Bilgisayar Öğrencilerinin Bilmesi
Çev.: Güven Savaş Kızıltan Matematik öğretmenlerinin birkaç gönüllü öğrenciye BASIC'de nasıl programlama yapıldığını açıklamaları yeterli midir? Kuşkusuz hayır. Pedagogların küçük bir bölümü de bunu anlamıştır. Öyleyse öğrenciler bilgisayar konusunda neler öğrenmelidirler (ve kaç yaşında)? Pedagoji profesörü ve bilgisayar uzmanı Dr. Gerhard Ortner bu soruyu yanıtlarken bir sav ileri sürüyor: Şimdiye kadar planlanmış olandan büsbütün başka şeyler.
Yeğenim Volker modern bir lise öğrencisidir. İlerici öğretmenleri dolaysız bir yoldan erginliğe kavuşturmuşlardır onu. O, kendi gereksinmelerini tanımayı ve çıkarlarını korumayı siyaset dersinde öğrendi. İki yıldan bu yana da yalnız kendisine ait olan bir bilgisayarı var. Tıpkı yaşıtları gibi. Geçen Perşembe bu genç bilgisayar heveslisinin kendisinden gurur duyan ana-babasının konuğu oldum. Bu fırsattan yararlanarak yüksek bir verim gösteren bilgisayar gençliğinin katetmiş olduğu o erişilmez mesafe hakkında bilgi edinmek istedim. Ona “Bilgisayardan ne haber?” diye içtenlikle sorduğumda ilgisiz bir eda ile şunları söyledi: “Kullanıcı programlarını soruyorsan tümden sakat. Kullanım araçları? Baştanbaşa bozuk. BASIC, PASCAL, LOGO? İşe yaramaz. Makine dilleriyse tam bir atılım içinde.” Bu sözlerden çok etkilenmiştim. Gençliğin bilgisayar konusunda katetmiş olduğu bu mesafe gerçekten de erişilmez gibi görünüyordu. Böylece merakım artmıştı ve durumu tam olarak bilmek istiyordum. Volker'in peşisıra onun oturma-yatak, müzik ve bilgisayar odası olarak kullandığı mekana gittim ve onunla birlikte aygıtın başına geçtim. Volker'in annesinin yarım saat-kırk beş dakika sonra getirdiği kahve tam zamanında imdadıma yetişti; çünkü tepeden tırnağa perişan bir durumdaydım. “Aya olsun, “Deniz Savaşı” olsun, “Supermax” olsun, “Yıldız Savaşları” olsun, “Monte Carlo” olsun hepsini ve bütün oyunları da kaybetmiş, tam bir bozguna uğramıştım. Yoksa makine dili miydi bunun ardında yatan? Konuya ilişkin el kitabını odada aramam ise bir sonuç vermedi. Herhalde Volker'in teknik konulara ilgi duyan babası kendine mal etmişti kitabı. Gizlice... Bugün bilgisayar yalnızca eğitim politikasının gündemindeki bir numaralı konu değil, yanlış yerlere yönlendirilen öğretmen okulları öğrencilerinin istihdamı sorunu ile birlikte kamuyu harekete geçiren ve dalgalandıran en taze sorun. Öte yandan bilgisayarla çalışmak öğrenciler arasında bir moda haline geldi aynı zamanda. Devletin didaktik yöntemleriyle öğrencilerin tercihlerinin bu denli uyuşması sık rastlanan bir şey değildir. Şaşırtıcı olduğu ölçüde sevindirici bu uyuşmanın altında muhtemelen tam bir yanlış anlama yatmaktadır. Eğitim politikacıları ve eğitim bakanları gençlerin bilgileri işleyen otomatlara, bunların işlevlerine ve her şeyden önce de işleyişlerine ilgi duyduklarını sanmaktadırlar. Elbette bilgisayarını bir oyun aracı olarak kullanmakla yetinen birçok öğrenci var: Bilgisayara salt sahip olmayı yeterli bulanlar da ender değil. Durum yüksek bir teknikle donatılmış ateş pahası diğer ıvır zı-
Öğretimi: Gereken
vır Compact-Disk tertibatından renkli video kamerasına kadar diğer çeşitli teknoloji ürünleri için de farklı değildir. Bunların içsel yapıları pek az öğrenciyi ilgilendirmektedir.
