MegAmiga sayı 6, sayfa 18

Bu sayfadaki yazılar

Sayfanın metni

Sayfa 18

İn Tin He hiçbir şeysiniz. Bu korkunç hiçlikte ancak Tt mu

Bazen kendi kendime garip, ürkütücü ve trajik hayat felsefeleri kurarım. Ne bileyim içimde sanki yıkılması gereken binlerce köprü

Kiş aylarını çok seviyorum. ama İstanbulda değil.

vardır ama temelleri o kadar sağlam, o kadar kaliteli malzemeden yapılmıştır ki onu yok etmeye çalışmak sanki patlamaya hazır bir bombanın kablolarıyla oynamak gibi gel bana. Bu bazen oldukça gerilim yüklü, kasvetli bir hava yaratır; ama aynı zamanda ürküten bir zevk dürtüsü de vardır. Sanki bir programcı temeli atmış (tabiki babam) diğeri de o programın çalışması için programcıya yardımcı olmuş (bu da annem) ve diğeri de Onu çalıştırırken bir hata bulmuştur (bu ben): Ama ne hatası? Hata mi var? Yoksa öyle mi zannediyorum? Cevap Bilmiyorum. Neyse zaten bu satırları okuyan sizler (hala varsa!) illa ki başkalarının garip hayat görüşlerinin, hayallerinin. umutlarının ve daha birçok şeyin cevabını bilmek zorunda değil. Sizin bilmeniz gereken cevap ki bu sayfanın amacının tamamını oluşturmaktadır. Bu ay yine mektup yağmuru yağdı dergiye. İrili ufaklı, çeşit çeşit ve zaman haşlanıp altında dans eti türden bir yağmur bu. Bu ay gelen Mektupların çoğunda geçen ay verdiğimiz Anket sonuçları vardı. Tabi bu sonuçları şimdi açıktamayacağız. İstatiki bir sonucu ulaşmamız için biraz daha mektup gerekiyor. bilmem anlatabildim mi? Tabii bu mektup faryasından payını en çok alanlardan birisi de zebani zone du. Bu mektupları elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım: ama daha Önce dergiye verilen desteğe bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Böyle zor ve uğursuz bir zamanda, bu destek beni oldukça mutlu etti ve rahatlattı. Bak şimdi ağlayacam yine. Neyse, geçen ayki zebani zone'da bazı cevaplar yine bazı kişileri rahatsız etmiş olabilir diye düşündüm geçenlerde. Özellikle dergiyi yeni yeni alanlar bu cevapları okurken etkilenmiş olabilirler. Herşeyden önce şu açıklamayı yapmalıyım: Bir okuyucu dergiye iyi eleştiri de yapabilir kötü eleştiri de. Ama bir okuyucu, okuduğu derginin sırf köşesini beğenmediği için toptan bir şekilde hakaret edemez (Hakaret kelimesinin altını çizin). Bu eleştiri değildir. zira düpedüz. Kustahlıktır. İnsan ilişkilerinde ve insanlarla olan iletişimde benim temel aldığım bir görüş, bir davranış biçimi vardır: "Ne olursa olsun insanlarla anladığı dilden konuşmak” Başkalarının isteklerine uygun davranış biçimini sergilemek, verilecek tavizlerin üstel olarak artmasıyla sonuçlarır. Bu ise insanın tabi ki yapılı. Yoksa gelişme olmaz. Kötü olarak algıladığımız her ekştirinin bile yapıcı Birtarafı vardır. Ama hakaretin hiçbir yönü yoktur ukanda da gibi düpedüz bir öteye de demez.

ANTİKA USTASI Bu ayki ilk mektup CÜNEYT GEDİKLİ tarafından Pastırma cenneti olan Kayseri'den geliyor. Sevgili Cüneyt, Kayseri denilince benim aklıma iki şey geliyor: 1- İstanbul'da bizim sadece vitrinine iz, bir tanesine gidip 20-30 tane oyun alabileceğimiz (abartma var) ve bu gidişle onun da hırsızlığını yapabileceğimiz Pastırma, ve.. 2- Bizim uyanık gibi gözüken berberin Kayseri'den getirdiği ve ucuz olduğunu tahmin ettiğim pastırmaları bize Cumhuriyet altını fiyatından satmaya kalkışması. Yani Kazıkçı Berber. Zannediyorum senin böyle bir derdin yok; ama anladığım kadarıyla pastırmanın acısıyla değil de bilgisayarının acısıyla boğuşup duruyorsun. Neyse lafı uzatmayalım. Şimdi Cüneyt, elindeki arşiv gerçekten de bir antika değer taşıyor. Fakat bu, müzayedelerde saçma sapan zenginlerin şişirilmiş sahte eş tatminlerini doyuracak cinsten bir antika gibi değil. Zaten şanssızlık burada başlıyor: Teknolojinin antika olarak değer kazanacağı tek yer modası geçmiş şeylerin atılacağı bir hurdalık. İşin üzücü yanı, bu aletlerde onca sanatsal şey yaratıp ölümsüzlüğe kavuşturmak her zaman olası bir durumken aynı aletin pis, karanlık ve nemli bir hurdalık deposunda çürümesi ise gerçekten trajik bir durum. Sende elindeki program veya oyunları yenileri ile “Upgrade” etmezsen hep işe yaramaz bir antika olarak kalacak. Hele bir de Floppy disketlerde ise doğal bozulma sürecinden dolayı bozuk bir antika olacak. Miras bırakmak niyetinde olduğun bu antikayı, hiç şüphen olmasın torunların çok iyi değerlendireceklerdir! (nerede değerlenir tahmin et). Şimdi dergide yazar olmak istiyorsun ve “ANTİKACI” isminde bir köşe de istiyorsun; ancak sana bulunduğun durumun zorluğunu mantıklı bir şekilde anlatmaya çalışayım: Birincisi, yerleşik bir düzenimiz olmadığı için ben yazıları toplamak için teorik olarak sürünüyor, dibindeki hıyar Turbodan bile alıyorum. Seninkini tahmin et artık. İkincisi “ANTİKACI” fikri oldukça güzel, değerlendirilebilir; ama senin Kayseri'de oturman kilometrelerce bir engel teşkil ediyor. Zaten böyle bir köşe için de henüz tam kararı verememiş bulunuyoruz. Sanırım beni anlıyorsun. Gönderdiğin yazı oldukça güzel, yazıp gönderdiğin için ellerine sağlık. Ama, dediğim gibi böyle bir fikri değerlendirmek sana da, bana da pastırmanın verdiği acıdan daha fazlasını verebilir (onca acıyla zar zor baş eden ben yeni bir acıya katlanamam; ama pastırma olursa durumların sayısını bir gözden geçiririm). Son olarak, A500 oyunlarının çoğu A1200'de çalışıyor. Elindeki arşivi rahatlıkla

Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.