Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 16
ALISON B. BASS Çev. Birgül ASENA
Roxbury'deki Hennigan İlkokulu'- nun önündeki caddede, paslanmakta olan iki arabanın iskeleti göze çarpıyor. Binanın rengi zor seçilen bej, duvarları çeşitli resimler ile rastgele kaplanmış, çimler ise uzun ve bakımsız. Caddeye bakan tüm kapılar kilitli ve binaya tek giriş ara sokakta saklı kalmış bir kapıdan yapılabiliyor. İçeride etraf daha neşeli. Üzerlerine renkli kalemlerle resimler çizilmiş olan kağıtlar beton duvarları gizlemekte ve karanlık bir koridordan ses, ışık ve çocuk dolu iki büyük odaya çıkılmakta. Çocuklar, üç yuvarlak bilgisayar masasının çevresinte oturtulmuşlar, gözlerini yeşil CRT ekranlara dikmiş, birbirleriyle gevezelik ediyorlar. Küçük bir çocuğun ekranında her biri başka renkte olan içiçe kareler görünüyor. Ancak; iki sıra geride, ekranı bomboş görünen daha ufak bir kız oturuyor. Elleri hareketsiz ve gözlerini dizlerine indirmiş. 16
Her iki öğrenci de Hennigan'ın eğitim programında bilgisayarların kullanılması için geliştirilmiş olan “Headlight Projesi” kapsamı içersindeler. -Matematik ve Eğitim Profesörü Seymour Papert tarafından 1985 yılında M.I.T.* içerisinde geliştirilen “Headlight Projesi” bir devlet okulundaki eğitim düzenini ilerletmek üzere atılmış istekli bir adım sayılabilir.- Matematikçi, bilgisayar uzmanı ve bir antropolog olan Papert, “Hennigan'ı seçmemizin nedeni ABD'deki eğitim probleminin merkezinde yer alışıdır” ve “Hennigan, ebeveynlerin yaşamlarını tek başlarına sürdürmeye çalışmaları, evdeki eğitimin sağlanamayışı gibi çok çeşitli problemlerle dolu olan bir şehir-içi okul, eğitilmiş toplumun tam sınırında yer alan bir kültür” demektir. Papert hibe edilen 252 PC'yi ve LOGO programlama dilini bu çevreye tanıtmıştı. 1960'da Papert tarafından hazırlanmış olan LOGO, ardından yüzlerce eğitim yazılımının ortaya çıkmasına neden olmuş ve neredeyse bir çığır açmıştır. Her sene M-I.T. bünyesinde bir haftalık LO-GO konferansı gerçekleştirilmektedir. Hennigan'ın deneyinde ise LO-GO'nun umut verici iki yan ürünü de kullanıldı: Programlamayı kelime işlem ile bağdaştıran writer” paketi ve çocukların “Lego” setlerindeki parçalar ile bilgisayarı kullanarak oyuncaklar yapmalarını sağlayan bir yazılım olan LOGO, günlük İngilizce'nin kullanımıyla, çocuklara her türlü geometrik şekil, sembol ve karmaşık resimlerin çizim olanağını sunmaktadır. “Kalem”'leri, ekranda her yöne hareket ettirilebilen grimsi kabarık görünümlü bir şekil olan “Turtle”'dır.