Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 49
Solda bir kapı vardı ve Vanguard'a açılıyordu. Hep birlikte ilerlediler....
uğu kılıcı çok beğendi ve
Kapı onları Vanguard'ın zindanlarına çıkardı. Tam zindanlara giden köprüden geçecekken bir gölgenin onlara geri dönmeleri için bağırdığını ve köprüyü kapattığını fark ettiler. Köprü kapanmıştı ama buralarda bir yerde köprüyü tekrar açmak için gizli bir şeyler olmalıydı. Tam sağda bir kapı fark ettiler ve buradaki iki kolu indirince köprü tekrar bir daha kapanmamak üzere açıldı. Artık zindanlara gidebilirlerdi. Burayı araştırmaya başladılar. İlk önce alt katları araştırdılar. Hücrelerden birinde bir insan birinin onu kurtarmasını bekliyordu. Onlardan kendisini çabuk kurtarmalarını istedi zira yaratıkların beslenme zamanı yaklaşıyordu. Hücreleri açamıyorlardı çünkü bazıları daha doğrusu çoğu elektrikle korunuyordu. Aramalarını değişik yerlerde sürdürdüler. Bazı eşyalar ve bir tuğla buldular. Tuğlayı duvarlardan birindeki boşluğa soktuklarında iki gizli kapı açıldı ve oradan da değerli şeyler çıktı. Araştırmalarının sonunda anahtarı buldular (cell control room key). Bu anahtarı karşılıklı kilitli dört kapıda kullanıp bütün hücrelerin elektriğini kapattılar. Sonra gidip adamı kurtardılar. Adam onlara teşekkür edip tuğlalı gizli kapıları çoktan yapmışlardı. Tüm hücreleri araştırıp devam edip yollarına devam ettiler. Fareler o kadar güçlü değillerdi ama ısırdıklarında hasta olma şansı vardı ve bu yine zehir gibi ya büyü (cure disease) ya da iksir (potion of cure disease) gibi bir şeyle tedavi edilmeliydi. İlk girdikleri yerde yukarı giden kapılardan yukarı çıktılar ve ilerlediler. Aşağı doğru inen bir yol buldular. Yolun sonunda ilüzyondan oluşan yani gerçekte olmayan ama orada görünen bir kapı buldular. Araştırmalarını yaptıktan sonra geri döndüler. Kilitli kapılara geri dönüp tüm hücrelere yeniden elektrik verdiler. Artık girişin yakınlarındaki parmaklıklı kapıyı açabilirlerdi. Kapıyı açtıklarında yine ilk kez karşılaştıkları bazı yaratıklarla savaştılar. Bu yaratıklar büyü de yapabiliyorlardı. Onları öldürüp sağa doğru ilerlediler. Burada garip bir yol vardı. Sürekli onları yanlış yöne gitmeye itiyordu sanki. Zar zor yollarını bulup bazı eşyalar buldular. Geri dönüp yaratıklarla savaştıkları yerden sola gittiler. Burası ortasında bir çukur bulunan ve etrafında üç kapı bulunan bir yerdi. Rom'un hiç dikkat etmeden ayağını ileri atmasıyla çukura doğru kaymaya başlaması bir oldu. Tam düşecekken bir el uzanıp onu tuttu. Bu Dori idi. Anladılar ki buradan geçmenin yolu kenarlarda bulunan ilerlemek ve hemen sağdaki kapıya doğru bu taktikle ilerlemeye başladılar. Kapıdan girdiklerinde yine im kapıları bu ve bazı eşyalar onları bekliyordu. Sırayla açıp işlerini hallettikten sonra geri döndüklerinde ellerinde kalan anahtarlardan; ki yeni buldukları anahtarların (Warden's room key, Chamberlain's key, Port Cullis key) çoğunu zaten kullanmışlardı, birini kullanıp son engeli de aştılar. Vanguard'ın büyük holü onları bekliyordu. Yukarı çıktıklarında onları ilk karşılayan garip dümene benzeyen bir alet oldu. Ariel hemen dokunmak istediyse de arkadaşları engellediler ve önce her yeri araştırmanın daha doğru olacağını söylediler. Araştırma başladığında yine onları yeni düşmanlar bekliyordu. Alev topları (Fireball) gibi büyüler yapabilen daha azman dağ il adiant şövalyelerinin büyü ile kaldırılmış iskeletleri gibi. Bir de onlara alevler fırlatan sihirli kristaller vardı. Odaları araştırdıkça pek çok buldular ama bazı yollar parmaklıklarla kapalıydı. Aradıkları anahtarlar 4 adetti (captain's room key). Girdikleri odalardan bazılarında düğmeler vardı. Bunlara