DEUS EX
Retro bilgisayarHaftanın başında Kamer'e geldiklerinde başlarına neler geleceğinden habersizdir iki genç. Gece gündüz Diablo 2 kasmaktan beyinleri sulanmış ve geyik yapmaktadırlar. Tam bu sırada Polat'ın Kamer kapısından hışımla girerek Deus Ex'i yazacaksınız demesiyle şaşkına dönen bu gençler sadece birkaç günlerinin olduğunu öğrenince iyice dumur olurlar ve başları önde olay mahalinden uzaklaşırlar. Bir anda o hafta içerisinde iki tane finallerinin olduğunu anımsayan gençler duraksarlar ama nasılsa yaparız edasıyla yollarına devam ederler. O günün gecesinde henüz her şey yolunda gitmektedir. Gayet masumane bir şekilde bilgisayarın başına geçer ve oyunu yüklerler. Ancak tam oyuna girerken elektrik idaresinden mors alfabesi misaliyle gelen kesilmeler, bilgisayarlarının power düzeneğine verdiği zararla o gece kabuslar görmelerine neden olur. Bilgisayar açılmamaktadır, sanırım mainboard yanmıştır ve yazarlar çaresizdir. Çaresiz gençler bir panik havasında oyunu kaptıkları gibi soluğu Kamer'de alırlar. Hemen CD'yi okuyan bir makine bulup başına geçerler. Unreal ve Quake karışımı bir motor üzerine oturtulmuş, gelecekte geçen, System Shock tarzında ve biraz da Thief kokan First Person Shooter-Role Playing Game türünde bir oyunla karşı karşıyayız. Yine birçok oyunda olduğu gibi tabii ki bu oyunda da iyiler ve kötüler var (bu oyunda UNATCO ve NSF). Fakat biz sadece iyi tarafta oynayabiliyoruz ve kötülere karşı verilen sonsuz savaşta tek başımıza tüm dünyayı kurtarıp mutlu oluyoruz. UNATCO için çalışan bir ajanı yönettiğimiz oyunda görevler alıyoruz, çeşitli silahlar kullanıyoruz ve gerçek bir ajan gibi tek başımıza ilerliyoruz. Hiç de iç açıcı olmayan ana menüye pek değinmeden direkt single player'a geçiyorum (zaten ana menüde anlaşılmayacak bir şey yok). Öncelikle new game dedikten sonraki karakterimizin özelliklerini belirlediğimiz ekrandan biraz bahsetmek istiyorum.
Bu ekranda karakterimizin görünüşü, kod adı, gerçek adı gibi şeylerin yanı sıra bir de skill tablosu var. Bu skill'lerin her birinin yanında untrained, trained, advanced ve master olmak üzere seviyeleri yazıyor. Bize önceden verilen skill point'lerimizi istediğimiz şekilde bu skill'lere dağıtabiliyoruz. Bu arada tahmin edebileceğiniz gibi herhangi bir skill'de bir seviye yükselmek için, önceki seviyeye çıkmakta harcadığınız skill point'ten daha fazlasını harcıyorsunuz ve bu her seviyede katlanarak artıyor. Bunu niye mi anlattım? Çünkü bir skill'de level atlamak Diablo'daki gibi değil, Might and Magic'teki gibi (okuyucuya örnek vermek iyi olur değil mi?). Ayrıca istersek her hangi bir skill için harcadığımız tüm skill point'leri geri alabiliyoruz. Bunun için de ekranın alt kısmında downgrade tuşu bulunuyor.
