Monkey Island 2

Guybrush un hatıra defterinden:

Artık şu başbelası dünyada bir benim sevgilim yok diye üzülmeme gerek kalmamıştı ve elbetteki artık tam bir korsandım. Herşey güzeldi ve cebimde bol param vardı. LeChuck” tan kurtuldukları için pek çok insanın gözünde bir kahraman olmam ise bunların tuzu biberiydi. Ama rahat batmış olacak ki aklımda bir şimşek çaktı ve kendi kendime “Neden daha fazlası için uğraşmayayım ?” dedim ve ünüme ün katmak için dünyanın belki de en pislik adalarından biri olan Scabb adasına gitmeye karar verdim. Arkamda bıraktığım Elaine, benden mutlaka nefret ediyordur. Ama eğer Big Whoop'u bulursam onu tekrar eskisi gibi mutlu edebilirim düşüncesiyle düştüm yola. Bölüm 1: Scabb adası tam bir rezalet. Adanın sahilinde sohbet ettiğim çocuklardan öğrendiğime göre burada ne polis ne de başka bir güvenlik kuvveti yok. Zaten halk da yok! Sadece birkaç dükkan sahibi, birkaç korsan ve bunun gibi kişiler adanın yegane canlıları. Neyse, ben adanın merkezine gittiğimde gördüğüm şey bir köprüydü. Sağlam görünse de biraz temkinli yi im dedim. Tam karşı kıyıya geçtiğimde, adının daha sonradan Largo LaGrande olduğunu öğrendiğim bu kısa boylu lavuk çıktı. Ona karşı koyamadan paralarımı bir güzel cebe indirip ortalıktan uzaklaştı. İşte tam beni sinir edecek şey: parasız kalmak. Evet koce bir adada beş parasız bir şekilde kalmıştım. Durmanın bana birşey kazandırmayacağını anlayınca etrafı biraz gezeyim dedim. Etrafa biraz bakınca tabelalardan birinde yardım GELECEGIN DERGICILERINE üyordu. Ama sanırım işveren olarak pek fazla alternatifim yoktu. Adamla konuşmaya başladım. Ne yazık ki işi lavuğun biri benden önce kapmıştı. Tam Largo hakkında konuşuyorduk ki itian çomağı hazırla misali herif çıkageldi. Adama kıl oluyordum ama bu konuya fazla değinmek istemiyorum. Adam tam ondan bekleneni yaparak duvarı balgama buladı ve s.., pardon!, çekip gitti. Barmeni yalnız bırakıp dışarı çıktım. Dükkanlardan birinin i içine girdim. İçeride oldukça çok kağıt ve harita vardı. Masada haritayla uğraşan lavuğun gözlüğünü çaldım ve bir parça kağıtla dışarı çıktım. Aklımda hala paaralarım vardı. Biraz para kazanmak içinse çalışan herifi 34 GAME-SH işten kovdurmam gerekiyordu. ın için mutafağa arka pencereden atlayarak girdim. Girerken düştüğüm için canım biraz acımıştı ama hiç önemli değildi. Masanın üstündeki bıçağı alıp dışarı çıktım. Uçtaki gemiye gittim. Bunun bir otel olduğunu hemen anladım. Resepsiyonist odaları (ya da şöyle de denebilir: odayı) gezmeme izin vermeyince ben de ona küçük bir şaka yapmaya karar verdim ve bıçakla hayvanının ipini kestim. Sanırım bir kertenkeleydi ve ipi kesilince oldukça hızlı kaçtı, tabii ki recep (resepsiyonistin kısaltılmışı) de peşinden. Ben de o kertenkelenin yemeğinden bir parça aldımileride lazım olur diye. İçerideki odaya girdim ve nun peruğunu da cepledim. Bu sayede belki onu kel görebilirdim. Dışarı çıktım ve sahile gittim. Sahilden tahtayı alıp bataklığa bir baktım. Kıyıda bir tabut vardı. Onu kullanarak kafatasının içine girdim Burası Mojo adında birinin voodoo büyüleriyle uğraştığı bir yerdi. Kafatasının yanındaki ipi aldım ve içeri girdim. Bu yüz bana bayağı tanıdık geldi ama önce pek çıkaramadım. Daha sonra bunun bana daha önce yardım eden büyücü olduğunu hatırladım. Onunla biraz konuştuk ve Largo' yu ancak onun bir voodoo bebeğini yapabilirsek başımızdan savabileceğimizi öğrendim. Gerekli eşyalardan biri zaten yanımda olduğu için peruğu ya verdim. Daha sonra gittim ve mezarlıkta onun bir akrabasının mezarıı dum. Mezarı kazmak için gidip kasabadaki tabeladan küreği söküp aldım. Kürekle dedesinin mezarını kazıp kemiği aldım ve bara gittim. Duvardaki balgamı kartografın odasından aldığım kağıtla bir güzel aldım. Sıra onun bir giysisini bulmaya gelmişti. Neyse dedim ve etrafa bakınmanın faydalı olacağını düşünerek uzaktaki gemiye gittim. Oradan kovayı aldım. Adamlara onların oup olmadığını sorduğumda onların olmadığını öğrendim ve bir mahsuru olmadığını söyleyerek kovayı aldım. Bu arada fareye güzel bir oyun yapmam gerektiğini düşündüm. Hem böylece fareyi yemeğin içine atarak aşçıyı kovdurabilirdim. Kutuyu açtım, sahilden aldığım tahtaya ip bağlayarak kutunun altına destek yaptım. Açık kutunun altına biraz da peynir koyunca, tuzağım tamamlanmış oldu. Tuzaktan biraz uzaklaştım ve farenin peynire yaklaşmı ını bekledim. Sonra ipi çekerek fareyi yakaladım. Bunu mutfağa götürüp pişmekte olan çorbanın içine attım. Allahtan çorba sıcak değildi de fare ölmedi. Neyse, çorbaya fareyi attıktan sonra çıktım ve bataklıktan bir kova çamur aldım. Çamuru Largo'nun kapısının üzerine iyice yerleştirdim. Sonra paravanın arkasında Largo' yu beklemeye başladım. Fazla

