Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 56
Yıl 1989, Commodore hayatımın bir parçası.
Yıl 1989, babam emekli olmuş. Tabi güzel de bir para geçmiş eline. Düşünmüş taşınmış, kendi kendine karar vermiş: "Çocuklarım için bir şeyler yapayım bu paranın bir kısmıyla" diye. Sordu bize ne istersiniz. 9 yaşındayım o zamanlar. Biz iki kardeş bilgisayar istedik. Diğer iki kardeşim de bisiklet. O günün akşamı babam Commodore 16 koltuğunun altında iki bisikletle çıkageldi. Şöyle güzelce kurduk makineyi. Televizyona bağladık. Datasetini kurcalamaya başladık. Ama bir terslik vardı sanki. Datasetin ışığı yanmıyordu. Halbuki daha sonra öğrendik kayıt esnasında yanan bir ışık olduğunu ama bozuk diye geri götürdü babam. Satın aldığı yerdeki adam da anlamıyor makineden, Commodore 64'le değiştirdi. İyi ki de anlamıyormuşuz :). Makineyi kurduk yine heyecanla. A tuşuna basınca ekranda A harfinin çıkması bile hayretlere düşürmüştü bizi. Bir de kartuş çıkmıştı, SOCCER'dı adı. Uzun bir süre onunla oynadık. Sonra tabi oyun satan yerleri bir bir keşfetmeye başladık. Hemen hemen her hafta sonu 10 tane alırdık bir kasette. O kadar güzeldi ki oynamak. Ailece sıraya geçerdik Commodore'un başında. Bazen sabahlara kadar başından kalkmazdım.
Genelde aldığımız oyunların büyük çoğunluğu çalışmazdı. Neden sonra oyun çektirmeye gittiğimiz yerde yukarıdan aşağıya doğru sürekli akan çizgileri takip ederken gördüm adamı. Bir taraftan da datasetin içine tornavidayı sokmuş habire çeviriyordu. O zaman anladım oyunların niye çalışmadığını. Meğer kafa ayarı diye bir şey varmış. Uzun yıllar hayatımın bir parçası oldu bu kafa ayarı olayı.
Bilgisayarın yanında gelen bir de kitap vardı. Programmer's Reference Guide diye. Kitap Almancaydı. Kodlar İngilizce. Bense Türk. İşte o yıllar ilk İngilizce kelimeleri öğrenmeye başladığım zamana tekabül ediyor. Programlamaya atılan ilk adımlar için biraz şanssız bir başlangıçtı benim için. O zamanlar internet de yoktu tabi. Kaynak sıkıntısı hat safhada. Elimdeki tek kitapla başladım kod yazmaya. 10 PRINT “HELLO WORLD”. Şimdi bu işten ekmek yiyoruz.
Daha sonra Teleteknik'in bize yaptığı en büyük kıyak olan COMMODORE dergisi elime geçti bir yerlerden. Hangi sayıydı, nasıl buldum hatırlamıyorum. Mükemmel ötesi bir dergi. Baytan BİTİRMEZ, Tuna ERTEMALP, PROGRAM DÖKÜM EKİ. Şu an hala saklıyorum hepsini.
Assembly'e de merak sardık ve Commodore sayesinde sapasağlam bir programlama temeli attık. Ortaokul 1'de BASIC programlama kursuna başladım ve o teneke kutuyla (PC) o zaman tanıştım (1990). Kursu en yüksek dereceyle bitirdim. GW-BASIC'le tanışmam da kursta oldu. O içi bomboş kutunun içine bir disket takıp DOS kaç versiyon hatırlamıyorum, sonrada GW-BASIC yükleniyordu. Saçma sapan bir oyun da vardı, çift kanatlı bir uçak siyah beyaz ekran habire aşağıya bomba atıp duruyordu. Commodore oyunlarının yanında tam bir faciaydı. Program döküm ekindeki programları sıkılmadan, üşenmeden sabahlara kadar yazardım. Bazı zamanlar iki gün makinenin başından kalkmadığım olurdu. En çok da yazdığım bir kodu kaydetmeden elektrik kesilince sinir olurdum. (Şimdi bunu söylerken aklıma geldi CTRL + S yaptım :) ).
Commodore'umuz bozulduğunda doğruca Tophane yolunu tutardım. Genelde de adaptörü arıza yapardı. Tophane'de nargile içilen yerin oralarda bir tamirci vardı. Adaptörü açıp içindeki taş kesilmiş poliüretanı üşenmeden kırar, adaptörün çıkış sarımlarını değiştirir, beni tekrar Commodore'uma kavuştururdu. Osiloskopu da ilk orada görmüştüm. Şimdi cep telefonunun adaptörü bozulduğunda doğruca çöpe atıyor bizim milletimiz.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 57
Ne joystickler kırdık arcade'leri oynarken. Her yer joystick çöplüğüne dönerdi. Tamir ede ede kablosu kısalır, bazen tepesi kopar, altından çıkan demirlere elimizle bastırarak fire tuşunun da kablolarını bir taraftan birbirine değdirip öyle oynardık. Hatta bir keresinde kafam güzel bir vaziyette Stunt Car Racer oyununu ekrana arkam dönük vaziyette karşıma ayna koyup joystick'i de ters tutup oynamayı denemiştim, gerçekten de çok zevkliydi.
