BİT ve BYTE'LARLA SANAT
Retro bilgisayarir AHRENS
“Tıpkı yazı makinelerinde olduğu gibi,” diyor Brian R. Smith, “bunların çoğu büroda günlük işler için kullanılıyorlar. Ama üzerlerinde şiir de yazılabiliyor.”
Çeviren: G. Savaş KIZILTAN
Brian Reffin Smith bir sanatçı. Fakat onun işyeri bir elektronik atölyesine benziyor. Berlin'in Wedding semtinde harap olmaya yüz tutmuş eski bir yapının içinde bulunan ve avluya bakan bu oda çakıp sönen, vınlayan, tıkırdayan araçlarla tıka basa doldurulmuş: dört adet bilgisayar, üç adet monitör, video-kamera, elektronik org, çizgici (Plotter) ve Metin Yazıcısı masalara ve raflara yerleştirilmiş durumda. Bunların aralarında ise kabloların oluşturdukları bir karmaşa hüküm sürmekte ve şurada burada üzerlerine notlar düşülmüş -algoritma-okuspokuslukları- birkaç kağıt parçası. Tipi serbest çalışan bilgi uzmanı, sakallı Brian bu büroya bakıyor ve birden elini sürekli olarak tuttuğu ceketinin yakasından bir an için çekip bir klavyeye birkaç simge basıyor. Bunun üzerine ekranda birtakım kübik şekillerin, konturların belirdikleri, bu şekillerin piramide dönüşerek boşlukta süzülmeye başladıkları ve düştükleri görülüyor. Bir yontuya ilişkin program bu. Yeni bir giriş yapılıyor. Monitörde bir doğru çizgi beliriyor, yönünü ve rengini değiştiren bu çizgi delice bir hızla buzlu cama atılıyor. Sonuçta ekran renkli bir labirente dönüşünceye kadar bu böyle devam ediyor. Peki, sanat mıdır bu?.. Smith şöyle diyor: “Bana kalırsa burada söz konusu olan şey, üzerinde bir şeyler bulunan bir parça kağıttır. Eğer bu kağıt benim için ilginç ya da değerli ise, bu takdirde bunu yapanın bir maymun mu, bir ada tavşanı mı yoksa bir bilgisayar mı olduğu bence hiç önem taşımaz.” Smith'in bu konuyu bilmesi gereken kişilerden biri olduğuna şüphe yok, Smith şu anda 41 yaşında ve yirmi yıldan bu yana bu meslekte çalışıyor. Bu zanaatı memleketi olan İngiltere'de çekirdekten yetişerek öğrenmiş. Bilgisayarda resim üretilmesi konusunda altı adet kitap kaleme almış. Bu alanda İngiltere, Fransa ve Polonya Akademilerinde öğretici konferanslar vermiş. Şimdi de Bourges'daki (Fransa) Güzel Sanatlar Yüksek Okulu kürsüsünde ayda iki hafta olmak üzere dersler vermektedir. Üstelik Smith sanat dünyasına doğrudan girmeyi de başarmış bir kişi. Elektronik-Sanatçılarının Linz'deki (Avusturya) ünlü festivali “Ars Electronica”'da düzenlenen “Bilgisayar Sanatı Birinci Uluslararası Yarışması”na katılan 15 ülkeden 700 aday arasında Smith “Şekil 10” adını koyduğu bilgisayar-resmiyle birincilik ödülü kazanmıştır. Bu ödül, Semendrek Adası'nın 2000 yıllık zafer tanrıçası Nike'nin altından dökülmüş bir tasviri ile 150000 Avusturya Şilinginden oluşmaktaydı. “Bu resmime modellik eden şeyi Kreuzberg'deki bitpazarlarından birinde bir Mark karşılığında satın aldım” diye anlatıyor Smith ve ekliyor: “Orada sağa sola atılmış Rusça tıp kitaplarıydı bunlar.” Bir kavramsalcı sanatçı olan Smith bu kitapların içinde elektrokardiografi'den çıkan diyagramları bulmuş oldu ki, bunlar onun gözünde ruhun bulunduğu yeri gösteren titrek krokilerdi. Smith bunları bilgisayara verdi, orada bu şekilleri renklerle donattı ve formlarını yumuşattı. “Daha sonra,” diyor Smith “resmin bir monitör tarafından fotoğrafını çektirdim -özellikle kötü bir niyet taşımaktaydım bunu yaparken-”. Bu arada, ödül alan bu resim büyük bir resim olarak da ortaya çıkmış bulunuyor. Bir mürekkepli tarayıcı bu fotoğrafı tual üzerine aktarmıştır. Siyah bir fonun önündeki yeşil bir duman içinden sarı renkte bir insan silueti ortaya çıkmaktadır. Omuzların arasından taralı bir üçgen olarak kalp görülmektedir. Brian Smith alçakgönüllülükle “Sanırım resimler bunlar,” diyor, “hatta biraz da güzel resimler bunlar.” Bit'ler ve Byte'lar yoluyla güzel resim yapmak, bilgisayar icad edildiğinden bu yana bilişim uzmanlarının hedeflerinden biri olagelmiştir. Bunu 50'li yıllarda gri denediler, 60'lı yıllarda ise otomatlara ünlü sanatçıların çizim üsluplarını taklit ettirdiler. Ve nihayet 70'li yıllarda, sanatçı eğilimleri olan bilgisayar-meraklılarının da kullanabilecekleri aygıtlar