Bu sayfadaki yazılar
Sayfanın metni
Sayfa 99
SANALOĞLAN... SENİ BÜTÜN METAL AKSAMLARIN PAS TUTUNCAYA KADAR SULAMAK
ZEBANİ...... SEN DE MÜMKÜNSE HEMEN BİNLERCE KÜÇÜK PARÇAYA için bunu yapmalıydım. Agresifliğimin nedenini sayfamda bulabilirsiniz. Evet bir Zebani-Sanaloğlan ortak çalışması sayfamı mahvetti. Nasıl vücut yabancı bir maddeyi iltihapla atmaya çalışırsa ben de bu Sanaloğlan denen mekanizmayı sayfamdan atmak istiyorum. Ama Zebani'nin onu yapıştırdığı yerden söküp atmak oldukça zor. Lütfen benim için sayfamdaki Sanaloğlan'ın olduğu bölümü kesip atar mısınız? Hatta o kestiğiniz bölümü yakın ki mikrop filan kapmayın.
Lütfen agresif girişimi bağışlayın ama rahatlamak
İyi ki bir geçen hafta Sanaloğlan'ın yokluğundan faydalanıp iki sayfaya şöyle rahat rahat yayıldım. Hemen burnumdan getirdiler. Aslında mutfak robotu bile olamayacak kadar yeteneksiz Sanaloğlan denen bir robot nasıl bir cadının hayatını böyle karabasana çevirebilir
Imayı
NALOGLAN
O anlamıyorum. Zaten normal koşullarda bir robot ve bir cadı biraraya nasıl gelir onu hiç anlamıyorum. Ama işin içine Zebani girince oluyor işte. Başka kimse yokmuş gibi verdi o hurda
çotoloz yığınını yanımdaki sayfaya, kurtul kurtulabilirsen. Üstelik artık sayfamın içlerine kadar sızmayı başardı. Ama ben mücadeleyi bırakacak değilim. Bu gibi durumlar için sakladığım özel büyülerim var elbet. Tabii ki bunların ne olduğunu burada anlatıp olayı aleyhime çevirecek değilim. (Değil mi Zebani?)
Peki şimdi
aman diyeyim sataşmayın!
Neyse olayı kesilmesi gereken yerde kesip geçen ayki verdiğim kelimeleri bir hatırlayalım diyorum.
“Çerçeve, bilye, bebek, mendil, kalem, telefon, yoğurt, anahtar, bardak, kulak, güneş, böcek, para, saat, kitap.”
taşmayın iyim sa
Bazen bir cadı olarak size fazla mı işkence ediyorum, diye düşünüyorum. Bu kadar birbiriyle alakasız kelimeleri kullanarak ortaya anlamlı bir şeyler çıkarmanızı istemek Zebani ile Sanaloğlan'ın bana yaptıklarından beter bir şey. Neyse her şeye rağmen cengaver okuyucularım var. İşte bir tanesi daha:
man d
KABUS Yorgun bir biçimde eve geldi. Yatağına uzandı. Anahtarı fırlatıverdi, bir eliyle telefona uzandı, kulağına dayadı. Numaraları çevirmeye başladı. O an gözlerini kırptı. Gözlerini tekrar açtığında her şey çok büyük gözükmeye başlamıştı... Oldukça büyük... Sonra acele ile soluna baktı telefonun ahizesine doğru birkaç katıydı. Ne yapacağını bilmeden yatağın diğer köşesine koşturmaya başladı. Buradan bir an önce çıkıp herkese haber vermeliydi. Hemen yanında bulunan kendinden kat kat büyük mendilin köşelerinden tutup aşağıya süzüldü. O sırada yatağın köşesinde bulunan bebek üzerine düşmeye başladı ne yapacağını bilmeden yere daha inmeden atlayıverdi. Atlamasıyla birlikte yatağın üzerindeki vücuttan bir hırıltı çıktı. Bileği burkulmuştu. Hemen kendini ileri atarak bebeğin altında kalmaktan kurtuldu. Ortalığı günlerdir temizlemediğinden yerde her şey vardı. Gömlekleri, cüzdanından düşen bir miktar para, pantolonları ve kırık bir çerçeve. Hatta yere dökülmüş yoğurt... O anda karşısına kocaman bir böcek çıktı. Ona doğru yaklaşıyordu. Yerdeki kalemi bir mızrak gibi fırlattı ama nafile, vuramadı. Sonra bilyeyi böceğe yuvarladı. Böcek bir sıçrayışta onun üzerine çıktı. Omzu incinmişti. Sonra yataktaki adamdan bir hırıltı daha geldi. Bardakta kırılan güneş ışıkları tam üzerlerine vuruyordu, böcek rahatsız olup kaçmaya başladı. Kitabın arasından geçerken kahramanımız onu orada sıkıştırıverdi, saatin zili çalmaya başlamış üzerine düşüyordu ki zorda olsa kaçmayı başardı. Kapı çalınmaya başladı arkadaşı neden telefonda konuşmadığını merak etmişti. Topallaya topallaya kapıya doğru koşmaya başladı. O anda kapı hızlıca açılıp kahramanımızı paramparça etti. Yatakta yatan adamdan büyük bir nara duyuldu, sonra ağzından çıkan kanlar yatağı kırmızıya boyadı. Arkadaşı
Sanaloğlan Rauf Geçen ay Cannes plajlarında çıplak kadınları dikizledikten sonra Türkiye'ye döndü (bu arada reklam yarışmasında 3. oldu, tebrik ediyoruz). Fakat başarılı bir operasyonla Polat'a görünmeden sıvışmayı başardı ve askere gitti. Önümüzdeki ay gelecek. Askere gittiğini duyan Polat'ın tepkisini merak edenler için: şu anda CD'leri Rauf gelir gelmez kafasına fırlatmak için antrenman yapıyor.
