Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 99
Vakit bulup mola verdikçe web'de bulduğum güzel yazıları kahve eşliğinde okumaktan keyif alırım; ofis rutininden ve sıkıntısından kaçmak için de güzel bir yoldur. Ara ara ilgimi çeken siteler değişir, bazen LifeHacker, bazen ZenHabits... Son günlerde Y-Combinator girişimciler projesinin yöneticilerinden Paul Graham severek okuduğum birisi. Paul Graham'ı biraz araştırınca, uzun süredir kafamda belirginleşen bir konu hakkında bir kitap yazdığını gördüm: Hackers & Painters. Elbette alıp okumayı isterim, ama okumadan önce kişisel scene ve sanatsal eğitim geçmişimden yola çıkarak bir yazı yazmak istedim.
Coder, Su Katılmamış bir Sanatçıdır
Programcılığın, programlamanın mühendislik olarak düşünüldüğü bakışın aksine, coder olan bir insanın mühendislikten çok bir sanatçı, bir yaratıcı olduğunu iddia edebilirim. Bunu biraz açalım... Coder her seferinde yeni bir şey yaratan, gereken verileri ve malzemesini topladıktan sonra derin bir konsantrasyon sürecine giren, kurguladığı kodları belleğinde yüzlerce kez farklı varyasyonlarla çalıştırabilen, gerektiğinde alt parçaların işleyişini takip etmek için bu süreci adım adım olarak da kafasında canlandırabilen kişidir. Metaforsal düşünme biçimi, ileri düzey programcılarda ve coder'larda çok kullanılır.
Soyutlama,
gerçek dünyadan kopmaktır
Soyutlama, son gelişen dillerde daha belirginleşen OOP anlayışının temelini oluşturur. OOP yapısında her parça, bütünden ayrı durabilen birer soyutlanmış nesnedir.
Sanatçılara baktığımızda önceleri kübizm, sürrealizm gibi akımlarla gerçeklikten ayrılan sanat anlayışı zamanla kavramsal, soyut, sosyal akımlara dönüştü. Hepsinin de temelinde belirli izlenimleri, düşünce ve duyguları kavramlar, metaforlar, görüntüler üzerinden soyutlayarak iletmek var. Üretim sürecinden önceki araştırma süreci aslında üretimin ne şekilde olacağını da kapsar. Her iki alanda da, coder da, sanatçı da, üretim evresine geldiklerinde normalden daha sancılı olabilen, çok daha yoğun konsantrasyon gerektiren sürece hazırlarlar kendilerini. Pek çok yazar da, kitaplarında dile getirdikleri evrenlerini sürekli akıllarında barındırırlar ve bu araştırma sürecinde bunu evirip çevirir, farklı gözlerle anlatmak istedikleri düşünceler örtüşünceye kadar değiştirirler.
Sanat
ve kod; mantığın iki farklı uzantısı...
Bir arkadaşla geçenlerde bu konularda sohbet ediyorduk; aslında sanatçı da, coder da temelde mantık üzerine kurulan farklı yapı taşları olarak algılanabilir. Kod yazma süreci, bu yapı taşlarını bir dil üzerinden ifade etmektir. Sanatın da dili soyutlamadır. Her ikisinin de dayandıkları temel, batı düşüncesinin temelini oluşturan bir pozitif bilim. Açıkçası daha algısal, mistik bir bakışla, sezgisel yaklaşım temel alınsaydı programlama nasıl bir noktaya giderdi, merak ediyorum. Fuzzy logic, kontrollü kaotik durumların kısmen hesap edilebilmesini sağlıyor. Peki tamamen organik bir sistemde bilgisayar teknolojileri nereye doğru gider, merak ediyorum açıkçası. Bilgisayar lojiği, 0 ve 1 üzerine kurulmuş bir sistemdir. Bu matematiksel ifade yöntemini -1, 0 ve 1 şekline çevirmek bile tüm bilgisayar teknolojisini değiştirebilecek kadar radikal. Bunun yapılabilmesi için kat edilmesi gereken çok yol var. Ben de konudan haylice uzaklaştım, farkındayım.
Bir süre önce yine web üzerinde bulduğum, ama artık yığın içerisinde bulamadığım bir yazıda bir coder'ın üretim sürecinde çok hassas bir durum olduğu ele alınıyordu. Düşünce akışı bir kere yüksek hıza çıktı mı, bağlantılar iyice soyut bir açıdan ele alınmaya başladı mı, o halde kod yazmak kadar keyifli bir şey yoktur, yemek yemeyi bile unutur, saatlerce beyninizdeki kodları klavyeden diske akıtırsınız. Müzisyenlerin yoğunlaşıp improvizasyon yaptıklarında olduğu gibi, dışarıdan gelebilecek en ufak rahatsız edici etken -fotoğraf çekilmesi, yakında bir yerden ritimlerini bozacak bir düzensiz ritmik ses-, o düzlemden tepe takla düşmeye sebep olur. Kod yazarken komşu evden gelen çeşitli sesler, az ilerdeki okulun teneffüs zilinin çalması, eşinizin o anda içeri girerek akşam ne yemek yapacağını sorması sizi o anki düşünce akımını belleğinizde kaydedip -bazen buna fırsat bile bulamayabilirsiniz- dikkatinizi bu yeni etkene çevirmenize sebep olur. Ama etken ortadan kalktığında tekrar aynı konuma dönmeniz bazen çok hızlı, bazen de tüm kod işleyiş mekanizmasını yeniden canlandırmaya çalıştığınız için daha yavaş olabilir. Düzenli üretim yapan sanatçı ya da coder, bu geçişleri daha acısız atlatabilir, sürekli üretim yaptığı için her iki dünyada da aynı anda var olabilir. Sonucunda sanat da, kod yazmak da bir performans ürünüdür ve performans ne kadar sıklıkla tekrarlanırsa, o kadar kemikleşir. Düşüncenin sanatsal ya da kodsal dil aracılığıyla ifade edilmesi, farklı bir ülkenin diliyle konuşmayı öğrenen birinin ilk zamanlar yaptığı gibi kelime karşılıklarını hatırlayarak çevirmeye çalışmakla benzer bir gelişim eğrisine sahiptir. Pratik yapıldıkça bu karşılaştırma tabloları bırakılır ve o dil ile düşünülmeye başlanılır. Bence demo partileri de bu performansı, en çok dış etkende kesintisini bozmadan devam ettirebilme platformlarıdır. Bu etkinliklerdeki zaman limiti, sosyalleşme, sürekli fon müziği, video gösterimleri gibi etkenler, deneyimli coder için etken bile olmaz; klavyesinin başına oturdu mu, beynini tüm bu etkenlerden kapatmasını öğrenmiştir.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 98
Bir Scener Eşinin Gözünden Demoscene ve Scenerlar diğim dönemler
3. “Bu demoscene de çok güzel bir şeymiş, insan ne çok öğreniyor. Ama böyle boş boş durmamam lazım, bir şeyler üretmeliyim” dediğim şimdiki zaman. Bu zamanın tatmini yüksek, ama hiç tasalanmadan tembel tembel günler geçirebildiğim dönemlere çok hafiften özlem duyduğum da bir gerçek :)
Scener eşi olmak zor işmiş :)