Tsland2

sürmedi ve Largo kapıyı açar açmaz baştan aşağı çamura bulandı. Sinirli bir şekilde dışarı çıktı. Tabii ben de arkasından. Onu kuru temizkeyiciye kadar takip ettim gittikten sonra odasında belki kuru temizleme fişini bulurum incesiyle odasını karıştırmaya gittim. Ne yazık ki hiçbir yerde yoktu. Ben tam vazgeçip çıkıyordum ki kapının üzerinde bir kağıt parçası gözüme ilişti. Hemen alıp baktım, evet o kağıt kuru temizleme fişiymiş. Alıp kuru temizleyiciye koştum ve Largo” nun tertemiz giysisini aldım. Çok gariptir ki Largo sütyen kullanıyormuş. Buna hala anlam veremedim ama işimi gördü. Gittim bütün gerekli eşyaları birer birer Mojo' ya verdim. O da hemen bir voodoo bebeği yaptı ve iğnelerle bana verdi. Largo' nun odasında olabileceğini lerek hemen odasına koştum. Evet, oradaydı ve elimdeki bebeğe bir-iki iğne saplayınca bana daha fazla karşı koyamayacağını analdı ve dediğimi yaparak odayı terketti. Ama arada LeChuck” 1 göndermeyi başaran korsan olduğum ağzımdan kaçtı ve ona bana inanması için LeChuck” ın hala canlı olan sakalını gösterdim. O ise sakala bakmak için sakalı elimden aldığı gibi kaçtı. Kaçarken söyledikleri oldukça saçmaydı ama bana saçma gelmesi, yalan olduğunu göstermiyormuş(Mojo öyle diyyoooo). Ne yazık ki onun bir voodoo büyüsüyle LeChuck' | tekrar dirilteceği fikri benim şimdiden korkudan tir tir ttrememe sebep oluyordu. Part 2: Bu arad size adadki ambargodan söz etmeyi unutmuştum. Bu ambargoyu Largo koymuştu ve kimse gemiyle veya yüzerek adayı terketmeye cesaret edemiyordu. Ama ben Largo” yu adadan kovunca tabii ki herkes rahatına bakabilecekti. Sırada Big Whoop” un haritasını bulmak lazımdı. Ama haritanın parçaları söylenenlere bakılırsa daha önce bu haritayı hazırlayanlar arasında paylaşılmış ve bunlardan biri mezarda, birinden kimsenin haberi yok, biri bir gemi kazasında kaybolmuş ve sonuncusu da benim sevgili Elaine" im. İşe para bularak başladım ve gidip barda işe girdim. Tabii önce bir yemeği sordum, tabii yemekte fareli çorba olduğuna pek de sevinmeyen barmen eski aşçıyı işten attı ve yerine beni aldı. Bir haftalık avans vermesi üzerine tabii ki artık para sorunum kalmamıştı. Hemen kendime bir gemi kiralamak amacıyla adanın güneybatı ucundeki kaptanın evine gittim. Adam uğurlu yön bulma kolyesini kaybettiği için bana gemiyi kullanamayacağını söyledi. Ben de kartograftan çaldığım(Waliy den) monoklu ona verdim. Herhalde işini gördüğü için kabul etti. Bana gemisini kiraladı ve yola koyulduk. Geminin dışında biraz hava alayım dedim ve dışarı çıktım. Yerde duran boş papağan yemi poşetini aldım ve içeri girdim. Kaptan bana bir harita verdi ve ben doğru Phatt adasına