Perde
Retro bilgisayarKarartılar var... Sislerin arkasında, uzakta... Birbirlerinden ayıramıyorum aslında. Bir hareketlilik, planlanan bir şey. Hiç durmuyorlar.. İnce bir silueti aralarında belirliyorum. Kendime hedef seçer gibi. Eğer onu izlemeyi başarabilirsem, ufak ufak farkları ayırmam ve hepsini takip etmem belki mümkün olabilir. Bu tıpkı, karanlıkta, hiçbir şey göremezken yaşadığınız panik gibi. Önce ne olduğunu tanımlayamadığınız bir parça görünür olur. Ortamın karanlığından daha koyu bir ton. Sanki bir sihir gibi o farklı ton şekillenmeye başlar. Karanlığın içinde daha karanlık olanı görebiliyor olmak gariptir başlarda. Ama ilk şaşkınlıktan çıkıp düşünmeye başladığınızda aslında daha koyunun olmadığını anlarsınız. Koyu yoktur, açık vardır. Koyunun görünmesinin sebebi açıktır. Tıpkı şu anda hareketlerini sonsuz bir dikkatle takip ettiğim ince karartının görünebiliyor olmasını sağlayan sis perdesi gibi... Hiç sonlanmayacak bir oyunu izler gibiyim. Alkış yok, uğultu yok. İfadesiz bakan bir sürü göz ve düzenli alınıp verilen nefesler.. Zaman zaman kulağı rahatsız eden bir hırıltı, kurumuş boğazların ifadesi. Acaba benim gibi düşünmekteler mi? Onlar da, kendilerine bir hedef seçtiler mi? Gittikçe anlamsızlaşan bu hareketliliği izlerken, olan biteni anlamak için bir çaba gösteriyorlar mı?.. Mesela sen; iki yanımdaki, buğulanmış gözlerin sahibi, senin hedefin kim?.. Beni duyduğuna dair bir belirti göstermedi. Ve sanırım ben de ona bir şey sorduğuma dair bir belirti göstermedim. Boynumu o yöne çeviremedirm. Yerimden kalkıp yanına gitmiş olmalıydım ama yapmadım. Sesim çıkmış olmalıydı ama dudaklarım kıpırdamadı. Sol yandan onüçüncü kişi benim. Diz çökmüş durumdayım. Ellerimi dizlerimin hemen üstüne yerleştirmişim. Başım dik ve karşıya bakıyor. Ağzım kapalı, nefes alış verişim düzenli ve gözlerim... Buğulu. Sisin içindeki ince siluetin hareketlerini izliyorum... Biraz önce ortadan kaybolmuştu. Belki de ben kaybetmiştim. Ne kadar kolay; yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunda başkasını suçlayıveriyoruz. Tepki basit, düşünce sığ... “O yaptı...” Ben izliyordum ama bir anda ortadan kayboldu. Sen de gördün değil mi? Nasıl da hızlıydı... Derinlere kaçtı ve yok oldu. Yoksa ben kaybetmezdim değil mi? Eğer o kadar hızlı olmasaydı asla kaybetmezdim... Yerinden kalktı, uzaklardaki, diğerlerinden ayıramadığım -ya da bir farkını göremediğim- diğer siluetin yanına gitti. Ona bir şeyler söyledi ve geri geldi. Diğeri pek bir tepki vermedi. Cevabı basitti, iletti. İnce karartı yerine döndü.. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum.. Uzun? Kısa? Fikrim yok. Acıyı hissediyorum zaman zaman bedenimde. Kizgınlığı tadıyorum beynimin en derinlerinde. Nefret ediyorum © zaman sisten ve içindeki karartılardan. Ama bir keresi farklıydı. Yedi sıra arkamdaydı. Yerinden yavaşça kalktı. Sakin adımlarla yaklaştı. Sıcak nefesini ensemde hissettim. Sesi kulaklarımda çınladı. Dokunuşu yumuşaktı, bir parçamdı, tenine karışmıştım. Beni aldı, geriye götürdü, yedi sıra arkaya... Gözleri buğulu, nefes alışverişi düzenliydi... Ve ben de Onüçüncü sıradayım aslında. İnce Silueti yine buldum... Yalnız değil. Bu sıralar hiç yalnız kalmıyor zaten. Mutlaka yanında diğer karartılar oluyor. Acaba benim ince siluetim ünlü bir kişi mi?.. Kibirle seviniyorum. Tabi ki ünlü; © benim siluetim...Hem bu benim açımdan da güzel bir şey. Karartım hiç yalnız kalmıyor ve ben onu her seferinde diğer karartılardan ayırabiliyorum. Demek ki, başlangıçtaki düşüncem doğruydu. Kısa bir süre sonra tüm karartıların farkını anlayabileceğim. Ve böylece tüm hareketi takip etmem mümkün olabilecek. O zaman sisin içindeki siluetlerin planlarını çözeceğim. Omzumda bir ağırlık hissettim. Bir el. Hafifçe sarsıyor beni. Bir dost uyarısı hissi uyandırıyor bende. Sanki beni anlıyor gibi. Ne düşündüğümü biliyor ve o da sisin içinde bir hedefin peşinde. Kim olduğuna bakmak