Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 13
müz
Aziz ŞENLEN
80'li yıllara yaklaşılırken, birçok bilgisayar üreticisinin kafasında olmayan şeyi “ev bilgisayarları“nın babası sayılan Jack Tramiel açıkça ifade ediyordu; “beyler, 500 doların altında satabileceğimiz bir bilgisayar yapmalıyız”. Gerçekten de Commodore çok geçmeden 500 doların altında satılabilecek ilk ev bilgisayarı Commodore VIC-20'yi piyasaya sürüyordu. Beklenilenin üzerinde ilgi gören bu tip bilgisayarı diğer üreticiler takip ediyor ve oldukça büyük bir “ev bilgisayarı” pazarı oluşuyordu. Hattâ rekabet kızıştıkça fiyatlar daha da aşağıya çekiliyor, 200 dolar civarına kadar iniyordu. Ev bilgisayarları satışındaki bu başarının altında yatan gerçek, düşük maliyetli bir bilgisayar sahibi olmak, teknolojiye ayak uydurmak ve hoşça vakit geçirmek olarak yorumlanabilir. Hepsi bir arada düşünüldüğünde bir anlam kazanıyor; “teknolojiye ayak uydurabilmek için gerekli hoşça vakit de geçirtebilecek ucuz bir bilgisayar”. İşin lokomotifi ucuzluğu, ancak ucuzluğun etiket ile eş anlamlı düşünülmemesi gerekiyor. Bilgisayar denince ilk akla gelen bir klavye ve bir ekran. Sonra diğerleri; kayıt üniteleri ve yazıcılar. Öncelikle de görüntü ünitesi. Evinizde görüntü ünitesi olarak kullanabileceğiniz bir şey varsa maliyeti yarı yarıya, belki de daha fazla azalttınız demektir. Kısaca, ev bilgisayarları yine evdeki eşyaların bir kısmını kullanarak iş yapabilir hale geliyor; siyah/beyaz ya da renkli TV'yi görüntü birimi olarak, sağlıksız da olsa teyp'i kayıt ünitesi olarak kullanabiliyor. Buna rağmen ayrıca monitöre bağlanabilen ve ayrı bir kayıt ünitesi bağlanabilen, en önemlisi gelişebilen sistemler her zaman tercih ediliyor. Başlangıçta ev bilgisayarına sahip olan bir kişi öncelikle elindeki mevcut malzemeyi kullanmaya başlıyor. Evde siyah/beyaz TV varsa siyah/beyaz TV'yi, renkli TV varsa renkli TV'yi kullanarak işe başlıyor. Çalışmalar bu üniteler yardımıyla sürdürülürken, aynı şeyleri bir monitör yardımı ile sürdüren birinden bilgi alınırsa ya da kazara bir renkli monitörden o ana kadar oynadığınız bir oyunu izleme talihsizliğine yakalanmışsanız, bir monitöre sahip olma isteği dayanılmaz bir arzu halini alacaktır. Ancak, insanın rüyalarına dahi girse bu alış-veriş, hevesinizi kursağınızda bırakabilir. Çünkü aradaki fiyat farkı önemsenmeyecek gibi değil. Her şeyi göze aldığınız varsayıldığında, pek fazla alternatifi de bulunmayan monitör piyasasında bu kez ihtiyacınıza cevap verebilecek, başka bir deyişle, evinizdeki bilgisayara ne tip bir monitörün takılması gerektiği sorusuna olumlu cevap verebilecek monitörü bulmalısınız. Yeşil bir monitör ihtiyaca cevap verecek mi? Ya renkli bir monitörde alınacak zevk? Hele şu sıralar TV'de gayet iyi filmler, hattâ diziler varken, üstelik daha da hesaplıyken neden renkli TV'ye karşı monitör? Sorular uzadıkça uzayabilir. Ancak en azından bu temel soruların cevaplandırılması ve teknik bir kıyaslamanın yapılması gerekiyor. Satın almayı temelde etkileyebilecek faktör “bilgisayarın nasıl kullanıldığının” net bir biçimde ortaya konmasıdır. Siz mi program yazacaksınız? Hazır programları mı kullanacaksınız? Yoksa sadece kelime işlem olarak mı kullanacaksınız? Oyun programı yazan programcılar, oyunun keyfine varabilmek için doğal olarak renk, ses ve grafik özelliklerine öncelik tanıyorlar. Bu özellikler, video girişi olan renkli bir TV'de muhtemelen elde edilebilir. Burada video girişinin daha yüksek bir netlik sağlanması için gerektiğini hemen belirtelim. Program yazıyorsanız veya kelime işlem amaçlı bilgisayar kullanıyorsanız, biraz da göz sağlığınız için Monokrom bir monitör tercih etmelisiniz. Çünkü monokrom monitörde titreme daha az fakat çözümleme daha yüksektir. Peki monitör ile TV arasındaki