Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 40
Burayı geçerken crystal heart da kullanılabiliyor, ama biz gene de kolay olarak sadık karımızın bize verdiği gülü kullanalım, Use rose, The Message of The Rose m “Love is my shield”, Love is my shield, yazınca gül yapraklarına ayrılıyor ve bize yolu gösteriyor. Bize düşen şey 5 ekran boyunca gülü mümkün olduğu kadar yakından takip ederek kapının önüne gelmek. Kapıya doğru yürüyoruz ve kapı açılıyor. İçeride Ice Maiden ve buzdan bir kalıbın içine hapsolmuş Launcelot bizi bekliyor. Gwenhyver yüzünden buz perisinin aşkını reddeden Launcelot, orada hapsolmuş. Önce crystal heart'ı sahibine verelim, give crystal heart to Lady of the Lake. Bize gerekli olan bilgiyi ediniyoruz, Galahad'ı bulmak için Gazza'ya oradan Kudüs'e gideceğiz.
Gazza, bugün halen İsrail işgali altındaki Gazze şehri, tabii o zaman çarpışma yok. İstemeye istemeye de olsa Launcelot'u kurtarmak lazım, kimbilir belki karımız sonradan bu yasak aşktan vazgeçer. Onu kurtarmak için test olmak, yani çiçeklerin dilini konuşmak lazım. Testi kabul ediyoruz, take test. Üzerinde aynı anda bir sürü çiçeğin yetişebildiği garip bir bitki var. Bize soracağı 3 soruyu çiçeklerin dilinde ifade etmemiz lazım. İşte size çiçeklerin dili: almond blossom - umut, aster - sonradan akla gelen fikir, carnation - kalp kırıklığı, chrysanthemum, yellow - küçümsenen aşk, forget-me-not - gerçek aşk, lily, white - saflık, orchid - baştan çıkarma, periwinkle, white - hatıralardaki mutluluklar, scarlet - aşırı müsriflik, sunflower - kibirlilik, tulip, yellow - umutsuz aşk, anemone - solan umutlar, buttercup - çocukluk çılgınları, columbine - ahmaklık, delilik, chrysanthemum, white - gerçek, hyacinth - oyun, spor, lily, yellow - yalan, periwinkle, blue - eski dostluk, Poppy, red - teselli, snowdrop - umut veya teselli, tulip, red - ilan-ı aşk, violet - şehvet. Sizleri fazla uğraştıracağını sanmadığım bu testi geçtikten sonra, Launcelot Camelot'a gidiyor, biz de gölün emin tarafına katırımızın yanına ışınlanıyoruz. Launcelot'un Gwenhyver'in yanına gitmesinden dolayı içiniz buruk olabilir, ama şimdi onları boşverin, halkımızı kurtarmamız lazım; bu kutsal görevi tamamlamak için harita ekranına dönün ve Southampton'a gidin. Burası dünyanın her yerine gidebileceğimiz bir liman, kaptanla konuşun, talk to captain. Fiyatları sorun, ask about price, Gazza yolculuğunun bedeli 3 altın, verin. Zor bir yolculuk geçiriyoruz ve fırtınalar esnasında her şeyimiz kayboluyor (para kesemiz değil!). Limanda, bize rehberlik yapmak isteyen bir çocuk ve bir adam var. Biz çocukla gidelim, follow boy; go with boy, Bu çocuğun ustasına gidiyoruz, bize yiyecek ve içecek bir şeyler ikram ediyor. Şimdi ona tanrıçaları soralım, ask about goddesses. Çizdiği semboller gerçekten önemli, onları bir kağıda geçirin ve odadan çıkın. Gazza'dan Kudüs'e küçük çocukla gideceğimizi sanıyorduk, yanılıyoruz. Küçük çocuk gelmiyor ve tepede limanda reddedilen ısrarcı adamı rehber olarak tutuyoruz, give money. Adam parayı vardıktan sonra da verebileceğimizi söylüyor, artık onu takip ediyoruz. Çöl bu, en çok neyin eksikliği çekilir; tabii ki suyun. Rehber bizi önce suya götüreceğini söylüyor ve birkaç ekran sonra bir akarsu kenarına geliyoruz. Hemen akarsu yanında duran deve iskeleti, katırımızın suya ihtiyacı olduğu halde suyu içmemesi garip. Su zehirli olmalı ve bu rehber bunu bildiği halde bizi buraya getiriyor. Bu art niyetli adamı kılıcımızı çekip kaçıralım. Bir ekran sağa, bir