COMMODORE'CULARA İKİ YENİ KİTAP 1- AMIGA Kullanım Kılavuzu 2- ROBOT LAB

Commodore kullanıcılarını yakından ilgilendirecek iki yeni kitabın yayınlandığını duyurmak istiyoruz. Bu kitaplardan birincisi AMISA kullanıcılarının uzun zamandır bekledikleri AMIGA Kullanım Kılavuzunun Türkçe baskısı. Uzun ve yorucu Ççalışmalar sonucu Türkçeye çevrilen kitap bir Teleteknik yayını olarak geçtiğimiz ay içinde basıldı. Piyasada satışa sunulmayacak olan AMIGA Kullanım Kılavuzu AMIGA bilgisayarlarının yanında hediye olarak verilecek, Daha önce AMI-GA almış olanlardan anket dolduranların adreslerine postalanmaya başlayan kullanım kılavuzuna, anket doldurmamış olanlar, garanti kartlarını Teleteknik'e postalayarak sahip olabilecekler. İkinci kitap ise daha çok Commodore 64 kullanıcılarına yönelik. Teknik Yayınevi tarafından hazırlanan Robat Lab Bilgisayarcı gençlerin en büyük düşlerine cevap verecek. Commodore 64 başta olmak üzere bir sürü bilgisayara bağlanabilecek çok sayıda robotan hazırlanışları bu kitapta adım adım anlatılıyor. Kitap ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Şahap Pekçevik tarafından hazırlanmış. Elektronik, bilgisayar yardımıyla tasarım ve üretim konusunda çalışmaları olan yazar, özellikle bilgisayara ve robotlara merakı olan genç okuyucular için hazırladığı kitabında basit ama son derece ilgi çekici örnekleri anlatmış. Kitabın yazarı ayrıca bu konuda ikinci bir kitabı da hazırladığını müjdeliyor. Gelecek sayıda dergimizin sayfaları arasında yazarın bizi kırmayarak dergimize yolladığı C-64'ün User Port'una ilişkin yazıyı da bulacaksınız.

YAYINEVİ mimarlık. bigi

SAHAP PEKÇEVİR a ar yayvları ünümüzde synthesizer'ler hobi olarak kullanmak isteyenler için de satın alınabilecek duruma geldi. Böylelikle synthesizer'ler kendi bilgisayarlarıyla bir MIDi-arabirimi üzerinden bir synthesizer'i ya da bir “Drum-bilgisayarını”” yönlendirmek isteyen C-64 meraklıları için özellikle ilginç olmakta. Federal Almanya'da 2000 Mark'ın altında bir fiyat ödeyerek elde edilebilecek en yeni klavyelerden birkaçını bu yazıda sizler için topluca sunmaya çalıştık. LR) 3

Synthesizer'ların gelişimine paralel olarak, elektronik enstrümanların her birini birbiriyle bağlantıya sokacak bir bilişim (information) sistemi meydana geldi. Öyle ki, bu enstrümanlar merkezi tek bir klavye ya da bilgisayar üzerinden yönlendirilebilmekte. “*MIDI” adı verilen bu sistem, bugün bütün synthesizer-yapımcıları için standart oluşturmakta. Şimdi en düşük fiyat kategorisine giren aygıtlarda bile MIDI-bağlantıları bulunuyor. Böylelikle profesyonel müzik-bilişim sistemi, müzikle ilgilenen bilgisayar heveslileri için de çok çekici bir hale gelmiş oluyor. Bu yazıda biz en yeni sayısal (digital) synthesizer'ları bir araya getirdik ve bunları daha yakından bir incelemeye tabi tuttuk. Casio'nun HT-700 ve CZ-I'i, Yamaha'nın PSR-80'i ve Korg'un performing-synthesizer 707'- si bu incelemeden geçtiler. Ayrıca Korg'un DDD-I adını taşıyan ve vurmalı çalgıların ritmlerini meydana getirmeye yarayan ucuz bir aygıtını da ele aldık. Teste tabi tuttuğumuz bu aygıtları Resim 1'de toplu olarak görüyorsunuz. (Synthesizer'a ilişkin) bütün bu aygıtlar 700 ila 2000 Mark olmak üzere düşük fiyat kategorisine giriyorlar.

p KÜÇÜK AMA OLAĞANÜSTÜ BİR AYGIT HT-700

Teste tabi tuttuğumuz klavyelerin en küçüğü Casio'- nun HT-700 modeli. Boyutlarına rağmen bu aygıt kendi alanında gerçek bir virtüöz. İçine iki hopatlör yerleştirilmiş olan güzel bir forma sahip mahfazasının altında halisinden 8-sesli polifonik bir synthesizer barındırmakta (resim 2). Yani bu demektir ki, sekiz tona kadar aynı anda çalınabilmekte. HT-700'ün klavye mekanizması ise narin bir yapıya sahip. Çalma için, sadece dört oktavlık bir ton genişliğine izin veren 49 adet mini tuş yeterli olmak zorunda. Dış görünüşlerine karşılık bunlar sağlam bir etki uyandırıyor ve daha yüksek beklentilere de ayak uydurabiliyor. Devre açıldıktan hemen sonra çalınabilmesi için HT- 700'ün sağlam bir tarzda depolanmış 20 adet tını özelliği bulunuyor. Bu tını özellikleri basit bir piyanodan ütopik Fantasy-Sound'a varıncaya dek yeterli olmak zorunda. Dış görünüşlerine karşılık bunlar sağlam bir etki uyandırıyor ve daha yüksek beklentilere de ayak uydurabiliyor. Devre açıldıktan hemen sonra çalınabilmesi için HT- 700'ün sağlam bir tarzda depolanmış 20 adet tını özelliği bulunuyor. Bu tını özellikleri basit bir piyanodan ütopik Fantasy-Sound'a varıncaya dek yeterli oluyor. Bunlar PCM- ya da Pulse Code modülasyon yöntemi aracılığıyla üretiliyor. Tını üretiminin bu türü saptanmış dalga formlarının değiştirilmesi ve şeklinin bozulması ile ça-