gittim. Ama adanın valisi LeChuck” la işbirliği yapmış ve beni bu yüzden hapse attırdı. Hapisten bir şekilde çıkmam gerekliydi. Yatağın altında bir tahta parçası buldum. İyi bir zamanlama ile tahtayı kullanarak yan taraftaki iskeletten bir parça kemiği yanıma düşürmeyi başardım. Kemikle aptal köpeği tavlamam hiç zor olmadı. O kemiği aldı ben de anahtarı. Böylece kapıdan çıktım ve iki zarfı aldım ve açtım. İçlerinde benim eşyalarım, bir muz ve bir de org vardı. Dışarı çıkıp direk kütüphaneye gittim. Burada kendime bir kart çıkarttım. Kitaplardan “Voodoo Recipes”, “Shipwrecks(tam adını hatırlayamadım ama böyle birşey olmalıydı)” ve bir de beğndiğim bir kitabı aldım. Valinin de benim aradığım kitaplardan birini aldığını öğrendim ve doğru valinin evine gittim. Kapıdaki adamı kolayca atlattım ve valinin yatak odasına çıktım. Elimde pek okumadığım bir kitap vardı ve onunla valinin göbeğindeki kitapla değiştirdim. Tabii ki kolay olmadı ama bunun da üstesinden gelmeyi başardım. Aldığım kitabı iyice okudum ve bunlardan Rapp un söylediği sözü iyi öğrendim çünkü bu adam aradığım dört kişiden biriydi. Sahildeki balıkçının yanına gittim ve onunla en büyük balığı tutmak üzere iddiaya girdim. Eğer kazanırsam benim de bir oltam olacak, kybedersem de çiğ çiğ balık yiyeceğim. Arakda bir sokakta bir adam gördüm. Bu adam zavallı yarışma oynatıcısını sürekli yenip bol armağan kazanıyordu. Sırrını öğrenmek için peşinden gittim ve bir sokağa girdim. Burada adam sonraki kazanacak numarayı soruyor, basit(adam önce hangi sayıyı gösterirse onu söyleyerek testi geçebiliyorsunuz) bir testten sonra o koca parmaklı herif size kazanacak numarayı söylüyor. Bizim ufaklık gidince ben de şansımı deneyim dedim ve kapıyı çalarak numarayı öğrendim. Gittim ve bütün hediyeleri birer birer kazandım ve adayı terkedip Scabb adasına gittim. Bara girdim ve barmen bana kızdığı için beni işten çıkardı(ama parayı geri almadı). Ben de metronoma muz takıp maymunun müzik çalmasını sona erdirdim. Müzik çalmayan maymunu da kolaylıkla CAME-SHOW 35 yukarı çıktım. yukarıda oldukça fazzla kağıt harita vardı ve o aptal martı da onların üzerinde duruyordu. Sanırım martının harita saplantısı vardı. Ama haritalara yaklaşınca uçup gitti. Ben de Guybrush” | haritaların içine saldım. Çok uzun zaman geçmemişti ki (Guybrush ağzında haritayla çıkageldi. Onu eve yolladıktan sonra dışarı

* çıktım ve uzaktan dikkatimi çeken dürbünü arkada durduğu yerden #aldım. Bir dürbün her zaman bir korsana yardımcı olabilir. Daha önce

Scabb' deki barmen bana son alkolsüz içkiyi Kaptan Kate” in aldığını

Sa söylemişti. Ben de ona bir tuzak hazırlamak üzere Phatt' e gittim.