resim çözümlemesi farkı nereden kaynaklanıyor? sorusu doğal olarak pek çok kişinin aklına gelebilir. Basit bir TV'nin, bilgisayardan gelen resimleri görüntüleyebilmesi için bilgisayarın modülatöründe asıl resim veya video sinyaline, yüksek titreşimli bir taşıyıcı frekansın karıştırılması gerekiyor. Bu modüle edilmiş frekans, daha sonra bilgisayardan anten kablosu aracılığı ile TV'ye geliyor ve orada demodüle ediliyor. Yani, ilk resim bilgisi, filtreler aracılığı ile yüksek titreşimli kısımdan ayrılır ve video kısmının kullanımına sunulur. Sonuç: net bir resim. Buraya kadar anlatılanlar net bir şekilde anlaşılamadığı halde, sonuçta nasıl net bir resim verebilir? sorunuzu duyar gibi oluyorsak da kaldığımız yerden devam edelim. Modülatörlerin kullanılmasında, modülasyon ve demodülasyon aşamalarında belirli bir ölçüde kalite kaybı zorunlu olarak göze alınıyor. Kalite kaybının nedeninin biraz daha anlaşılır olması için, tek kablo üzerinden aynı anda aydınlık, renk ve muhtemelen sesin iletildiğini düşünmeniz yeterli. Yeri gelmişken yüksek çözümlemeli endüstriyel renkli monitörlerin video bandı genişliği 25 MHz'in üzerindeyken, TV gereçlerinde bant genişliğinin 4-7 MHz. arasında olduğunu belirtelim. Dolayısı ile monitörlerde tek bir ekran satırına daha fazla bilgi yerleştirilebildiğinden, çok daha net bir resim oluşturulur. TV üreticileri düşük tutmak için bant genişlik sınırlarını artırmıyorlar. Ayrıca TV'nin asıl amacı yayın izlemek olduğundan ve insan gözünün hareketli resimleri duran resimlere oranla daha netmiş gibi algılamasından dolayı bu TV üreticileri için şimdilik bir dezavantaj oluşturmuyor. Üstelik TV üreticileri insan gözündeki bu algılama farkından yararlanarak, göze akışlı bir hareket imajı veren daha önceki saniyedeki 25 resimden, saniyede 50 resimlik hileli bir görüntü yaratmaktalar. Bu teknik “interlaced” olarak isimlendiriliyor ve saniyede 25 resimlik bir tam resimden, saniyede 50 yarım resim üretiliyor. Bir yarım resim dik, diğer yarım resim dik olmayan ekran satırlarını görüntülüyor ve sonuçta daha sakin ve daha titremesiz bir video resmi oluşuyor. Aslında bu teknik sadece TV üreticilerine has bir olay değil. Fazla komplike olmayan monitörlerde de aynı teknik kullanılıyor. Piyasada yaygın olarak bulunan video girişli, yani HF modülatörüne sahip renkli TV'ler kelime işlem dışında pek sorun yaratmıyor. Ama kelime işlem sırasında “interlace” nedeniyle meydana gelen istenmeyen titremeler ve netlik bozuklukları gözü hayli hırpalıyor. Oysa pahalı sanayi monitörlerinde kullanılan “non-interlaced” sistemiyle, saniyede 50 tam resim ekrandan iletiliyor. Tabii ki iyi bir görüntü için tek başına bu yeterli olmuyor. Buna bağlı olarak diğer elektronik aksamın ve resim tüpünün de daha kaliteli olması gerekiyor. Bütün bunlar üst üste bindiğinde fiyatlar hobi düzeyinde ilgilenenlerin pek “ilgisini” çekmeyecek hale geliyor. Bir diğer aktarım yöntemi ise Kompozit Video. Bu yöntemde, modülatör sinyalinde olduğu gibi yine karma fakat titreşimli kısmı olmayan bir sinyal üretiliyor. Buna rağmen bu yöntemde de yine belirli bir ölçüde resim kalitesinde düşüş oluyor. Ev bilgisayarı pazarının bazı tanınmış markaları bu yöntemi kullanıyor. Bu tür bilgisayarların video çıkışlarından bu kompozit video sinyali gönderiliyor. Commodore bilgisayarlarında ise “Birleşik Video” sistemi kullanılıyor. Bu yöntemde video sinyali iki farklı kanala ayrılıyor. İlki aydınlık bilgisini aktaran Luminance, ikincisi renk bilgisini aktaran Chroma. İki farklı kanal kullanıldığından, Kompozit video yöntemine göre daha az kayıp veriyor ve resim çok daha net oluyor. Buna rağmen, resim kalitesinin daha da yükseltilmesi gerekiyor. Commodore teknisyenleri başlangıçta video çıkışını tasarlarken cimrice davranmışlar. Çünkü