WU m â

HT-700 DDD-

lışıyor. Bunun sonucunda kulağa hoş gelen ve tok sesler ortaya çıkıyor. Olağanüstü bir tarzda programlanmış bu seslerle yetinmeyen bir kişi, geniş kapsamlı bir biçimlendirme (editing) modu içinde istediği gibi yeni tınılar üretebilir ya da varolan tınıları değiştirebilir. Küçük bir LCD-display'i ve bir giriş tekerleği bu konuda yardımcı oluyor. Yeni üretilen tını sonuçta 20 adet iç tını-belleğinden birinde kütüklenebiliyor. Buna ek olarak, aksesuar tarzında satın alınabilen bir RAM-kartı üzerinde başka 20 Sound da depolanabiliyor. HT-700, tını bireşimi (sentez) yapmasının yanı sıra ritmlere de hakim olabiliyor. Alette toplam 20 vuru eşliği bulunuyor. Burada Rock, Pop ya da Disko müziğini yetkin bir biçimde ritmlerle desteklemek için gerekli her şey insanın elinin altında. Buna ek olarak, tını tonlarında da olduğu gibi basit bir şekilde kendine özgü ritmlerin yaratılması da mümkün. Bu ritmlerin sayısı 20'ye kadar ulaşabiliyor. Bir RAM-kartına sahip olunduğu takdirde, başka 20 taslağın da depolanması mümkün olmakta. Antrenmanlı bir musikişinas şimdi eğlendirici ve mevcut ritmlerle birlikte ilginç bir müzik parçası ortaya çı- HT-700 ayrıca, bütün akor dizilerini sabit tutmak için bir de akor-belleği işlevi sunuyor. Bir ses alma aygıtına benzer şekilde, ilkin arzu edilen akor dizisi kaydedilebiliyor ve bunun ardından da bu dizi istenilen sıklıkta yinelenebiliyor. Böylece bütün müzik parçalarının, aygıtın devre dışı bırakılmasından sonra bile korunacak tarzda depolanması mümkün oluyor. Tabii ki, HT-700 tam olarak MIDI-uyumlu. Böylelikle bu aleti başka bir klavye üzerinden de çalabilmek de mümkün. Bu da, mutlaka mini-klavyede çalma zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Bu arada melodiye, ritme, basa ve akor eşliğine kendine özgü MIDI-kanalları bağlanabiliyor; öyle ki, her kısmi işlevin ayrı olarak bir synthesizer ya da bir bilgisayar tarafından yönlendirilmesi mümkün olabiliyor. Bu çokyönlülüğüne rağmen HT-700 ancak dört kilo gelen ağırlığı dolayısıyla çok hafif bir aygıt. Böylelikle rahatça taşınabiliyor. HT-700'ün şehir şebekesinden bağımsız olarak geleneksel kuru pillerle çalıştırılması, istendiği zaman da bir adaptörle prize bağlanması mümkün olmakta. Hattâ özel bir adaptör ile klavye bir otomobil bataryasına da bağlanabiliyor. HT-700'ün fiyatı Federal Almanya'da (temel versiyonda ve RAM-kartı ile adaptör olmaksızın) 720 Mark'tır. Bu nedenle de özellikle hobi olarak müzik yapanlar ve yeni başlayanlar için çok uygun bir aygıt.

p PROFESYONEL: PSR-80

Rakibi HT-700'den farklı olarak PSR-80 (resim 3) toplam 61 adet tuşu ile büyük bir klavye mekanizması sunuyor. Ton kapasitesi böylelikle altı oktavın üstüne ulaşıyor ve geleneksel bir klavye standartına karşılık geliyor. İki adet tümleşik (entegre) hoparlör, HT-700'ünküler parlak olmasalar da, ses çıkışını sağlamakta. Tını kalitesi yeterli olmadığı takdirde, dışta bulunan bir yükselticiye bağlantı yapılması mümkün olabiliyor. Bunun yanısıra kulaklık için bir de yuva öngörülmüş durumda. PSR-80, 8 sesli polifonik bir synthesizer içeriyor. Bu synthesizer Yamaha için alışılagelen frekans-modülasyon (FM)-bireşimi (sentez) ile çalışmakta. Burada değişik sinus titreşimlerinin içiçe girmesiyle bütün FM- 9 synthesizer'larına özgü olan tipik sound'lar ortaya çıkıyor. Bunlar çoğunlukla kuru ve sert olmakla birlikte, ütopik synthesizer-sound'lar için son derece elverişli sesler. PSR-80, kornolar, yaylı sazlar, gitarlar ve kozmik tınılar gibi 16 adet sabit FM-orkestra sesi sunmakta. Ama ne yazık ki, burada kendine özgü seslerin programlanması ve depolanması mümkün olmamakta. Bununla birlikte mevcut sound'ların keskinlikleri ve vuruları kademeli olarak değiştirilebilmekte. Böylelikle bir ton bir defasında tok, bir defasında boğuk olarak kulağa gelmekte, ya vurmalı ya da yumuşak olarak açılmakta. Üstelik rezonans iki basamakta ayarlanabilmekte. Seçmeli olarak harekete geçirilebilen iki efekt aracılığıyla bir sound'- un sonuçta stereo ya da iki sesli duyulması sağlanabilmekte. Sadece bu tür varyasyon sayesinde sayısı 400'e ulaşan değişik tını formları ortaya çıkmakta. Kişi kendi orkestrasını biraraya getirdiği zaman, müzik parçasının hangi ritme sahip olacağına karar vermek zorunda. Çünkü PSR-80 tıpkı HT-700 gibi tümleşik bir ritm-bilgisayarına sahip. Burada her türden toplam 16 adet olağanüstü ritm kullanıma hazır bulunmakta. Eşlik için tuş alanı bölünebiliyor (Keyboard-Splitting). Alttaki tuş alanında bu durumda melodiye uygun bir bas sesi eşlik edebiliyor. Ama burada da klavye az antrenmanlı icracılara yardımcı olmakta. HT-700'de olduğu gibi PSR-80'de, müzisyene ilginç bas geçişleri ve akor dizileri ile otomatik olarak eşlik edebiliyor. Hatta basit ya da karmaşık eşlik arasında bir seçim imkânı da var. Bu şekilde, yalnızca birkaç el hareketi ve az bir bilgiyle olağanüstü orkestra parçalarının gerçekleştirilmesi mümkün olabiliyor. Ayrıca PSR-80 her defasında ritm başına iki vurma çalgı solosu sunabiliyor. Bu sololar eşlik ile de bütünleştirilebiliyor. Dinlemeye değer bir giriş (Intro) ve büyüleyici bir son (Ending) şarkıya sonuç olarak mükemmel bir başlangıç ve bitim noktası vermiş oluyor. Buna ek olarak PSR-80, 2500'e kadar akor değişikliğini alabilen bir akor-belleğine sahip. Böylece bütün müzik parçalarının gerçek-zamanda çalınması ve her zaman tekrarlanması mümkün olabiliyor. Synthesizer'ları profesyonel bilişim-ağında birleştirebilmek için klavyede doğal olarak MIDI-bağlantı yuvaları bulunuyor. Bunlar yoluyla çok değişik veriler gönderilebiliyor ya da alınabiliyor. Böylelikle PSR-80'in başka synthesizer'lar tarafından da yönlendirilmesi mümkün olabiliyor. Ama MIDLişlevlerinin ayarlanması biraz muğlak olmakta; çünkü hiçbir ışık göstergesi mevcut değil. PSR-80 geleneksel pillerle ve uygun bir adaptör olduğu takdirde bir priz ya da otomobil bataryası üzerinden de işletile biliyor. PSR-80'in Federal Almanya'- da fiyatı (özel aksesuarsız) 1596 Mark'tır.

