KORSANLAR

KORSANLAR

Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla gerçekleştiği günümüzde, bilgisayarlar gündelik yaşama tahmin edildiğinden daha hızlı girmiş durumdalar. Bugün birbirinden çok farklı alanlarda bilgisayarlar yaygın biçimde kullanılıyor. Bunlara artık sayıları küçümsenmeyecek rakamlara ulaşmış aileleri de ekleyebiliriz. Bilgisayarların hayatı kolaylaştırmaları, işlerimizi hızlandırmaları ve bizi eğlendirmeleri iyi ve hoş, fakat bilgisayar kullanımının beraberinde getirdiği bazı olumsuzlukları da görmezlikten gelmek mümkün değil. İşte bu olumsuzluklardan biri de yazımızın konusu olan bilgisayar korsanlığı. Bu yazıda bilgisayar korsanlığını değişik yönleriyle irdeleyecek ve konuya ülkemizin durumu açısından yaklaşacağız. Korsan denince, hemen herkesin aklına eskiden yaşamış ve filmlere konu olmuş, açık denizlerde gemileri yağmalayarak geçimlerini sağlayan kanunsuz insanlar gelir. Terimin bugün kazandığı yeni anlamlar, kanunsuzluğu çağrıştırmaları bakımından orijinal anlamla bağıntılı. Artık denizlerde korsanlara rastlanmadığından, korsan sıfatı şimdi başka insanlar ve başka uygulamalar için kullanılıyor. Bizim inceleyeceğimiz korsanlar ise bilgisayar sektörüne musallat ve bu sektöre korku veren insanlar. Çok genel olarak, Bilgisayar Korsanlığı bilgisayar yazılımlarının özel yollarla çalınması ve kanunsuz yollardan kopyalanıp çoğaltılarak ucuz fiyatla satılması olarak ifade edilebilir. Bu tanımla günümüzün bilgisayar korsanlarının eski zaman korsanlarından daha akıllı ve daha çalışkan oldukları ortaya çıkıyor, çünkü bilgisayar yazılımlarını çalmak öyle kolay bir iş değil ve bunun için üstün bir zeka, bilgi ve beceri gerektiriyor. Ayrıca korsanların çaldıkları yazılımları çoğaltıp satmaları da eskiden gemi ele geçirerek hazıra konan korsanlardan farklı biçimde örnek bir organize çalışma. Hatta başta sekiz ve on altı bitlik ev bilgisayarları olmak üzere geniş bir korsan program pazarı meydana gelmiş bile. Bu noktada korsanlığın iki ayrı fenomeni ortaya çıkıyor. Birincisi hırsızlık olarak tarif ettiğimiz çalma işlemi, ikincisi ise seri üretim yani kopyalama.

Çalma olayını burada biraz açmak gerekli. Adi hırsızlık olarak bilinen olayın dışında tarihte değişik çalma durumları söz konusu olmuş. Örneğin, eskiden yazarlar yazdıkları eserde başka yazarların eserlerinden yararlanmadan edemezlermiş. Bunun da bir tür hırsızlık olduğu ve bugün İngilizce'de Plagiarism kelimesiyle tarif edilen fikir ve kaynak hırsızlığının suç olarak kabul edilmesi epey zaman almış. Yazılımın çalınması ise, şüphesiz çok daha yeni bir hırsızlık türü. Fakat bu işi yapan korsanla, sözgelimi esaslı bir kasayı binbir hünerle açan hırsız arasında işledikleri suç açısından fazla bir fark olduğu söylenemez.