basınca alev atan kristalleri durduruyorlardı. Hepsini durdurmaları gerekli ama ya yollarını kapayan parmaklıklar. Bunun tek çözümü girişte rastladıkları dümene benzeyen şey olmalıydı. Gidip onu çevirdiler ve zincir sesleri ile parmaklıklardan birinin kalktığını işittiler. Gidip yeni açılan yerleri aradılar. Tekrar geri dönüp dümeni tekrarladılar. Bunu 4 defa yapınca artık ne düşman kalmış, ne açılmadık kapı veya oda kalmış ne de bulamadıkları anahtar kalmıştı. Bütün kristalleri de durdurmuşlardı. Artık girişte bulunan 4 kilitli kapıyı açıp yukarı gidebilirlerdi. Kendilerini çok hazır hissediyorlardı. Buraya kadar gelmeleri bile belki bir mucizeydi ama artık geri dönüş yoktu. O kadar güçlenmişlerdi ki buldukları iksirler, kitaplar onları inanılmaz bir hale getirmişti. Artık savaşa başladıklarından o kadar güçlüydüler ki, Bert ve Ariel düşmanlarını özellikle iskeletleri tek vuruşta neredeyse paramparça ediyorlardı (attack options-mighty blow). Eğer artık Ariel birinin arkasına dolanmayı ki yeni ayakkabıları (shadow boots) bunu hemen hemen her şartta mümkün kılıyordu, tek vuruşta rakibini kesinlikle öldürüyordu. Rom da artık bir defada rakipleri kuş birden yapabiliyordu. Dori ve Kurseth birlikte ilerleyerek usta birer büyücü olmuşlardı. Hem içleri hem büyüleri çok çok artmıştı. Ölen birini bile hayata döndürebilirlerdi (raise dead). Artık büyük kuleye zamanı gelmişti. Anahtarları tek tek yerlerine oturtup arkalarında beliren kolu çektiler ve tırmandılar. (Buraya kadar gelip de Theros'u gruptan atmayan player'ları kötü bir sürpriz bekliyor.) Artık kuledeydiler. Tam sağa doğru ilerlemeye başladılar ki uğursuz bir yaratık yollarını kesti. Bu kötü yaratıkların başı olan The Dark One'dı. Onlara çok geç olmadan geri gitmeleri uyarısında bulundu ve tabii ki ölüm tehditleri savurduktan sonra kanatlarını savurarak kayboldu. Burayı araştırmak gerçekten kolay olacaktı. Ellerindeki haritaya bakılırsa burası bir yuvarlak şeklindeydi. Ama biraz dolaştıktan sonra karşılarına garip yaratıklar çıktı. Bunlar kuvvetli büyüler yapabilen Wraith'lerdi. Parti onlara saldırdı ama bir anlık gecikmeyi pahalı ödediler. Yaratıklardan biri ölüm büyüsü yapmış (Death) ve Ariel'i öldürmüştü. Şaşkınlıklarını üzerlerinden atar atmaz daha büyük bir nefretle son kalan yaratığı da öldürdüler. Savaş biter bitmez Dori dostunu hemen diriltti ve ona en kuvvetli iyileştirici iksiri verdi (Major heal potion). Yollarına çıkan yaratıklar çok kalabalık olmadıkça onlara zarar veremiyordu. Bu arada araştırma pek iyi gitmiyordu. Zıplayarak çıkılabilen yerlerin dışında pek çok yere gidemiyorlardı. Rom bir anda duvarda bir düğme fark etti. Düğmeler öyle saklanmışlardı ki bulunmaları zordu (benim gözlerim en az ilerledi). Düğmeleri kullanarak iksirler, yeni bir kılıç (ThunderClap), yeni bir yay (silverbow) buldular. Rom bu yeni kılıcı kullanmaya karar verdi. Bu yeni kılıç Avenger'dan bile etkiliydi. Bastıkları bir düğme onlara yer altında bir geçidi açtı. Aşağıda yaratıklarla savaştıktan sonra gözlerine inanamayarak birine rastladılar. Çok aşağılardaki dükkanın sahibesi olan Elf'di. Buraya savaşmak için geldiğini ve partiye katılmak istediğini söyledi. Partidekiler ise kibarca teklifi reddettiler (tabii ki opsiyonel). Kulenin üstüne çıkmaya devam ettiler. Zaten son çıkıştı bu artık. Sonunda The Dark One'a ulaşmışlardı işte. Son bir dövüşten sonra ne yapacaklarını biliyorlardı, kristaller yerlerine konmalıydı. Bakalım olacak mı? Aden bu tehlikeden kurtulsa bile onu ikincisi beklemekte. Kahramanların bundan haberi olmasa bile. World of Aden THE ENTOMORPH'da görüşmek üzere..... Thunderscape bugüne gördüğüm en atmosferik ve eğlenceli F.R.P. olma