Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 55
Birçok bilgisayar kullanıcısı F.R.P. oyunlarıyla ilk kez bilgisayar aracılığı ile tanıştı. Tabii bunun yanında strateji programlarını da (onlara oyun demek içimden gelmiyor) unutmamak lazım. F.R.P.'leri ilk bakışta pek fazla bir şeye benzetemeyebilirsiniz. Büyük bir harita üzerinde ilerleyen bazı şekiller insanın pek fazla ilgisini çekmiyor. Fakat oyunun hikayesini okuyup, konuyu öğrendikten sonra, oyundan müthiş bir zevk almaya başlıyorsunuz. İşte o zaman F.R.P.'lerin ne kadar müthiş oyunlar olduğunu anlıyorsunuz. Zaten birçok yabancı ülkede bunu anlamış olsa gerek ki, Avrupa'da olsun, Amerika'da olsun, bu oyunlar oldukça fazla satıyor. Ayrıca bu programlar hazırlandığı zaman sırf Amiga için değil, hemen hemen bütün bilgisayarlar için yapılıyorlar. Hatta en son Amiga'ya çevriliyorlar da diyebiliriz. Örneğin, birkaç ay önce dergilerde reklamı çıkan Life & Death isimli oyun henüz Amiga'da çıkmamışken, bu oyunun devamı olan Life & Death II, birincisinden altı ay sonra PC'lerde çıktı bile. Şu anda Türkiye'ye de gelmiş durumda. Ama Amiga'da daha birincisi bile çıkmadı. Bu arada gerek Amerika'da, gerek Avrupa'da F.R.P.'ler sadece bilgisayarlarda oynanmıyor. Bunları 'board-game' olarak da oynayan büyük bir kitle var. Şimdi 'board-game' de ne demek diyebilirsiniz. Eskilerden beri oynanan Monopoly veya Risk çok ilkel seviyede birer 'board-game'dir. Yani masa üstünde (oyundan oyuna değişen kendine has bir haritası, oldukça değişik kart ve zarları olan) grup halinde oynanabilen ve gelişmiş özelliklere sahip oyunlardır diyebiliriz. Her oyunun kendine özgü bir senaryosu ve farklı kuralları vardır. Bu oyunlarda işiniz (Risk'te olduğu gibi) iyi zar atma şansınıza bağlı değildir. Her şey dikkatlice yapacağınız hamlelere bağlıdır. Tabii sadece F.R.P.'lerin 'board-game'i yapılmıyor. Birçok strateji oyununun da 'board-game'leri sürekli olarak hazırlanıp piyasaya sürülüyor. Hatta öğrendiğime göre şu sıralar Amerika'da Körfez Krizi'ni konu alan birkaç 'board-game' piyasaya sürülmüş bile. Ayrıca birçok ülkeden farklı kişilerin mektupla oynadığı çok gelişmiş 'board-game'leri de hazırlayıp uygulamasını yürüten bazı şirketler var. Bu tür oyunları yaklaşık 10.000 kişi mektupla aynı anda oynuyor. Aradaki koordinasyonu ise oyunu hazırlayıp yürüten şirket sağlıyor. Yani sizin anlayacağınız neredeyse bütün dünya F.R.P. ve strateji oyunlarına yönelmiş durumda, hem de sadece bilgisayarda değil. Evet, herhalde bir bildikleri var, ne dersiniz?
