Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 57
iteyim istersen. Bu kadar kör olamazsın, hadi artık. Elveda... Atladı işte. Kurtulduk ondan. Hayatın iğrenç olduğunu biliyorum. Her yeni güne itinayla yaratılmış belalarla başlamak beni de yoruyor ama artık maymunun gözü açıldı. Yok öyle bir köşede yaralarımı yalayıp inlemek. İyimserlik yapıyorum sanmayın, artık hodri meydan, elinizde ne varsa gönderin. Madem düzülecem, ben de elimden geldiğince karşıma çıkanları aşıp üç kuruşluk mavramı geçerim. İstediklerimi elde edemeyeceğimi öğreneli çok oldu, kaşarlandım bile denilebilir ama madem yalnızım, hem de yapayanlız, ben de tırnaklarımdan bütün vücudumun kanı akana kadar kazırım. Madem gidiciyim, bari bok yoluna gitmeyeyim. Aklınız varsa bu yalnızlığı benle paylaşın, zaten başka hiç kimsem yok, bir siz kaldınız, bir de Intel Inside... - Intel Inside, o'lum nerdesin. Yazıya başladım, mektuplarımı getir. -Hımmphhh. - na'pıyorsun o kağıt yığınının altında, dergi geç kalıyor hadi mektupları getir artık. - Ne, bunlar zaten mektuplar mı? Maşallah, maşallah, işler açıldı galiba. Bu ay hayvan (öküz, ayı, fil) kadar mektup geldi. Sen Serkan Aldanmazlar, siz Killer ve SPK, sen Cenk Özmercan, sen Serkan Dolma, sen Levent Özer, sen Emre Çimen, sen Anıl Onur, sen Mahmut Erdemli ve siz diğerleri... Sizi öyle 'mektuplarınız bana güç verdi' falan gibi üç kuruşluk yalanlarla kandırmayacağım. Artık o kadar battım ki, Cebrail Aleyhisselam bile yardım etmek için back-up (Azrail?) beklemek zorunda. Ama yine de sağolun. Öyle üç kuruşluk sağolun da değil, harbi, içten, yok, ama iki tane böbreğim var, biri lazım olursa DA arayın' cinsinden sağolun. Hepinize cevap veremeyeceğim ortada (6 sayfa kil dediğin derdimi anlatmaya bile yetmiyor) ama bari bu ay oyun muhabbetini pas geçiyorum, elimden geldiğince mektup yayınlayacağım. İlla ne oynadın diyorsanız, Command&Conquer oynadım (yazdım da), Need for Speed oynadım, bir de Jagged Alliance oynadım. Tolga kusura bakmasın, hala şiddetle tavsiye ediyorum. UFO'dan (1 ve 2) azıcık zevk aldıysanız mutlaka deneyin. Hadi artık Intel çıkar ilk mektubu, başlayalım... MAHVOLDUM, Sevgili MAC, Ben Varol Hıdır. Derginizi bu ay ilk kez aldım ve çok beğendim.(Bir de renkli bassanız hiç fena olmaz hani) Neyse bu kadar yıkama yağlama yeter. Size birkaç önerim ve sorum olacak. Cevaplarsanız sevinirim. 1- Derginizin ufak bir eksiği gözüme çarptı. Şimdiye kadar elime geçen bütün dergilerde bulunan oyun hileleri köşesi sizde yok. Niye yok ? 2- Ben bir ay önce 8 MB Ram, 4xCDRom, SBi6, 420 MB HD'li bir 486dx2-66 bir PC aldım. Geçen hafta ise Phantasmagoria adındaki 7CD'lik korku oyunu aldım. Bu oyunu Kasım ya da Aralık sayınızda tanıtırsanız sevinirim. Oyun da hiç ilerleyemedim. 3- Eski bir Amiga'cı olarak PC'deki keyboard'dan kontrollü oyunları oynayamıyorum. Bu yüzden Joystick kullanıyorum. Ama MK2'yi oynayabilmek için 4 tuşlu bir Joystick gerekiyor. Bunu nasıl ve nereden temin edebilirim? 4- İki kişilik oyunları çift joystick ile oynamak için Y-Cable'lar satılıyor. Bu cable'lar bütün oyunlarda çalışır mı ? 5- Bana bir iki tane çizim ve animasyon programı tavsiye eder misin ? 6- Özellikleri ikinci maddede belirtilen bilgisayarımı Pentium ya da dx4-100'e yükseltmem mümkün mü? 7- Eskiden adventure oyunlarında hiç takılmazdım ama artık sevmeye başladım. Bana yeni güzel grafikli ve çok zor olmayan bir adventure tavsiye eder misin.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 56