AMIGA 500 gibi ev bilgisayarlarında çalışan ve başta oyun olmak üzere her tür yazılımı çalan korsanlara CRACKER deniyor. İngilizce'de bir şeyi çözmek anlamına gelen CRACK kelimesi Türkçe bilgisayar jargonuna KIRMAK kelimesi olarak geçmiş. Yazılım şirketleri tarafından üretilen, özellikle oyun türü programlar genellikle kopyalanamaz halde piyasaya sürülüyorlar. Bu işleme PROTECTION yani korunma deniyor. Uzman kişilerce özel programlama teknikleri kullanılarak yapılan bu işlemler sonunda programın sadece kopyalamaya karşı korunmuş olan orijinali çalışıyor. Korsanlar da bu orijinal program üzerinde en az korumayı hazırlayan kişiler kadar çalışıp programı kopyalanabilir hale getiriyorlar. Bu, sürekli devam eden bir mücadele. Her gün yeni ve daha karmaşık korumaya sahip programlar çıkıyor ve korsanlar tarafından eninde sonunda kırılıyorlar.

Başka bir koruma yönteminde ise, kopyalamaya karşı korumadan farklı bir yol izleniyor. Program yüklenirken veya yüklendikten sonra programın kullanım kılavuzunun herhangi bir yerindeki kelime veya renk (fotokopiye önlem olarak) soruluyor. Eğer kullanıcı orijinal program dokümanına sahip değilse, ki korsanlar bu dökümanları nadiren çoğaltıyorlar, bu isteği yerine getiremiyor ve program yanlış yanıtlar verildiği andan itibaren çalışmaz hale geliyor. Ancak korsanlar da buna karşılık programın içine girip sorulan siliyorlar ve sonuçta program tekrar soru sorulmadan kullanılabilir hale geliyor.

Her iki koruma yönteminin başarısız kalması, korsanların oyun programlarının yazıldığı dil olan makine dilini çok iyi bilmelerinden ve son derece inatçı olmalarından kaynaklanıyor. Orijinal bir oyun ele geçirdikleri zaman bu oyunu kırmak ya da kıramamak onlar için şeref meselesine dönüşüyor. Geceli gündüzlü çalışmalar sonunda oyunun kilidi olan protection açılıyor ve korsanlar programda istedikleri değişikliği yapabiliyorlar.

Korsanların nasıl tipler olduğunu merak ediyorsanız, hemen şunları söyleyebilirim: Yaşları 15-25 arasında değişiyor. Değişik türlerde Batı müziği (Metal, Acid House, Rock ve Jazz gibi) dinlemekten hoşlanıyorlar. İçki, sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak duruyorlar. Bilgisayarlar onlar için hayattaki en önemli şeylerin başında geliyor. Toplum içinde özellikle okulda başarı seviyeleri pek fazla değil, bu yüzden içe kapanık oluyorlar ve bütün ilgilerini bilgisayar üzerinde odaklaştırıyorlar. Bazen birkaç korsan bir araya gelerek bir korsan grubu kuruyor. Böylelikle program kırma faaliyetleri farklı kişilerin yetenek ve bilgilerinin bileşkesi doğrultusunda daha iyi sonuçlar veriyor.

Orijinal program korsanlar tarafından kırıldıktan sonra birtakım işlemlerden geçiyor. Önce orijinal programda bazı değişiklikler yapılıyor. İstenirse programın içine grubun adı yazılıyor ve oyun yüklendiğinde bu yazı ekrana geliyor. Bunun arkasından eğer program oyunsa sonsuz hak, sonsuz silah ve cephane vb. eklemeler yapılıyor. Bu değişiklikler de tamamlanınca mümkünse program CRUNCH ediliyor. Bu işlem programın diskette kapladığı yerin azalmasını sağlıyor ve dolayısıyla program daha çabuk yükleniyor. En son olarak diskete grubun intro'su kaydediliyor. Intro, İngilizce giriş anlamına gelen Introduction kelimesinin kısaltılmış şekli. Programlar yüklenmeden önce ekrana gelen Intro'larda etkileyici grafikler ve müziklerle grubun reklamı yapılıyor. Intro'ların hemen hepsinde SCROLL TEXT denen soldan sağa kayarak geçen yazılarda takma adlarıyla grubun üyeleri tanıtılıyor, diğer gruplara kutlamalar gönderiliyor (GREETINGS). Bu arada, programın orijinalini getiren kişiye teşekkür ediliyor ve çeşitli yerlere mesajlar yollanıyor.

