Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 100
Kod ve sanat ilişkisi, benzerliği, aslında yapılan üretimlerin de devlet açısından benzer kriterde ele alınmasına yol açmış. Telif hakları kanunu, tekil, özel üretimlerde her ikisinin de Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda tanımlanmış. Haliyle ticarileşme boyutuna girilmeden yapılan tekil işler, gerek sanat eseri, gerek yazılım uygulaması, devlet açısından da aynı ele alınıyor. Üretimlerin sonuçlarının ele alınma şekli de ayrı bir yazı konusu olabilir. Ama demoların birer sanat eseri oldukları, nitelikleri açısından ele alındıklarında daha da belirginleşiyor. Tekil üretilen bu demolarda coder'ın özgün hazırladığı kod parçaları dışında hiçbir şey tekrar etmez, her demo bunlar dışında sıfırdan hazırlanır. Demoscene'in telaffuza gerek olmayan temel prensiplerinden biri özgün ve taze hazırlanan içerik. Son dönemlere kadar sanat eserleri de özgün olma konusunda iddialı bir pozisyona sahiptiler. Postmodernizmle gelişen yeniden kullanım anlayışı ile bir sanat eseri, diğerinin küllerinden / parçalarından / artıklarından doğabilmekte. 90'lı yıllarda kendini gösteren globalizm anlayışının dijital kültürdeki yansıması internetin gelişimiyle yeniden kullanım anlayışı da üretime yansıyor. Seksenli yıllarda özgün eserlerle başlayıp zamanla remix kasetlere, oradan da DJ kültürüne (Remix Culture) geçiş gibi bir evrim geçiren üretim anlayışı, daha eski bir anlayışta olan demo kültürünün varlığını sarsıyor. Haliyle demolarda içeriğin biricik olma durumu da çok önemsenmemeye, “sonsuz bir evren olan ağ”daki kaynaklar (Ghost In The Shell'e saygıyla...) sömürülmeye ve üretilenin kalitesi düşmeye başlıyor. Son senelerde yapılan üç boyutlu, efekt bazlı demoların hepsi, bu tür bir kalitesizleşmeden muzdarip. Partilerde üretimin kalitesel ölçümü gibi bir yöntem olsaydı, demoscene kültürü farklı bir yöne doğru gidebilirdi. Bazı gruplarda görülen art director'lük eğilimi demo gruplarının birer reklam ajansı gibi çalışması kalitesi yüksek ürünlerin oluşmasını sağlıyor.
Avrupa'da "Code is Art" düşüncesinin belirginleştiğini ve Ars Electronica gibi etkinliklerde sanat ve programlama arasındaki sınırın iyice eritildiğini görüyoruz. İnternet'te sosyalleşmenin çekici olmaya, çeşitli API'lerle ve gelişen teknolojilerle melezleşen sitelerin de sosyal bağlara yönelmesi ile araştırmacı sanat teorisyeni-yazar Nicolas Bourriaud'ın İlişkisel Estetik kitabıyla ortaya attığı ilişkilerin oluşturduğu bir boyut düşüncesine paralel bir düşünce. Zaten OOP temelinde yer alan parent-child ilişkileri, inheritance gibi kavramlar bu yaklaşımın iyice yerleştiğini gösteriyor.
Üretim aşamaları olarak da, üretilenin ele alınışı ve bir süre sonra arşivlenmesi -müze ya da ftp server üzerinde- açısından kod yazmakla sanat eseri üretmek aynı yollardan geçiyor. Tek farkları, sanat eserinin daha kitlesel bir izlenme oranına sahip olması ve parasal dönüşüm değerine sahip olması.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 101
Öncelikle bazı düzeltmelerle yazıma başlamak istiyorum. Sevgili kardeşim Turbo/Bronx yazımı okuduktan sonra bana hata yaptığım yerleri söyledi. Bununla da kalmadı, Türk Scene Tarihi'nin bazı gizli kalmış sırlarını da paylaştı.
Yazımın son paragrafında, bazı bilgisayar dükkanlarının da “grup” gibi çalıştığından bahsetmiştim. Özellikle “Uğur-Moda”. Aynı bir scene grubu gibi, her sattıkları oyunun başına, “reklam yapmak” amacıyla dükkanın introsunu eklerdi. Aynı zamanda bu, “bakın, biz bu oyunu ilk getirttik, en yeni oyunlar bizde”nin de ifadesi idi. Keza o zamanlarda, oyunların başında duran intro'yu söküp, yerine kendi intro'nu koymak gerçekten çok büyük bir başarı olarak görülürdü.
Uğur-Moda'yı scene grubundan ayıran diğer bir özellik ise, oyunları parayla satın almasıydı. Yani grup gibi “swap” yapmaz, direkt “HOTLINE” grubundan parayla oyunları satın alırdı. Keza başlarda “Metro Boys” ve “Fast Generation” da bu işi yapmıştı.