issst. Sen, evet sen. Canıım okuyucum, merhaba. Korkma ya tanımadın mı, benim, MAC, 7 senedir kapanma, iflas, hastalık, deprem ve sel ve bilumum felaketlerin takdire değer çabalarına rağmen sana yazıyorum ya, işte o benim. Bu kez baktım öyle uzaktan olacak gibi değil kalktım yanına geldim. Merhaba. Yok yok, öpmesen de olur, işimiz acele. Eğer vaktin varsa (yoksa da) kalk biraz yerinden de benle gel. Dergiyi bırakma yavrum, bırakırsan yazının gerisini nasıl okuyacaksın? Hah tamam, çaktırma, aç kapıyı gidiyoruz. Niye hemen aşağı yöneliyorsun, hala dibi bulamadın mı, hayatın istikrarlı bir şekilde yokuş aşağı gitmiyor mu zaten? Yukarı çıkacağız, yok üst kat komşusuna değil, en tepeye, Tanrı'ya, bilinmeyene doğru. Hah işte geldik, biliyorum damın kapısı kilitli, örgütlü bir güçle mücadele ediyoruz, genelde kilitlerler, akıllıdırlar. Kır kilidi bakiim, ellerin kanasa da, kasların kopsa da kır, onlara fazla ihtiyacın kalmadı zaten... Sonunda çıktık en tepeye işte. Şöyle derin bir nefes al, hava pis mis, adettendir. Öyle uzak da durma, yaklaş kenara. Etrafına son bir kez bak. Biliyorum gece ışıkların çok güzel göründüğünü, geç bunları, bunlar fani şeyler, klişe tuzaklar, kartpostal çekmeye gelmedik buraya, al bir son derin nefes... Oh yarasın... Şimdi atla... Ne o, tereddüt seziyorum sanki. Anlaşılan 7 sene yetmemiş, kusura bakma 17 senelik ömrüm kalmadı, ben de daha iyi durumda değilim, çabuk söyle ne seni engelleyen. Ailen mi? Yapma be dostum, sen de mi düştün o tuzağa. İnsanoğlunun icat etmeyi becerdiği en ucuz kontrol mekanizması mı kafana takıldı? Düşünsene biraz, seni 24 saat polis gözlemi altında tutmak ne kadar masraflı olurdu (sadistler, ama enayi değiller), veriyorlar sana bir baba (otorite), bir de anne (şefkat), sorun kökünden halloluyor. Arkadaşların mı? Saçmalama, seninle aynı zamanda, aynı belanın içinde bulunma şanssızlığını gösteren zavallılar. Son zamanlarda hiç kasaba gittin mi? Bak orda her koyunu cart diye kesip kendi bacağından asıyorlar. Yandaki koyunların bu konudaki söz hakkı sıfır. Öyle parmak kaldırıp çok iyiydi, çok iyi meelerdi falan diyemiyorlar. Sevgilin mi? Geç bunları o sadece böğründeki sızı, tenindeki tuz. Karşımızdakiler sadistler ama akıllılar da. Seni iki üç ihtiras dolu dakikanın hatırına köle edip sağ tutmaya çalışıyorlar. Parkta elele, karanlıkta kolkola mı? Kusturma beni lütfen. Vatan, millet, Sakarya ha? Senin ki vatan da, Kartaca'da geberenin, engisizyonda harcananın, Hiroşima'da kavrulanınki padişahın gül bahçesi mi? Bana aynı malı, başka başka sigortacılardan almışsınız gibi geliyor. Yaşamak çok güzel, hayat her şeye rağmen iyi falan diyip beni zıvanadan çıkarma lütfen. Eğer atlayamayacaksan, okuyucuya hizmet, ben seni