Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 52
Burası artık (ne yazık ki) ilkokulumun bahçesi değil. Bu üstünde düşmemek için çırpındığım çizgi de sınıftan yürüttüğümüz tebeşirle çiziktirdiğimiz eğri büğrü sanat şaheseri değil. Gıdım gıdım giden zaman pek çok şeyi değiştirmiş. Sanki hayattan en önemli şeymiş gibi üzerinde kalmaya çalıştığım çizgiden düşersem kaybedeceklerim okulun yan tarafındaki Dondurmacı Halil'in peynirli poğaçalarını çoktan aşmış bile. Zaman geçtikçe çizgi incelmiş, keskinleşmiş, eskiden ayağı sürttürerek silebildiğim çizgi artık her adımda etime işliyor, canımı yakıyor. Bütün dikkatimi toplasam bile uzaktan önemsiz görünen bir milim farkıyla dengem bozuluyor, bir o tarafa, bir bu tarafa sallanıyorum. Düşmem an meselesi ama her iki tarafta bana eşit derecede itici geldiğinden kendimi zorluyorum, kollarımı umutsuzca, delice sallayarak dengemi sağlamaya çalışıyorum, ta ki bir sonraki adımda silbaştan sendeleyinceye kadar. Korkuyorum, çünkü normal, sıradan hayatla içgüdülerimin peşinde sürüklenmek arasındaki tek sınır bu çizgiden ibaret. Yani sabah kendinizi bok gibi hissederek uyandıktan sonra karşınıza çıkan ilk kişiye zorlanarak 'günaydın' demekle onun suratını büyük bir hırsla ve zevkle dağıtmak arasındaki çizgi. Açıkçası normal bir insanla tamamen kontrolünü kaybetmiş bir hayvanımsı varlık arasındaki tüm fark bu çizgiden ibaret galiba. Aslında bugüne kadar beynime istemli veya istemsiz sokulan her şey bana normal olmamı, haddimi bilmemi söylüyor ama öbür yanda üstüme üstüme gelen o kadar bela birleşerek fırtına şiddetinde bir rüzgar haline gelerek beni sınırları aşmaya, öz-kontrolü falan bir yana itip dilediğim gibi davranmaya itiyor. Aslında eminim bu bana has bir durum değil, hepimizin ama hepimizin içinde yeterince itilip kakılınca, köşeye sıkıştırılınca patlamaya hazır birer birikim var. Kimilerimizde bu o kadar derindedir ki, hayat onları dümdüz etse bile çizgiyi aşmak, çıldırmak, bir kez olsun içinden geldiğince davranmak akıllarının ucundan bile geçmez. Kimileri de zaten çizginin manyak tarafında doğarlar, hayatları cehennem olur. Bazıları da, ve sanırım ben de, hayatlarını bu ipince keskin çizginin üzerinde dans ederek geçirirler. İşte bizler (ben ve aynı kadersizliği paylaşanlar) hayatımızın sonuna kadar bu bize layık görülen lanet yüzünden dansımızı sürdürürüz. Bir o tarafa, bir bu tarafa. Günler, aylar, yıllar boyu, her an aynı şüphe ve korku içinde sallanıp dururuz. Zaman akıp gider, kazanacaklarımız, kaybedeceklerimiz giderek büyür, sembolik değerleri bizi ezer, dengemizi bozar ama dans sürer, hiç bitmez. Onun için ben hala çizginin üzerinde durmayı becerirken (ne kadar daha dayanacağıma garanti veremiyorum) ve ellerimi daha kanlı işler için kullanmıyorken yazdıklarımı okuyun. Daha doğrusu sizlerin bana yazdıklarınızı okuyun, çünkü yine mektuplarınızın maşallahı var. Intel Inside oğlum getir dosyayı, çıkar mektupları. Tembellik etme. - Emredesiniz efendim. Yaptığım incelemelere göre mektuplar bu ay yurdumuzun değişik yerlerine çok daha eşit bir şekilde yayılıyor, bu da derginin giderek daha yaygınlaştığını gösteriyor. Bence bunu numerik bir şekilde anlattığımda daha kolay bir şekilde.... - Kes bu akıllı