ekran yukarı; ama hızlı, çok susadık. Gördüğümüz bitkiler suyun alameti, hemen aşağı inip su içelim, drink water. Burada suyun içinden sola devam edersek ve gerekli soruları sorarsak Merlin buranın hikayesini bize anlatıyor ve birkaç ekran sonra karanlık bir yerde kafamızı çarpıp ölüyoruz. Burayla uğraşmayalım, şimdi merdivenlerden yukarı ve bu ekranda yukarıya devam ediyoruz. Tehlikeli bir ekrandayız, kılıcı çekip bir save yapın. İşte Kudüs'ün surları ve bir cami kubbesi. Galiba The Holy Grail'e yaklaştık. Şimdi sağ taraftan ilerliyoruz ve hain rehber ortaya çıkıp bize saldırmaya çalışırken ona fırsat vermeden onu öldürüyoruz. Yukarı devam ediyoruz ve buradaki karanlık adamlar etrafımızı çeviriyorlar. Burası Britanya değil, krallığımızın burada bir hükmü yok, adamlara istedikleri 4 bakırı verin. Sol tarafa devam ederek kapının ağzına kadar geldik. İşte burada da biri bizden para istiyor, benim burada kafam bozuldu ve kılıcı çektim, adam korkup kaçtı. Para verince ne oluyor, bilmiyorum. Tamam, etrafı temizledik rahat rahat içeri giriyoruz. İçeri çok rahat girdik, hırsızın teki para kesemizi çarpıp kaçıyor. Boş yere takip etmiyoruz, ekranın solundaki dükkanın sahibi Mohammed ile konuşuyoruz, talk to man. Katırımızı çok beğenmiş, evet; Merlin'in odasındaki yazıyı hatırlıyoruz: Kudüs'te bir katır çok değerlidir. Ona katırı satıyoruz, sell mule. Mohammed bize cebindeki tüm parayı veriyor. Bu şehirde 4 bakır = 4 gümüş, 4 gümüş ile 1 altın yapıyor. Bunu öğrendikten sonra elma satan yaşlı kadını buluyoruz. Onunla konuşalım, talk to woman. Biz 4 altınlık elmayı satın alıyoruz, buy apple. Bu elma sihirli bir elma, elmayı yedikten sonra artık konuştuğumuz herkes bize gerçeği söyleyecek ve sorunlarını anlatacak. Koskoca bir kral olarak görevimiz herkesin problemini halletmek. Güzin Abla'ya taş çıkartırcasına sorunları çözerken yapmamız gereken şeyler şunlar: Sol dükkandaki adamla konuşun, kömür alın; talk to man; buy charcoal; buy herbs. Balıkçıyı bulun, etraftaki dükkanları balık kokusuyla rahatsız etmemesi için bitkileri verin; talk to man; give herbs. Sol dükkandan bir ayna alın; talk to man; buy mirror. Sola gidip Mari'yi çağırın, aynayı verin ki ne kadar güzel olduğunu kendisi de görsün; call Mari; throw mirror to Mari. Mari kendini seyrededursun, halıcıyı bulup Mari'den aldığımız peçeyi ona verip bu çapkın gencin karısıyla arasını düzeltelim; talk to man; give veil to man. Halıcıyı karısıyla rahat bırakıp antikacıyı bulun, konuşup bir relic alın; talk to man; buy relics. Kasapla konuşup, halis kuzu budu alın; talk to man; buy lamb. Tohum satan dükkandan tohum alın; buy grain. Şimdi dilenciye gidip kömürü ona verin; talk to man; give charcoal. Bitkiyi aldığımız adama relic'i verin; give relic. Daha sonra yiyecek satan kadından bir şeyler alıp o zavallı çocuğa verin ve kuzu budunu da kadına verin; give lamb. Kadın çocuğu evlat edinecek, mutlu bir aile saadeti tablosu. Onları rahat bırakıp hancıya gidin ve bitkiyi aldığımız adamın bize verdiği süpürgeyi verin; give broom. Tahtakurularından dolayı mutlu bir geceden sonra Mohammed'i gördüğümüz ekrana gidin, güvercinleri kafesten kaçıran kıza yardım edin; talk to girl; throw grains. Tohumları yiyen güvercinler kafese girecekler ve biz de görevi tamamladık. Elma satan yaşlı kadına gidiyoruz, bizi övüyor ve şimdi köşedeki eve gitmemizi söylüyor. Bu ev, daha önceleri kapısını açamadığımız ve kapıyı çaldığımızda kimsenin cevap vermediği ev. Oraya gidip kapıyı çalıyoruz; knock