Oyunun arabiriminden biraz bahsetmek istiyorum. Sol üst köşede karakterimizin ana sağlık durumu gösteriliyor. Onun hemen altında bir pusula ve sağ üst köşede de el fenerimizin durumu gözüküyor. Ekranın alt kısmında kullanabileceğimiz item'ların kısayolları bulunuyor. Sağ üst köşesindeki numaraya
-- Emrecan ÇAKIR remedy13@hotmail.com
Uzun
zamandır beklenen RPG türüne yeni bir sayfa basarak bu item'ları kullanıyoruz. Ayrıca inventory'mizi açıp sürükle bırak metoduyla bu kısayolları değiştirebiliyoruz. <<— Şimdi inventory'mizi açtığımızda ekranın üstünde bir takım düğmeler bulunuyor. Bunlar çok önemli. Inventory: Inventory'mizi görmek için. Burada üzerine tıkladığımız item'la ilgili ayrıntılı bilgi de bulabiliyoruz. Health: Karakterimizin kafasının, gövdesinin, kollarının ve bacaklarının sağlık durumlarını ayrı ayrı görmek için. Ayrıca burada vücudumuzun ayrı bölümlerini tek tek iyileştirebiliyoruz. Augs: Buradan da karakterimizin gözleri, derisi gibi daha ince sağlık detaylarını görüyoruz. Skills: Karakterimizin öğrenmiş olduğu skill'leri, seviyelerini ve kalan skill point'imizi gösterir. Goals/Notes: Buradan esas ve yan görevlerimizi ayrıca bu görevlerle ilgili edindiğimiz bilgileri görüyoruz. Conversations: O ana kadar kiminle ne konuşma yaptıysak hepsini görmek için. Images: Oynadığımız bölümün haritasını görmek için. Add note tuşuna basıp haritada herhangi bir noktaya tıklayarak o noktayla ilgili bir açıklama yazabiliyoruz (Bu özellik de M&M VIII'da vardı). Yine delete note tuşuyla bu notları silebiliyoruz. Logs: O ana kadar yaptığınız her türlü hareketi görmek için. Oyun aslında genel olarak Thief'e çok benziyor. Herhangi bir şeye yaklaştığınız zaman eğer yapılabilecek bir şey varsa o şey kare içinde highlight oluyor ve use'la gerekeni yapıyoruz. Yerde gördüğünüz birçok şeyi alabiliyorsunuz ve sonradan kullanıyorsunuz; bu nedenle her tarafı araştırmadan ilerlemeyin. Her türlü varili ve kutuyu kırın. Öldürebileceğiniz herkesi öldürün. Öldürdükten sonra cesetlerin üzerine bakmayı da unutmayın. Use tuşuyla cesede ilk tıkladığımızda cesedin ve üzerinden alabileceğimiz şeyleri görüyoruz. İkinci tıklayışımızda ise cesedi sırtımıza alıyoruz. Oyunda çoğu zaman göreviniz süresince cesetleri gözükmeyecek yerlere taşımanız, ışıkları yakmamanız ve sessiz yürümeniz gibi titizlikler gerekiyor. Çünkü düşmanlarınız en ufak bir hatanızda sizi fark ediyor. Oyunda çöp poşetlerini, kutuları, varilleri de taşıyabiliyoruz. Yani görevimizi tamamlamak için etraftaki her şeyi kullanıyoruz. İlerlerken aceleci davranmayın, düşmanlarınızın konuşmalarına kulak misafiri olabiliyorsunuz ve bu gerçekten işinize yarıyor. Bu nedenle yavaş ve emin ilerleyin.
Oyuna girdiğimizde karşımıza çıkan demoda iki adamın hararetli muhabbetlerine şahit oluyoruz.
Anlatılanlardan havada bulunan bulaşıcı bir virüsün varlığını ve insanlara neler yaptığını öğreniyoruz ve hemen işe koyuluyoruz tabii ki. Oyun Özgürlük Anıtı'nın bulunduğu Liberty Island'da, bir pistol, charger ve medikit'le maceramıza başlıyoruz. Gelen mesajdan da anlayabileceğimiz gibi görevimiz rehin tutulan UNATCO ajanlarından birini kurtarmak. Bize sunulan üç silahtan birini seçtikten sonra bulunduğumuz south dock'tan dışarı çıkıyoruz. (bu arada daha önce de söylediğim gibi çöp tenekelerini ve kutuları kırmayı unutmayın). Karşımıza çıkan soluk mu? Cevabı bu satırlarda.
düşmanları öldürerek Özgürlük Anıtı'na ulaşmaya çalışıyoruz. Kurtarmamız gereken ajan Özgürlük Anıtı'nın en üst katında bulunuyor. Onu kurtardıktan sonra yine bu adada bulunan UNATCO Headquarters'a gidiyoruz ve rapor veriyoruz. Burada oyunda ilerleyen safhalarda kullanacağımız birçok item'ın tam olarak neye yaradığını da öğrendikten sonra north dock'a gidiyoruz ve orada dock görevlisi ile konuşuyoruz. Yakalamamız gereken geminin kalktığını öğrendikten sonra tekrar south dock'a gidiyor ve bota atlayıp ikinci bölüme geçiyoruz. İkinci bölümdeki görevimiz ise Battery Metro'sundaki hostesleri kurtarıp Castle Clinton'a götürmek ve yine Castle Clinton'da Ambrosia'nın çalınan barrel'ını bulmak. Yine bir dock'da başlıyoruz ve sağa doğru ilerlerken bir polis, terörist çatışmasına rastlıyoruz. Polislere yardım ediyor ve tüm teröristleri temizliyoruz. Bu arada öldürdüğünüz teröristlerin birinin üzerinden ilk bölümlerde size çok yardımcı olabilecek bir shotgun çıkıyor, onu mutlaka bulun, alın, kullanın. Çatışmadan çıkıyoruz ve polis barikatlarını aşıp yine teröristlerle tek başımıza Rambo gibi savaşıyoruz (insanlar hala ne zevk alır böyle oyunlardan?). Etraftaki bütün teröristleri temizledikten sonra ortadaki binanın alt katına iniyor ve ilk görevimizi tamamlamakta kullanacağımız eşyayı alıyoruz. Buradan çıkıyor ve Battery metrosuna gidiyoruz. Yine ufak bir çatışmanın ardından rehineleri metroya bindiriyor ve birlikte Clinton Castle'a gidiyoruz. Oyun boyunca aldığımız görevler genelde bu tarzda (onu öldür, bunu öldür, şunu bul, buraya getir, aferin). Görevleri tamamladığımızda ya da önemli bir hareket yaptığımızda (gizli bir yeri keşfetmek gibi) skill point kazanıyor ve bunları istediğimiz gibi dağıtıyoruz. Böylece oyun biraz da olsa RPG havasını yakalıyor.