ayaklarını, madem bu kadar işlemcin çalışıyor, o zaman ikide bir kitlenip durma. Şimdi beni daha fazla sinirlendirme başlıyoruz... Bir bitiş haberiyle başlıyoruz aslında. Bu ay dergi çıktıktan hemen sonraki özgür zamanımda (Özgür de askere gitti be) Jagged Alliance bitirdim. Şöyle bir düz mantık yapalım, ben bitirene kadar oynayacak sevdimse sizin de en azından bir bakmanız gerekir. Jagged Alliance aslında dört mevsimli bir oyunmuş meğersem. İlk başlarda rahat rahat oynuyorsunuz, her şey toz pembe, sankim bahar havası, sonra birden işler zorlaşmaya başlıyor, yaprak dökümü gibi (sonbahar) adamlarınız ölmeye başlıyor. Sonra birkaç sektör daha alıyorsunuz, para durumunuz biraz düzeliyor ve yaz sıcaklarında yeni silahlar, ölenlerin yerlerine daha kaliteli adamlarla son saldırıya hazırlanıyorsunuz. Son saldırı (kışın Allah'ı), mesela son 7-8 sektör ise kafayı yedirtecek kadar zor. Sekiz adamla saldırıp 15-20 otomatik silahlı adamı yenmeye çalışmak en harbi UFO'cuyu bile çıldırtabilir. Hadi itiraf edeyim, bu son zor bölümler bayağı zevkli. Şimdi derin sürprizler açıklama niyetinde değilim, oynayın, aynı mazoşist zevki alacağınıza eminim. Bu arada Easy'den vazgeçin, madem kafa çalıştırmak için oynuyorsunuz, bari orta zorluğu seçin. Jagged Alliance'ı bitirince biraz da Heroes of Might&Magic'e bakın. Özellikle Civilization'ın ve Master of Magic'in tadı hala damağınızdaysa beğeneceğinize eminim. High-res grafikli, FRP karakterli olması bir yana üstün yapay zekası belasını arayan stratejicilere zevk verecektir. Bu oyun hakkında çok fazla derine giremeyeceğim (belki açıklamasını yazarım) ama (belki de yazmam, Intel Inside, kaç kere söyleyeceğim sana boş sözler verdirtme bana diye) ama özellikle Campaign Mode'da (giderek zorlaşan değişik görevler) oynarken bayağı eğlendim. Özellikle savaş birimlerinin FRP karakterleri olması ve oyundaki değişik
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 53
ırkların değişik birimler üretiyor olması ilgimi cezbetti. Neyse Intel Inside, oğlum ver bakalım ilk mektubu, bu ay okuyucular hangi dağlarda, hangi bağlarda dolaşmışlar... ZEVK-Ü SEFA... Sevgili MAC, Okullar açıldı mı neşe dolamıyor insan. Sınav, sözlü falan kafa yeme seviyesine geldim. Geçen (evvelki aslında) sayıdaki *The MAC Story' bayağı iyiydi. Ben sanki daha önce bir yerlerde görmüşüm gibi oldu (Deja Vu hesabı). Harbiden güzel düşüncelerin var. Ayrıca emin ol ki hepimiz faniyiz (öğrenince çok ağladım). Aslında ben senin gibi insanların biz öldükten sonra bulacaklarına yerine yapacaklarına imrenmek yerine yapacaklarından korkuyorum. Mesela ileride her türlü felaket olabilir (katil karınca saldırısı, Game-Show'un kapanması). Veya uzaydan gelen düşman uzaylılarla yapacağımız savaşlar (Ufo 1 ve 2). Aslında gelecek uzaylıların sen ve ben gibi potansiyel starfighter'lar varken kaçacak yer aramaları gerekiyor. Niye dersen bizim gibi bir X-Wing'i kağıttan uçak uçurur gibi uçuran, Tie Fighter'ları Lord Vader'den daha iyi kullanan, gökyüzünde düşürdüğümüz Mig-29'ların sayısını unutmuş, Nigel Mansell'dan daha iyi araba kullanan (konu sapıtıyor gibi) varken ben olsam korkardım yani. Neyse sorularımı arz ederim... 