“Tacs from Turkey” aslında bir gruptan çok, Burak Kiper (Beşiktaş'ta bulunan Erle Bilgisayar) in kendi nick'i / adıydı. Tacs'ın introlarının büyük bir çoğunluğu DEF JAM grubunun source'larının değiştirilmesiyle yapılmıştı.
Zombie Boys'un üyelerinden olan BODYS aslında 2 kişiden oluşan bir gruptu. Grup olarak Zombie Boys'a katılmışlardı. Keza “Music Masters” ya da “Secret Members” nick'i ile Zombie Boys'a müzik yapan ikili; Sinan Bökesoy (Halen müzisyen ve yapımcı olarak çalışmakta) ve Erdem Taylan (Garfield olarak da bilinir, Dreamworks'de efekt süpervizörü, Cars, Shrek, Ant-Z gibi 3D filmler) dı.
Bu düzeltmeler ve ek bilgilerden sonra kaldığım yerden devam ediyorum.
Bilgisayarcılar (aslında komik bir tabir, genelde oyun çektirdiğiniz yerdir!) ile gruplar arasında ilginç bir bağ oluştu. İşin acı yanı, ana amacı yazılım satmak olan bu dükkanlar, o yıllarda tüm kaderini oyun dağıtan / getiren gruplara bağlamış gibiydi. Yani dükkanın ana amacı oyun satmak, yanında da eğer giderse joystick, disket, belki kartuş, disk drive gibi donanımlar satmaktı.
Biraz daha iyi durumda olanlar, ilaveten bilgisayar da satıyordu ama asıl konuları kaset / disket çekerek oyun satmaktı. Kimi dükkanlar grup seçerdi. Yani dükkanların sevdiği spreader'lar / grup'lar ve sevmedikleri vardı. Bu bakımdan dükkanlar bir şekilde gruplar tarafından kategorize edilip ayrılmıştı. Kimse kimsenin dükkanına gitmezdi. Taa ki bazı “ün”, “şöhret” yapmak isteyen tipler çıkana kadar.
Grup mantığında çalışan diğer bir dükkan da TST idi. Teknoloji Sanayi ve Ticaret'in kısaltması olan TST scene tarihinde çok ciddi iz bırakmış dükkanlardandır. Grup Beyaz ve BS'den oluşuyordu. Amiga oyunlarının başına kendi yaptıkları TST introlarını koyarlardı. Keza TST donanım da üreten dükkanlardandı. En meşhur ürünleri, “competition pro” joystick'inden çakma “TST-JOYSTICK”tir. Özellikle “Kick-Off” oyuncuları bu joystick'in kıymetini iyi bilir (Benim gibi!) TST'den ileriki yazılarımda Türk BBS Scene'ini anlatırken de bahsedeceğim.
Şekil 1.
TST, oyunları LEVEL 4 grubundan (Japan/LEVEL4A) satın alıyordu. (Alman grubu) Keza Japan, aynı zamanda, o dönemlerde pek çok adı olan, benim hatırladığım adı olan, daha sonra JASON olan ve son yıllarda SPAZTICA olan Cem Gencer'in de kontağı idi. Bu durum, Jason'ın Turbo ile tanışmasına vesile oldu.
Türk Scene Tarihi'nde mihenk taşı olan gruplardan Zombie Boys'un doğmasına büyük katkısı olan SORBİM de bizim meşhur dükkanlarımızdan. Move ve Ghost o yıllarda Sorbim'de çalışıyordu ve Turbo, Move'a, “SOURCE DISK”lerden götürdü. Defjam, Bamiga Sector1, Quartz'in source'ları. “SOURCE” ne diye merak edenler için yazıyorum; Assembler dilindeki kaynak kod. Assembler derleyicisi ile dosyaları açıp “compile” ederek “executable” (yani çalıştırılabilir) hale getirirsiniz. O yılların en moda kelimeleri “SOURCE”, “RUTİN” (aslında bugünkü fonksiyon - function) hayatımızın en önemli parçası olmuştu. “Abi, süper bi flood rutini yazdım!” gibi cümleler :) :) :)
Move'un Sorbim'den ayrılıp Mecidiyeköy'deki “Aytaç Bilgisayar”a girmesi, daha sonra bu dükkanın “Zombie Boys HeadQuarter” olmasına vesile oldu. İlk yazımda da belirttiğim gibi, bu tarihçe, ağırlıkla benim penceremden yansıtılan bir tarihçe oluyor. Bu bakımdan, eğer bu yazıyı okuyan eski scener'lar varsa bana kendi anılarını yollamasını rica ediyorum. En azından daha objektif bir şeyler yazmış olurum.