Erkek ve kız öğrencilerinin çoğunun bazı kitle iletişim araçlarında kısaca geçiştirilen haberlere dayanılarak sanıldığı gibi bilgisayarla yoğun ve kapsamlı bir tarzda ilgilenmediği tahmin edilebilir. Bu da gelecekte okul içinde muhtemelen yeni çatışmalara yolaçacaktır. Çünkü eğitim planlayıcılarının tasarladıkları hedefler, yeğenim Volker'in alışkanlıklarının epey uzağına düşmektedir. Bavyera eyaletinin hazırladığı “Okulda Bilgi-İşlem Tekniği Öğretimi İçin Genel Taslak” başlıklı rapora bir göz atalım. Buna göre gelecekte sadece bir “Bilgi-İşlem Tekniği Temel Eğitimi” uygulanmakla yetinilmeyecek, ortaokullar da dahil olmak üzere okullara gerçek bir “Bilgi-İşlem dersi” konulmuş olacaktır. Böyle bir
G& Kullanıcı programlarını soruyorsan tümden sakat. Kullanım araçları? Baştanbaşa bozuk. BASIC, PASCAL, LOGO? İşe yaramaz. Makine dilleriyse tam bir atılım içinde. 99 dersin hedefleri genel olduğundan öğrenci problemlerin özünü kavramaya, bunları alt problemlere ayırabilmeye, verileri bir bütünlük içinde yapılandırmaya, çözüm yolları geliştirmeye ve bunları doğru ve eksiksiz olarak dilsel formüllerle ifade edebilmeye, bu formülleri de bir bilgisayar diline aktarmaya yönlendirilmelidir.” Bu söylenenlerden bilgi-işlem dersinin matematiğin (biraz) farklı araçlarla devamlı olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Hattâ bunları dikkatlice okuyan ve benzeştirmeli (analog) imgelerden anlayan bir kimse, burada, yüksek klasik dillerin ölümünden yüzlerce yıl sonra eski dil dersi verilmesinin hâlâ neden gerekli olduğu savunanları hatırlayacaktır. Buna inanmayan ise ceza olarak Bavyera taslağının ana hatlarını okumaya devam etmek zorundadır. Bilgi-İşlem dersi “öğrencinin dakik, özenli ve dikkatli bir çalışma doğrultusunda eğitilmesini olumlu yönden etkilemektedir. Bu ders, birlikte çalışma isteğini ve dayanıklılığı geliştirmeli, öğrencinin kendi yaptığı işten sevinç duymasını, bağımsızlığını, özeleştiri ve sorumluluk bilincini güçlendirmelidir.” Eğer bilgi-işlem dersi bütün bunları sağlayabiliyorsa o zaman başka herhangi bir derse gerek kalır mı acaba? Sendikalar da bilgisayarlarla ilgili kendilerine özgü düşüncelerini açığa vurmuşlardır. Bunlara göre “Okulda bilişim teknolojisi eğitimi yeni bilişim teknolojilerden yararlanarak kişilerin toplum içinde siyasette ve iktisatta birlikte karar vermeye ve katılıma alıştırılmalarına hizmet etmelidir.” Ama böylece dershanelerdeki öğretmen Okulu öğrencilerinin azlığından dolayı artık kendilerine pek fazla iş düşmeyecek olan yüksek okul pedagogları işlerinden olmasınlar diye de “kitle iletişim araçlarına ilişkin eleştirel eğitimin bütünleştirilmesi” sendikalarca Yeğenim Volker'i kendi bilgisayarı ile gözümün önüne getiriyorum da... Onun ve aynı zamanda ana-babanın da yeni öğretim planlarına ilişkin metni anlama konusunda muhtemelen güçlüklerle karşılaşacaklarını düşünüyorum. Peki ama erkek ve kız öğrenciler bilgisayar dersinde gerçekten ne öğrenmelidirler? Konunun acemileri tarafından düşünüldüğünün tersine, Alman okullarında bilgisayar eğitiminin hemen hemen yirmi yıllık bir geleneği vardır. Bugün binlerce lise mezununu teknik üniversitelere yönelten bilgisayar ilgisinin tutuşturduğu ateş uzun bir süre az-çok resmi çalışma gruplarında ve diğer etkinliklerde için için yanmıştı. Özellikle liselerdeki amatör ruhlu öğretmenler, en sevgili öğrencilerini biraraya topluyorlar ve onların bilgileri işleyen otomatların özelliklerini ve inceliklerini kavramalarını sağlamaya çalışıyorlardı. Konu büyük bir coşku ile ele alınıyordu, mali kaynakların bulunmayışı ise kuraldandı. Amirlerin ve meslektaşların konuya duydukları yakınlık sınırlıydı, aynı sınırlılık öğrencilerin katılımı bakımından da sözkonusuydu. Kısa süreli bir saman alevinden sonra sap ile saman birbirinden ayrılmış oldu.