1) Derginizdeki ilanları gördükçe üzülüyorum. Özellikle Psygnosis gibi zamanında (ve hala) en iyi firma olan bir firmadan sanki yeni duyulmuş bir firma gibi bahsetmenizi anlamadım. Zamanında az mı Hired Guns oynamadın mı bre melun? 2) Köşene az mektup gelmesi beni üzdü. 64'lerde 4 sayfa bile sana yetmezdi. Aslında bence insanlar senin yazılarını hep yanlış zamanda okuyorlar. Mesela adam gidip MK2 oynarken senin yazına bir bakıyor, mektup yazmak istiyor ama bilgisayar gidip adamın beynini dağıtınca sinirinden sana yazmayı unutuyor. 3) Frontier'de çok yolsuz kaldım, biraz para kazanma yolu söyleyebilir misin. (Yeni bir gemi alınca bütün param bitti, 200 kredi falan kaldı). 4) Jagged Alliance mükemmel oyun ama pek beceremedim, ne zaman bir bölgeye saldırsam adamların hepsi doğranıyor, biraz taktik verir misin? 5) Sırf sana inat olsun, düzgün bir tarafını bulayım diye gidip Lost Eden'i aldım (hay almaz olaydım), ulan parama yazık oldu be, haklıymışsın MAC, bu oyun dizayn olarak sıfır. MR X, Vatan, Millet, Sakarya MAC: Yavrum baban nereli, hadi onu geç senin adın ne? Eski okuyucular genelde bilirler, mektuplar bana ulaşana kadar bin türlü tacizden geçiyorlar, öyle zarf falan kalmıyor, onun için adınızı ve açık adresinizi lütfen mektupların üstüne yazın. Neyse bak Cuma (Robinson Crusoe ayağı), önce tövbe de, öyle Game-Show'un kapanması gibi lanetli lafları ağzına alma bile. Biz elimizden geldiğince aklımızdan bile geçirmemeye çalışıyoruz. Karamsarız falan ama (genelde) mazoşist değiliz. Benim şahsi düşüncem, bir gün, bir ırk, uzayın taa bir köşesinden buralara kadar gelirse, bunu sağlayacak teknolojiye sahip adamlar bizim günlük üç kuruşluk kavgalarımıza, bölgesel it dalaşlarımıza falan anca gülerler. Öyle bizle savaşmaya falan tenezzül edeceklerini hiç sanmıyorum. Belki belki, bizi pembe dizi niyetine seyrederler, o da zap'lemeden dayanabilirlerse. 1) Intel Inside, oğlum madem o kadar akıllısın, gel de anlat bakalım, bu okuyucu bu lafla ne demek istiyor? Hangi ilan, ne demişiz? Hadi güzelim, nerdeyse sabah olacak, biliyorsun güneş ışığına alerjim var, söz param olursa (bir gün) seni Pentium yapacağım. Yok yok senden hayır yok. Sanırım burda bir yanlış anlama, ya da dalga boyu farkı durumu söz konusu. Acaba okuyucu (adını da bilmiyorum ki) 8. sayıdaki Darker haberinden mi bahsediyor? Sayın Cuma, oradaki 'son zamanlarda atağa kalkan' lafı bir süre sessiz kaldıktan sonra yeniden kaliteli ve iddialı oyunlar çıkaran manasındaydı. 2) Aslına bakarsan ben zaten genelde Mortal Kombat 1, Mortal Kombat 2, Mortal Kombat 3 ve yedi ceddini hayat görüşü ilan eden insanların bana yazacağına (veya yazmaları gerektiğine) inanmıyorum. 4 Sayfa yapacağım diye MK3'e bakmak zorunda kaldım, köy kahvesinde yaşlılarla pişpirik oynamayı tercih edeceğimi anladım. Zaten (yine de sağ ol) mektup kıtlığı sorunumuz bitmiş bulunmaktadır (yazanlar da sağ olsun). Hatta bir mektup bolluğu sorunu bile yaşamaktayım. (Engin Hanım çatlasın). 3) Bildiğim (bulabildiğim) en garantili para kazanma metodu Bernard's Star'la Earth arasında robot ve computer ticareti yapmak. Çok hızlı zengin olmazsın ama en azından kazandığının keyfini sürecek kadar sağ kalırsın. Bir de oyunla ilgili cheat biliyorum (sadece biliyorum, kullanmadım) ama söylemem çünkü ben taa eskiden beri (Lemmings zamanı) kaliteli ve kafa yorucu oyunlarda cheat, trainer falan kullanılmasına karşıyım. (Bu Cheat köşesine karşıyım manasında değil, Mert köşeyi yeter ki zamanında yazsın, canımı yesin!). 