Bir de BDE ve MDE vardı tabi. Önce BDE'yi yazmıştım. Sonra BDE kullanarak MDE'yi, sonrada MDE kullanarak Tuna ERTEMALP'ın Super Assembler'ini. Böylece artık Döküm Eklerindeki Assembly kodlarını da yazabiliyordum.
Bakırköy'de BILTEK firmasından da MULTI ICE III, FINAL III kartuşlarını almıştık. Oyunları kırıp spritelarını öldürüyorduk. Oyunu çalıştırınca spriteların içinden geçiyorduk. Bir ara Commodore dergisinde Erle Elektronik'in ürettiği VOICE MASTER diye bir kartuş görmüştük. Sloganları "Sesinizle program yazın, ıslığınızla program yapın"dı. İşte bu rüya makineniz için daha o zamanlar bizi hayrete düşüren bu olayı hala PC'lerde görememekteyiz. SIMON'S BASIC de vazgeçilmezlerim arasındaydı. O programı 14 yaşında bir çocuğun yazdığını öğrendiğimde daha bir azim gelmişti bana.
Bir de Light Pen vardı tabi. Bir fototransistör ve bir yazılımdan ibaretti. Televizyon ekranına elimizdeki kalemle resimler çiziyorduk.
SAM konuşma programı da unutulacak gibi değil. Az besmele çektirmedik Commodore'a.
Sonra Commodore 128 de aldım bir tane. Amiga her zaman rüyalarımı süsleyen bir makineydi, her C64 sahibinin olduğu gibi. Ama hiçbir zaman bir Amigam olmadı.
Lise yıllarında laboratuvarda yaptığımız analizler için milimetrik blok üzerine çizdiğimiz grafiklerle Spektrofotometre cihazından elde ettiğimiz absorbans değerlerinden yoğunluklarını hesaplardık. Bir süre sonra kağıda çizmekten sıkılıp bu işi benim için yapan Spektrofotometre programını C128'de yazmıştım. Sonra hızımı alamayıp kolon kromatografisi içinde bir program yazdım. Şimdi ismini hatırlayamadığım buna benzer 2 tane daha vardı.
PC'lerin piyasayı ele geçirmesiyle birlikte bir anda Commodore'un piyasadan silinmesini uzun yıllar kabullenemedim. O teneke kutu nasıl olur da benim mükemmel Commodore'umu piyasadan silerdi.
Abim babamla birlikte Teleteknik'in çıkarttığı 10 kasetlik bir ders paketini almak için Beyazıt'ta bir yerle anlaşmıştı ve kasetleri almaya gidip geri almadan geri dönmüşlerdi. Sonra sorduk neden almadınız diye. Adamlar bir programla sıkıştırıp 8 kasete sığdırmışlar. Babam da "Ben 10 kaset istiyorum" diye diretince almadan geldiklerini söyledi :).
Sonra Commodore dergisinde bir reklam görmüş abim: "Commodore'unuzu getirin Amiga'yı götürün" diye. Toplamışlar hemen makineyi doğru Eminönü'ne. Tam varıyorlar dükkana, abim diyor "Tüh ekran kablosunu almayı unuttuk" diye. Neyse giriyorlar dükkana, koyuyorlar masaya Commodore'u, tamam güzel, adam bir de üstüne para istemez mi! Ama reklamda öyle bir şeyden bahsetmiyor. Tabi toplayıp emektar Commodore'u getiriyorlar geri :).
PEEK'ler, POKE'ler, SYS'ler, LDA'lar, STA'lar, Akümülatör, Register derken bu günlere geldik. C128 emülatörünü PC'me ilk kurduğumda, ilk yazdığım komut 10 PLAY “ABCDEF” oldu. 4+1'den dökülen notaları duyduğumda gözlerim doldu.
97'de elektronik kursuna gittim. Çünkü şunu çok iyi biliyordum ki bilgisayar elektronikle desteklenirse daha bir güzel olacaktı. Ne kadar pratiğimizi fazlaca geliştirmemiş olsa da elbette çok faydasını gördük. 02'de Bilge Adam'da Yazılım Mühendisliği eğitimine katıldım. .NET'te yazılım geliştirdiğini zanneden ama algoritma kuramayan çok insan tanıdım.