aldım ve cebime koydum. Barmenden de iki içki aldım(mavi ve sarı olanlar). Bunları karıştırınca oldukça güzel yeşil bir içecek oluştu. Buradan Booty Adasına gittim. Dükkandan gemi borusunu ve testereyi satın aldım. “Papağana dikkat” yazan tabelayı da aldım ve kancaya papağan yemi kabını astım. Bu sayede papağan dikkatini başka tarafa yöneltti ve satıcı bana aynayı satmayı kabul etti. Kostümcüden biletimle kostüm aldım. Gidip Kate adındaki kadın kaptandan bir tane broşür aldım. Sağdaki patikayı takip ettim. Yarışmanın yapıldığı yerde boruyu çalınca herkes “Acaba posta gemisi mi geldi?” diye dikkatini başka yöne veriyordu ve ben de bundan faydalanarak bayrakların yerini değiştirdim ve yarışmaya çalıştım ama hep başarısız oluyordum. Aklıma yeşil içkiden bir fırt çekmek geldi ve kamışla bir yudum aldım. Sanırım balgamım artık daha sertti. Böylece kadının eteğine bakarak rüzgarın estiği anı kolladım ve tükürdüm. Sanırım oldukça iyi(!!!) tükürdüm ki bana bir plaket verdiler. Bu plaketi gidip satıcıya kakaladım ve karşılığında 6000 altın aldım. Bu parayla Kate” in gemisini kiraladım ve ona gemilerle ilgili kitaptan okudğum koordinatları söyledim. Doğru yere geldiğimizde suyun dibine kadar indim. Gemi enkazından büyük Mi in kafasını aldım ve çapanın üzerinde yukarı çıktım. Adaya bu kafayı vererek dükkandan ilk harita parçasını aldım. Daha sonra partiye gitmek üzere yola koyuldum. Partiye geldiğimde beni ikinci harita parçası bekliyordu. Aldım ve dışarı çıktım Ama daha uzaklaşmaya fırsat bulamadan kapıdaki köpek beni yakaladı(adı Guybrush) ve bahçıvan beni valinin yanına çıkardı. Vali Elaine çıktı! Ona çok ffazla tatlı dil döktüm. Tam beni affediyordu ki ağzımdan “ Bu bana haritayı verecekğin anlamına mı geliyor?” diye sorunca bir Çuval incir berbat oldu ve Elaine hiç acımadan haritayı pencereden attı. Ben tabii hemen peşinden gittim ve bahçeye çıktım. Harita birden havalandı ve adanın bir ucuna uçtu. Yerden köpeği de alarak arka tarafa gittim. Bu arada kostümden sıkıldığım için kostümü çıkardım. Arkadaki kapının önünde bir-iki şeyi devirdikten sonra kaçtım ve tabii ki aşçı da beni kovaladı. Ben bu fırsattan yararlanıp arkadan dolanıp mutfağa girdim. Mutfaktan bir balık alıp doğru Phatt adasına gittim. İskeledeki balıkçıya balığı verdim ve oltasını aldım. Kütüphaneye girip model deniz fenerini açıp içinden merceği aldım. Booty” ye dönüp Elaine” e baktığımda Elaine” in yerinde yeller esiyordu. Ben de onun küreğini duvardan aldım ve adanın güneyindeki uçuruma gittim. Buradan oltayla tam haritayı alırken bir martı aldı ve onu uzaktaki bir. ağaca götürdü. Ben tabii doğru ağaca gittim. Küreği ikinci deliğe takıp tam üzerine basıp yoluma devam edcekken kürek kırıldı ve ben de kafamı yere vurup bayıldım. Korkunç bir rüya gördüm. Bu arada Tüyada not aldıklarım gerçekte de vardı(şaşırtıcı değil mi?). Bu da başka bir ayrıntı. Neyse kırık küreği aldım ve Scabb adasına gittim. Burada küreği marangoza tamir ettirdim. Bana çekiç ve çivi lazım olduğu için marangozdan bunları istedim. Ama vermedi! Ben de gittim üç korsanın yanına, tahta ayaklı olanın ayağını testereyle kestim. Marangoz onu tamire gittiğinde boş kalan marangoz atölyesinden çekiç ve çiviyi çaldım. Sonra da doğru Booty Adasına gittim. Stan” in dükkanına girdim. Dükkanda biraz etrafa bakındım ve ondan ucuz ve kaliteli, aynı zamanda kullanılmış bir tabut istedim. Tam tabutun içine girmişti ki ben hiç durmadan kapağını kapayıp çiviyle de sabitledim. Böylece Stan gibi bir beladan kurtulumuştum. Kasanın arkasındaki anahtarı aldım ve doğru büyük ağaca gittim. Bu sefer sağlamlaştırılmış kürek kırılmadı ve deliklere birer birer yerleştirip