4) Intel Inside, gelinliğimi çıkar, yıllardır beklediğim beyaz atlı soru geldi, heyecanlandım, bileklerimi kolonyayla ov. Jagged Alliance'da en önemli nokta savaşa harala gürele girmemek. Önce adamlarını üç sınıfa ayır. Birincisi savaşçıların (marksmanship'i yüksek olanlar), sonra doktor (bir tane yeter), bir de çilingirci (mechanic). Savaşçıların tıpkı gerçek jungle savaşlarında olduğu gibi dur-check-git taktiğiyle ilerlesinler. Yani en dayanıklısı bir turn ilerlerken en keskin nişancın onun karşılaşabileceği tehlikelere karşı onu kollasın (hani 'cover me' derler ya, işte ondan). Vurulan olursa geride bıraktığın doktora kadar sürünsün, tedavi olsun. Bu arada ağaçlardan (izometrik olduğundan kestirmek zor), kamuflaj setlerinden ve adamların çömelme özelliğinden (önce sağ, sonra sol klik) maksimum yararlan. Binalı yerlerde ise çilingirci ortada, iki savaşçı onun yanlarında kapıya yaklaş, kapı açılır açılmaz çilingircini (ilk başlarda Levent tipli adam (Speck), sonra paran olunca Boss) çek, savaşçılar aynı cover taktiğiyle içeri dalsın. Baktın olmuyor, tam olarak hangi problemle karşılaştığını bana yaz (bu sefer adını da bilmek istiyorum). 5) Mutlu ettin beni Cuma. Sonradan haklı çıkmayı severim ama aksini iddia edip deneyenlere karşı haklı çıkmak daha bir zevkli. Çooocuklar, çocuklar, devir zor devir, Game-Show bunun için var, yazılara bir bakın, oyunların hangisi verdiğiniz paraya değer size söylemeye çalışıyoruz. ÇARE DEĞİL... Bunalımlı MAC, Bu kadar üzülme be abim, bırak bazı şeyleri oluruna. İnsanlara doğru yolu göstermeye çalışıyorsun fakat onlar kendi organlarının doğrultusunda gitmeye devam edecekler. Bunu aklımdan çıkarma. 1) Hangi grupları dinlersin? 2) Bir printer'ım var (Citizen Swift 90) , Windows set-up disketini kurmama rağmen benim metnim yerine hala kalp, karo, maça, asit ve diğer aptalca şekilleri çıkarıyor. Ne yapmalıyım? Bir de printer'ımın grafik printer olmadığına dair uyarılar alıyorum. Sebebi ne? 3) Amiga'nın outside olduğunu biliyorum ama kabullenemiyorum. & 4) Amiga'da çizdiğim resimleri PC'den * çıkaramaz mıyım? 5) Abi grafink ne demek? Anlaşılan şu yazım yanlışlarından kurtulamayacaksın. 6) Sam & Max'de, Mystery Vortex'de takıldım. Kolu çekmeme rağmen bir türlü kırmızı kapıdan giremedim. Pardon girdim de hayvanlar bir şeylerden korkup dışarı fırlıyorlar. Ne yapmalıyım? Bu oyunu bitirmek bende bir saplantı haline geldi, lütfen yardım et. 7) Fade to Black'i oynadın mı? Bu > oyundan Metallica telif hakkı almış mı? Konu açılmışken oyun içindeki reklamlardan yapımcılar para alır mı? 8) Nasıl adventure oyunlarında bu kadar başarılı olabiliyorsun? 9) Kamer Bilgisayar'a gelsem seni bulabilir miyim? Masis MAC: Aslında tam olarak üzüldüğümü söyleyemem (üzülsem şimdiye derdimden ölürdüm herhalde), daha ziyade ben bunlara acı gülümsemeli gözlem gözüyle bakıyorum. Bir şeylerin gerçekten kötü gittiğini görüyorsun, niye olduğunu biliyorsun, elinden bir şey gelmeyeceğini biliyorsun. Sus, yut, otur yapacağına en azından okuyucularla