Artık program kırılmış ve kopyalanarak dağıtılabilir hale gelmiştir. Bundan sonra o disketin kimbilir kaç kopyası çekilecektir. Disket büyük bir hızla kontaklar vasıtasıyla başka yerlere ulaştırılır. Posta, bu iş için oldukça emin bir yol. 3.5 inç disketlerin her türlü zarfta zarar görmeden rahatça gönderilebilmesi sayesinde, postada korkunç bir disket trafiği meydana gelmekte. Emniyet açısından korsanlar çoğu kez özel posta kutuları kiralıyorlar ve posta idaresi illegal bir olaya alet olduğunu anlayana veya polis tarafından posta kutusuna baskın yapılana kadar korsanlar bu posta kutusunu kullanıyorlar. Intro'larda nadiren posta adreslerine rastlanıyor. Disketlerin dağıtım işini yapanlar için başka bir terim kullanılıyor, SWAPPER. Swapper'lar hem programı para karşılığı satıyorlar, hem de başka satış yerlerine dağıtıyorlar. Programları dağıtmanın bir başka yolu, bülten panoları. Modem cihazına sahip bilgisayar kullanıcıları, korsanların kurduğu illegal bülten panolarına bağlanıp en son kırılmış oyunu rahatça kendilerine çekebiliyorlar.

Bir de kopya partileri var. Belli zamanlarda ve gizli yerlerde değişik grupların üyeleri toplanarak bir araya geliyorlar ve kırdıkları en yeni oyunları kendi aralarında değiştirip kopyalıyorlar. Herkes gururla protection'ları nasıl kaldırdığını ve oyunu ne kadar kısa sürede kırdığını anlatıyor. Bu partilerde daha aynı gün piyasaya çıkmış oyunların kırılmış versiyonlarına bile rastlamak mümkün. Kopya partileri korsanların eğlendikleri ender zamanlar ve eğlencelerini bozacak tek şey ani baskın yapan Polis ve LAMER diye çağırdıkları beceriksiz ve yaptıkları işi açığa çıkarabilecek zararlı tipler.

Tabii, yazılım şirketleri olaya hiç de iyi gözle bakmıyorlar. Uzun emekler ve büyük masraflar sonucu ortaya çıkan bir programın satışlarının hemen hemen yarısının korsanlar tarafından yapılması, onları oldukça sarsıyor. Yeni program geliştirme çalışmaları mevcut programların satışına bağlı olduğundan şirketler korsan satışlardan büyük darbeler alıyorlar. Bu arada Amerika'da birçok şirket programlara koruma koymaktan vazgeçiyor. Bunun korsanlara karşı bir işe yaramadığını fark eden şirketler, dürüst kullanıcıların bundan zarar görmemesini istiyorlar. Böylece kullanıcılar daha fazla para ödeyerek fakat yasal yollardan satın aldıkları değerli programlarının yedek bir kopyasını her türlü ihtimale karşı saklama imkanı buluyorlar. Amerika'da, sırf kopya korumalı oldukları için dürüst kullanıcılar tarafından boykot edilen programlar var.

Aslında korsanlar bu işi yalnızca para kazanmak için yapmıyorlar. Programları kırmak, kopyalayıp dağıtmak onlar için vazgeçilmez bir eğlence. Üstelik korsanlar arasında kendini Robin Hood görenler bile var. Bunlar korsan olmalarına neden olarak pahalı fakat değersiz oyunları kullanıcıya daha ucuza sunarak kullanıcının kazıklanmasını önledikleri gerekçesini veriyorlar. Ardından oyunların çoğunun aşırı pahalı olduğunu ve kendilerince gerçek değerinden satılsalar, korsanlık yapmayacaklarını söylüyorlar. Halbuki bilgisayar dergilerindeki tanıtımlar sayesinde kullanıcı zaten satın alacağı program hakkında yeterli bilgiye sahip oluyor. Öte yanda korsanlar yeni çıkan programları ayırt etmeden kırmaya devam ediyorlar. Bazı gruplar hizmet yelpazelerini geniş tutup CRACKER JOURNAL olarak bilinen diskette bülten ve dergiler hazırlıyorlar.