Bu az sayıda kişiden oluşan kapalı topluluklarda yapılanlara gelince bunlar bütünüyle bilgi-işlem öğrenimine bilimsel bir hazırlık oluşturmaya yönelikti. Bu uğraş tıpkı bir müzik öğretmeninin olağanüstü yetenekli virtüöz öğrencilere verdiği özel dersler kadar dışlayıcıydı ve öyle olmaya da devam ediyorlar. Bunun temel bilgisayar eğitimiyle ya da “Genel Bilişim” ile hiçbir ilgisi yoktu ve yoktur.
Elbette bilgisayar sahnelerinin genç yıldızları, kitle iletişim araçlarının manşetlerine geçenler, dünya çapında genç araştırmacıların katıldıkları yarışmaları kazananlar ve kendilerine soy metalden disketler sunulmuş olan şaşaalı öğrenciler bu grupların içinden çıkmıştır. Ama bunların sayısı saç tuvaleti konusunda dünya şampiyonluğunu kazanmış olan gençlerden daha fazla değildir. Bu yüzden bunların varlığı eğitim politikasında temel bazı karışıklıklara yolaçmıştır. Tabii ki genç insanların büyük bir çoğunluğu için araştırma ve geliştirmeye yönelik parlak bir kariyerden büsbütün başka şeyler de vardır. Eğer okul eğitiminin görevi doğal ve teknik çevremizdeki olguları mesleki yararlardan bağımsız olarak aydınlatmak ise o zaman gençlerin bilgisayar konusunda bilgilendirilmesi de hiç kuşkusuz okulun görevleri arasına girer. Bilgi-işlem tekniğinin kullanımı yalnızca mesleklerle sınırlı olmadığından günlük yaşamın biçimlendirilmesini ve dinlenme etkinliklerini de (önceleri her ikisine birden “boş zaman” deniyordu) kapsadığından bütün öğrenciler için bilgisayar dersi gerekli bir dal olmuştur. Bu nedenle bilgisayar dersinin bir bölümü ilk öğretime, bir bölümü de orta öğretime dağıtılmalıdır. Bu derste öğrenciler bakımından varılmak istenen hedef iki noktada özetlenebilir: — İşlevleri açıklamak ve değerlendirmek; — İşleyişi göstermek ve tanıtmak. O halde burada bir bilişsel (cognitiv ile “Yetiştirme” olarak da etiketlendirilebilir bu) bir eleştirel bileşen (buna “Eğitim” adı verilebilir) sözkonusudur. Ancak her ikisi birden “Bilgisayar Temel Eğitimi”ni meydana getirir. Bilgi-İşlem tekniği ile ilgili her eğitimden önce insan tabii ki ilkin bu bilgilerden nasıl yararlanacağını öğrenmek zorundadır. Bu tür bir eğitim hiçbir ön-bilgiye ve hiçbir uzmanlık alanına bağlı değildir. İlkokuldan itibaren başlatılması mümkün daha doğrusu zorunludur. Bütün ilkokul pedagogları da bu görüşü paylaşmaktadırlar. Teknik bilgilere ilişkin temel eğitim ise ilkokulu izleyen yıllarda yani (en geç) orta öğretimin ilk basamağında sunulmalıdır. Eğer bu görev matematik öğretmenlerine verilecekse bu temel eğitimin matematik dersinde çoğun sözkonusu olan bir duruma düşmemesi, yani öğrencinin dışında olup bitmemesi için öğretmenlerin özel bir eğitime tâbi tutulmaları gerekir.
