar, tamam bazı hileler sayesinde bizden daha güçlü olurlar ama zamanımızın çoğunu savunarak geçirsek zaten bu oyunları ama insaf be kardeşim, bu gidip orcları budala yapın manasında değil. Warcraft 2'de her zaman aynı yerlerden hep aynı adamlarla saldırıyorlar, siz köşeden kenardan saldırı yapsanız bile diğer yerlerdeki adamlar aptal aptal bekliyorlar, ölüm saldırısına geçtiğinizde hala farm yapmaya çalışıyorlar. Yazık değil mi bu grafiklere, Warcraft serisinin ününe, bu oyuna harcanan paraya? Bu hataların bazıları Dune 2 ve
Warcraft'ta da var ama onlar çıkalı yıllar oldu, bu zamanda gemiler uçan birimler ekleyeceklerine biraz oyunun yapay zekasıyla uğraşsalardı Warcraft 2 çok daha iyi bir oyun olurdu, biz de umut içinde belki mission disk (çıktı da ben daha göremedim) daha güzel olur diye beklemek zorunda kalmazdık. Bu haliyle Warcraft 2 5-10 yaş grubunu (genç olmak güzel şey) bile zor tatmin eder.