KORG 707: YALNIZCA PROFESYONELLER İÇİN DEĞİL

Korg 707, profesyonel bir synthesizer. Stüdyoda ya da sahnede etkin bir kullanım için öngörülmüş. O nedenle içine monte edilmiş bir ritm makinesi ve yeni başlayanlar için yardımcı olacak bir eşlik otomatiği aramak boşunadır. Aynı şekilde içine yerleştirilmiş hoparlörlerden de yoksun. Aygıtın kendisi, resim 4'de görüldüğü gibi modern bir tasarıma sahip olup tıkız bir yapım tarzı sergilemekte. Klavye mekanizması 49 adet sabit plastik tuştan oluşuyor. Bu tuşlarla çalınması başlangıçta biraz zor olabiliyor. Ama bunlar modern bir synthesizer için artık zorunlu olan bir özellik sunuyor: Bu tuşlar dinamiği”'ne sahip. Bu da, synthesizer'ın tuşların basılma hızına tepki gösterdiği anlamına geliyor. Böylece, eğer tuşa hafif basılacak olursa bir ton yavaş ve yumuşak bir ses verebiliyor, ama tuşa ne denli güçlü vurulursa ton da tıpkı bir piyanoda olduğu gibi, o denli yüksek ve şiddetli bir etki bırakıyor. İşlevlerin seçimi ve değiştirilmesi için değişik dokunma tuşları öngörülmüş. Birkaç sürmeli-ayarlayıcı, ses yoğunluğunun ayarlanmasına ve ilerde sözünü edeceğimiz değişik işlevlerin yerine getirilmesine hizmet ediyor. Korg 707 ayrıca, ışıklandırılmış küçük bir LCD-display'e sahip. Bu display seçilmiş işlevleri ve düzenlenmiş değerleri açık-metinde göstermekte. Öyle ki, aygıtın o andaki ayarlanmaları hakkında her zaman bilgi edinilmesi mümkün oluyor. Korg 707'nin tını üretimi sayısal olarak iki osilatörün birleştirilmesi aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu osilatörlerin dalga formu tasarımlanabilecek her tarzda değiştirilebilmekte. Üstelik bir osilatörün zamansal seyri üzerinde etkide bulunmak da mümkün olmakta. Bu tını üretiminin sonucunda bilinen müzik enstrümanlarının taklitinden tutun da alışılmadık UFO-seslerine varıncaya dek ilginç sound'lar oraya çıkabiliyor.

PSR-80

Korg 707'nin tını çeşitliliği üzerine bir fikir edinmek için onun önceden hazırlanmış 100'ü aşkın ve hemen kullanılabilecek sound'a sahip olduğunu düşünmek gerekiyor. Bunlar başlangıçtaki çalmalar için yeterli olmakta. Ama kısa bir süre sonra insan kendi sound'larını yaratmak ya da mevcut olanları değiştirmek isteyebiliyor. Bunun için o andaki sound'un tınısından sorumlu olan düşünülebilecek bütün değerleri bir sayı kodu üzerinden seçmek ve bunları bir sürmeli-ayarlayıcı sayesinde değiştirmek mümkün oluyor. Ama bu, her sayısal synthesizer'da olduğu gibi çok zaman alan bir yordam ve sahnede canlı kullanım için uygulanmaya elverişli değil. Bundan ötürü Korg 707 mükemmel bir remote-synthesizer olarak, çalınma sırasındaki sound'un sonradan değiştirilmesi için bazı imkânlar sunabiliyor. Böylece burada ilkin bir synthesizer'ın doğal olarak sahip olduğu bir ayarlayıcı bulunuyor. Bir sound'un tını yüksekliğinin değiştirilmesine ve modülasyonuna ilişkin bir ayarlayıcı bu (Pitch Bend ve Modulation Wheel). Bunun yanı sıra Korg 707, bir de “Performing-editor”a sahip. Üç adet sürmeli-ayarlayıcıdan oluşan bu gereçle ayarlanmış sound'un tınısını (alan terimi: Timbre) ve programlanmış eğrilerini etkilemek mümkün olabiliyor ve böylelikle özellikle canlı bir müziğin ortaya çıkması sağlanabiliyor. Korg 707'nin standart-mod'unda bir sound 8 sesli polifonik bir tarzda tüm klavye üzerinden çalınabiliyor. Ama Korg 707 aynı zamanda klavyeyi bölümlendirme ve her alana kendine özgü bir sound ayırma imkânları da sunuyor (Keyboard-Splitting). Ancak, her klavye alanına düşen seslerin sayısı bu suretle azalmış oluyor. Başka bir çalma modu da sound'ların içiçe girmesini sağlıyor. “Layer” işletim tarzında iki sound aynı anda bir tuşla çalınabilmekte. Bu şekilde uygun bir MIDI-yönlendirme aygıtı (bilgisayar ya da sequencer) ile Korg 707'den bütün orkestra aranjmanlarını çıkarmak mümkün olabiliyor. Kendi sound'larını tasarımlayacak boş vakitleri olmayanlar ise önceden hazırlanmış sound'ları içeren özel aksesuar şeklindeki edinebiliyorlar. Aynı şekilde, üzerlerinde bizzat üretilen sound'ların sürekli olarak kütüklenebildikleri RAM-kartları da piyasada satılıyor. Sound verilerinin şüphesiz MIDI aracılığıyla da iletilmeleri ve uygun bir programla (Bankloading-program) bir bilgisayara okunmaları ve orada rahatlıkla yönetilmeleri mümkün olabiliyor. Korg 707 omuzda taşınabilen klavye olarak, yerine getirdiği göreve uygun bir biçimde oldukça hafif bir aygıt (9.3 kg) aynı zamanda. Verim açısından çokyönlülüğüne rağmen de fiyatı gayet makul: Sadece 1420 Mark (F. Almanya'da). Bundan ötürü Korg 707, yalnızca profesyonel müzisyenlerin değil, diğerlerinin gözünde de ilginç bir aygıt.