door. Kapı açılıyor, içeri giriyoruz... Müthiş bir dansöz dans ediyor, mouse'un sağ tuşunu kadının üzerinde klikleyin ve müthiş olup olmadığına siz karar verin. “Kutsal bir görev üzerinde olsak bile, biraz eğlence bizim de hakkımız, teşekkürler Sierra” diyenler maalesef yanılıyor. Israr edenler, save yapıp, Fatima'nın kendini teklif etmesini kabul etsin ve sonucuna katlansın. Biz tabii ki teklifi kabul etmiyoruz ve testi soruyoruz; ask about test. Bizden para kesesini isteyen Fatima'ya veriyoruz; give purse ve köşedeki kapıdan içeri giriyoruz. Önce bir deliği klikliyoruz, Fatima'nın sorduğu sorunun hangi tanrıçayı sorduğunu anlıyoruz, önce tanrıçanın sembolünü sonra da deliği klikliyoruz. Böylece sembol oraya yerleşiyor, doğru cevap verilince test başarıyla tamamlanmış oluyor. İşte size tanrıçalara ait bilgiler: ASTARTE: “bible” kelimesinin geldiği Byblos tanrıçası; the Star, Moon, the Heaveniy Virgin, Queen of The Stars ve of Heaven olarak biliniyor; diğer isimleri Tanit, Ishtar (the star), Astroarche of the Stars ve Attar-Samayin (Morning Star of Heaven); Israelite'ler onuruna şarap ikram edip, kek pişiriyorlar; Kabirleri (shrine) Byblos ve Aphaca'da; King Solomon ona Kudüs'te mabet (sanctuary) yaptırmış; rahibeleri meşhur astrologlar. ATHENE: Greek Goddess; Esasında Libya'lı; Yunan efsanelerinde Zeus'un kafasından vücuda geldiği söyleniyor; sıfatları warrior-goddess, protectress of heroes, patron of architects, sculptors, spinners and weavers, protectress of horses ve counsellor-goddess; baykuş (owl) onun arkadaşı; sülfür (sulphur) onunla anılıyor; Asıl tapınağı “virgin-house” manasına gelen Parthenon. CERES: Roman Goddess; sıfatı Mother of the Harvest; Yunan ismi Demeter'in bakire görünüşü olan Kore; kernel, core, corn kelimeleri isminden geliyor; festivali 19 Nisan'da, ismi Cerelia; çiftçiler onun için ayin düzenliyor; Ceres the Lawgiver; Rahibeleri “Roman legal system” kurulurken katkıda bulunmuş; İ.Ö. 600-2000 yılları arasında “matronae”si Roma'yı yönetmiş. ISIS: Great Goddess of Egypt: Hathor; Giver of Life; The One Who is All; güneşe hayat vermiş; Osiris'e yaptığı gibi, Pharaoh'lar Isis'in onlara ölümsüzlüğü vereceğine inanıyor; bazı Mısırlılar Nil'in taşması sebebi olarak gözyaşlarını gösteriyorlar; the eternal savior of the race of men; oğlu Horus, the Egyptian Divine Child; pastor kelimesi “servant of Isis” demek olan “Pastophori”den geliyor. VENUS: Roman version of Aphrodite; sembolü bitki ve hayvanlarda dişilik; Aşk ve cinsellik ile biliniyor; aynalar onun için kutsal; sabah ve akşam yıldızı onun adıyla anılıyor; kutsal günü Cuma'da inananları balık yiyor; Julius Caesar onuruna altın tapınak yaptırıyor; “alchemy”de sembolü bakıra verilmiş; Mabedi (shrine) Kıbrıs'ta; Lady of Animals; “venison” ise “venus' son” manasında. VESTA: Roman version of the Greek Goddess Hestia; guardian of the innermost things, home and hearth; ismi Sanskritçe bir kelime “vas”tan geliyor; religious fire canlandırmış; religious fire Vestal Virgins olarak bilinen 6 kadın tarafından korunmuş; bu işe giren genç kızlar evlenebilmek için 30 yıl beklemek zorundalar; the fire of her hearth/altar dünyanın merkezi olarak düşünülüyor. Testi başarıyla geçtikten sonra Fatima'yla konuşun; talk to Fatima. Ona hierophant'ı sorun; ask about hierophant. Tarif dilenciye tıpatıp uyuyor, yanına gidiyoruz. Onunla konuşun; talk to hierophant. Bilgileri ve iksiri aldıktan sonra yolu açtırın; open catacombs. İçeri girin. Burası ufak bir labirent, şimdi