Bilgisayar Suçları
Retro bilgisayarsuçları
Kıvılcım Hindistan üzere bilgisayar seksenli yıllarla birlikte büyük salonlardan ayrılıp bürolarda, evlerde yerini almaya başlamış bir alet. Bu olay o kadar genişledi ki şu anda sokaktan birini çevirip ona “Bilgisayar nedir?” deseniz size doğru yanlış bir şeyler söyler. Fakat aynı kişiye bilgisayar suçlarından haberi olup olmadığını sorarsanız size şaşkın şaşkın bakar. Bilgisayar suçları taa 1960'lı yıllarda bilgisayarların çıkmasından kısa bir müddet sonra başlamış olsa da insanlar bugün bile bu konuda çok az şey bilmektedirler. Bu yazıda sizleri bu konuda elimden geldiği kadar aydınlatmaya çalışacağım.
İlk önce bilgisayar suçlarını ana olarak iki başlık altında toplamakta yarar var; i) Bilgi hırsızlığı, ii) Bilgilere zarar verme. Bu iki konudan ilki, bilgisayar suçları arasında önemli bir yer teşkil etmekte. Bilgi hırsızlığı kavramına cracker'lar, hacker'lar, supplier'lar ve son olarak da swapper'lar girmektedir. İsterseniz bu kavramlara kısaca bir göz atalım. Supplier: Bir program piyasaya çıkmadan önce veya yeni çıktığında bu programı çeşitli yollarla elde edip (para ödeyip satın alarak veya çalarak) cracker'lara kopyalanması için veren kişilere denir. Bu kişiler genellikle software firmaları ile yakın ilişkileri olan kişilerdir. Hatta bazıları oyun programcısıdır. Artık bu işi o kadar ileri götürmüşler ki bazen bir oyunu programlayan, temin eden ve kıran aynı kişi olabiliyor. Adam yazılım firmasından oyunu yazıyor, daha sonra oyunu bir yolla dışarı çıkartıyor ve daha piyasaya sürülmeden kopyalayıp dağıtıyor. Genelde korumaların program tamamlandıktan sonra eklendiği göz önüne alınırsa bu bize nasıl olup da programların bu kadar kolay kırıldığını açıklar. Bütün bu olaylar olurken yine aynı programcılar oyunları korumak için de ekstradan para alırlar. Tabii ki bu işi böyle yapmayan, gerçek programcılar da var. Fakat şu son zamanlarda oyunların çok çok önce dışarıya sızdırılması programcıları böyle bir şüphe altında bıraktı. Çoğu oyunun başında görürsünüz; ilk önce 'Cracked By...' daha sonra da 'Supplied By...' diye bu kişilerin kod isimleri yazar. Cracker: Cracker, sözlük anlamı olarak kırıcı demektir. Bu kişilerin yaptığı iş, kopyalanmasını engellemek amacıyla bir programın başına konan korumayı etkisiz hale getirip o programın kolayca etrafta dağılmasını sağlamaktır. Bu kırıcılar genellikle makine dilini ve disk işletim sistemini oldukça iyi bilen kişilerdir. Bu yetenekleri ve daha önce kırdıkları oyunlardan edindikleri tecrübeler sayesinde kilitlerin ana mantığını ve kırım yöntemlerini de oldukça iyi bilirler. Burada bir parantez açıp bir uyarıda bulunmak istiyorum. Her ne kadar bu kadar üstün yeteneklere de sahip olsalar kırıcılar kesinlikle özenilecek insanlar değildirler. Nasıl çok yetenekli ve akıllı bir hırsız da en sonunda bir hırsızsa kırıcıların da hırsızdan farklı bir yanları yoktur. Bunu belirtme ihtiyacı duydum, zira ben de yıllar önce böyle kırıcılar hakkında bir makale okuduktan sonra onlara özenip kırıcı olmak istemiştim. Umarım siz de bu hataya düşmezsiniz. Eğer iki ay önce yayınlanan “Çalınan Emekler' isimli yazımı okuduysanız kırıcıların aslında ne kadar zararlı insanlar olduğunu biliyor olmanız gerekir. Hacker: Hacker eğer Türkçe'ye çevirmek gerekirse "kurcalayıcı" gibi bir anlam kazanır. Gerçekten de hacker'ların yaptığı olay budur. Hacker'lar ilk olarak bilgisayarların telefon ağına bağlanması ile ortaya çıktılar. Bu kişiler büyük sistemlerin içine girip sistemlerden bilgi elde ederler. Bu işi bazen zevk için, bazen de bilgiyi satıp para kazanmak için yaparlar. En büyük yardımcıları modemler ve blue box gibi hardware aksamıdır. Bilgiyi çalmakla kalmaz bilgiyi çaldıkları şirkete ekstradan oldukça yüklü bir telefon faturası da bırakırlar. İşin komik yanı bu işi sadece bilgisayar işlemlerinde de yapmazlar. Bir DiskMag'de okuduğuma göre böyle bir hacker bir arkadaşı ile ünlü bir firmanın sırtından dört buçuk saat kıtalararası konuşma yapmış. Bu konuda işlenen suçlar haberlere bilgi girmeye başladı. Örneğin 1984'te Almanya'dan bir hacker grubu C-64 kullanarak NASA bilgisayarlarına girdiler. Dünyanın