CZ-1'DEN KOZMİK SOUND'LAR

Resim 5'te görülen Casio'nun CZ-1'i, teste tabi tuttuğumuz klavyelerin en büyüğü. 5 oktavlık ton kapasiteli ve “vurma dinamiği”ne sahip bir klavye mekanizması var. Işıklandırılmış bir LCD-görüntü penceresi bütün ayarlamalara ilişkin olarak bilgi vermekte. CZ-1 ile maksimum 16 sesli polifonik müzik çalınabilmekte. Tını bireşimi (sentez) Casio tarafından geliştirilen “Phase-Distortion” (fazların saptırımı) sistemine göre gerçekleşmektedir. Ama CZ-1'in sound'larının tını kalitesini azaltan kendine özgü ve olağanüstü yüksek bir uğultusu var. CZ-1'in işletilmesinden sonra, önceden tanımlanmış toplam 64 adet tını insanın elinde hazır bulunmakta. Diğer 64 sound her defasında ROM-kasetleri üzerinden elde edilebilmekte. RAM-kasetleri ise bizzat programlanmış sound'lar için yer sunuyorlar. Bunların her ikisi synthesizer'ın arka tarafında bu amaçla öngörülmüş deliğe sokulabilmekte. CZ-1'de tek tek her sound'un biçimlendirilmesi (editing) Korg 707'ye kıyasla önemli oranda daha açık-seçik olmakta; çünkü her bir işleve bir kod numarası üzerinden değil, ayrı bir tuş üzerinden ulaşılmakta. Diğer sound varyasyonlarına ilişkin olarak CZ-1 tıpkı Korg 707'de olduğu gibi tınıların birleşimi imkânını sunuyor. Böylece burada da iki sound'un içiçe girmesi mümkün olmakta. Ayrıca, Portamento, Chorus ve Glide (kaydırma) gibi efektler de devreye sokulabilmekte ve bunlar isteklere uygun olarak ayarlanabilmekte. Sound-zenginliği böylelikle neredeyse sonsuz olabiliyor. CZ-1 tam donatımlı synthesizer olarak elbette MIDI-uyumlu ve böyle olduğu için de bilgisayar ya da sequencer gibi dış yöneltim birimleri üzerinden idare edilebiliyor. Bunun yanısıra, sound-verilerini bilgisayarda rahatça işlemeye devam etmek için, bu verilerin bilgisayara aktarılmaları da mümkün olabiliyor. Bir yandan yerine getirdiği bütün bu işler, diğer yandan da şehir şebeke bağlantısı için içine yerleştirilmiş olan trafosu, CZ-1'i şimdiye değin tanıtmış olduğumuz klavyelerin tersine ağır bir aygıt haline getiriyor. Bu synthesizer'ın taşınması sırasında 13 kiloluk bir yük ortaya çıkıyor ki, profesyonel bir klavye için bile az bir şey olmasa gerektir bu. Fiyatı da çarpıcı bu aletin. Onu elde etmek için 1950 Markı gözden çıkarmak gerekiyor. Hobi olarak müzik yapan biri için hiç de kolay yutulacak bir lokma değil. RİTM YETENEĞİ OLAN AYGIT: KORG'UN DDD-1'İ