Özellikle AMIGA 500 gibi, disketlerin kullanıldığı bilgisayarları etkileyen önemli bir tehlike daha var: Bilgisayar virüsleri. Bütün değerli yazılımı tehdit eden virüs programları çoğu zaman korsanlar tarafından yazılıyor ve kırılmış programlarla yayılıyor. Her geçen gün yeni bir virüs programının yazıldığı korsan kanallardan gelen bir diskette tehlikeli bir virüs bulunma riski çok yüksek. Korsanların bilgisayar sektörüne vurdukları en büyük darbelerden biri de bu virüsler.

Korsan bir oyunu satın almış kullanıcıyı bekleyen bazı sorunlar olabilir. Oyunlar her zaman orijinalleri gibi eksiksiz olmuyorlar. Oyunda bir bölümü bitirdiğinizde devamının olmadığına tanık olabiliyorsunuz. Bazen kırma hatalarından veya virüslerden kaynaklanan nedenlerden dolayı disketler hata mesajları verebiliyor. Buna bir de dokümantasyon eksikliğini eklerseniz, kısaca zevk almak için başına oturduğunuz oyundan nefret edebilirsiniz.

Yazılım endüstrisi, artık korsanlar tehlikesinin bilincinde. Şu sıralar Avrupa'da yürütülen bir kampanyayla bilgisayar kullanıcıları korsan programlara karşı bilinçlendirilmeye çalışılıyor. ELSPA (European Leisure Software Publishers Association - Avrupa Eğlence Yazılımları Üreticileri Birliği) ve FAST (Federation Against Software Theft - Yazılım Hırsızlığına Karşı Federasyon) gibi kuruluşlarca desteklenen kampanyada korsanlar ile ilgili bilgi verenlere para ödülü vaat ediliyor. Gerçi bilgisayar korsanlığının kökünün kazınması henüz zaman alacak, fakat bu kampanyaların olumlu sonuçlar vereceği muhakkak.

TÜRKİYE'DE BİLGİSAYAR KORSANLIĞI

Ülkemiz her yönden olduğu gibi korsanlar için de bir cennet. Türkiye'de bilgisayar yazılımlarını korsanlara karşı koruyacak herhangi bir yasa bulunmadığından, yerli korsanlar her türlü programı rahatça kopyalayıp dağıtmaktalar. Maalesef, ev bilgisayarları için Türkiye'de satılan programların büyük çoğunluğu bu korsanlar tarafından sağlanıyor. Ülkemizde faaliyet gösteren belli başlı korsan gruplar arasında isimlerini sıkça görmüş olabileceğiniz ZOMBIE BOYS, DOUBLE TROUBLE ve CHAOS bulunuyor. Bu gruplar, şimdilik ithalat-ihracatla uğraşıyorlar çünkü henüz yabancı yazılım firmaları Türkiye'de orijinal oyun dağıtımı yapmıyorlar ve kırılmamış orijinal oyun Türkiye'ye pek gelmiyor. Bu yüzden yerli korsanlarımız korsanlıklarını tam anlamıyla icra edemiyorlar ve oyunların başına CRACKED BY ..... yazamıyorlar. Yurt dışındaki korsan gruplarla yakın irtibatlı olan yerli korsanlar, programların yurt dışında kırılmasından kısa bir süre sonra Türkiye'ye gelmesini sağlıyorlar. Programlar yüklenirken ekrana gelen Imported By .... mesajı programı

Türkiye'ye getiren grubu gösteriyor. Türkiye'deki korsan gruplar Batı'daki korsan grupları örnek alıyorlar. Bu gruplar da programcılıktan iyi anlayan üyelerden oluşuyor. Bunu anlamak için, yaptıkları Intro ve Demo'lara (Demonstration - gösteri) bakmak yeter. Bu Intro ve demoları yurtdışına gönderen yerli gruplar yabancı korsanların da takdirini topluyorlar.