gördüğü manzara karşısında şok olmuştu. Otopside adamın neden ve nasıl öldüğü asla belirlenemedi. CAN M. UYANIK
Bu arada hikayelerini yayınlayamadığım diğer arkadaşlara şunu söylemek istiyorum. Siz de en az Can kadar cengaversiniz. Hikayeleriniz çok güzel. Ama bütün güzellikleri bir sayfaya sığdırmak çok zor. (Nasıl duygusal bir cümle kurdum ben böyle? Sanırım yakında öleceğim!)
Yani demek istiyorum ki (bir öğretmen edasıyla tabii), Yazmak yazmak yazmak! Olay bu! Siz hikaye yazmaya ben için garip kelimeler vermeye devam edeyim.
Pis bir cadı
*Sanaloğlan, Zebani, Kan, Dehşet, Acı, İntikam, dakika sizi hikaye konusunda çok mu yönlendirmiş Pekala aşağıdaki kelimeleri kullanın o zaman:
“Plaj, Düğüm, Cellat, Portakal, Hayalet, Ressam, Yılan, Tost makinesi, Balkon, Orkestra, İtfaiye, Saksı, Julia Roberts, Peynir, Derviş.”
Kolay gelsin diyor ve kaçıyorum.
Klavyeyle gezinmek için ← ve → tuşları.
Sayfa 98
(Odam kireç tutmuyor, umudu karmayınca.. | Akşamın yedisi, yazar Can Kantarcı'sı ve dışarıda sağanak yağmur yağıyor. Ve sen bir kere daha, Fantazya'ya hoş geldin.
Y: Zonguldak'ın Çaycuma'sı, ay yazın Temmuz'u, saat
Rahmanhan, alıver oğlum okuyucunun elindekileri. Sıcak bir köşe göster, otursun. Üstüne de bir şey ver, ıslanmış çok, kurulansın.
Heyecanlı mısın? Mide kasların büzülüyor mu? Kan dudaklarından çekilmeye başladı mı? Fantazya'nın ne olduğunu öğrenmeye hazır mısın? En azından böyle farz ediliyorsun.
Michael Ende'nin Bitmeyecek Öykü'sünde geçen dünyadır Fantazya... Bu dünya sınırsızdır, daha doğrusu tamamen Öykü'yü okuyanın sınırlarıyla, yani onun hayalleriyle sınırlıdır. Bir çeşit masal dünyasıdır Fantazya. İçinde her türden yaratığı, her türden coğrafi şekli, her türden düşünceyi ve duyguyu barındırır. Fantazya'ya herkes gidemez. Kitapların zaman kaybı olduğu düşüncesini güden ve aptalca değerlendiren insanlara kapalıdır burası. İnananlar ise zaten nasıl gideceklerine dair yolu bulmayı bilirler.
Biraz daha somuta dönersek, Bitmeyecek Öykü, Bastian Balthasar Bux adındaki on yaşlarındaki bir çocuğun “kurtuluş"unu anlatıyor. Annesi birkaç sene önce ölmüş, babası ise onun acısından kurtulamamıştır. Bu yüzden Bastian'la da hiç ilgilenmemektedir. Bastian tombuldur ve pek de düzgün tipli değildir, derslerinde ise başarısızdır. Okuldaki arkadaşları ise onunla devamlı her yönüyle alay etmektedirler. Bütün bu üzüntü, acı ve kaybedilmişlik duygusu içinde, Bastian'ın sadece bir tutkusu vardır: Kitaplar. Hayal gücü çok geniştir onun ve okuduğu şeyleri kafasından canlandırabilme yeteneği çok gelişmiştir. Bu yüzden kendi kendine birçok hikayeler yaratmakta ve etrafındaki bunları dinleyecek kimsesi olmadığı için de kendi kendine anlatmaktadır. Tabi bu konuda da ayrı bir alay konusudur arkadaşları için. Bastian yine bir gün bu itilmişlik ve yalnızlık duygusu içerisinde bir kitapçıya dalar ve orada Bitmeyecek Öykü adında bir kitaba rastlar. Kitap onun ilgisini o kadar çeker ki kitapçı arkasını döndüğü anda kitabı alır ve okullarının izole edilmiş, herkesin unuttuğu tavan arasına kaçar. Böylece Bastian'ın Bitmeyecek Öykü'sü de başlamış olur..
