Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 43
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 42
Bir Öykümüz Var
İlk bölümü okumaya başladı, bitirdiği her sayfayı genç adama uzatıyordu. “Olacak iş değil Knipe! Bu ne!” Bay Bohlen'ın ince mor balık-dudağı, hafifçe titriyordu sözcükleri biçimlendirirken, yanakları al al oluyordu. “Baksana şuna Knipe! Rezalet!” “Evet, biraz fazla kaçmış “Fazla kaçmış da ne demek? İç bulandırıcı düpedüz. Bunun altına asla imzamı atamam.” “Haklısınız efendim. Doğru.” “Knipe! Bana bir dümen çevirmiyorsun ya?” “Aman efendim! Ne ilgisi var?” “Öyle görünüyor ama.” “Tutku- denetimi pedallarına biraz sert basmış olamaz mısınız Bay “Nerden bilebilirim ki evladım?” “Bir roman daha deneseniz?” Bay Bohlen ikinci bir roman geçti, bu kere işler yolunda gitti. Bir hafta dolmadan ateşli bir yayıncı romanı okumuş, yayımlamaya kabul etmişti bile. Knipe, kendi imzasıyla bir roman daha geçti, bir düzine kadar da yedek roman hazırladı. Göz açıp kapayana kadar Adolph Knipe'ın Edebiyat Ajansı, gelecek vadeden geniş yazar kadrosuyla ünlendi. Bir kere daha kasa dolmaya başladı. Knipe'ın büyük iş çevirme yeteneği de bu dönemde ortaya çıktı zaten. “Bakın Bay Bohlen,” dedi. “Hâlâ bir sürü rakibimiz var piyasada. Neden bütün yazarları bizim ajansa bağlamıyoruz?” O günlerde cam göbeği kadife bir spor ceket giyen ve saçlarını kulaklarının üçte ikisini örtecek kadar uzatan Bay Bohlen, bu gidişten pek hoşnuttu. “Ne demek istediğini anlayamadım oğlum. Yazarları canın çektiğinde bağlayamazsın öyle.” “Tabii bağlarsınız efendim. Rockefeller petrol şirketleriyle nasıl yaptıysa. Satın alacaksınız hepsini, iş yapmazlarsa elden çıkaracaksınız. Bu kadar basit!” “Ağır ol Knipe. Ağır ol.” “Efendim elimde ülkenin en başarılı elli yazarının adları var, hepsine ömür boyu aylık gelir vermeyi düşünüyorum. Bunun karşılığında yapmaları gereken tek şey, bir daha bir tek sözcük bile yazmamayı taahhüt etmek, ayrıca imzalarının bizim geçeceğimiz romanlarda kullanılmasına izin vermek tabii. Ne dersiniz?” “Asla kabul etmezler.” “Siz yazarları tanımıyorsunuz Bay Bohlen. Biraz sabredin, görürsünüz.” “Ya yaratma güdüsü? O ne olacak Knipe?” “Kulak asmayın siz! Onların akılları fikirleri paradadır herkes gibi.” Sonunda Bay Bohlen gönülsüzce de olsa bir denemeye karar verdi, Knipe da cebine yazar listesini koyup özel şoförlü Cadillac'ıyla hepsini tek tek yoklamaya başladı. Önce listenin başındaki çok önemli çok harika yazara gitti, eve kolaylıkla girebildi. Düşündüğünü anlattı, yazarın önüne bir bavul dolusu örnek-roman serdi, bir de imzalarsa yıllık bilmem ne kadar geliri güvenceye alan bir sözleşme. Adamcağız ses çıkarmadan dinledi anlattıklarını, azgın bir deliyle becelleştiği kanısına vardıktan sonra da bir içki içirip başından savdı onu. Listenin ikinci sırasındaki yazar, Knipe'ın ciddi olduğunu anlayınca metal bir kâğıt bastırıcısıyla saldırıya