geliştirdiler: Biraz zahmet gösterilirse güzel resimler sunabilen Paint-sistem ve monitörlü PC'lerdi bunlar. Kreatörlerin vakti gelmişti artık. O günden bu yana donanım dünyasını bir sanat aygıtları akını sarmış ve kendine özgü bir Bilgisayar-sanatı oyunları yaygınlaşmıştır. Hiç kuşkusuz resmi sanat icrasından uzak düşmekteydi bu: Bu yeni güzel resimler çoğunun bilgisayar alanındaki endüstri fuarları çerçevesinde ve yeni teknolojinin hâlâ yaymakta olduğu korkunun renkli bir dekorasyonu olarak gösterilmekteydiler. Bilgisayar resimlerinin salt makine estetiğine ilişkin olduğuna dair yaratılmış olan atmosfer ancak geçen yıl bilgisayar grafikerlerinin Venedik'teki Sanat Bienali'nde sergilenmesiyle dağılıp gidebilmiştir. Bilgisayar grafiklerinin koleksiyonlara ve müzelere girmelerine kadar katedilen yolda Linz yarışması da kuşkusuz bir kilometre taşı olmuştur, çünkü ilk kez bu yarışma, bilgisayar sanatçılarından ve bilgisayar animatörlerinden oluşan uluslararası topluluk üzerine genel bir bilgi edinilmesine imkân sağlamıştır. Bu topluluk renkli bir küme oluşturmaktadır. Burada, enstitülerinin büyük bilgisayarlarının başında aşırı gerçekçi ve içlerinde her ışık yansımasının yerli yerine oturduğu senaryolar hazırlayan teknik-takımlardan tutun da, gece geç saatlere kadar PC başında akla hayale gelmeyen resim dünyaları oluşturmaya çabalayan sessiz bireysel sanatçılara ve atölye olarak kullandığı evinde hiçbir bilgisayara katlanamayan Düsseldorf'lu Jürgen Lit Fischer'e varıncaya dek geniş bir yelpaze göze çarpmaktadır. Fischer'e en iyi düşünceler, kendi ifadesiyle, bilgisayar başında değil, “Meksika hamağında” gelmektedir. Fischer bunu söylerken gülüyor ve Art-Deco tepsi üzerindeki çiçekli fincanlara Stelton markalı ibrikten kahve koyuyor. Uzun boylu bu sarışın adamın gözünde belli ki yaşamın niteliği önem taşıyor. Fischer yaşadığı ve aynı zamanda çalıştığı bu aydınlık mekanlarda sanat yapıtları aracılığıyla bir şeyler bunlar, adeta görünmeyen şeylerin tam kopyaları.
Brian Reffin Smith'in bilgisayarla gerçekleştirdiği ve kendisine ödül kazandıran bir çalışması.
Bir kimya profesörünün oğlu olan ve kendi kendini yetiştiren Fischer (46), Düsseldorf'daki “Zero-Gruppe” adlı topluluk 60'lı yıllarda fotoğraf oyunlarını sahnelediğinde onlara yardım etmeye başladığından beri fotoğraf ressamlığı yapmaktadır. Bilgisayar ile ilişkisi ise ancak beş yıl öncesine dayanmaktadır. Fotoğraf tasarımcısı Fischer “Bilgisayar benim imkânlarımı genişletti” dedikten sonra şunu ekliyor: “Ama her şeyin mümkün olduğuna ilişkin şimdi hüküm sürmekte olan çılgınca görüşe de kapılmış değilim.” Fischer yeni tekniğin daha çok yaşamdan bir şeyler eksilttiğinden endişe duyuyor ve bundan ötürü evinin dışında kiralık bir bilgisayar kullanıyor. Fischer şöyle diyor: “Saatlerce ve günlerce karanlık bir mekanda bilgisayar denilen bu şeyin önünde çöreklenmek düşüncesi bana yabancı geliyor.” Linz'e ödül: Fischer'e “Intervalle” adlı serinkanlı yapıtı dolayısıyla bir takdir ödülü veriliyor. Fischer bu ödülle, büyük bilgisayarlarda ve genellikle yarışma kurallarına uygun bir biçimde daima daha renkli, daha parlak ve daha şaşırtıcı bilgisayar grafikleri üreten ve kendileri için yeni bir dünyanın kavramsallaştırılmasının önem taşıdığı bütün Amerikalılardan ve Japonlardan başarılı olduğunu kanıtlamış oluyor. İşte Japon kadın sanatçı Naoko Motoyoshi'nin “Sabah Parıltısı” adlı yapıtı. Burada -amatör bir fotoğrafçı tarafından çekilmişcesine- açılmış mor bir boru çiçeği görülüyor. İşte Amerikan kadın sanatçı Joyce Williams'ın, pencere kenarında duran basit formlu ve ışık yansımalarıyla bezenmiş çiçek saksılarını gösteren “Saksılar” adlı çalışması. Ve özellikle de işte Amerikan ekran ressamlığının en güçlü temsilcisi Melvin C. Prucitt. O'nun Linz yarışmasına Noel ağacı süsleriyle bezenmiş çarpıcı renkler taşıyan manzara resimleriyle katıldığı görülüyor. Fizikçi, yazar ve reklam filmcisi olan Prucitt bu resmi bir Cray-Süper bilgisayarda tasarımlamıştır. Bu aygıt Los Alamos'un bomba laboratuvarında nükleer silah sistemleri geliştirmektedir.