* Turtle, çocukların matematiksel kavramları kitaptaki problemler ile sağlayamayacakları biçimde, gözlerinde canlandırmalarını ve kavramalarını sağlamaktadır. Papert, “Turtle'ın yönlendirilmesi esnasında çocuklar uzaysal yargıların yanısıra rakamların büyüklüğü üzerine de yargılarda bulunmak zorundalar”' demektedir. “Örneğin, 10 ile 10000 arasındaki sayısal farkı bilmeyen birçok ufak çocuk gördüm. Ancak, aradaki farkı Turtle sayesinde çok çabuk algılıyorlar. Örneğin 10000 adım ilerlemesini söylediklerinde bilgisayar “10000 -geçersiz veriyanıtını veriyor.” Papert'ın söylediğine göre en önemlisi, LOGO'da, çocukların bir kavramı kendi deneyimlerinden yola çıkarak oluşturuyor olmaları. Papert, “Çocukların matematik öğrenmeyişinin nedeni zor oluşundan değil, deneyimleriyle bağlantı kuramayışlarındandır. Yapmaya değecek gibi gözükmeyen hiçbir şeyi yapamazlar ve onlara çok ağır gelir” diyordu. Papert'e göre “Gerçek dünyada insanlar daima deneyimleri sonucunda öğrenirler”. “Çok sayıda teorisyen ve eğitim üzerine düşünen insan, sınıfta öğrenmenin sağlam bir yol olacağında anlaşmaktadırlar. Ancak, şimdiye kadar kimse, çocukların sahip olmasının gerekliliğine inandığımız matematik bilgisini şekillendirecek deneyimlerin nasıl sağlanacağını bilmiyordu. Sonuçta matematik, esas olarak, ezberletilerek öğretilmekte ve birçok çocuk da bundan ürkmektedir. Şimdi çocukların ilgilendikleri bir şeyi -Logo ile hoş şekiller ya da Lego ile arabalar olabilir- yaratmak için kullanabilecekleri bir teknolojimiz var. “Bilgisayar çocuklara matematik bilgisini kendilerine maletme ve kendileri için kullanma yolunu gösteriyor.”
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 17
Dişlilere Duyulan Aşk!
Papert, bilgiye hakim olmanın gücünü ilk kez Swazland'daki evinin yakınlarında eski bir kamyonun dişlileri ile ilgilenirken farketti. Bilgisayarlar ve eğitim üzerine yazdığı “windadlı kitapta “Bu modeller olmasaydı soyut kalacak olan birçok fikir, dişliler sayesinde kafama yerleşti” demektedir. Papert'ın özellikle karmaşık bir sisteme -diferansiyeleilişkin bu yoğun ilgi ve bilgisi, cebirsel eşitliklerin ona kolay gelmesini sağladı. Papert “Çift bilinmeyenli denklemlerle ilk karşılaşmamda hemen diferansiyel'i hatırladım” diyor ve devam ediyor, “zamanla Xx ile y arasındaki ilişkiden her dişlinin kaç dişe ihtiyacı olduğunu ortaya koyan bir düşünsel dişli modeli kurmuştum ve böylece eşitlik benim için hoş bir arkadaş olup çıkmıştı. Bir başka çok değişik çocukluk deneyimi olmasa idi Papert teorik matematik alanında kariyer yapmaya çalışabilirdi. Siyahlarla beraber yaşadıkları Swaziland kampından dönüşlerinde Johannesburg'da gözlediği ırk ayrımı Papert için bir şok olmuştu. Kavrayamadığı bu olguya birkaç arkadaşıyla birlikte çözüm getirmeye yeltenip siyahlar için gece dersleri düzenlenmesini önerdi. Karşı çıkılacağı hiç aklına gelmemişti. Ama hızlı gelişmiş on yaşındaki bir çocuğu şaşkınlığa düşürecek biçimde, karşı çıkıldı. “Ne söylendiğini çok iyi hatırlıyorum. Bu insanların okulun sıralarında oturmaları hastalık taşıyabileceklerinden ötürü mümkün değildi. Buna yanıt verebilecek kadar büyüktüm. *“Bebeklerinize bakan ve yemeklerinizi pişiren aynı insanlar”
rtık çocuklar klavyeden kolay kolay vazgeçmiyor. Yaptıklarıyla nasıl övündükleri de görülmeye değer doğrusu.