Profesyonel müzik dünyasına girildiğinde, HT-700 ve PSR-80'in sahip oldukları türden içine vurma çalgılar ya da otomatik eşlik mekanizması yerleştirilmiş synthesizer'lar aranması boşuna bir çaba olur. Synthesizer'lar burada ancak tını üretimine hizmet ediyorlar. Buna karşılık ritmik çalışma, Korg'un DDD-1'i gibi bir vurma çalgı üreticisi ya da verim düzeyi yüksek bir ritm-bilgisayarı tarafından yerine getirilebiliyor. Resim 6'da görülebileceği gibi, DDD-1 dikkat çekici oranda compact bir aygıt. Mahfazasının arka tarafında dış yükselticilere, ayak pedallarına, bir kulaklığa, hatta aygıtın özel bir görevi çerçevesinde gerek duyulan bir mikrofona ilişkin bağlantı için çok sayıda yuvalar bulunuyor. DDD-1'in kullanımı sabit dokunma tuşları üzerinden gerçekleştiriliyor. Bu tuşlar akılcı donatılmış bir düzenleme sayesinde aygıtın işletilmesi son derece kolaylaşıyor. Bu arada, ışıklandırılmış bir LCD-display'i karmaşık programlama görevlerini mümkün olduğunca basitleştirmek amacıyla kullanıcı ile sürekli bir diyalog içinde bulunabiliyor. Kullanım bölümünün arka tarafında başka ve daha büyük tuşlar var. Bunlar çalma alanını serimliyor. Bununla sayıları 14'e kadar ulaşabilen vurmalı enstrümanın aynı anda çalınması mümkün olabiliyor. Çok sağlam olan bu tuşların ilginç bir özelliği var: Bunlar tıpkı Korg 707 ve Casio CZ-1 klavyelerinin mekanizmaları gibi “vurma dinamiği”ne sahipler. Böylece bir bas trompet yavaş ve duygulu, ama aynı zamanda gerçek bir vurma çalgıda olduğu gibi sert olarak da çalınabiliyor. DDD-1, temel versiyonda kuvvetli bas trampetlerden darbukalara, zillere ve “Cabasa” ile tambur gibi egzotik tınılara varıncaya dek 18 adet mükemmel sayısallaştırılmış vurmalı enstrümanı sunuyor. Diğer enstrümanlar aksesuar olarak elde edilebilen ROM-kartları üzerinden aygıta yerleştirilebiliyor. Aynı anda 4 adet ROM-kartının içeriye sokulması mümkün olabiliyor. Artık kullanıcı kendi bireysel ritmini gerçek-zamanda ya da tedrici olarak “pattern”lere (örüntü) aktarabiliyor. 100 adede varıncaya kadar idare edilen bu “pattern”lerin her zaman çalınmaları mümkün. Böylelikle de bunlar düzenli bir ritm meydana getirmekteler. Ama farklı “pattern”lerin, ölçülerden oluşan tüm bir dizi, bir şarkı olarak biraraya getirilmeleri de mümkün olabiliyor. Bu şekilde tam bir şarkı için zengin çeşitli bir vurmalı çalgı eşliği yaratılabiliyor. Maksimum uzunluğu 255 “pattern”li toplam on şarkının DDD-1'in belleğinde korunması mümkün. Tabii DDD-1, profesyonel müzik-ağı MIDI'ye bağlanabilmesi için, MIDI-yuvalarına da sahip. DDD-1 hiç olmazsa 3.9 kg gelen ağırlığıyla gerçek bir vurmalı çalgı üreticisinden önemli oranda daha hafif ve şüphesiz daha ucuz. ROM-kartları ve Sampling-Platine olmaksızın Federal Almanya'daki fiyatı 980 Mark'tır. Son olarak, şu günlerde ciddi olarak bir synthesizer satın almayı düşünen herkese şöyle bir tavsiyede bulunmak isteriz: Bir uzman firmaya giderek en yeni fiyatlar hakkında bilgi toplayın ve uzman kişilere danışın. Synthesizer pazarında en azından bilgisayar pazarında olduğu kadar yoğun bir hareketlilik gözlenmekte. Yeni aygıtlar ve fiyatlar tıpkı dört mevsim gibi gelip geçmekte.

Bilgisayar Virüsleri ve Bunlardan Korunma Yolları

Bilgisayar üreticileri ve bilgisayar merkezlerinin yöneticileri bu virüsleri “bilgisayar sabotajının en rezil tarzı” olarak kabul ediyorlar. Programcılar ve bilim uzmanları bilgisayar virüslerinde bağımsızlaşan bir yaşamın belirtilerini görüyorlar. Hiçbir şeyden haberi olmayan kullanıcılar içinse bu virüsler dehşet verici ya da en azından can sıkıcı bir durum yaratıyorlar.

Çev.: Güven Savaş Kızıltan

Hacker'lerin, Troya atlarının ve şerit kurtlarının yanı sıra bilgisayar virüsleri son zamanlarda bilgisayar altkültürüne gittikçe artan bir sıklıkla yerleşiyorlar ve tüm bilgisayar merkezlerini diz çökmeye zorlayan, yazılım koleksiyoncularını ellerindeki programlar konusunda kaygıya düşürten bu “lojik bombalar”dan gittikçe daha çok söz ettiriyorlar. Digital iblislere karşı duyulan korku yayılıyor. Vahşi Batı'da şarlatanların küçük ilanlarla donatılmış arabaların üstünde kendi her derde deva ilaçlarına modern araçlar kullanarak övgüler yağdırdıkları, “virüslere karşı güvence”, “verilerin güvenliği” türünden büyülü sözlerle avazları çıktığınca reklam yaptıkları görülüyor. Bu konuda yaratılan panik, sözde güvenlik satıcılarının işlerine canlılık kazandırıyor. Virüsler üzerine bir kitap yazmış olan Franz Burger ile Hamburg'daki “Chaos Computer Club”un sözcüsü ve “Lojik bombaların yapım rehberleri olarak virüsler” konusunun tartışıldığı oturumların sevilen konuşmacısı Steffen Wernry şöyle bir uyarıda bulunuyorlar: “Yazılımın farklı kişilerle sık sık değiş-tokuşu bulaşma tehlikesini artırmaktadır.” Bu türden dehşet bildirilerinin etkisi görülmüyor değil. Kullanıcılar kendi disketlerini büyük bir kıskançlıkla kilitliyorlar ve bilgisayarının başında, ona hiç kimse dokunmasın diye adeta nöbet tutuyorlar. Bunlardan bazıları, bilgisayara bu sırada bir hastalık bulaşır korkusuyla Freeware ya da Shareware programlarını kullanmaktan bile çekiniyorlar. Acaba bir bardak suda fırtına mı koparılmaktadır? Virüslerden korunma, en azından bilgisayar üzerinde o kişiden başka hiç kimse çalışmadığı sürece, hiç de o kadar zor değildir. Ev kullanıcısı kural olarak tek başına çalıştığından dolayı da, bu konuda Aids ile yapılagelen benzetme pek yerinde olmasa gerek. Bu bağlamda esas olarak önem taşıyan şey, bir bilgisayarın normal işletimi sırasında da göz önünde tutulması gereken temel güvenlik kurallarına uymaktır. Bilgisayar ağlarında ya da büyük bilgisayarlarda, bunlara telefonla erişilmesi mümkün olduğundan, tahribata yol açan virüslerde ya da kendi kendini üreten programlarda ise durum biraz farklı görünüyor. Yerel bilgisayar ağları söz konusu olduğunda iyi bir bakım ve çağrılabilen programların mümkün olduğunca az sayıda tutulması yeterlidir. Virüsler ancak telefonla desteklenmiş veri ağları alanında ya da çok geniş dallara ayrılmış bilgisayar merkezlerinde gerçekten büyük sonuçlar doğurmaktadırlar. Burada ilke olarak pek çok kullanıcı aynı veri stokuna el atmaktadır. Veri bankalarına ve posta kutularına yerleştirilen programlar da mümkün olduğu kadar çok sayıda kullanıcının bunları kullanabilmesi için düşünülmüştür. Erişim kontrolü bu sistemlerde erişim yetkileri, çoğu kez de akıllı bir parola-ayrıcalık sistemi aracılığıyla düzenlenmektedir. Bununla birlikte, en emin önlem olan ve topluca kontrole izin veren bir sistem, belirli bir büyüklükten itibaren artık güvence sağlayamamaktadır. Yönetilen verilerin ve programların miktarı ile birlikte davetsiz konukların el atabilecekleri yüzeylerin sayısı da artmış olmaktadır. Virüsler ve benzerleri ağlara girerlerken aslında büyük bilgisayarların korunması için düşünülmüş ayrıcalık sisteminden yararlanmaktadırlar paradoksal bir biçimde. Bir kez yol bulmuş olan bu virüs onu çağıran kullanıcısının yazım yetkisini eline geçirmektedir. Bu erişim yetkisi sayesinde söz konusu virüs bu ayrıcalık basamağında bulunan bir kullanıcının erişebileceği bütün programları enfekte edebilmektedir. Böylelikle de, aynı zamanda bu virüsün daha yüksek ayrıcalığa sahip kullanıcılar tarafından daha sık çağrılma olasılığı da yükselmektedir. Bu şekilde virüs her (farkında olmaksızın yanılan) çağrı