Duvardaki aranıyor yazısının üzerine kendi resmimi yapıştırıp uzaklaştım. Kate ise bir süre sonra adaya geldi ve benim daha önce uğradığım akibete uğradı. Gittim onu kurtardım ve eşyalarını güzelce cebe indirdim. Artık alkolsüz içkim vardı ve alkolle aranız iyi değilse elalemi kandırmanın en kolay yolu bu alkolsüz içkidir. Daha önce hiç uğrmadığım yerlerden bir adanın şelalesiydi. Şelaleye gittim faka su o kadar hızlı akıyordu ki değil içine girip yıkanmak, elinizi bile sokamıyordunuz. Ben de kynağını bulmak amacıyla arkasındaki tepeye çıktım. Bir vana ile kontrol edilebiliyormuş Ben de yıkanma hayaliyle suyu biraz kısmaya karar verdim. Bunu di ili Maymun Jojo ile yapacaktım. Vanayı kıstım fakat şelaleye gi ide kıstığımı sanmakal yanıldığımı ve şelalenin vanasını fazla sıkarak şelaleyi kapdığımı farkettim. Böylece güzel bir gizli geçidin de sahibi oldmuştum. Yolu takip etmek üzere içeri girdim ve kendimi başka fakat oldukça küçük bir adada buldum. Yukarıya tırmandım. Bu oldukça yıkık dökük ve eski bir evdi. Kapıyı açıp içeri girdiğimde oldukça sarhoş bir lavuk beni zorla içki İçme yarışmasına oturttu ve önüme bir kupa grog koydu. Grogla önceki tanışmamda ne yazık ki grog bütün kupalarımı eritmişti ve bunun mideme olmasına izin vermeyecektim Grogu adam arkasını düşmüşken gidip ağacın dibine döktüm(ama ağaç zaten ölüydü) ve kupama biraz alkolsüz grog koydum. Adam da karşıma oturdu ve yarıştık. Yarışmayı elbette ki ben kazandım. Ayağa kalktım ve dışarı çıktım. Pencereyi ve heykelde birşeylerin eksik olduğunu farkettim. Bu sanırım bir dürbündü. Kendi dürbünümü heykele koydum, dürbünden çıkan ışık doğru içeri gitti ve aynanın çerçevesinin olduğu duvara geldi. Bir aynaya ihtiyacım vardı ve benim bir aynam vardı. Doğruca gittim ve aynayı çerçeveye yerleştirdim. Aynı işlemi bir daha yaptığımda ışık duvarda bir tuğla işaretledi. Gittim ve ık işaretli tuğlayı ittim. Kapak açıldı ve ben de ül iyi ki düşmüşüm çünkü orada bulduğu iskelet elinde haritanın üçüncü parçasını tutuyordu. Haritayı vermemekte direnince ben de eliyle bereber aldım haritayı. Dışarı çıktım ve aklımda olan tek şey son harita parçasını bulmaktı. Birden kafamda bir şimşek çaktı. Gittim ve Stan'den çaldığım anahtarla Scabb' deki mezarlıkta toplu mezarı(crypt)açtım. İçeride oldukça fazla ölü vardı. Amam tabutlarının üzerinde adları yamıyor sadece bir kaç söz yazıyordu. Ben de elimdeki kitabın rehberliğiyle(validen çaldığım kitap tam bir rehber) Rapp Scalion” un tabutunu açtım ve küllerinden bir parça aldım. Onu eminim ki bir yolu vardı ve bu yol Mojo” dan geçiyordu. Mojo” nun yerine gittim ve onun kavanozları arasından Ash-2-Life adlı tozu aldım. Ama bu kavanozlar aslında sadece göstermelikmiş ve Mojo bana gerçek tozu vermek üzere yanına çağırdı. Ama tarifi unuttuğunu söyleyince ona daha önce kütüphaneden aldığım arifleri El Kitabı” nı verdim. O da oldukça çabuk bir şekilde tozu hazırladı ve ben de kaptığım gibi gidip Rapp i dirilttim. Bana cennete gitmek için yapacak birşeyinin olduğunu söyledi ve bana evinin anahtarını verip ocağın gazının açık olup olmadığını kontrol etmemi istedi. Sahildeki evine gittim, evet haklıydı. Gaz açık kalmıştı ve ben de onun cennete gidebilmesi için(peh!) gazı kapayıp mezarına döndüm. Onu tekrar dirilttim ve o da bana teşekkür için bir harita parçası daha verdi ve ben de teşekkür edip ayrıldım. O cennete ben ise Wally” nin yanına gittim. Ona yanımdaki lens” i verdim. Hartialarımı birleştrmesi için ona haritalarımı da verince karşılığnda ona Mojo' dan aşk iksiri almamı istedi. Kabul edip Mojo” nun dükkanına gittim. Aşk iksirini alıp Waliy” nin dükkanına geldiğimde Waliy” nin kaçırılmış olduğunu gördüm. Bunu LeChuck' ın yapmış olabileceğini düşünerek bataklıktaki kasanın içine girdim ve ın adasına doğru yola çıktım. Bölüm 3: Adaya vardığımda büyük bir odanın içindeydim. Odadan çıktım ve çok fazla iskelet heykelinin olduğu yola girdim. Bunları doğru sıra ile itmem gerkiyordu. Bunun için aklıma annem ve babamın bana Tüyamda yazdırdıkları şarkıyı kullanmak geldi. Hemen yolun sonuna ulaşmıştım. Kilitlerle dolu koca kapıyı açmak yerine küçük köpek kapısını açmayı tercih ettim. Orada havada asılı olan şey bir anahtardı ve onu alırsam herhalde bir işe yarar diyerek anahtarı aldım. Ama ne yazık ki tam bir tuzağın içine düşmüşüm. Tepeme bir kafes indi ve ben de hapsoldum. LeChuck bana ve Waliy” ye çok kalleşçe bir ölüm planlamıştı. Ama bunun için zamanım vardı. Hızlı düşünerek cebimdeki bardaktan kamışı kullanarak bir yudum içki aldım. Böylece yanımdaki metal şeylere tükürerek mumu vurdum ve beraberce kaçtık. Kaçtık ama nereye? Bunu öğrenmek için aşk iksirinin torbasından bir kibrit alıp yaktım. Burası cephaneymiş ve bnim de sakarlığım tutunca... Bölüm 4: Durmadan yeni yeni adalar keşfediyordum. Bu adaya da uçarak geldim. Yerden levyeyi, şişeyi ve martini bardağını aldım. Şişeyi taşta kırdım. Böylece oldukça keskin bir aletim olmuştu. Bardağa deniz suyu doldurup bunu makinada damıttım. Artık bir bardak temiz suyum vardı. Levyeyle arka taraftaki kasalardan birini açtım ve içinden

