DUNE2

Dune2'yi ne zaman görsem aklıma Kurban Bayramı ve sıcak İstanbul yazları gelir. Ne alaka demeyin, bu oyun geldiğinde mevsimlerden yazdı, havada kan kokusu vardı (Kurban Bayramı dedik ya), İstanbul bomboştu (herkes Bodrum'daydı) ve 64'ler hala sağdı. Bırakın PC'yi, o zaman Amiga'm bile yoktu ve sırf bu oyunu oynayabilmek için gecenin köründe Nişantaşı'ndan Beşiktaş'a (gelmesi kolay, zor olan o yokuştan geri dönmesi) dergiye gelirdim. Bomboş dergide, o yaz kampanya fiyatı olan 2 litrelik kolayla (kötü alışkanlık, başlamayın) beraber saatlerce Dune2 oynardım. Çıktığı zaman ve getirdiği yeni oyun sistemi sayesinde Dune2 klasikler arasında tartışılamayacak yerini aldı bile. O gün her tarafımdan terler akarak yokuşu tırmanıp eve dönmeye çalışırken sorsanız 'Dune2 bir numara abi, evim yansa bu yokuşu çıkmam ama bu oyun için çıkarım' derdim ama aradan çok zaman geçti, bazı şeylere daha objektif olarak bakmak lazım, o zaman anlayamamıştım, şimdi çok daha net olarak görebiliyorum, Dune2'de insanı bu kadar çok çeken şey bir sonraki level'da çıkacak yeni binaları ve yeni silahları görme isteği. Yoksa aslına bakarsanız bir level'ın öbüründen hemen hemen hiçbir farkı yok. Yakın zamanlarda oynadıysanız hala aklınızdadır, tek kafa kullanmanız gereken level ortalarda bir yerlerde başta çok spice toplayıp biriktirmeniz (depoyla), sonra da spice kuruduğunda biriktirdiklerinizle saldırıya geçmeniz gereken level. Ama hatıraların etkisiyle hala Dune2'yi körcesine savunanlar var (adlarını saymayacağım, kendilerini bilirler), bence bunun yerine çok daha politik bir yaklaşımla Dune'yi bu türün babası, mouse'lu savaş oyunlarının atası, bir zamanların 1 numarası, zamanını doldurmuş (kötü manada değil, yani moruk değil de görmüş geçirmiş manasında) ama her türlü saygıyı hak eden klasik ilan edelim. Adını tarihe altın harflerle (nasıl oluyor hiç anlamam!) yazalım, ama işimize de bakalım. Böylece belki bu manasız kavgamıza da bir son verebiliriz (Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne de adayım bu arada, aklınızda bulunsun)...