Disket/Hard disk

Bir MS-DOS bilgisayarının çalıştırılması sırasında ilkin Komut- — 2. Bölüm öncelikle işletim masasının (console) gözetilmesine hiz- Yorumcusu COMMAND.COM (1 ve 2) yüklenmektedir. O iki bö- Met eder (Klavye, DIR, TYPE, DEL vb.) ve bu işlevleri bir kullalümden oluşmaktadır: nım programına iletir. Bu ikinci bölümün “üzerine yazılabilmekte” 1. Bölüm, bilgisayar yeniden harekete geçirilmediği sürece, RAM'- — ve bölüm geçici olarak bellekten silinebilmektedir. Virüs (kırmıda kalmaktadır. Disketlere ve ekrana ilişkin işlemler oyun yetkisi zı: A,B,D) enfekte edilmiş bir programda gizlice pusu kurup onun içine girer. Bu işlemlere kullanım programları da erişmek zorun- çağrısını beklemektedir. dadırlar.

Kullanıcı enfekte edilmiş programı klavye üzerinde çağırmıştır. Bellekte sabit bir şekilde kalan işletim sistemi bölümü (1) programı (A'dan E'ye kadar) iş belleğine kopya eder, “üzerine

Şansızlık oldu ve program enfekte edildi. Komut yorumcusu normal bir program yüklenmiş olduğunu sanarak, program akmaya başlayıncaya kadar kendisini geri çeker. Bu programdan önce yerleşmiş olan virüs kafası (A) şu şekilde ilerler şimdi: Belleği, programın ana bölümünün arkasında bulunan, ama asıl program kafasının önünde duran kendi etkinlik bölümüne (D) aktarır. Et-

Disket/Hard disk

yazılabilen” işletim sistemi bölümünün üzerine yazar ve kontrolü sistem yoluyla bu programa aktarır.

Disket/Hard disk

kinlik bölümü iş belleğinin bir bölümünü bizzat kendisi için rezerve eder ve kendisini ortaya kopya eder. Bunun ardından, bu programın sonunda giriş işaretine ulaşıncaya, orada çalışmasını sürdürünceye ve asıl programın çalışmaya devam etmesini sağlayıncaya kadar (C) kontrolü işlemekte olan asıl programın kafasına iletir.

