Commodore sayı 40, sayfa 62
Sayfanın metni

Sayfa 62

Mouse'un ve trackball'ın çalışma esasları şematik olarak veriliyor

gereç olarak kariyeri sona erdi. Onun yerine sigara paketi büyüklüğünde bir plastik kap geçti. İlk kez 1961 yılında geliştirilmiş olmasına rağmen, mouse'un yaygınlık kazanması, ancak kolay kullanılabilecek kullanıcı yüzeylerinin geliştirilmesi sonucunda oldu. Peki, Joystick, mouse, ışıklı kalem ve grafik tablet gibi grafik giriş gereçleri nasıl çalışıyorlar? Hangisi, hangi kullanım alanı için en uygun olanı? Mouse'un plastik kabı içinde üzeri lastikle kaplanmış bir çelik bilye var. Kutunun alt yüzündeki bir delik sayesinde bu küre çalışma yüzeyine temas edebiliyor. Mouse hareket ettirildiğinde küre de dönüyor. Kürenin üzerindeki lastik kaplama oldukça önemli, çünkü hafif bir basınca bile tepki gösterebiliyor ve böylece hem değmeyi hem de hareketin sürekliliğini artırıyor. Mouse'un içinde 6 milimetre uzunluğunda ve 3 milimetre çapında iki (ya da üç) madeni silindir bulunuyor. Bunlar o şekilde yerleştiriliyorlar ki, biri topun yatay hareketini diğeri ise dikey hareketini alıyor.

Mouse'un bu iki silindirden biri yönünde hareket ettirilmesi sırasında, top diğer silindirin önünden hareket ettirmeksizin geçerken, bu silindir dönüyor. Eğer hareket tek bir silindirin yönü doğrultusunda değilse, silindirlerin her ikisi de, hem de her biri hareketin yatay ya da düşey kısmı kadar, hareket ediyor. Yani katedilen mesafe yatay ve düşey bileşenlerine ayrılmış oluyor. Her iki silindirin eksenlerinin ucunda birer delikli disk bulunuyor. Işık kaynağı olarak ışıklı diyotlar bu plastik disklerin yarıklarından ışık yolluyorlar. Dönüş sırasında, iki fotosel tarafından akım impulslarına dönüştürülen ışık impulsları meydana geliyor. Bu iki fotosel, dönüş yönünün belirlenmesi için gerekli. Bir elektronik devre bu sinyalleri işliyor ve AMIGA'ya gönderiyor. Bilgisayar impulsları sayıyor ve bunların sayısından hareketin uzunluğunu ve yönünü belirliyor. Sistem yazılımının rutinleri de bu bilgi ışığında kursoru karşılık gelen yere götürüyor. Bu prensibe göre çalışan mouse'lardan biri, orantılı mouse olarak adlandırılır. Bilgisayara gönderilen impulslar, katedilen yola karşılık gelir (orantılıdır). Bir diğer yöntem ise optik mouse olarak adlandırılan gereçlerde kullanılır. Bunlar yalnızca özel bir altlık ile birlikte kullanılır. Bu altlığın yüzeyinde farklı renklerde yatay ve dikey çizgilerden oluşan bir tarama bulunur. Optik mouse'un alt yüzeyinde bir ışıklı diyot ve ışığı hassas iki eleman (fototransistör) vardır. Bu fototransistörler renklere farklı tepki gösterirler. Mouse'un kaydırılması sırasında fotosel yalnızca “kendi” rengindeki çizgileri algılar. Böylece yine mouse'un hareketi bileşenlerine ayrılmış ve karşılık gelen şekilde iletilmiş olur. Trackball olarak adlandırılan gereç mouse'un teknik açıdan atası olarak kabul edilebilir. Gerçekten de bu gereç düğmesi olmayan ters çevrilmiş bir mouse'dan başka bir şey değildir. Hareket mekanikleri ise birbirinin aynıdır. Küre el tarafından döndürülür ve çoğu zaman tüm elden daha hassastır. Bir başka avantajı ise, üzerinde kaydırılmak için herhangi bir alana gerek duymamasıdır. Dezavantajı, düğmesi (switch) olmaması nedeniyle mouse kadar yaygın bir kullanım bulamamasıdır.

Gerek trackball gerekse mouse bir başka ortak dezavantaja sahiptirler: Her ikisi de düz çizgilerin çizilmesi ve kâğıt üzerindeki çizimlerin aktarılması için pek uygun araçlar değillerdir. Kabın hafifçe oynatılması ya da anlık bir temas kesintisi, daha sonraki okumaları da yanıltacak ve orijinal ölçeğe sadık bir aktarımı olanaksız kılacak bir hataya neden olabilir. Bu olumsuz durum mouse'un lineer olmayan ölçüm yöntemi nedeniyle daha da artar. Lineer olmayan ölçüm yönteminin anlamı, elektronik gerecin bilgisayara yatay kaydırmalar için dikey olanlara oranla daha fazla impuls aktarıyor olmasıdır. Mouse göstergesinin (kursor) ekranda konumlandırılmasında lineerliğin eksik olması herhangi bir rol oynamaz.

Mikro şalter ve dilli kontaklara sahip bir Joystick

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.