“e

YENİLİK

bir tane kraker çıktı. Bunu papağana verince bana güzelce bir yol tarif etti. Ben önce ormanda sola devam ettim. Yolun sonunda ağaca asılı torbayı kırık şişeyle yırttım. Yerden kutuyu alıp içindekilere biraz su döktüm. Papağanın dediğini yaparak göle gittim. Göle gelince ona bir kraker daha verdim ve o da bana diinazora gitmemi söyledi. Önce yerden ipi alıp sandığı da levyeyle açtım. İçinden dinamiti aldım. Yoluma devam ettim. Dinazora gelince taşlara gitmemi söyledi. Taşlarda da doğuda X noktası olduğunu söyledi. Ben de yolu takip ettim ve hazineye ulaştım. Sanırım amacıma ulaşmanın mutluluğuyla başladım kazmaya. Küreği taşa vurunce dinamitle patlattım. Ama içeri düşmemi engelleyecek hiç bir şey yoktu. Levyeyi ipe bağladım ve karşı taraftaki sandığa atladım. Ne yazık ki yerler pek sağlam olmadığı için kendimi asılı buldum. Tam o sırada Elaine geldi ve ona hikayemi anlatmaya başladım. Hikaye bittiğinde oldukça zaman geçmişti ve ben artık daha fazla asılı kalamayacak gibi hissederken ip koptu. Aşağıda kendimi çok karanlık bir odada buldum. Işığı yaktığımda..... “Burak Bayburtlu” Threepwood Çevirmenin Notu: Artık benim size diyecek hiçbir şeyim yok. Ne yazık ki adam günlüğün son sayfalarını yetiştiremedi ya da onun gibi birşey. İki aydır tefrikalarını verdiğimiz günlüğün sonuna geldik. Son hamlede takılırsanız bize faks çekin, mektup yazın, telefon açın. Bir dahaki oyuna kadar BOL OYUNLU GÜNLER...