video sinyalinin yan dikliği çok yayvan. Bu da pürüz çıkarmasına yetiyor. Ancak, Commodore meraklıları, kendileri için basit bir video düzeltme devresi yaparak, özellikle monokrom monitörlerde bu pürüzü tümüyle ortadan kaldırabilirler. Son olarak RGB yöntemine bir göz atalım. RGB (Red, Green, Blue) kaliteli görüntü için günümüzde kullanılan en iyi yöntem. RGB sinyali, üç ayrı kanal üzerinden, her biri kanaldan üç temel renkten biri olmak üzere sonuçta çok net ve yoğun renkli bir görüntü elde ediliyor. RGB girişi bugün piyasadaki ev bilgisayarları içinde sadece Commodore 128'de mevcut. Bütün bu anlatılanların ışığında, bir monitörün ana parçasının resim tüpü olduğu gözönüne alınarak, düzgün görüntü elde edememenin tek nedeninin elektronik olmadığını bir kez daha belirtelim. Eğer tüpten tasarruf yoluna gidilmişse, en gelişkin elektronik aksam iyi görüntü için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle monitör alırken delikli maskedeki pixel aralıklarına dikkat etmek gerekiyor. Bu aralıklar ne kadar küçükse, o kadar net görüntü elde etmek mümkün olacaktır. Düşük çözümlemeli bir monitörde standart delik aralığı yaklaşık 0,6 mm., orta çözümlemeli monitörlerde 0.4 mm., yüksek çözümlemeli monitörlerde 0.3 mm. veya daha da az olmalı. Burada delikli maske ile, yuvarlak şekilleri kastediyoruz. Bir diğer önemli konu, ekran büyüklüğüdür. Diyagonal dediğimiz bu büyüklükte, ekranın küçülmesi ile birlikte pixel aralıkları küçülmez. Sabit kalır. Ancak küçük monitörlerde pixel aralığı standart olmasına rağmen, resim çözümlemesi artar. Commodore SX-64 buna iyi bir örnektir. Büyük ekranlarda ise olay biraz vahimleşir ve pixeller tek tek gözle görülür hale gelir, resim netliğini kaybeder. Uzmanlar, 12-14 inç'lik ekranları öneriyorlar. Sonuçta TV mi? Monitör mü? sorusuna net bir cevap vermek mümkün değil. Yine yukarıda söylediğimizi tekrarlayacağız. “Kullanım amacına yönelik olarak” saptanacak görüntü birimi, sadece oyun oynamakla yetinecekler ve işin daha keyifli yanlarını aramayacaklar için ucuz bir TV olmalı. TV alımında da, entegre bir video girişinin olup olmadığı belirleyici bir faktör olmamalı. Bilgisayarla ilişkisini oyun düzeyinin dışına çıkarmak isteyen kullanıcılar, yüksek çözümlemeli, yani bant genişliği 12 MHz'den büyük bir monitör edinmeyi göze almalılar. Video sinyalinin zayıflığına rağmen, resim netliği ve parlaklık açısından oldukça önemli farklar hemen gözünüze çarpacak. Ancak, her monitörün farklı bir girişe sahip olabileceği göz önüne alınarak, bilgisayarla birlikte verilen kablonun monitöre uymaması sorununa karşı dikkatli olmakta fayda var. Bilgisayar merakını ilerletmek ve yeni bir şeyler yapabilmek için alınmış bir Commodore 128 kullanıcısı için pahalı bir monitör şart. Çünkü bu bilgisayar 640*200 gibi oldukça yüksek sayıda ekran noktası sunmaktadır. Bu sistem için ucuz bir monitör almak, tasarruf yapmak değil, ufkunuzu kapatmak olur. Eski sistemini kullanarak yine kendi programlarını yazmak isteyenler ve kelime işlem amaçlı kullanıcılar, monokrom monitör tercih etmeliler. Pahalı olmayan monokrom monitörlerde dahi 18-20 MHz.'lik bant genişliği mevcut. Üstelik renkli monitörlerde pek bir anlam taşımayan 80 kolon kartları, monokrom monitörlerde kullanılabilmekte. Peki ya yukarıda saydığımız farklı amaçları birleştiren kullanıcı ne yapacak? Bir yanda programcılığını geliştirirken oyun da oynamayı, diğer yanda tüm yazışmalarını yapmayı düşünüyorsa ne olacak? Hele bir de ışıklı kalemle grafik çizmeyi planlıyorsa? Önerimiz, ucuz bir renkli TV ile özellikle ışıklı kalem kullanıcıları için ışımcı süresi çok düşük bir Monokrom monitör. Yapacağınız işe göre görüntü biriminizi değiştirerek kullanmalısınız. Teklif bizden...
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.