F.R.P. veya strateji ilk bakıştaki itici görünümlerine rağmen, içine girince bir daha bırakamayacağınız güzellikte olan konulardır. Neyse biz lafı daha fazla uzatmadan oyunumuza geçelim. Oyunumuzun adı, Dragon's Breath (Ejderin Nefesi). Hikayesini ise birçok F.R.P.'ye konu olan mistik çağdan almış. Anrea isimli ülkenin derinliklerinde gizli olan üç mistik kristal ve bu kristaller sayesinde ölümsüzlüğü elde etmek için birbirileriyle amansızca savaşa girmiş üç şehir. İşte siz burada devreye girerek bu üç kişiden birini seçip yönetiyorsunuz. Oyun esnasında birçok köye saldırıp yok etmeye çalışacaksınız. Bu arada oyundaki en önemli şeylerden biri de değişik maddeleri karıştırarak yaptığınız büyüler. Bu büyüler sayesinde köylerinizin ejderhaların saldırısından daha az zararla kurtulmasını sağlamak veya kendi ejderhanızın tahrip gücünü arttırmak gibi birçok faydalı şeyler yapabilirsiniz. Tabii ilk başta oyunun manuel'ini iyice inceleyerek hangi büyünün nasıl yapıldığını ve ne işe yaradığını öğrenmeniz lazım. Oyuna başlamadan önce üç karakteri de bilgisayara ayarlayıp, oyunu bir demo gibi izleyebilirsiniz. Zaten ilk zamanlarda grafiklerin güzelliğine hayran olmaktan oyunla pek fazla ilgilenebileceğinizi sanmıyorum. Daha sonra kendinizi oyuna kaptırdığınızdaysa grafikler daha az dikkatinizi çekecek. Bazı köyleri yok edip, bazılarını ele geçirmeye başlayınca tahminlerinizin ötesinde bir zevk duyacaksınız. Bir de ilk yumurtanız çatlayıp, ilk yavru ejderhanız ortaya çıktığı zaman müthiş bir heyecan duyacağınıza eminim. Unutmayın ülkedeki üç büyük güçten biri de sizsiniz. Bu arada oyunun müziklerinin de oldukça etkileyici olduğunu belirtmeliyim. Oyun ilerledikçe daha çok zevk alacaksınız. Ben şahsen bu yazıyı yazmak için oyunu incelemeye başladığımda, yazıyı bir, iki gün içinde teslim edeceğimi söylemiştim. Fakat (kendimi oyuna kaptırdığım için) ancak bir hafta sonra son dakikada yetiştirebildim. Son olarak şunu söylemek istiyorum; bu oyun, sizin için, hiç bilmediğiniz mistik bir dünyaya açılan gizli bir kapının anahtarı olabilir...
AMIGA/512K PALACE/2 DİSKET
GRAFİK:................................% 97 SES : ………………………….% 91 OYNANABİLİRLİK:……………% 86 GENEL:................................ %93
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 54
Sıra kulelerden birinde karşınıza çıkan, görünmez şövalyeye geldi. Bu şövalyeyi öldürmenin tek yolu ok kullanmak. Şövalye uzaktan gözüktüğü anda oku fırlatın. Böylece şövalye vuruluyor ve kuleden hendeğe doğru yuvarlanıyor. Bu işi de tamamladıktan sonra, yeraltı mezarlarının bulunduğu tünellerde dolaşmaya çıkabilirsiniz. Bu tünellerde çok tehlikeli bir yaratık yaşıyor. Elindeki taşla sizi öldüren bu yaratığı ancak haçlı kılıcı ile yenebilirsiniz. Yaratık karşınıza çıkınca, kılıçla önce yaratığın eli kopana ve sonra da ölünceye kadar aralıksız olarak kılıçla vurun. Kopan elden, üzerinde runik yazılar olan taşı alıp taşıdıklarınızın arasına koyun. Bu işi tamamlayınca, yaratığın çıktığı mezar odasına girin ve iki lahitten birinin içinde olan eski anahtarı alın. Daha sonra tüneldeki mezar odalarını tek tek inceleyerek içinde iskelet olmayan boş bir lahit bulana kadar araştırın. İşkence odasında bulduğunuz kemikleri bu lahde koyup kapağını kapatın. Daha sonra sağdaki lahti açın (Bundan önce oyunu kaydetmenizi öneririm). İçeriye sular dolmaya başlayacak. Nefessiz kalmamak için burada elinizi çabuk tutmanız gerekmekte. Hemen tabutun içine girin ve aşağıya inin. Zemine ulaşınca ileri doğru gidin. Bir süre sonra yukarıya çıkışı olan bir yere geleceksiniz. Burası aslında bir kuyu ve hemen yukarıya çıkarak ciğerlerinizi temiz hava ile doldurun. Daha sonra aynı şekilde aşağı inerek düz ilerlemeye devam edin. Hendeğe olan su geçişiniz, bir mazgalla engellenecektir. Bu mazgalı, yaratığı öldürdükten sonra bulduğunuz anahtarla açabilirsiniz. Hendeğe geçtikten sonra hemen yukarı çıkıp temiz hava alın. Burada yapılacak iş, kulede okla vurulup bu hendeğe düşen görünmez şövalyenin cesedini bulup üzerindeki anahtarı almak. Bu arada mazgaldan çıkış yerinizi belirleyip, her hareketinizi sayarak bu arama işlemini yapmanız mazgalı tekrar bulmak açısından yararlı olacaktır. Cesedi bulup kılıcın üzerindeki anahtarı alınca, mazgaldan içeri girip kuyudan iple tırmanın ve işkence odasına gidin.