özelliğini taşıyor. Dijitize sesler, animasyonlar, muhteşem efektler oyuna çok çok ayrı bir hava katıyor. Bu oyunu mutlaka oynamalısınız. Tek CD halinde (disket versionu da var) ve gerçekten hak ediyor ve galiba türünün tek örneği olarak bilgisayar tarihindeki yerini alacak. Çünkü oyunun ikincisi elimde, yani ENTOMORPH'dan bahsediyorum, ve SSI yeni oyunu çok değişik bir sistemle yapmış. Ben Thunder'ın sistemini çok daha fazla beğendim. F.R.P ile hiç alakası olmayan arkadaşlarım bile bu oyunu 6-7 saat hiç sıkılmadan oynamamı seyrettiler. Bu oyunun bir özelliği de, ben kutu F.R.P.'si de oynadığımdan biliyorum, orijinal F.R.P.'ye en yakın oyun olması. Mutlaka alın, almasanız bile mutlaka görün. KAÇMAZ..... (inşallah ilk defa bir F.R.P.'yi bu şekilde yani Journal şeklinde yazmam sizi sıkmamıştır. Ki ŞAHİN DERYA)
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 48
olabilirdi. Yola tekrar koyuldular. Bu taraftan da mağaraları araştırdılar. Mağaralardan birinde birkaç dağ kedisi daha öldürdükten sonra bir sandık gördüler. Kurseth atıldı ve ben açarım dedi. O sırada sandığı tekmelemekte olan Rom “bir de sen dene bakalım “ diyerek sanki açacağına hiç inanmazcasına işi ona bıraktı. Kurseth sandığı bir iki denemede açtı ve içinden çıkanları çantasına koydu(pıck locks). Bu arada mağaralarda buldukları fazla deri zırhlardan bazılarını Bert (Troli)'e verdiler. Artık yukarı ama zamanı gelmişti. Yolda gördükleri asansöre gittiler. 'am asansöre gidecekken Rom'un gözüne solda bir takım basamaklar ilişti. Zıplayarak bu basamakların tepesine ulaştılar (4). Yerde bir sopa staff). Bu sopayı Dori aldı. Sonra tekrar asansöre döndüler ve kolu çekince yukarı doğru çıkmaya başladılar. Yukarı çıktıklarında onları bekleyen tehlikeye yaklaşmaya başladıklarını iyice hissetmeye başladılar.Ârılar ve dağ kedileri yine onları rahat bırakmadı. Hepsini hallettikten sonra sola doğru ilerlerken birden bir heykel dikkatlerini çekti . Yanına yaklaştıklarında taşa kazınmış bir yazı gördüler. Rom yazıyı zar zor okudu. Bu onun bildiği bir ata sözüydü. Cevabını yüksek sesle söylemesi ile birden arkalarında bir ses duydular. Döndüklerinde Ogre mağaralarının kapısının açıldığını farkettiler. Biraz ilerlediler ve tekrar dağ kedileri ile dövüştüler. Dori savaşta yaralananları büyü ile iyileştiriyor ve kıymetli iyileştirici İksirlerini sonrası için saklıyordu(cast spell-Heal). Her dövüşten daha güçlü çıkıyor ve sanki silahların daha büyük bir marifetle kullanıyorlardı. Dori ve Kurseth de büyülerinin daha etkili olmaya başladı ve daha önceden yapamadıkları bazı büyüleri yapmaya başladıklarını farkediyorlardı(mana poınt ve İevel gaining). Kedileri öldürdükten sonra biraz ileride solda büyük bir kapı farkettiler ama kapı kilitliydi ve anahtarına sahip değillerdi. Geri dönüp biraz mağaraları araştırdılar ve iki Troll'la savaştılar ve yukarı çıkan bir rampa buldular,bir de bir duvardaki yazı. Rom yazıyı okudu birisi demin çözdükleri bilmecenin cevabıydı. Biraz hep birlikte kafa patlattıktan sonra ikinci kelimenin de bir başka şifre olması gerektiğine karar tk Yukarı çıkışlarını sürdürdüklerinde yolları artık tıkandı. Dori parlak zekasını kullanarak hemen fikrini söyledi ve rampanın solundan ilerleyip karşıya atlayıp demin tırmanamadıkları tepeye atlamayı teklif etti. Bunu yapmak için bir iki kez rampaya geri dönüp denediler.Sonunda bir mağara kapısının tam karşısına atladılar ve içeri girdiler. Burayı temizleyip yukarı sonra tepenin sağına doğru ilerlemeye başladılar. İki Troll'un koruduğu ikinci bir heykel buldular. İkinci cevabı da başarı ile verdikten sonra önlerinde Troll'ların mağarası açıldı. İçeri girdiklerinde Trollar tabii ki beklenmedik