“|
Naoko Motoyoshi'nin “Sabah Parıltısı” adlı eseri
İşte sanatsal bir trafik levhası.
Gelişen teknolojinin sanatına bir örnek.
Paris'in “Sacré-Coeur” yakınlarındaki “Place du Tertre” meydanında Peter Kogler adlı bir Avusturyalı sanatçı çalışmaktadır. Yüz yıl önce modern resmin başladığı bu yerde bugün turistler hatıra ressamlarının şövalelerinin önüne hücum etmektedirler: Burada, isteğe göre, portreler, şehir manzaraları ya da çıplak çingene resimleri yapılmaktadır şimdi. Avusturyalı sanatçının ikametgahı buradan birkaç adım ötede ve yüksek bir duvarın arkasındaki pek de tekin olmayan bir bahçenin içinde bulunuyor. Uzun boylu, benzi soluk bir çocuğunkini andıran, kısa saçlı, çenesi sinekkaydı tıraşlı genç bir adam tek odalı ve atölye olarak kullanılan evinin kapısını açıyor. Şu anda 28 yaşında olan Peter Kogler'i bilgisayar oyunu dalında hemen hemen kimse tanımıyor, ama sanal alanında neredeyse bir yıldızdır o. Kendi kendini yetiştirmiş olan Innsbruck'lu bu sanatçı Akademi'den, buraya yalnızca bir devam ettikten sonra, kaçıyor ve Basel, Hamburg, Köln ve New York kentlerinde sergiler açıyor. Daha 1984 yılında, “Yeni Geometri” adını taşıyan sanat akımının süper yıldızları Armleder, Federle ve Rokkenschaub ile birlikte Viyana'nın avantgarde galerisi “Naechst St. Stephan”'a kabul ediliyor. “Neo-Geo-Sergisi”'nin başlığı ise şöyle: “Çizim, Dalgalar, Sinyaller”'. Bizzat Kogler de kendi çalışmalarını “ilkel büyük çizimler” olarak tanımlıyor. Bu çalışmalardan bir tanesi yarısı yapılmış durumda duvara asılı duruyor; halı boyutlarında ve sarı, mavi, kırmızımsı Raster-labirentleriyle basılmış üç adet tuval de yere konulmuş. Geometrik dokunun arasından yavaş yavaş gözler ve ağızlar şematize edilmiş bir tarzda ortaya çıkıyorlar. Kogler “Portreler” diye açıklıyor kısaca ve ekliyor: “Nokta-Nokta-Çizgi ilkesine göre yapılmış.” Peki Kogler acaba nasıl yaratıyor bunları? Kogler bu sorumuza karşılık tek kelime etmeden PC'nin slotuna disket üzerine disket sürüyor. PC arzulanan grafik programlarını alıncaya kadar devam ediyor bu işlem. Bundan sonra, çalışma masasının üzerindeki ve Kogler tarafından idare edilen Maus'un çıkardığı sesten başka hiçbir şey duyulmaz oluyor. Birden, spreyle yapılmış gibi püskürtme bir resim ortaya çıkıyor ve bu resmin ikiye, dörde bölündüğü ve çoğaltıldığı görülüyor. Kogler istediği şeyi elde edinceye dek devam ediyor bu. O'nun istediği şey ise şudur: Sayısal (digital) portreleri için temel yapı taşı olan dört köşeli bir resim elemanı. Kogler bu elemanın baskısını yapabilmekte, onu bir fotokopi üzerine aktarabilmekte ve daha sonra da baskı için ipeği hazırlayabilmektedir. O zaman da bilgisayar aracılığıyla tek tek elemanların düzenine ilişkin kurguyu tasarımlayabilmektedir. Kogler'in çizgi-portreleri 2.40 x 1.50 metre ebadındadır. Fiyatları ise 7 ila 8 bin Mark arasındadır. Kogler'e göre bunlar “ekran başında neredeyse şiddetli duygularla yürütülen çalışmanın” güzel sonuçlarıdır. Paris'te yaşayan bu Avusturyalı, bilgisayar-meraklıları kuşağının bir sanatçısıdır. O'nun hakkında şunları söyleyebiliriz: Tercihleri: Bilimkurgu ve Steven Spielberg'in filmleri. Perspektifleri: Yok. Tutumu: Yazgıcı. Resimleri: Yüksek teknoloji insanının soğuk maskeleri. Kogler şöyle diyor: “Simule edilmiş bir elektronikevrende insandan arta kalan şey, zaman dışı donuk bir sırıtıştır.”