geçti ve büyük bulgucumuz yaşamı süresince hiç duymadığı bir yığın hakaret ve küfür duyarak kaçtı bahçeden. Ama Adolph Knipe kolay kolay yılacaklardan değildi. Düş kırıklığına uğramıştı uğramasına da, umutsuzluğa kapılmamıştı, kocaman arabasına kurulup bir sonraki müşteriyi yoklamaya gitti. Bu kere, bir kadın yazardı karşısındaki, ünlü, tutulan kitaplar yazan, tuğla gibi romantik kitapları ülkede milyonlarca satan bir yazar. Knipe'ı büyük bir incelikle karşıladı, çay sundu, ağırladı, anlattıklarına ilgili kulak kabarttı. “Gerçekten müthiş bir tasarı,” dedi. “Ama bana pek inandırıcı gelmiyor.” “Hanımefendi,” dedi Knipe. “Lütfen benimle gelin ve gözlerinizle görün. Arabam dışarda.” Birlikte çıktılar ve şaşkına dönen hanımefendi mucizenin saklı tutulduğu bölmeye götürüldü. Knipe, çalışmalarını canla başla anlattı ona, hatta bir süre sonra şoför koltuğuna geçmesine ve düğmelerle oynamasına da izin verdi. “Şimdi,” dedi birdenbire, “Bir kitap yazmaya ne dersiniz?” “Lütfen!” diye haykırdı kadın yazar. “Lütfen!” Becerikliydi doğrusu, ne istediğini çok iyi biliyordu. Kendi ön-seçmelerini yaptıktan sonra uzun, romantik, tutku yüklü bir roman geçti. İlk bölümü okuyunca o kadar coştu ki, anında imzaladı sözleşmeyi. “Birini ayartabildik hiç değilse,” dedi Knipe, Bay Bohlen'a sonradan. “Oldukça önemli biri üstelik.” “Aferin oğlum.” “Neden imzaladığını merak ediyor musunuz?” “Neden?” “Nedeni para değil. Domuz gibi parası var.” “Neden “Knipe sırıttı, üst dudağı kalkınca, soluk diş etleri açığa çıktı. “Makinede üretilenin kendi yazdığından daha iyi olduğunu gördü de ondan.” O günden sonra Knipe, sıradan ve bayağı olanı kollama doğrultusunda akıllıca bir karara vardı. Yazar olsun -da taş olsun, zaten öyle azdı ki, iyisi önemi yoktu- ama yetkin yazarları ayartmak kolay değildi. Aylarca çalıştıktan sonra listesindeki yazarların yüzde yetmiş kadarını sözleşmeyi imzalatabilmişti. Daha yaşlıların, artık düşünce üretemeyip kendilerini içkiye verenlerin hesabını görmek kolaydı anladığı kadarıyla. Gençler daha hırçındılar. Saldırganlık tohumu taşıyorlardı. Zaman zaman şiddete varan bir saldırganlık gösteriyorlardı, birkaç kere çizikle olayı anlattı Knipe. Ama genelde, hoşnutluk verici bir başlangıçtı. Geçen yıl içinde -makinenin sürekli çalışmasından bir yıl sonra- İngilizcede yazılan romanların en azından yarısının Adolph Knipe'ın Dev Otomatik Gramatizör'e geçtiği romanlar olduğu belirlendi. “Şaşıyor musunuz buna?” “Pek sanmam.” Daha başımıza neler gelecek üstelik. Şimdilerde, dedikodulara göre, gün geçtikçe daha fazla yazar bağlanıyormuş Bay Knipe'a. Sözleşmeyi imzalamakta bocalayanlarsa gitgide sıkışıyorlarmış, daralıyorlarmış. Şu anda, bitişik odada açlık çığlıkları atan dokuz çocuğun seslerini dinlerken elimin usul usul çalışma masasının öbür ucundaki altın sözleşmeye gittiğini seziyorum. Bize güç ver Tanrım, ver de çocuklarımızın açlıktan ölmesine göz yumalım.