5
ziyaretçilerine en beklendiği şekilde , yani saldırarak cevap verdiler. Mağara gerçekten e toma dolu ve epeyce büyük bir yerdi. Theros kaybolmamak ve bir defa girdikleri yere girmemek için haritayı kullanmayı teklif etti. Herkes bu fikri onayladı ve haritasından yararlanmaya karar verdiler (sağda ki üç ikondan sol üstteki). Mağarada pekçok buldular ve pek çok garip yaratık ile kapıştılar, Mantis denen zehirli yaratıklar, alev topu atan büyük kertenkeleler ve tabii ki Troll'lar. Yerde buldukları mantarları yediklerinde güçlendiklerini hissettiler. Mantarların bulunduğu odaya ve bazı odalara eğilerek (solda en alttaki ikon) girmek zorunda kalıyorlardı ula, duvarlar çökmüştü. Pek çok çökmüş gizli kapı buldular. Mağaranın derinliklerinde daha önceden onların şu an kalkıştıkları büyük göreve çıkıp bir daha geri dönemeyecek olan kahramanların silahlarını ve onlardan arta kalanları buldular. Kurseth hepsini almayı teklif etti. Nasıl olsa bunlar artık onların işine yaramayacaktı. İstemeyerek de olsa bunu yaptılar. Ölen kahramanların üzerinden bu mağaraya ait olduklarını anahtarlar buldular. Bir de not vardı. Tüm mağarayı keşfettiklerinde ellerinde artık üç anahtar vardı (Troll mountaın key, Troll chambers key, Troll gate key). Anahtarları sonra kullanmak üzere karar verip geri dönüp aşağıdaki açamadıkları kapıya yöneldiler. Kapını önüne gelince Ariel elindeki anahtarları kapıda denedi ve bir tanesi burayı açtılmocuntaın key). İçeri girdiler. Burası gerçekten geniş ve büyük bir yerdi ama bir önceki mağaradan çok daha az karışıktı. Yollar tam Ogrelerin zekasına göreydi yani neredeyse dümdüzdü. Mağarayı larla karşılarına çıkan Ögreleri öldürdüler ve yeni deliller topladılar agreement,ogres turn evil notes). Mağaranın sola giden yollarından birinden kulübelerin olduğu bir alana geldiler. Buraları da araştırdıktan sonra daha geride bir maden ağzı farkettiler. İçeri girdiklerinde onları zehirli dev akrepler bekliyordu. Bu yaratıklar onlara pek zarar veremiyordu ama bünyesi (health-hit) pek kuvvetli olmayan Kurseth ve Dori eğer zehirlenirlerse ve eğer iksir of cure ve büyü ile zehri kısa zamanda etkisiz hale getiremezlerse ölebilirlerdi. Buradan da sağsalim ama daha büyük bir tecrübe ile kurtulduktan tekrar mağaraya geri döndüler ve araştırmalarına devam ettiler. Sonunda mağaranın tam bitiminde üstünde büyük bir pentagram çizili bir kapı ile karşılaştılar. Rom kapıyı açar açmaz daha önce hiç görmedikleri demirden robotlarla arşılaştılar. Bu robotlar pek o kadar hafife rakipler değillerdi. Partinin onlara karşı en büyük vantajı çok hızlı olmalarıydı tabii ki koca Bert hariç. 'obotlarla olan dövüşleri tamamlandığında parti biraz zarar görmüş ama yine de ilk kez karşılaştıkları bir üşmandan iyi kurtulmuşlardı. Aşağıya indiklerinde — uranın gerçekten karışık bir yer olduğunu fark ettiler. İlk larak sol taraftaki dar geçitten ilerleyip burayı araştırmaya başladılar.Theros'un haritası yine onlara çok yardımcı oluyordu. Tüm mağarayı araştırdılar ve sonunda pek çok kapının bulunduğu bir hole geldiler. Rom tam kapılardan birini açacakken Ariel ona dikkatli olmasını söyledi. Sanki içine doğmuştu. Bir anda öyle bir saldırıya uğradılar ki içeri girmenin imkansız olduğunu anladılar. Saldırıyı savuşturdular ama içeri girmeye bir daha kalkışmadılar. Ellerinde tuttukları notları bir araya getirip bir fikir oluşturdular. Notlarda yazdığına göre (automated defense) burası kendi kendine çalışan bir robot üretim merkeziydi Ve kazanı SOVC denilen anahtarlarla, ki üç tanesi gerekiyordu, en son dereceye kadar ısıtıp patlatmalıydılar. Rom oturmuş düşünürken yolda buldukları Vanguard dan gelen büyü ile
©:
ova