Disket/Hard disk

Kullanıcı bunu farketmeden program akmaya devam ederken üç yordama ilişkin olarak hafifçe gerçekleşen zaman geciktiriminin farkedilmesi bilgisayar ne denli hızlı çalışırsa o denli güç olur. Ara-zaman içinde virüs RAM-mekânını kendisi için rezerve ederken işletim sisteminin genişletilmesini talep eder ve kendisini de “üzerine yazılmayan” olarak beyan eder. Bu, komut yoluyla gittikçe daha geniş bir alana yayılmaktadır, ta ki sonunda en üst ayrıcalıklarla birlikte tüm sisteme erişim imkânına sahip oluncaya kadar. Küçük bir hizmet programı ya da güzel bir oyun kimliğine bürünmüş olan virüsü sistemde çağıran kişi bizzat sistem işletmeni olmasa da, virüs bu arada enfekte edilmiş başka bir ana programda gizlenmiş olarak herhangi bir zamanda işletmene ulaşmaktadır. Bu andan itibaren bu bilgisayarlardan oluşan sistemin tümü virüsün hizmetine girmiş olmaktadır. Tabii yüzlerce milyon Dolar değerindeki veriler de... 1968 yılında Fermilab US-Nükleer Araştırma Merkezi'nin elektronik veri işleme (EDV) tesisine bilinmeyen bir kişi tarafından bir virüs sokulmuştu. Tesis, içinde atom savaş planlarının depolanmış olduğu askeri bir bilgisayara bağlantılıydı. Bunun üzerine Fermilab'ı kapatmak zorunluğu doğmuştu. Dünya çapında bir birlik olan “Space Physics Analyst Network (SPAN)”un 138 VAX'ına virüs taşıyıcısı bir “Troya atı”nın yerleşmiş olduğu 1987 yılının Ekim ayında belli olmuştu. Alman Hacker'lerinden oluşan bir grup tüm bir virüs topluluğunu bu uluslararası bilgisayar ağına sokmayı her nasılsa başarmıştı. Virüslere, enfekte edilmiş bilgisayarları Almanya'dan gelecek diğer telefon görüşmeleri için açık tutmak gibi bir görev verilmişti öncelikle. Birkaç hafta sonra (tam da Noel'den biraz önce) veri ağında bir “Noel virüsü” belirdi ve bu virüs dünyanın her tarafından ağa bağlanmış olan kullanıcılardan şöyle bir talepte bulundu: “Just type in XMas !”. Noel kutlamasını yerine getirmekten kaçınanlar birkaç gün süre ile bilgisayar üzerinde çalışmak olanağından yoksun kaldılar. Diğer herkese ise ilkin ekranda çizilmiş bir Noel ağacı takdim edildi ve daha sonra virüs başkaca bir zarara yol açmaksızın ve sisteme erişimi nihayet serbest bırakmadan önce onlara neşeyle göz kırparak “İyi Noeller” diledi. Bilgisayar merkezlerinin ve iletişim ağlarının sorumluları şimdiye değin virüsler konusunda Hacker'lerle ilgili sorunlarında uyguladıkları stratejinin aynısını sürdürmeyi yeğ tutmuşlardır: Kimseyi tedirginliğe düşürmemek için mevcut sorunları önemsiz göstermeye ya da düpedüz yadsımaya çalışmışlardır. Bununla birlikte, virüs Duden Yayınevi tarafından “1987 yılının sözcüğü” olarak seçildikten sonra bilgisayarın uygulama alanlarında ve dallarında bu konu duyarlılık kazanmış oldu, çünkü ortalıkta dolaşan bir virüsün her zaman “Noel virüsü” gibi sempatik bir örnek oluşturması söz konusu değildi. Daha Aralık 1987'de bir virüs IBM'in Tampa/Florida'daki genel karargâhına sızmış ve oradan yol bulup, buraya bağlı bilgisayar merkezlerine girmişti. Belli ki bu virüsün amacı, sistem yöneticisi de dahil olmak üzere, bütün kullanıcıları bilgisayar girişten yoksun bırakmaktı. Bu virüs ancak kontrol altına alınabildi. Yine Tampa'da aynı günlerde bir AMIGA-Kullanıcılar Klübü başka bir virüsün yol açtığı etkileri hissetmeye başlamıştı: Birbirleri arasında sevinçle yazılım değiş-tokuşu yapan üyelere ait disketlerin büyük bir bölümü birkaç gün içinde onulmaz bir biçimde enfekte edilmişti. Bununla ilgili olarak, Amerikalı bilgisayar tutkunlarıyla çok yakın ilişkileri olan bir Kullanıcılar-Klübü'nden şüphelenilmişti.

yorumcusu tarafından diğer her sistem genişletilmesi gibi (Örneğin ANSI.SYS) işleme tabi tutulur. Programın akışından sonra MS-DOS RAM'daki boşaltılmış mekânı kendi “üzerine” bölümüyle (2) yeniden doldurur. “Üzerine yazılamayan” bölümün (1) doldurulması, bu bölüm daha önce rezerve edildiğinden, kesintiye uğrar.

Virüs-sistem genişletilmesi (A,B) belleğe yüklenmiş olan her prog- kinlik bölümü (D) rezerve edilen RAM-alanından programın soramı denetler. Bu sırada asıl kafa (A) ve giriş (B) ile çağrılmış bu- — nuna kopya edilir, bunun arkasına da özgün programın kafası (1) lunan programın başlangıcı karşılaştırılır. Bu program — kopya edilir. Programın başlangıc rbest kalan mekânı vigerçekleşmiş enfeksiyonda özdeş olmak zorundadır. Karşılaştır- rüs kafası ve giriş (A ve B) işgal ederler. Bunlar RAM'dan yığın mada benzerlik ortaya çıkmadığı takdirde virüs bu programın he- kopya edilirler ndi komut yorumcusu ve enfekte edilmiştir ve nüz enfekte edilmediğini anlar. Komut yorumcusu şi 3 il a E asında artık işletim sisteminin kenolmadığı için hızlı bir ş süreci disi bir virüs olmuştur.

Şimdi hiç bir şeyden haberi olmayan kullanıcı yeni ve henüz en- — B bölümleriyle özdeş değilse) virüs bir manipülasyon görevini yefekte edilmemiş bir programı çağırır (X,Y). Komut yorumcusu prog- rir: Etkinlik bölümü (D) ramı belleğe yükler ve kendi “sistem genişletilmesi'' virüsüne (A) nün arkasına getirilir, virüs kaf: iletir. Bu da, gerçekleşen enfeksiyonu derhal incelemeye başlar başlangıcını oluşturur. İnceleme olumsuz sonuç verili Datanın başlangıcı virüsü A ve

(B) virüsünün giriş bölümü sistem kontrolünü gerçekleşen enfeksiyondan sonra RAM'daki değiştirilmemiş programa (X/Y) aktarır.

13 MAYIS 1988 SİSTEMİN ÇÖKÜŞÜNE İŞARET EDEN BİR TARİH Mİ?

Kudüs'teki İbrani Üniversitesi'ne ait bilgisayar merkezinin denetçileri bu yılın Ocak ayından itibaren bir virüsle uğraşmaktadırlar. Bu virüs rekursif (kendi kendini yeniden çağıran) döngünün hesaplanmasına ilişkin işlemci zamanının gittikçe artan bir bölümünü anlaşılamayan bir nedenle ayırmak suretiyle ana bilgisayarın verim yeteneğini, görünüşe göre önüne geçilemeyecek bir biçimde, kemirmektedir. İşleme zamanının her günkü kısaltılışından yola çıkarak Kudüslü bilim adamları sistemin bu virüs tarafından tahminen bu yılın 13 Mayıs'ında bütünüyle felce uğratılmasının yüksek bir olasılık olduğunu hesaplıyorlar. Merak edilmeye değer bir konu bu. Üstelik 13 Mayıs 1988 bu yıl içinde ayın 13'üne rastlayan biricik Cuma'dır. Bilindiği gibi Batı toplumunda ayın 13'ünün Cuma'ya rastlaması uğursuz sayılır. Acaba bu bir rastlantı mı yoksa sinsi bir amaca mı işaret etmektedir bu? Burada anlatılan bütün olaylarda ortak olan nokta şudur: Bulunan izler konuyu araştıranları Almanya'ya götürmektedir. Mahut NASA-Darbesi'nden bu yana belli ki Alman Hacker'lerden her şey umulmaktadır. Gerçekten de, daha 1985 yılında “Bavyera Hackerpost”ta virüslere ilişkin ilk raporlar ortaya çıkmıştı. Bu konu çerçevesinde o zamanki tartışmanın odak noktasını “University Southern California” bünyesinde virüslerle ilgili deneyler yapan Fred Cohen'in 1985 tarihli doktora tezi oluşturuyordu. Onun kendi çalışmasında

Disket/Hard disk

rır. Bu sırada disketler üzerindeki özgün program ise çoktan enfekte edilmiştir.