önce boynunda bir madalyon bulunan mumyanın olduğu ekranı bulun, madalyonu alın; take medallion with sword. Galahad'ı bulun ve o da ne, burada bir fare bizi ısıracak ve Galahad karşımızda bu farelerden dolayı baygın yatıyor. Seçim yapmak zorundayız, iksiri ya biz içeceğiz ya da Galahad'ı kurtarıp biz ölümle burun buruna geleceğiz. İksiri Galahad'a verin; give elixir to Galahad. Bizim daha zamanımız var, ayrıca The Holy Grail'i zamanında bulursak onun iyileştirici etkisinden faydalanacağız. Şimdi tabutun bulunduğu odaya gidin, yaklaşın, kapak açılıp içinden çıkan garip şey yaklaşmanızı söylüyor. Madalyonu almasaydık bizi öldürecekti, ama şimdi bir şey yapamıyor, tabutun içine bakın; look in sarcophagus. Altın elmayı alın; take apple. Afrodit heykelin bulunduğu odaya gidin, heykelin eli boş, elmayı eline koyun; put golden apple in hand. Heykel canlandı, Afrodit bize efsanesi hakkında 6 soru soracak, İşte size Afrodit efsaneleri: APHRODITE AND ADONIS: Adonis çok yakışıklı bir çocuk ve Aphrodite onu çok beğeniyor. Onu, bakması için, daha çocukken Persephone'a veriyor. Persephone da Adonis'e aşık oluyor ve Aphrodite onu almaya geldiği zaman geri vermiyor. Tanrıçaların kavgası Zeus'un Adonis'i yılın yarısında Aphrodite'e, yarısında Persephone'a vermesiyle son buluyor. Ama, Ares, The God of War, Aphrodite'in Adonis'e duyduğu sevgiyi kıskanıyor, kendini domuza dönüştürüyor, Adonis'in ava gitmesini bekliyor ve onu öldürüyor. APHRODITE AND PYGMALION: Pygmalion, Kıbrıs'ta yaşayan bir Aphrodite, tanrısallığını tanımadıkları için Kıbrıs'ta yaşayan kadınlardan memnun değil ve bu kadınların iffet duygularını yok edip onların rastladıkları herkesle beraber olmalarını sağlıyor. Kadınların bu davranışları Pygmalion'u kadınlardan soğutuyor, o da imanla Aphrodite'e ibadet edip heykel yapıyor. Fildişi'nden (ivory) yaptığı bir kadın heykeline aşık oluyor, Aphrodite onun dualarını duyuyor, kabul ediyor. Aphrodite bu heykele can veriyor ve Pygmalion'u böylece ödüllendiriyor. APHRODITE AND HIPPOLYTUS: Hippolytus, her gün savaş arabasıyla (chariot) ava gidiyor ve King Theseus'un oğlu. Aphrodite, yakışıklılığına vuruluyor, fakat diğer bütün kadınları reddettiği gibi Hippolytus onun aşkını da reddediyor. Kızgın Aphrodite, üvey annesi Phaedra'nın da Hippolytus'a aşık olmasını sağlıyor, ama o da reddediliyor. Phaedra, King Theseus'u, Hippolytus'un ona tecavüz ettiğine inandırıyor ve King Theseus öç alması için Poseidon'u (sea-god) çağırıyor. Hippolytus, savaş arabasını Saronic Gulf'a sürdüğünde, atları ürkütmek için dalgalardan oluşan bir kızgın boğayı üzerine yolluyor. Atlar paniğe kapılıyor ve Hippolytus savaş arabasının arkasında sürüklenerek ölüyor. 6 doğru cevaptan sonra heykel bize bir güvercin (dove) veriyor ve catacombs'dan çıkmak için yolları söylüyor: batı, doğu, güney, doğu, güney, kuzey. Lodestone'un yardımıyla yolu bulun ve arenaya çıkın. Bir-iki tur atın ve Saracen ortaya çıksın. Saracen'in size verdiği miğferi giyin; wear helmet. Saracen'i öldürmemiz dövüş esnasında kullanılacak tuşlar:
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 41
