Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 52
Şu anda elinizde tuttuğunuz Commodore Dergisi'nin 61. sayısı, beş yıldır süregelen bir çalışmanın eriştiği noktadır. Yazılarımız, oyun açıklamalarımız, program dökümlerimiz ve en son olarak da Abur Cubur'larımızla sizlere ulaşmaya çalıştığımız bu dergi acaba sizin elinize gelene kadar nerelerden geçiyor? Ne zorluklar atlatıyor? İşte bu yazıda, sevabıyla günahıyla, erken çıkması geç kalmasıyla, bir derginin elinize kadar nasıl ulaştığını anlatacağız.
Bir önceki sayının tüm çalışmaları bitmeden bir sonraki sayıya başladığımız zamanlar olsa da genellikle yeni sayının çalışmaları ay başında başlar. Aslında yazıların nasıl seçildiğini anlatmadan önce dergiye değişik bir açıdan yaklaşmanız gerektiğini anlatmalıyız. Sizin gözünüzde dergi sanırız ki tanıtımlar, programlar ve diğer yazılar gibi birkaç bölüme ayrılır. Biz bundan ilerisine de bakarak hangi sayfalarda renkli, hangi sayfalarda siyah beyaz resimli yazılar olacağını da düşünmek zorundayız. Dikkat ettiyseniz dergideki sürekli yazılar -GEOS, Makina Dilinin Püf Noktaları gibi- genellikle siyah beyaz olur. Bunun nedeni fazla görsel malzemeye ihtiyaç duyulmamasıdır. Oysa tanıtımlar ve İçindekiler'de Toplum başlığı altındaki yazılar renklidir. Konu yazarlarımız da kendilerini bu düzene göre ayarlarlar. Yazı getirecekleri zaman, ki bu çoğu zaman çeviri olur, renkli sayfalar için veya siyah beyaz sayfalar için yazılar istenir onlardan. Aslında tanıtım yazılarını yazan arkadaşlarımızla çok iyi anlaşırız. “Tamam abi, yarın dört tane oyun getiricem” dedikten sonra bir hafta ortalıkta görünmeyen arkadaşlarımızı enselemek için av partileri düzenlenir. Her gün beş defa evinden ve bulunabileceği altı değişik yerden aranan arkadaşımız bir hafta sonra dergiye geldiğinde üzerine bizlerin altından bağırır: “Ne oluyor yahu? Biraz geciktik işte!” Her ne kadar yazıları geç getirseler de bu bazen işe yarar; bazı sayfalar boş kalmıştır ve yazı gerekmektedir.
Örneğin bu sayımızı hazırlarken, hatta bu yazı yazılırken reklam sorumlusu arkadaşımız arayıp, “Çocuklar hasta olduğum için çalışamamıştım, bu yüzden dergide sadece on sayfalık reklam var.” deyince kafamızdan aşağı kaynar sular boşaldı. Açığı kapatmak için tabii ki yazı yazılması gerekiyordu. Panik içinde klavyelerin başına oturup hazır yazıları uzatmaya ve yeni yazılar yazmaya koyulduk. Sonucunu görüyorsunuz; çaktırmadan buraya iki paragraf sıkıştırdık. Tanıtım bölümüne oyun yazan arkadaşlarımız ise oyunları kendileri sağlarlar ve istedikleri şekilde açıklarlar. Aslında bizim amacımız oyunların tam çözümünü vermeden tanıtımını yapmak ise de özellikle macera peşinde bölümündeki oyunların tam açıklaması verilebilir. Bazen de oyunun haritaları Tiyolar ve Tuzaklar adlı köşede yayımlanır.
Yazarlarımız yazıları bilgisayarlarında yazıp bize bir disket üzerinde dosya halinde getirirler. Yazı işlerinin belli bir standarda bağlanmış olması, yazıların kontrol edilmesi ve yazıcıdan çıktı alınmasında kolaylıklar sağlar. Örneğin Makina Dilinin Püf Noktaları Köşesi'nde sizlere intro yapmayı öğreten Vedat Hallaç arkadaşımız ayın 15'ine doğru panik içinde dergiye gelir ve bu ay ne anlatacağını düşünmeye başlar. Dört saat kadar ortalıkta dolaştıktan sonra bulduğu fi-
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 53
kirle hemen yazıya girişemez çünkü ortalıkta program yoktur. Akşama doğru Commodore 64'ün başına oturup programını yazmaya koyulduğu sırada onun bulunduğu odadan homurtular işitir, yaptığı program çalışmamaktadır. Programı bitirdikten sonra ise yazıyı yazmaya girişir. Yazının ortalarına doğru kafası iyice karışmıştır artık, çevresine boş boş bakmakta anlamsız sözler mırıldanmaktadır. Yazısı belki o gün biter ama Vedat'ın da pek hali kalmamıştır. Aslında yazılar, ayın onundan önce yayın kuruluna gelmelidir(?). Burada hataları düzeltilen yazılar uygun görsel malzemelerle birlikte Cağaloğlu'na gider. Aslında gidilen yer derginin teknik işlerinin yapıldığı Perka'dır. “Cağaloğlu” ise yayın jargonunda tüm yayınevlerinin bulunduğu semti temsil eder. Perka'daki