Burada da şekil (4)'teki aynı durum meydana gelmektedir. Şu farkla ki, şimdi komut yorumcusu enfeksiyonu gerçekleştirmektedir; o halde yeni bir manipülasyona gerek kalmamaktadır. Programın ulaştığı sonuçlar öylesine çarpıcıydı ki, Üniversite idaresi ilkin bunları kilit altında tutmaya çalışmıştı. Çok kısa bir zaman zarfında onun (zararsız) virüsü, Üniversite'nin bilgisayar merkezini bütünüyle enfekte etmeyi başarmıştı. Hattâ bu sırada ek olarak yerleştirilen bütün güvenlik engellerinin de üstünden aşabilmişti. Cohen gerçekten yeni olan hiçbir şey icat etmiş değildi: Kullanılabilen ilk virüs daha 1983 yılında programa yazılmıştı. Bu virüs Unix işletim sisteminde ortaya çıkmıştı ve orada dış komut “VD” içinde yuvalanmıştı. Bu komut -MS-DOS-Utility “TREE” gibi- bütün katalogları ve altkatalogları grafik olarak göstermektedir. Ama bütün virüslerin atası olan bu virüs salt bir gösterim programıydı (Demo-Programı); her erişim el ile takviye edilmek zorundaydı ve tabii tahrip edici program yordamlarını da içermemekteydi. Gene de bu virüsün VAX 11/750 sistemi denetçilerinin içlerine korku salan bir etkinlik alanı vardı: Çalışırken bu virüse rastlayan bir kimse bir saat boyunca sisteme sınırsız bir erişim imkânı elde edebilmekteydi. Nihayet 1986 yılında Bavyeralı Hacker'ler kendi ilk yaratılarını sundular: Kısa bir süre içinde yaygınlık kazanan C 64 için bir virüstü bu. Uzmanlar bile bu programlama ustalığından hayrete düşmüşlerdi. Virüs kataloğun okunması sırasında dahi kendini diskete yazdırmakta, programın uzunluğunu görülür tarzda değiştirmeksizin programa bağlanabilmekte ve Floppy-Speeder'e ya da genişletmelere uyarlanabilir olup olmadığını kendiliğinden farketmekteydi. Bu durumda ise kendini otomatik olarak silmekteydi. 1986 yılında “Chaos İletişim Kongresi” hemen hemen yalnızca virüs konusunu ele almıştı. O günlerde pek angaje bir tavırla yürütülen bir politik tartışmalar gündemdeydi. Yaklaşmakta olan nüfus sayımı ise “bilişime (Information) ilişkin olarak kişilerin kendi kendilerini belirleme hakkına devlet tarafından yapılan müdahalelere” karşı savunmada virüslerin ne ölçüde yasal bir araç oldukları sorusuna canlılık getirmişti. Bu konuda tahrip edici virüslerin kullanılmasına ilişkin öneri çabucak reddedilirken, mevcut datalara gerektiğinde ekleme yapılması görüşü daha çok benimsenmiş oldu: “Otomatik Set Vatandaşı” olarak bir virüs -doğru yere ulaştığında- bir “yeni vatandaşı”nı sistem artık kontrol edilemeyecek bir duruma gelinceye dek art arda üretmesine ilişkin bir görüştü bu.

Disket/Hard disk

ramın başlangıcıyla sistem genişletilmesi arasında yapılan karşılaştırma olumlu çıkar. Sonuç: Sistem kontrolü zaman kaybı olmaksızın “üzerine bölümün (2) kafasına aktarılır.

ZI

Virüslere yakalanmış bir sistemi iyileştirme imkânlarından biri de serum denilen bir işlemin programlanmasıdır. Ama böylesi bir program için virüsün önceden keşfedilmiş ve çözümlenmiş olması şarttır. Serumun virüsü ilkin program içeriğinde keşfetmesi zorunlu olduğundan, serum veri kütüklerini tek tek her bit'de tipik virüs özellikleri bakımından yoklamaktadır. Biyolojide olduğu gibi önce virüsü tecrit etmek gerekmektedir. Enfekte edildiği konusunda kuşku duyulmayan bir program enfekte edilmemiş olduğu garantilenmiş kendi ilk metniyle her bir bit'de tek tek karşılaştırılmaktadır. Burada ortaya çıkan fark, virüs demektir. Bu durumda bir serum-programı test edilecek bütün programları artık bilinen bu virüsle kıyaslamak zorundadır. Kurnaz virüs programcıları serum programlarının önüne bir engel koymuşlardır: Bir bilgisayarın serum programları aracılığıyla iyileştirilmesini zorlaştırmak için, kendi virüslerini her yeni kuşakta kendilerini değiştirme yeteneğiyle donatmışlardır. Böylelikle de, ancak iki virüsü ve onun yapısını tanıyan serum programı bir sonraki kuşaktan hiçbir virüsü saptayamaz duruma gelmektedir. Serum programı için daha sonraki kuşaktan virüsler tıpkı kendine büsbütün yabancı virüsler gibi meçhul kalmaktadır.

Fred Cohen “Bilgisayar Virüsleri- Kuram ve Deneyler” başlıklı çalışmasında taklit bir bilgisayar dili kullanarak kendi kendini değiştiren virüsü şöyle betimlemektedir: program evolutionary-virus,

Kopya kuşakları boyunca süren bu mutasyon, bir programın her yeni enfeksiyonunda meydana gelmektedir. Burada virüs yalnızca kendisini ana programa kopya etmekle kalmaz, bunun yanı sıra yeni programa rastlantısal kökenli komutları da ek olarak