Plazma sayı 5, sayfa 96
Sayfanın metni

Sayfa 96

Şekil 1.

Herkese Merhabalar,

Ben Ilrian, bu derginin editörü Nightlord'un eşi. Nightshift 2006'ya iştirakimden dolayı benim de bir nickname'im var ama onu kullanmak ve tanıdığım scenerlara nickname'leri ile hitap etmek, yıllardır alışamadığım bir şey (Vigo hariç, nedense ona Uğur demek daha tuhaf geliyor :) )

Utanarak itiraf ediyorum, bu yazının Plazma'nın bir önceki sayısında yer alması gerekiyordu. Sanırım Nightlord'un zamanında yazısını teslim alamadığı tek yazar ben oldum. Ama şunu da belirtmeliyim ki, dergiye akan yazıları gördükten sonra, bana deadline'ı ikinci kere hatırlatmadı bile :) Fakat Plazma 4'ün yayınlandığı gün, derginin ilk 10 sayfasını okuduktan sonra öyle gaza geldim ki, gece 3'te kalkıp haftalardır elimde sürünen yazının ilk halini bitirdim. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim, gördüğüm ilk andan itibaren kapağa bakmaya doyamadım. Çok çarpıcı ve çok profesyonel... Onun da etkisi olmadı değil.

Ocak 2008 itibariyle Nightlord'la 10. yılımızı doldurmuş bulunuyoruz. Bu yazıda, 10 yılda benim demoscene kavramım nereden nereye geldi açıklamaya çalışacağım, çünkü Nightlord bunun faydalı olabileceğini düşünüyor :) Umarım farklı bir bakış açısı okuyan herkesin hoşuna gider.

2. ayımızın içerisindeyken (o zaman üniversite 2. sınıftayız) Nightlord'u haftada bir veya iki defa görüyorum. Biliyorum ki spor yapıyor, dolayısı ile haftada en az bir gününü antrenman yaparak geçiriyor. Onun dışında okula çok gelmiyor, derslere girmiyor, bir zahmet sınavlara giriyor. Ve sınavların sonuçlarından anlaşıldığı kadarı ile, boş vakitlerinde pek ders çalışmıyor. Peki bu adam ne yapıyor? Diye merak etmeye başlıyorum, ama sormuyorum.

4. aya doğru bu durum pek gelişme göstermeyince, dayanamayıp soruyorum. O da yeni bilgisayar aldığını ve sürekli onunla uğraştığını söylüyor. Tabi bu bana pek bir şey ifade etmiyor. Neden? Çünkü bilgisayarın başında oyun oynamak haricinde (o zaman daha internet evlerimize girmiş değil :) ) bu kadar çok vakit geçirilip de ne yapılır, hiçbir fikrim yok. İçinde bulunduğum fikirsizliği daha iyi anlayabilmeniz için benim o güne kadar bilgisayarla olan ilişkimi biraz açmak durumundayım.

12 yaş civarlarındayken, benimle yaşıt kuzenime Commodore alınıyor. Dayım nereden duydu aldı bilmiyorum, ama bir şekilde alıyor sonuçta. Fakat 1) ayrı şehirlerde yaşadığımız için çok az görüşebiliyoruz. 2) derslerimizi kötü etkilemesi olasılığına karşılık, görüştüğümüz o kısıtlı zamanda da oynamamıza çok az izin veriliyor. Oynamamıza diyorum çünkü başka bir şey yapma aşamasına gelemeden Commodore evden gönderiliyor. Dolayısı ile benim Commodore 64 ile tanışıklığım toplam 45 dakikalık bir temastan ibaret. Ve benim için sadece bir oyun konsolu, başka özelliklerinin olduğunu çok çok uzun yıllar sonra öğreniyorum.

Herhangi bir bilgisayarla ikinci temasım, lisede aldığım bilgisayar dersi. Ama durum şöyle, toplam 10 bilgisayar var, biz 50 kişiyiz. Dolayısı ile 5 kişi sıra ile kullanmak durumundayız. Kullanmak derken, ne yapabileceğimiz hakkında bir fikrimiz yok, cesaretimiz de yok. Bozarız korkusu ile bakıyoruz kendisine. Aksi gibi öğretmenimizin de pek fikri yok. Bu bilgisayar modası yeni çıkmış durumda, adamcağıza aldırmışlar 3-5 saat ders bir yerlerden, kitaptan bakıp bakıp yazdırıyor bize. Güya Basic'te bir şeyler yazmayı öğreniyoruz. 24*2'nin sonucunu öğrenmek için neden bu kadar uğraştığımızı sorgulayamadan dönem bitiyor.

Ben bu durumda, bir Psikoloji öğrencisi olarak üniversiteye başlayıp, yurdun laboratuvarında düşe kalka, Word ile ödevimi yazıp, diskete kaydetmeyi öğreniyorum.

İşte Nightlord haftanın 5 gününü bilgisayar başında uğraşarak geçirdiğini söylerken ben bu durumdayım. (Fark ettiğiniz üzere, benim için henüz bir sohbette adı bile geçmedi demoscene kavramının). Kendisine pek inanmıyorum, ama devam ediyorum.

Birinci yılımıza yaklaşırken, Nightlord'un bu kadar vakti hakikaten bilgisayarın başında geçirdiğine ikna oluyorum. Demek ki, bu da böyle birisi deyip kabulleniyorum. O yaz bana PC'de yaptığı bir müziği dinletiyor. Çok beğenip, çok şaşırıyorum. O zaman bana kullandığı müzik programını gösteriyor. “Wow”

Yıllar geçiyor evleniyoruz. İlk bir yıl sürekli şu moddaydım: “Allah'ım ben sürekli bilgisayar başındaki bu adamın sırtını seyretmek durumunda mıyım? Ne zaman sıkılacak da dışarı çıkmak isteyecek?” Ama onun canı asla sıkılmıyor, her zaman yapacak bir şeyleri var. Tam aksine o aralar, yıllardır inaktif olduğuna inandığı eski bir hobisinin Türkiye'de hala aktif olduğunu

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.