dedim. Sonuçta pek bir şey değişmedi; gece dersleri sona erdi ve ben okuldan atılmaktan zor kurtuldum. Bu olay, düşüncenin doğasına olan ilgimin doğmasını sağlamıştı. İnsanların nasıl böyle düşünebildiklerini anlayamamıştım.”” Papert, irk ayrımının hüküm sürmekte olduğu Güney Afrika'da okula gitmeye devam etti, ama olay, düşüncelerine, yıllar sonra çocuk psikoloğu Jean Piaget'ye rastladığında ürün verecek olan bir tohum atmıştı. Piaget'nin Paris'te verdiği derslerde anlattığı düşünce ve mantığın insandaki gelişimine ilişkin teorileri 30 yaşındaki matematikçiyi bir “vahiyle” karşılaşmışcasına sarstı. Papert'e göre, “Piaget düşüncenin doğasına ilişkin soyut soruları ilk kez ele alıp onları bilimsel sorulara dönüştüren insandır”. “Örneğin, şu so- Tuyu ele alalım: Uzayın üç boyutlu olduğuna dair bilgimiz insanın öğrendiği bir şey midir, yoksa düşüncenin doğasında yaradılıştan itibaren var mıdır? Kant bunun insan aklında yaradılıştan varolduğuna inanmıştı -biz de bir şekilde öğrenilmiş ve değiştirilebilir bir şey olmadığını düşünürüzoysa Hume bilginin deneyden kaynaklandığını ispat etti. Piaget işte bu gibi felsefi soruları sınanabilecek sorular haline dönüştürdü. Çocuklara bakmayı ve sorunun yanıtını orada bulmayı önerdi. Eğer bu nesne düşüncenin doğasında var ise doğumdan itibaren orada olmalıydı. Sonuçta Piaget'nin bulduğu; ne Kant'ın ne de Hume'un bütünüyle haklı olmadıklarıydı. Bir masanın üzerindeki bebeğin, masanın bitimindeki uzayın, üzerinde oturduğu uzaydan daha farklı olduğunun farkında oluşu gibi bazı bilgiler doğuştandı. Ancak insan bilgilerinin çoğu deneme, yanılma ve deneyim yoluyla edinilmekteydi. Bu bilgilerin bazıları ancak beyin gelişiminin belirli bir aşamasından sonra derlenebilmekteydi.
Papert, Piaget'nin kendisine çok şey sağladığını söylüyor. “Ona rastlamadan önce, zihnim, insanların nasıl düşünmeye başladıklarına yönelik ilgim ile daha soyut düşüncelere olan ilgim arasında koşuşturup duruyordu. Piaget bana matematiğe, düşüncenin felsefesine ve sosyal reforma olan ilginin bareberce yürüyebileceği bir yol gösterdi.” Sonuçta Piaget, kendisine Cenevre'deki yeni Genetik Epistemoloji Merkezi'ne gelmesini önerdiğinde Papert'in “evet” demesi kaçınılmazdı. Ondan sonraki beş yılını Cenevre'de Piaget'ye, çocukların matematiği nasıl öğrendikleri konusundaki araştırmalarında yardımcı olarak geçirdi.
Matematik Korkusunun Yenilişi
1950'lerde, düşüncenin doğasına ilişkin soyut problemleri somut biçimsel deneylere dönüştüren tek insan Piaget idi. İlk bilgisayarlar sahneye çıkmıştı ve yapay zekaya ilişkin ilk fikirler de tartışılmaya başlanmıştı. Papert, o günkü bilgisayarların en güçlülerinden biri ile çalışmak üzere her gün Cenevre'den Londra'ya gidip gelmeye başladı. Matematikçi Alan Turing tarafından gerçekleştirilen bilgisayarın belleği 2K idi. Buna rağmen bir ambarı kaplayacak kadar büyüktü. Papert burada, bugün yapay zekanın kurucuları olarak kabul edilen Mc. Carthy ve Maruin Minsky ile tanışti. Minsky, 1960'lı yıllarda birlikte Yapay Zeka Lab'ını kuracakları M.I.T.'e kendisi ile birlikte dönmeye ikna etti. Ancak Papert bilgisayarı kültür ve eğitime ilişkin dönüşümün bir ögesi olarak kavradığı sırada Piaget ile birlikte çalışmaya devam ediyordu. Papert şöyle diyordu: “Bir yanda Piaget bizlere, çocukların büyüdükçe bir engin bilgi denizini biraz daha keşfeden harika öğrenciler olduklarını söylüyordu ama, öte yandan çocuklar okullarda harika öğrenciler olmak bir yana en basit şeyleri bile öğrenemeyecek gibi gözükmekteydiler. Bu paradoksu kim nasıl açıklayabilir?”