DENİZ BİLGİN
En geç bu aşamada bilgisayar dersiyle ilgili soruların en önemlisiyle karşı karşıya gelinir: Bu soru programlamanın da öğretilmesinin gerekip gerekmediği ve eğer gerekiyorsa bunun hangi programlama dilinde gerçekleştirileceği sorusudur. Çünkü uygulanan derslerden bunlardan biri dikkate alınmazsa ötekinin de iyi işlemediği bu arada anlaşılmıştır. Bu konuda söylenebilecek en geçerli söz şudur: Bilgisayarın temel işleyişinin somut ve dolaysız bir tarzda kavranmasında hiçbir şey öğrencinin ona kendi talimatlarıyla herhangi bir şey yaptırmayı denemesi kadar etkili olamaz.
Yalnızca programlama dillerinin kullanımıyla değil işletim sistemlerine ilişkin kavramlarla, bu sistemlere yapılacak müdahalelerle ve sonuç olarak bunların kuramıyla uğraşan bilgi işlem ve bilgi işlem teknolojisi birer bilimsel disiplin olarak genel okul eğitimi çerçevesine giremezler. Girememelerinin nedeni ise bu disiplinlerin çok “üst düzeyde” özel karmaşık olmaları değildir yalnızca, aynı zamanda da bu alandaki bilgilerin son derece “geçici” olmasıdır. Bir başka neden de bu disiplinlerin bilgisayardan yararlanma konusundaki önemlerini gittikçe yitiriyor olmalarıdır. (Bu durum güç bela konuya vakıf olmuş bazı pedagogları incitmekte ve kızdırmaktadır.)
Ama sorun orta öğretimin ikinci aşamasında da pek açıklığa kavuşmuş sayılmaz: Lise son sınıflarda Fransızca öğrenilmekte ama Latinceden türemiş diller edebiyatı (Romanistik) öğretimi görülmemektedir. Bunun gibi bilgisayar kullanımları alanında “derinleşemedikten” sonra bilgi-işlem dersine öğrenci neden yazılmak zorunda kalsın? Temel bilgisayar eğitiminde ikinci bir bölüme, yani mesleki temel bilgisayar eğitimine imkân tanınması bilgi-işlemden, bilgi-işlem teknolojisinden ve bilgisayar uzmanlık eğitiminden daha önemli gibi geliyor bana.
Bu yolla öğrenci en yeni biçimlerin ana nitelikleri ve kapasiteleri ile yüzyüze gelecek ve yeni teknik ona belli mesleklerin ya da meslek gruplarının bakış açısından açıklanacaktır.
Bu yolla aynı zamanda mesleklerin hattâ çalışma koşullarının değiştirilmesi de açıklanabilecektir. Bu yapılırken çıkış noktası olarak da her tekniğin ilk amacının işi bütünüyle ya da kısmen araçlara, makinelere, otomatlara aktarmak suretiyle çalışmayı kolaylaştırmak ya da daha iyi çalışmak koşullarını gerçekleştirmek olduğu yollu basit hakikat temele alınabilir. Bu noktada zorunlu olarak bir uyarıda bulunmam gerekiyor: Bilgi-işlem ve iletişim teknolojisine ilişkin eğitim konusunda hiç kimse çok yüksek beklentilere kapılmamalıdır. Bilgisayar eğitimi eğitim sistemine ne muhafazakâr ne de devrimci bir kimlik kazandıracaktır. Bilgi-işlem dersine her öğrenciye genellenebilecek bir değer atfedilmemelidir. “Bundan dolayı okul içinde karmaşık bir sorunun ağırlık noktasını problematikleştirme ve sorgulama yöntemleri değil, tersine her şeyden önce temel bilgilerin aktarılması oluşturulmalıdır. Çünkü eğer çocuklarımız kendi gelecekleriyle başa çıkmak zorunda iseler o zaman okul onlara her şeyden önce bilgisayarla ikame edilemeyen ama bir toplumu insanca kılan yetenekleri ve bilgileri aktarmalıdır. Bu konuda herhalde yeğenim Volker'in de bir itirazı olmayacaktır.