Karizmatik karakter yaratıyoruz.. Ders 1
ve, Ne olursa olsun, tuvalete çıkılmamalıdır. Alanma
Oyunun genelinde dikkate almanız gereken bazı şeyler var. Düşmanlarınızı kafalarından vurmaya çalışın. Tek vuruşta öldürmek gerçekten fark ediyor çünkü mermileriniz çok hızlı tükeniyor. Çok az koşmayı kullanın. Genelde sessiz ve yavaş yürüyün. Adım sesinizi duyan düşman hiç ummadığınız bir yerden gelebiliyor. Eğilerek yürüyün ve düşmanlarınızın uzaktan sizi görememesini sağlayın, onlara yaklaşabildiğiniz kadar yaklaşıp isabetli vuruşlar yapın. Hatta iyice yaklaşıp arkasından bıçaklamanız en iyisi (sessiz ve profesyonelce). Çok büyük çatışmalar olmadıkça öldürdüğünüz teröristlerin cesetlerini görülmeyecek yerlere taşıyın. Etraftaki her türlü aleti kullanın. Kutuları üst üste koyarak zıplayamayacağınız yerlere zıplayın (bu iş için çok uzaklardan kutu taşımanız bile gerekebiliyor). Rastlayacağınız TNT kutularını da düşmanlarınızı öldürmek için kullanabilirsiniz. Attığınızda patlıyorlar, ancak çok yakınınıza düşerse siz de zarar alıyorsunuz. Water Refreshment'lardaki bütün suyu için, bulduğunuz çikolataları mutlaka yiyin. Sizi biraz da olsa iyileştiriyorlar. Gazoz ve şarapları da için ama fazla şarap içmeyin ekran kararıyor ve saçmalıyorsunuz (Biz eskiden Redneck Rampage'da içip içip sarhoş olurduk. Ah eski günler!). Biocell bulursanız mutlaka alın. Bu da ne ki? Demeyin, el fenerinizi ve başka elektrikle çalışan aletlerinizi şarj etmeye yarıyor. Her türlü su birikintisine girin ve yüzen kutuları da kırın, bunlardan genelde biocell ve ammo çıkıyor. Suyun dibindeki şeyleri de almayı unutmayın. Yani anlayacağınız haritada gidilmedik yer bırakmayın, her şeyi kırın, dökün, araştırın. Konuşabileceğiniz herkesle konuşun. İlerleyen bölümlerde bir odanız ve bilgisayarınız oluyor. Buradan size gelen e-mail'lara bakabiliyorsunuz. Mutlaka arada bir kontrol edin faydalı şeyler çıkıyor. Etrafta bulduğunuz datacell'leri okuyun ve bir yere not alın. Bunlar diğer ajanların login ve password'leri. Böylece arkadaşlarımızın e-mail'larına da bakabiliyoruz. Oyun genel hatlarıyla böyle bir şey. Kurgu olarak şu an piyasadaki birçok oyuna benziyor ve oynanış da pek farklı değil. Ancak grafiklerinin ve müziklerinin gerçekten güzel olması (Unreal'ın müziklerini sevmiş miydiniz?) oyunun artıları. Zamanınız bolsa ve bu tür oyunları seviyorsanız (System Shock, Thief serisi) sakın kaçırmayın. Bu arada oyunda bana çok yardımcı olan Serdar Gezgin'e teşekkür ediyorum. Dediler ve yazılarını bitirdiler. Yapacak bir şey kalmamıştı. Beşiktaş'ın sokaklarındaki uğultuya karışıp gelecek aya kadar gözden kayboldular. Tıpkı diğerleri gibi..
vermeden oyunu seri katil olursunuz.
çıkarmayın"