Kitabın yazarı Michael Ende, 1929 Almanya doğumlu ve bir Alman. Dolayısıyla yazarımızın adını Maykıl diye değil, aynı Sechumi gibi Mihael şeklinde okuyoruz. Babası Edgar Ende, resimleri bir süre sonra Nazi'ler tarafından yasaklanan sürrealist bir ressam. Annesi ise Loisa adında bir fizyoterapist. Michael Ende yazarlık yapmaya başlayana dek aktörlükten direktörlüğe, kabareler için senaryo yazarlığından film eleştirmenliğine kadar birçok iş yaptı. Adının duyulmasını sağlayan ilk hikayesi çocuklar için olan Jim Knopf ve Motor Sürücüsü Lukas (ben çevirdim.. ismi yani kitabı değil). Bu ilk hikayenin Almanya çapında çok beğenilip popüler olmasından sonra Jim Knopf serisini çıkarttı. 1973 yılında dünya çapında tanınmasını sağlayan ilk romanı Momo yayımlandı (bu da ayrı bir hikayedir, başka bir zaman anlatılacak). Bundan altı sene sonra ise gelir gelmez olay yaratacak olan Bitmeyecek Öykü yayımlandı. Yayımlanmasıyla beraber Ende gelmiş geçmiş en popüler yazarlar arasına girdi. Ne var ki, bütün bu popülerliğinin aksine Ende biraz tutucu ve utangaç kaldı. Hatta Momo ve Bitmeyecek Öykü'nün 1980'de aynı anda best seller olmasından sonra çok üzerine gelinmesinden dolayı bir çeşit ruhi travma geçirdi. Ende 1995
Can Kantarcı yazında mide kanserinden dolayı hayata veda etti. Bitmeyecek Öykü'nün filmi de çevrildi fakat Ende'nin kendi senaryosu kullanılmamasından dolayı Ende'nin itirazlarına maruz kaldı. Bu filmi bir şekilde izleyebilmiş olan, en azından edinebilecek olan varsa bana ulaşmasını istiyorum.
Bitmeyecek Öykü'nün dünya çapında beğenilmesini sağlayan başlıca neden gerçekten HERKESE hitap etmesi. Kitabı diğer kitaplardan ayıran ilk özellik, bir “öykü içinde öykü" olması, “Öykü içinde öykü" yeni bir kavram değil. En basitinden örnek vermek gerekirse Alice Harikalar Diyarı'nda bile bu türe basit bir örnektir. İşte, Bitmeyecek Öykü'yü bu türdekilerden de ayıran en büyük özelliği, kitabın baş ve iyi karakteri, antagonisti Bastian'ın, bir süre sonra kötü karakter olması, yani protagoniste dönüşmesi. Bu dönüşüm sürecinde de Kitap birçok şekilde anında veya sonradan farkına vardığımız dersler veriyor ve baştan sona bir yaşam felsefesi sunuyor okuruna. “Ne istiyorsan onu yap." Kitabın bize öncelikle empoze etmeye çalıştığı şey bu. Fakat buradaki “ne istiyorsan”a çok dikkat edilmeli. Bu noktadaki gerçek (bakın, doğru demiyorum) istekler bizim kurtuluşumuzu sağlayabileceği gibi, sahte istekler yok olmamıza neden olabilir. Ve bütün bunlar sırasında, ümit etmenin, insanın umudunu hiçbir zaman kaybetmemesinin önemini de çok güzel biçimde anlatıyor. Fakat bence Ende'nin asıl vermek istediği başka bir şey var. Romanın sonlarına doğru Bastian'a çok önemli bir söz söyleniyor: “Sen hep başkası olmak istedin. Hiçbir zaman kendini değiştirmeyi denemedin.” Gerçekten de bunun doğruluğunu anladığınızda, kitabın da asıl amacını kavramış bulunuyorsunuz.
Birkaç not eklemek gerekirse: Yazarın anlatımı çok sade, başlarda biraz sıkıcı gelebiliyor fakat sonraları alışıyorsunuz, Herkese hitap edebilmenin bir gereği olduğundan böyle. Yazar, Bastian karakterini, zatürreden kaybettiği çok sevdiği bir arkadaşından esinlenerek yaratmış. Tolkien severlerin ilgisini çekecek bir nokta ise, Fantazya'da Morgul adında bir yer olması. Kitap Kabalcı Yayınevi'nden okuyuculara sunulmuş.
"Son"a geldik bir kere daha. Şu kalan birkaç kelimelik yeri de kendimle alakalı bir açıklamayla bitireyim: Benim adındaki mail adresim neredeyse son beş ay boyunca hizmet dışı kaldı ve bu süre içerisinde oraya gelen mail'lar da silindi. O yüzden attığınız mail'ları tekrar atmanızı istemek durumundayım. Kendinize iyi bakın...
| sevda baştan gitmiyor, sarılıp yatmayınca .. |
11 4 oVerDoSe