Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 59
Saniyelerle ihalelerin kaybedildiği, 30sn gecikmeli gelen e-postalar için birbirimizle kavga ettiğimiz, bir dosyanın İnternet'ten indirilme süresi iki dakikanın üzerine çıktığında sinirlendiğimiz bu yıllarda kimi zaman dün ne yemek yediğimizi, hangi projenin toplantısına katıldığımızı unutur hale geldik.
Bu koşuşturmaca içinde fark ettim ki Plazma#3’e bile son gün içinde yazı yazmaya vakit ayırabilmişim ve inanın Plazma#2’deki yazıların yarısı aklımda kalmış. Oysa 6-11 yaş aralığında oynadığım oyunları, bilgisayarımla aramdaki garip kozmik bağı daha dün gibi hatırlıyorum. Zaman mı çok yavaştı, benim hafızam mı çok kuvvetliydi (hafızam çok kuvvetliyse neden dün yediğim yemeği unutuyorum?) bilmiyorum ama bazı kareler var ki hiç silinmiyor ve bu karelerin Plazma okuyucularıyla paylaşılması gerekiyor :).
INT KARATE: Aşık olduğum ilk oyunlardan biridir INT Karate. Bu oyunu Beşiktaş semtinde Valideçeşme diye bahsedilen yerde izbe bir bilgisayarcıdan almıştık. O zamanlar efsaneler yayılırdı ve bu oyun da bize bir efsane yoluyla ulaştı:
-Olm varya süper bi oyun gelmiş böle tekmeli tokatlı acaip güzel adı da "inete karate"
Ve oyunun adı senelerce bizde "inete karate" şeklinde kaldı. Çocukluğun verdiği saflıkla ve öğrenme azminin oyun oynama azminin çok çok altında seyretmesiyle hiçbir zaman o "inete" sözcüğünün anlamı öğrenilmedi. Bunun yerine kutusundan yeni çıkarılmış bir Python1 joystick nasıl kırılır, oyundaki karakterlerin boşta kaldığında ya da yumruk attığındaki hareketleri nasıl taklit edilir gibi şeyler yapıldı. Bir dönem boşta beklerken ele tükürüp sallamakla, yerli yersiz abimin dizlerinin üstüne çöküp bana yumruk atmasıyla ve benim de karşılık olarak "uçar tekme" atma çabalarımla geçti. INT Karate bizim için bu yaşta bile hala "inete karate", hala ele tükürmek ve “ugh!” diye ses çıkartmak.
SILK WORM: İngilizce öğrenme çabalarına başladığımız dönem olsa gerek ki bir oyun paketi kasetinde yanına parantez açarak "ipek kozası" yazdığımız bir oyundur.
Saatlerce oynanan ama can sıkmayan bu oyunun benim için özelliği devamlı abimle beraber oynayabilmemizdi. Hatırladığım kadarıyla Jeep ve Helikopter olan bu oyunda jeep’in roket atması için space tuşuna basılması gerekiyordu. Space tuşu benim görevimdi :), tabi bu görev genelde abim tarafından sarf edilen şu cümleye sebep olurdu:
-Olm sana speyse bas diyorum bas dediğim zaman bassana
Akabinde 5 dakika kardeş küslüğü yaşanır uzun uzun birbirine bakılır:
-Hadi ya yeniden yükleyelim oyunu ama bu sefer zamanında bas bak geçemiyoruz bölümü
Aylarca oynanan bu oyun space tuşunda hafif bir yağlanma ve parlak bir iz bırakmış, abime ben evde olmadığım zamanlarda Commodore’u yere koyarak space tuşunu ayağıyla kullanmasını öğretmiş, kasetin bozulmasıyla bize büyük üzüntü yaratmıştır.
POWER DRIFT: Sadece kafadan ibaret sürücülerden herhangi birini seçerek arabadan çok uzay gemisine benzeyen garip bir araç sürdüğünüz bu oyunu şansa yani o zamanın deyimiyle "bala göte" almıştık. Kimi zaman abimle alacak oyun bulamadığımızdan ya da ekstra bir oyun için para biriktirdiğimizde kafadan bir sayı söyler ve o listede o sayı hangi oyuna denk geliyorsa onu alırdık.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 58
Commodore'un hiyerarşik program geliştirme yapısından Visual dillerin dağıtık yapısına geçiş biraz zor oldu. Ama GOSUB RETURN olayıyla ilişkilendirme yaptığımda taşlar yerine oturdu. Şu zamanlarda yazılım geliştirmede C# kullanıyorum. Beni en çok sıkan yönü de komponentleri sürükleyip bırakma olayı. Çok can sıkıcı.
İnternette Commodore turları atarken Commodore 64 Türkiye Dergisi'ne rastladım. Hemen 1. sayısından itibaren okumaya başladım dün. Sabah 5'e kadar okudum. 3. sayıya gelmiştim o saatlerde. Commodore ONE'ı gördüm dergide. Tekrar gözlerim doldu. Dergiyi okurken birçok paragrafta olduğu gibi.
Hatta Opel firmasının Commodore marka arabasını gördüğümde sokakta, bir evin bacasına bağlanmış Commodore poşetini ya da, içim bir hoş oluyor.
Bugün de İngilizce kursumdan döner dönmez oturdum makinemin başına. Commodore'la olan maceramı yazdım.
esmaeild
06.03.2006