Artık bu odada bulunan kömür maşasını aldığınızda, bir ruh çıkıp sizi öldürmeyecek (çünkü bu ruhun kemiklerini daha önce lahde yerleştirmiştik). Maşayı alınca gideceğimiz yer Elvira'nın yanı. Ancak bundan önce demirci atölyesinde gümüş haçı eritin (Sağdaki kutunun içindeki kabı mouse yardımıyla alıp ateşin üzerine koyun ve gümüş haçı bu kap içine yerleştirin. Daha sonra bir ok alıp bunu kabın üzerine getirince, okun ucu gümüşle kaplanmış oluyor. Oku alıp yandaki ahıra girin ve burada karşınıza çıkan adam köpek haline dönüşür dönüşmez, oku "use" seçeneğiyle fırlatın. Köpek ölecek ve siz de ahırın arka tarafında duvardaki taşın arkasında yer alan anahtarı bulacaksınız. Şimdi Elvira'nın yanına gidin ve ona Palmlight büyüsünü yaptırın (gerekli malzemeleri bularak tabii). Daha sonra sol tarafa dönün ve Elvira duvardaki boşluğu açıp gösterince Palmlight büyüsünü kullanarak burayı aydınlatın. Böylece Elvira sizin yerinize oraya girdiğinde elinde bir anahtarla dönecektir. Eğer daha önceden nöbetçiyi de öldürüp arkada duran pano üzerindeki kağıdın altında bulunan anahtarı ele geçirdiyseniz Emelda’nın gizli sandığını açacak altı anahtarı buldunuz demektir. Şimdi bu altı anahtarın nerede olduğunu bir kez daha açıklayalım.
1 - Nöbetçi odasında 2 - Ahırda 3 - İşkence odasında 4 - Kuşun ayağında 5 - Görünmez Şövalye'de 6 - Mutfakta
Anahtarları bulduk, fakat sandık nerede gizli? Şimdi sıra bu sandığı ortaya çıkarmaya geldi. Mutfaktaki ocakta yanmakta olan kömürden ufak bir parça köz alın (maşanız olduğu için bunu elinizi yakmadan becerebilirsiniz). Bundan sonra kuleleri tarayarak birinin en üst katında duran, dolu topu bulun. Bu topu, sıcak közle ateşleyebilirsiniz. Top güllesi hemen karşıdaki kulede bir yarık açıyor. Şimdi bu kuleye gidip yarıktan yukarı çıktığınızda Emelda'nın sandığı örümcek ağları içinde karşınızda durmaktadır. Yalnız sandığı açmadan önce altı kilidi sırasına göre açmak gerekli. Bu sıra anahtarlar üzerinde Latince olarak belirtilmiş (primus, secundus, tertius vb.). Eğer kilitleri bu sırada açmazsanız bir cin çıkıp sizi sandığın içine buyur ediyor. Diğer durumda sandığın içinden bir küçük kama ve özel bir büyü çıkıyor. Bunların ikisini de alın ve yeraltı mezarlarının bulunduğu tünele gidin. Bu tünellere girer girmez sağa dönüp ilk yol ayrımından sola dönün. Düz ilerleyip tekrar yol ayrımına geldiğinizde (bu arada kötü yaratıklar sizi rahat bırakmayacak tabii) yerde bir boşluk göreceksiniz. Yaratığın kesik elinden aldığınız taşı buraya yerleştirin ve açılan boşluktan içeri girin. Karşınızda sürpriz bir sima bulacaksınız.
Bu Emelda'dan başkası değil ve doğrusu sizi pek hoş karşılamıyor. Hemen bir büyüyle gücünüzü emmeye başlıyor.
Hemen Emelda'nın zayıf noktasını yakalayarak, ki görünüşte hiçbir şeyden etkilenmiyor gibi gözüküyor, bir şey yapmazsanız beş-on saniyede yaşlanarak ölüyorsunuz. Emelda'nın zayıf noktası önünüzde duran sanduka. Haçlı'nın kılıcını bu sanduka üzerine sapladığınızda Emelda'nın kesintisiz güç kaynağı bir süre için devre dışı kalıyor. Bu süre sizin sandık içinden çıkan büyüyü kullanmanız için yeterli. Bu büyü ile Emelda'da meydana gelen ilginç değişmelerden sonra kamayı Emelda'nın kalbine sapladığınızda oyunu tamamlamış oluyorsunuz. Bundan sonra Elvira sizi çağırıyor ve ... Gerisini burada anlatmayayım, sürpriz olsun. İleride çıkacak olan Elvira II'yi de böyle zevkli olarak oynayacağınızı tahmin ediyorum.