en güvenilir bilgisayar sistemine sahip olan (daha doğrusu sahip olduğunu iddia eden) NASA tamı tamına bir gün boyunca uydularıyla olan bütün bağlantısını kaybetti. Bir gün sonunda hacker'lar büyük bir nezaket göstererek NASA'ya kontrollerini iade ettiler. Bu olay dünya çapında büyük yankı uyandırdı ve başlarında NASA bilgisayar ağını düzenleyen kişiler olmak üzere en az bir düzine kişi işinden oldu. Olay burada bitmedi, polisin bulamadığı bu hacker'lar Almanya'da 'It's illegal but who cares' diye bir dergi çıkarttılar. Derginin ilk sayısında NASA'nın zayıf yönleri ve hacker'ların uyduların kontrolünü nasıl ele geçirdikleri anlatılıyordu. Oldukça demokratik bir ülke olan Almanya'da yıllar sonra ilk kez bir dergi toplatıldı. Artık siz olayın ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu düşünün. Şu anda dünya çapında en
MeHMeTWuseL
A53
fta 6 A © 2 tü az birkaç düzine dergide her ay sistemleri atlatmak, gizli bilgilere ulaşmak yolları anlatılıyor. Bu dergiler her ne kadar el altından da olsa serbestçe satılıp yayılıyor. Bunlardan birini alıp CIA özel numaralarını, Papa'nın yazlığının telefonunu veya George Bush'un başucunda bulunan telefon numarasını öğrenebilirsiniz. Ayrıca bütün dünyaya yayılmış BBS'lerden oldukça yeni erişim kodlarından tutun da ünlü hacker'ların adresine kadar hacking konusunda birçok bilgiyi elde edebilirsiniz. Bu olayı diğer suçlardan ayıran küçük bir fark var. Bu tür yayınları yayınlayan ve hacking ile uğraşan kişilerin yüzde 90 gibi oldukça büyük bir bölümü bu işi hobi olarak yapıyor. İstediği zaman arkadaşı ile telefon faturasını dert etmeden istediği kadar konuşabilme, telefonuna yeni özellikler ekleme ve bunun gibi işler için kullanıyorlar. Tabii niyetleri ne olursa olsun telefon faturalarını değiştirme, korunmuş sistemlere girme oldukça önemli birer suç sayılıyor. Piyasada bulunan hacker'ların çoğu gerçek anlamda hacker değil. Bunların yaptığı iş sağdan, soldan buldukları yöntemler ile BBS'lerinin telefon masraflarını düşürmekten başka bir şey değil. Bunun için çeşitli yöntemler geliştirilmiş. Bunlardan en ünlüsü BlueBox adı verilen ve iki frekansta sinyal verebilen bir alet. Günümüzde bu alet oldukça sık kullanılmakta. Fakat bu aleti kullananların çoğu ilk BlueBox olayının 1961'de ortaya çıkarıldığını bilmiyor. Yaklaşık 20 yıldan beri bu türden kanunsuz girişimler ile karşı karşıya kalan Bell şirketi artık buna karşı oldukça etkili önlemler geliştirmiş vaziyette ve yakın tarihte çıkması beklenen yeni bir sistemle BlueBox ve diğer hacking yöntemleri büyük bir ölçüde tarihe karışacak. Şimdi gelelim bu işin tehlikelerine. Hacking yapmayı göze alan birinin her şeyden önce bir on yılı gözden çıkarması gerekiyor. Zira yakalanan hacker'lara suçları sabit görülürse verilen en normal ceza bu. Fakat eğer bu kaşınıp da bir askeri sisteme girme hatasını yaparsa bu ceza hacker'ın niyeti ne olursa olsun vatan hainliği ve casusluğa kadar gidebilmekte. Bu iki suçun cezasının ne olduğunu sanırım çoğunuz biliyordur. Crusher: Bu kişiler teknik özellik bakımından tamamen hacker'lara benzerler. Yine aynı yöntemleri kullanarak sistemlere girerler ve korunmuş bilgilere ulaşırlar. Fakat bu kişiler çoğu hacker'ın aksine bu işi hobi olarak yapmazlar. Ya söz konusu şirkete olan bir hınçları vardır (işten çıkarılma vs. gibi) ya da bu iş karşılığında para alırlar. Sonuç olarak her ne sebeple olursa olsun bu kişiler sistemlere tek bir amaç ile girerler; yok etmek. Yaptıkları bir program mümkün olan bütün hasarı vererek sistemi kullanılmaz hale getirir. Daha önce de söylediğim gibi amaçları sadece sistemi çalışmaz hale getirmek ve bu sayede şirkete büyük bir zarar vermektir. Bunun için sisteme bir kez girmeleri yeterli olur. Zira kısa sürede yok edici programı (bombayı) sisteme bırakır ve bağlantıyı keserler. Bütün bu işlem yaklaşık bir iki dakikalık bir bağlantı gerektirir. Hacker'ların bilgi almak için bir sistemde en az yarım saat kalmaları gerektiğini düşünürsek crusher'ların yakalanmalarının ne kadar zor olduğunu daha kolay anlarız. Ayrıca yaptıkları işin çok büyük bir suç olduğunun bilincinde olan crusher'lar işlerini yaparken azami dikkat gösterirler.