yu çiçeklerin dilinde ifade et- memiz lazım. İşte size çiçekle- rin dili: almond blossom - umut aster - sonradan akla gelen fikir carnatlon - kalp kırıklığı erysanthemum, yellow - kü- çümsenen aşk forget-me-not - gerçek aşk lily, white - saflık orchid - baştan çıkarma beriwinkle, white - hatıralar- daki mutluluklar scarlet - aşırı müsrif- lik sunflower - kibirlilik tulip, yellow - umutsuz aşk anemone - solan umutlar buttercup - çocukluk cınıları columbine - ahmaklık, deli- lik crysanthemum, white - ger- çek hyacinth - oyun, spor lily, yellow - yalan periwinkle, blue - eski dosi- luk Poppy, red - teselli snowdrop - umut veya teselli tulip, red - ilan'ı aşk violet - şehvet Sizleri fazla uğraştıracağını sanmadığım bu testi geçtik- ten sonra, Launcelot Came- bizde gölün emin tarafı- na katırımızın yanına ışınlanı- yoruz. Launcelot'un Gwenh- yver'in yanına gitmesinden dolayı İçiniz buruk olabilir, ama şimdi onları boşverin, halkımızı kurtarmamız lazım; bu kutsal görevi tamamlamak İçin harita ekranına dönün ve Southampton'a gidin. Burası*dünyanın her yerine gidebileceğimiz bir liman, kaptanla konuşun, talk to Fiyatları sorun, ask about price, Gazz yolculuğu- nun bedeli 3 altın, verin. Zor bir yolculuk geçiriyoruz ve fır- tınalar esnasında herşeyimiz kayboluyor (para kesemiz de- ğil!). Limanda, bize rehberlik yapmak İsteyen bir çocuk ve bir adam var. Biz çocukla gi- delim, follow boy; go with boy, Bu çocuğun ustasına gidiyo-
ruz, bize yiyecek ve İçecek bir şeyler ikram ediyor. Şimdi. ona tanrıçaları soralım, ask about goddesses. Çizdiği semboller gerçekten önemli, onları bir kağıda geçirin ve odadan çı- kın. Gazza'dan Kudüs'e küçük çocukla gideceğimizi sanıyor- duk, yanılıyoruz. Küçük çocuk gelmiyor ve tepede limanda reddedilen ısrarcı adamı reh- ber olarak tutuyoruz, give mo- ney. Adam parayı vardıktan sonra da verebileceğimizi söylüyor, artık onu takip ediyo- ruz. Çöl bu, en çok neyin ek- sikliği çekilir; tabii ki suyun. Rehber bizi önce suya götüre- ceğini söylüyor ve birkaç ek- ran sonra bir akarsu kenarına geliyoruz. Hemen akarsu ya- nında duran deve iskeleti, ka- tırımızin suya İhtiyacı olduğu halde suyu içmemesi garip. Su zehirli olmalı ve bu rehber bunu bildiği halde bizi bura- ya getiriyor. Bu art niyetli ada- mı kılıcımizi çekip kaçıralım. Bir ekran sağa, bir ekran yukarı; ama hızlı, çok susadık. Gördü- ğümüz bitkiler suyun alameti, hemen aşağı İnip su içelim, drink water. Burada suyun içinden sola devam edersek ve gerekli soruları sorarsak Merlin buranın hikayesini bize anlatıyor ve birkaç ekran son- ra karanlık bir yerde kafamızı çarpıp ölüyoruz. Burayla uğ- raşmayalım, şimdi merdiven-
lerden yukarı ve bu ekranda yukarıya devam ediyoruz. Tehlikeli bir ekrandayyız, kılı- cı çekip bir save yapın. İşte Kudüs'ün surları ve bir cami kubı. Galiba The Holy Gra- ile yaklaştık. Şimdi sağ taraf- tan ilerliyoruz ve hain rehber ortaya çıkıp bize saldırmaya çalışırken ona fırsat vermeden onu Öldürüyoruz. Yukarı de- vam ediyoruz ve buradaki ka- ranlık adamlar etrafımızı çevi- riyorlar. Burası Britanya değil, krallığımızın burada bir hükmü yok, adamlara İstedikleri 4 bakırı verin. Sol tarafa devam ederek kapının ağzına kadar geldik. İşte burada da biri biz- den para İstiyor, benim bura- da kafam bozuldu ve kılıcı çektim, adam korkup kaçtı. Para verince ne oluyor, bilmi- yorum. Tamam, etrafı temizle- dik rahat rahat içeri giriyoruz. İçeri çok rahat girdik, hırsızın teki para kesemizi çarpıp ka- çıyor. Boş yere takip elmiyo- ruz, ekranın solundaki dükka- nın sahibi Mohammed ile ko- nuşuyoruz, talk to man. Katırı- mızı çok beğenmiş, evet; Mer- lin'in odasındaki yazıyı hatırlı- yoruz: Kudüs'te bir katır çok değerlidir. Ona katırı satıyo- ruz, sell mule. Mohammed bi- ze cebindeki tüm parayı veri- yor. Bu şehirde 4 bakır - 4 gü- müş, 4 gümüş ile / altın yapı- yor. Bunu öğrendikten sonra elma satan yaşlı kadını bulu-