arkadaşlarımız, bizim onlara yazıcıdan alıp götürdüğümüz bilgisayar çıktılarını kendi dizgi makinalarında tekrar dizerler. Bu dizgiden sonra yine bizlerden biri giderek yazılan yazıları okur ve gerekiyorsa düzeltmeleri yapar. Sayfa düzenleri de yine burada yapılır. Dizgiden çıkan yazılar kontrol edildikten sonra sayfalara yapıştırılır. Bu esnada yazılar, resimlerin gireceği yerler boş bırakılacak şekilde ayarlanır ve daha sonra bizim önceden seçtiğimiz görsel malzemeler buralarda kullanılır. Tabii görsel malzemelerimiz genelde karmaşık olduğu için teknik serviste ters yerleştirilebilir. Veya montaja giden bazı başlıkların karıştığı da olur. Örneğin geçen sayılarımızdan birindeki okur mektuplarının başlığında disk yiyen bir adam vardı. Şimdi “Kim ola ki?” diyeceksiniz, aslında o Abur Cubur'un başlığındaki karakterimizdir. Derginin diğer bölümleri de en az kendisi kadar zahmet vericidir. Örneğin Program Döküm Eki'nde veriler okuyucularımızdan gelir. Ama diyelim bir ay yeterince program gelmedi; yandığımızın resmidir. Yayınlanacak programlar genelde sadece C 64 BASIC V2 için yazılmıştır. Ama zaman zaman da olsa yan ürünlere yönelik (örneğin Simons'Basic) programlar da dergimizde yer alabilir. İkinci ekimiz olan Amiga Bülten'inde ise Amiga temelli programları tanıtmaya ve uygulamalardan örnekler vermeye çalışıyoruz. Yazılan yazılar genelde çeviri olduğu için en büyük sorunları burada yaşıyoruz.
Örneğin bir uygulamayı anlatan güzel bir yazı bulundu, iyi ama bu programlar ülkemizde bulunmuyor ki. O zaman başka bir yazı yazma yoluna gidiyoruz. Bu arada AMIGA Bülte-.
ni'nin tüm dizgi işlemleri ve sayfa düzeni AMIGA kullanılarak büroda yapılır. Aslında en çok zorluk çektiğimiz zamanlar ay sonları. Dergi yetişti, yetişmedi derken dergimizi bazen geç de olsa elinize ulaştırmak için en çok ay sonlarında uğraşıyoruz. Her şeyin üst üste geldiği zamanlar ise bizim için dayanılmaz oluyor. Buna örnek olarak bu sayımızı verebiliriz. Hatırlayacağınız gibi geçen ayın başlarında Teletekniğin geleneksel Commodore Show'u İstanbul'da yapıldı ve dört gün sürmesi gerekirken, yoğun kar yüzünden altı güne uzatıldı. Bütün gününü orada geçirmek zorunda kalan yazarlarımızın çoğu bu ay için ge-
rektiği kadar yazıyı hazırlayamadılar. Basılmak üzere ayrılan programlar genel-
Tabii bu bize de yansıdı ve erken çıkarmayı tasarladığımız halde maalesef istediğimiz sonucu alamadık. Böyle zamanlarda oldukça koşturmacalı geçen günlerin ve uykusuz gecelerin ardından ekranlara bakmaktan ağrımaya başlayan gözlerimizle ve klavyenin tuşlarına bir kez dahi dokunmak istemeyen ama bunu yapmak zorunda olduklarını bilen parmaklarımızla, bir sonraki sayının çalışmalarına girişiriz. Zamanında elinizde olmasını hepimizin istediği dergimiz için gereken çalışmalar oldukça yorucudur. Ama yorucu olduğu kadar da eğlenceli ve zevk vericidir.
Bu satırları okuduktan sonra mutlaka “madem bu kadar zor ve yorucu, neden hâlâ?” gibi bir soru gelecektir aklınıza. Biz bu işi gerçekten benimseyerek ve severek yapıyoruz. Sizlerle ilgilenmek, sorunlarınıza cevap aramak ve elimizden geldiğince sizlere yardımcı olmak, bize büyük bir mutluluk veriyor.
“Bir de tüm çalışmaların sona erdiği ve basım işlemlerinin tamamlanıp derginin dağıtıldığı zaman yorgun argın emeğimizin ürününü elimize aldığımız zaman keyfimize diyecek yoktur.” desek bile bize inanmayın. Çünkü ilk işimiz nerede ne hata var diye bakmak olur hep. Genelde “Yine bir döküm eki programı eksik çıkmış!” veya “Başlıkların yeri neden yanlış?” gibi şeyler duyarsınız. Dergide yeterli yer olmadığı için o ay yazısı yayınlanamayan yazılardan da “Benim yazım neden yok?!” ya da “Neden onun yazısı yayınlandı da benimki yayınlanmadı?” gibi şeyler duymanız da mümkün.
Ama tabii ki bütün bunlara deymese, biz bu işi yapar mıyız? Burada birlikte geçirdiğimiz bol kahkahalı ve bizim deyimimizle “Mavralı” saatler ve özellikle “Virüs bilgisayarımı yer mi?” ya da ““Amiga'nın oyunları Commodore 64'te çalışır mı?”” veya ““Ben bu bilgisayarı aldım, peki şimdi ne yapayım?” gibi sorular olmasa gerçekten de oldukça stresli saatler geçirirdik herhalde.