Ülkemizde bilgisayar sektörüne yönelik bir telif hakları yasası henüz hazırlanma aşamasında. Bu yüzden ülkemizde yazılım endüstrisi uygun bir gelişme ortamı bulamıyor. Bizde de kaliteli programlar yazabilecek genç yetenekler var fakat bunlar ya özentiden ya da eserlerini diğer kullanıcılara ulaştıramadıklarından çoğunlukla korsanlığa hevesleniyorlar. Bu işle ciddi biçimde uğraşmak niyetinde olanlar yurt dışına gidiyorlar ve sonuçta önemli bir beyin göçü gerçekleşiyor.

Bugün, başta Avrupa olmak üzere, bütün batılı yazılım endüstrilerinde eskiden yazılım korsanlarına karşı duyulan sempatinin yerini kızgınlık ve mücadele arzusu almış durumda. Fazlasıyla güçlenmiş durumdaki korsanlara karşı yapılacak mücadele uzun zaman alacağa benziyor. Ülkemizde bilgisayar sektörünü içeren telif hakları yasasının çıkmasından sonra biz de bu mücadeleyi yapmak zorunda kalacağız.

Türkiye’de aldığımız her programın ya da oyunun başında kesin bir grup veya kişinin adı yazıyor. Çoğunluğumuz bunların kim olduğunu bilmiyor. Bazılarımız ise introların ya da demoların ne anlama geldiklerini bilmiyorlar. Ben sizi bu ay bilgisayar dünyasında bilmediğiniz işlerin ve olayların arasına götüreceğim. Gerçi bu olayların birçoğu yurt dışında oluyor ama Türkiye’deki gruplar da onlar kadar aktifler. Dergimize gelen birçok mektupta bu gruplar ve crack hakkında bilgi isteniyor ya da sorular soruluyor.

Bilgisayarcınıza gidip en son oyunu aldığınızda oyun yüklenirken ya bir yazı ya da bir intro ile karşılaşıyoruz. Kim bu gruplar? Introlar ne işe yarıyor? Oyunları ucuz fiyattan dağıtmalarının amacı ne? Ellerine ne geçiyor? Sorularımızın cevaplarını yavaş yavaş alalım.

Oyunlarının kopyalanmaması için konulan kilitlerini kırıp herkesin kopyalayabileceği duruma getiren ve oyuna bazı ekstra özellikler katanlara "CRACKER" diyoruz. Ekstra özellikler derken sonsuz hak ya da onlara göre gereksiz yerleri atıp tek disket haline getirmeyi kastediyorum. CRACKER'lığın tarihi bilgisayarlarda özel amaçlı programların üretildiği zamanlara kadar uzanıyor. Programcılar yaptıkları programları satıp para kazanmaya başlamışlardı. Ama bazı açıkgözler programları kopyalayıp kendileri kullanmaya hatta satmaya başlamışlardı. Bu olaya çok kızan programcılar oyunların kopyalanmaması için kilitler bulmaya başladılar. Sonunda satılan kopya programlarının çoğaltamayacağı birkaç kilit yapmayı başardılar. Artık programlarını huzurla satıyorlardı. Bir süre sonra programlarının el altından satıldığını duydular. Ellerine geçen kopyasını incelediklerinde tüm koruma kilitlerinin kaldırılmış olduğunu gördüler. Programın başında ise yazan yazı dikkatlerini çekti. "CRACKED BY ...". O zamanlarda bu işin ne kadar büyüyeceği tahmin edilemiyordu ama korsanlığı önlemeye çalışan birkaç tedbir almayı da ihmal etmemişlerdi. Korsanlığın bir çığ gibi büyümesi ev bilgisayarlarının yaygınlaşmasıyla başladı. Commodore firması olacakları tahmin edebilseydi acaba Commodore 64'ü piyasaya sürer miydi? Bence tartışılacak bir konu ve kabus başladı…

Crack artık bir endüstri haline gelmişti. Bu endüstriyi ellerinde tutan birkaç grup vardı. AMIGA yeni çıktığı zaman ilk cracker grupları arasında, BAMIGA SECTOR 1, THE CHAMPS, BITSTOPPER ve WORLD OF WONDERS sayılabiliyordu. Zamanla bu grupların çoğu isim değiştirerek ya da başka gruplarla birleşerek hayatlarını sürdürdüler. WORLD OF WONDERS yakın zamana kadar PARANOMIA olarak aktif haldeydi. Şimdi ise bazı bölünmeler yüzünden adını SKID ROW olarak değiştirdi. THE CHAMPS ise şimdi QUARTEX. Örnekler çoğaltılabilir.