istiyorum. Beni yalnızlığımdan kurtaran bu dost kim, görmek istiyorum. Oysa arkamı dönebilsem anlayacağım ki, kimse yok. Herkes diz çökmüş ve bir an bile hareket etmeden perdeye bakmakta. Bilinçli veya bilinçsiz. Anlıyor veya anlamıyor. Ama bakıyor. Nefes alışverişleri düzenli. Zaman zaman hırıltılar... Ben onüçüncü Sıradayım, gözlerim donuk, omzumda bir kızarıklık var. Acımıyor. İnce siluet olduğu yere çökmüş.. Başını iki elinin arasına almış; Üzgün gibi, belki de pişman.. Ya da suçlu. Ağlıyor gibi hayal ediyorum onu. Süregelen, takip etmekte zorlandığım hareketliliğin içinde kaybolmuş ve yorgun. Ne yapacağını bilemez bir halde. Anlam veremiyor. Bir başka karartı geliyor onun yanına. Diğer karartılardan farkı yok gözümde. İnce değil. Kalın da değil. hiç bir özelliğini bulamıyorum diğerlerinden. Sadece benim hedefimin yanında duran herhangi bir başka karanlık o. Konuşuyorlar... Ne dediklerini duymam mümkün değil ama bu bir tartışma değil. Anlayabiliyorum. Dost bir karartı bu... İnce siluet çöktüğü yerden kalkıyor. Dost karartı onu sarmalıyor. Arkamda bir yerlerden acı bir çığlık duyuyorum. Bir nefes okşuyor kulağımı, yanaklarım ıslanıyor başkasının gözyaşlarıyla. Bir damla kan damlıyor gökyüzünden. Sırada bir düzensizlik, var. Yerimi sayamıyorum. Eminim ki 13 değil. O nereye kayıyor acaba? Arkama devamlı değişen yerime aldırmadan saymaya başlıyorum. Yedi sıra geriye... Olamaz! Boş... Bu işte kesinlikle bir yanlışlık olmalı, Yedi sıra gerimdeydi biliyorum. Tekrar saymalıyım ama sıram hala değişiyor ve bu durum saymayı çok güçleştiriyor... Üstelik değişimler sadece yatay düzlemde değil... Zaman zaman dikey yönde de hareketlenmeler yaşanıyor. Yükselirken, bloklar halinde bir sürü topluluk görüyorum. Hepsinin bir perdesi var ve izliyorlar. Diz çökmüşler, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişler, başları dik, bakışları sabit. Binlerce olmalı bu gruplar. Sonunu göremiyorum. Ortam sakinleşiyor sanki. Bir kez daha denemeliyim. İki.. Üç.. Dört... Tamam.. Onu buldum ama geride değil; Sağımda, bana yaklaşmış. Hatta en önde galiba. Yanına gitmek için yerimden kalkıyorum, sıra değişimlerinde o kadar karıştı ki her şey... - Bunun bir iki kez daha yaşandığını hatırlıyorum ama bu kadar etkilenmemiştim. Hatta benim sıram hep aynı Hızlı adımlarla en başına doğru yürüyorum. Yaklaştıkça durumunu daha iyi görüyorum. Birinci sırada. Gözleri buğulu, diz çökmüş, başı dik ve perdeye bakıyor. Yanına oturuyorum onun, yerim eri baştan ikinci. Aslında hiç yürümedim. Sıraları saymış olmalıydım ama saymadım. O da hareket etmedi. Diz çökmüş durumdayız, perdeye bakıyoruz. a birinci sırada ben ikinci sıradayım. Nefes almıyor! Sıra kayıyor... İnce siluet, tek başına. Oturduğu yerden kalkıyor. Çevreyi inceliyor sanki bir şeyler arıyor gibi. Sise yaklaştığımı görüyorum. Artık karartımı daha net seçebiliyorum. Sonunda hedefime ulaşacağım işte! Onu o kadar iyi izledim ki, her hattını seçebilecek hale geldim. Artık diğer karartıları da daha dikkatli incelemem mümkün olabilecek ve böylece Çözüme bir adım daha yaklaşacağım. Sis perdesi kalkacak ve dönen dolaplar ortaya çıkacak. İnce karartı eline bir şey alıyor ve onu kafasına götürüyor... Uzun bir sessizlik, gözlerimi ayırmadan izliyorum. Ve bir patlama. Siluet sarsılıyor. Elimi kaldırıyorum elini yakalamak için. Bulunduğum durumdan dolayı kireçlenmiş olan dizlerim hareketi istediğim çabuklukta yapmama izin vermiyor. Kalbim sıkışıyor. Yapma diye bağırmak isterken, ciğerlerime yayılan bir yanma engel oluyor bana. Karartı diz çöküyor... Elleri dizlerinin üzerinde. Boşluğa bakıyor. Gözleri buğulu. Sıranın en başındayım. Diz çökmüş durumdayım. Ellerim dizlerimin üzerine kavuşmuş. Perdeye bakıyorum. İfadesiz suratım ve buğulu gözlerim var. Beynim sancıyor. Nefes alamıyorum. Anladım! Sıra Kayıyor. Selim Güçyiğit
Zagor burda mı? (3 | i — For PC compatibles, To ya 3 — For High Performance Exit 1
- For an | ra -
For an