Gelelim bir suç aleti olan bilgisayar virüslerine. İlk bilgisayar virüsünün nasıl çıktığı konusunda anlatılan bir sürü hikaye vardır. Birine göre işten çıkarılmış bir programcı, birine göre de şaka yapmak isteyen bir öğrenci ilk virüsü yazmıştır. Organik adaşlarına mantık olarak oldukça benzeyen bu virüsler aslında küçükçük programcıklardır. Yaptıkları iş, bilgisayar çalışırken bir yöntemle sisteme girip kendisini oraya buraya kopyalamaktır. Kendisini bir iki yere kopyaladıktan sonra bir müddet için kuluçkaya yatar. Bu sürede belirli bir sayı tutar (bir müddet bekler, resetleri sayar veya kendini belli bir miktar kopyalar). Daha sonra ise kendini belli eder. Bu 'kendini belli etme' harddiski formatlama, kafa zıplatma veya disketi silme gibi oldukça zararlı olmakla beraber sadece bir yılbaşı tebriği kadar masum da olabilir. Bu tamamiyle virüsü yazanın keyfine kalmış bir şey. Ama ne kadar zararsız ve masum da olsa virüsler her şeyden önce kullanıcının zamanını çaldıkları için zararlıdırlar. AMIGA'daki ilk virüsler SCA, Byte Warrior gibi bootblock virüsleriydi. Her ne kadar zararsız da gözükseler ilk eylemlerini “Who Framed Roger Rabbit?” oyununun tüm çalışan kopyalarını yok ederek yaptılar. Bu o zaman için büyük bir olaydı, ama file virüslerin ortaya çıkmasıyla herkes olayın ne kadar büyüyebileceğini gördü. Yazılış sebebi ne olursa olsun herkesin birleştiği tek bir konu var o da bu olayın bilgisayarlara şimdiye kadar büyük zararı verdiğidir. Bu zarar gittikçe artarak devam etmektedir. Örnek olarak 1992'nin ilk altı ayında sırf virüsler yüzünden olan kayıp, 1991'in on iki ayının toplam kaybını şimdiden yakaladı. SHI (Safe Hex International)'ın Mart ayında açıkladığı rakamlara göre şu anda AMIGA'da dörtyüzün üstünde virüs var ve bu sayının iki bin yılına kadar birkaç bini bulacağından korkuluyor. Düşünün bir kere takılan bir disketi üç bin virüse karşı kontrol eden bir virüs killer'ın ne kadar işletim zamanından yiyeceğini. Şu anda tek tesellimiz SHI gibi bir organizasyonun AMIGA dünyasını bu konuda oldukça rahatlatması. Şu anda bizlerin de üyesi olduğumuz SHI'ın Türkiye faaliyetlerini çok yakında göreceksiniz. Bunun için gelecek sayıda başlayacağımız Virüs köşesini dikkatle okuyun. Virüs programcıları da adaletin pençesinden kolay kolay kurtulamıyorlar. Örnek olarak SHI, bir virüs programcısını adı ve adresiyle kendilerine bildiren kişilere programcının suçunun sabit bulunması halinde tamı tamına 3000 dolar ödül vaadediyor. Sanırım sadece bu bile olayın ne kadar büyük boyutlarda olduğunu göstermeye yeter. Gördüğünüz gibi gelişen dünyamızda bilgisayar suçları aynı diğer suçlar gibi oldukça sert bir şekilde cezalandırılmakta. Zira çağımız bilgi çağı ve böyle bir çağda bilginin korunması kadar doğal bir şey olamaz. Ve böyle bir çağda biz oturmuş “kopyalamaya evet mi hayır mı?” tartışması yapıyoruz. Eğer bilgisayar suçlarına müsamaha göstermeye devam edersek yakında suç işlenecek bilgisayar kalmayacak.