Korsanlık sadece ev bilgisayarlarında kalmayıp iş bilgisayarlarına da bir virüs gibi bulaştı. Bilgisayar sistemlerine girip bilgileri çalıp başka sistemlere dağıtan veri hırsızları türemeye başladı. İşte biz bu hırsızlara "HACKER" diyoruz. HACKER'lar modemlerle çalışan, bilgisayarın hardware ve software'ini oldukça iyi bilen kişiler. Kullandıkları bilgisayarlar ise büyük sistemlerde kullanılan terminaller. Telefon başında saatlerce doğru kodu bulmaya çalışan HACKER'lar nasıl oluyor da telefon paralarından etkilenmiyorlar diye bir soru geliyor insanın aklına. HACKER'lar "CALLING CARD" denen kartlardan kullanıyorlar. CALLING CARD'lar büyük firmalar tarafından çalışanlarına verilen bir tür kredi kartları. Genellikle firma adına yurt dışına çıkan çalışanlara verilir. Bu kişiler hangi ülkede olursa olsun kartın üzerindeki numarayı ödemeli arayarak çıkan kişiye gizli şifreyi söylerler. Eğer şifre ve kart numarası doğru ise karşı taraftaki yetkili görüşmek istenen numarayı alır ve o numarayı bağlar. Kart sahibi istediği numara ile saatlerce beş kuruş para vermeden istediği kadar konuşur. Telefon faturası firma tarafından ödenir. İşte bu kartları ucuz fiyata bulan HACKER’lar girmek istedikleri terminallerde saatlerce kalabilirler. Kabarık faturalardan bıkan firma yetkilileri artık koruma sistemli CALLING CARD’lar çıkarıyorlar. Son ve en iyi koruma “VOICE CHECKER" denilen ses kontrol edici sistemdir. Bakalım HACKER’lar buna karşı nasıl bir yöntem bulacaklar. VOICE CHECKER'lardan başka açılan telefondaki sesin bir insana mı yoksa bilgisayara mı ait olduğunu kontrol eden koruma sistemleri var. Eğer karşı tarafa gönderilen ses bilgisayar sinyali ise hat derhal kesilip "CALLING CARD" iptal ediliyor. HACKER'lar sistemlere girmek için kendilerinin yazdığı küçük programcıkları kullanıyorlar. Bu programcıkların çalışma mantığı ise şöyle. Sisteme modem ile bağlanıp programı sistemin bir yerine çalışır vaziyette bırakıyorlar. Program orada çalışıp kodu bulmaya çalışıyor. Doğru kod bulununca da HACKER'ımız sisteme girip ortalığı talan ediyor. Tipik Truva olayı gibi. Hukuki yönden oldukça zararlı bir hobi ama, bu işi yapan HACKER'lar tarafından doğru olarak kabul ediliyor. Onlara göre bilgi herkesin hakkıdır. Bilgi saklanamaz ve korunamaz. Ülkemizde gerek telefon hatları ve kullanılan cihazların pahalı olması nedeniyle HACKER'lık ile uğraşan kimse yok zannediyorum. Ama Cracker'lık konusunda Avrupa'da bile meşhur Türk grupları var. Şu günlerde ZOMBIE BOYS ve ANGELS yaşamını aktif olarak sürdürüyor. Gelecek ay introlar, demolar ve copy party'lerden bahsedeceğim. Eğer bu konu ya da başka konular hakkında sorularınız varsa yazmayı unutmayın. Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere. Hoşçakalın.